Geçen yazımda Fransa’yı nasıl yeneceğimiz ayrıntılı şekilde anlatmıştım. Savunmasıyla ün yapan bir takım olduğumuzu daha ilk yarıda kanıtlayınca başka bir şeye zaten gerek kalmadı ve maçı farklı kazanarak çeyrek final biletini aldık. Fransa maçına çıkarken korkmamız gereken rakibin atletik yetenekleri ve tempoyu hızlandırdığı anlarda bulduğu kolay sayılardı. Ama daha ilk çeyrekte görüldü ki Fransa maça çıkmadan yenilgiyi kabullenmişti. Bu maç her yönüyle tam bir takım olan Türkiye ile takım olmayı başaramamış Fransa arasında oynanınca bu fark kaçınılmazdı. Tanjevic Fransa’nın hızını kesmek için her şeyi yapmıştı. Batum ve Gelabale’yi azdırmamak çok önemliydi. Oyun kurucusu olmayan ve De Colo ile bu açığı kapatmak isteyen Fransızlar maçın başında oyun kurucularımızın topa yaptığı müthiş baskıyla zaten istedikleri hücumları yapamadı. Buna pota altında zaten sürekli kaçak güreşen ve dışarı kaçan Diaw’ı da Ömer Aşık ve Semih ile bitirmemiz eklenince 20 dakika sonunda galibiyeti garantilemiştik. Hız kesmek için bugüne kadar fazla tanık olmadığımız bir yöntem olan atılan bütün bauns paslara ayakla müdahale etmek bile işe yaradı.
İki takımı yan yana koyunca zaten rakibimize göre her pozisyonda üstün olduğumuzu biliyorduk. Bunu disiplinden kopmadan maç boyunca uygulayan milli takımımız ise Fransa’ya gösterdi. Maçın ilk periyodunda Kerem ve Ömer Onan’ın baskısıyla sayı yemediğimiz gibi turnuvanın başından beri en yüksek yüzdesiyle oynayan Hidayet’in dış şutlarıyla arayı açtık. İkinci periyotta Fransa havlu atmaya başladı ve biz de oyuna sonradan giren Kerem Gönlüm ve özellikle Sinan Güler’in skora katkısı rahatlamamızı sağladı. İkinci 20 dakikaya başlarken atılacak son barutunu kullanmaya çalışan Fransa karşısında Hidayet’in akıllı oyunu ve Sinan’in inanılmaz enerjisi ve attığı turnikelerle maçı bitirdik. Sonrası ise Slovenya maçını düşünerek ve seyirciye şov izleterek geçti.
Fransa’yı beklediğimizden kolay yenmemiz bizi yanıltmamalı. Beni sevindiren savunma disiplininden ne olursa olsun kopmamamız ve artık bunu alışkanlık haline getirmemiz oldu. Ersan ve Hidayet gibi iki önemli hücum opsiyonu elimizde varken bu savunmamızla zaten işi bitiririz. Sinan Güler için ne söylemeli bilmiyorum. Çalışarak ve her geçen sezon üzerine bir şeyler koyarak nasıl yıldız olunucağını bizlere gösterdi. Basketbola ilk başladığı yıllarda neredeydi şimdi nerede? Bravo sana Sinan, sadece 17 sayı attığın için değil mangal gibi yüreğinle takıma örnek olduğun için. Kerem Tunçeri sakatlanında oyun kurucu olarak oynaması ve süper performans göstermesi ise cabası. Ne de olsa Türk Basketbol Tarihinin en iyi guardlarından birinin oğlu o, bırakın da 10 dakika oyun kurucu oynayabilsin, bu genlerinde var.
Fransa kolay oldu ve benim senaryo işlemeye devam ediyor. Şimdi rakip Slovenya ve o kadar kolay olmayacak. Turnuva başından beri en çok onları izleme şansı buldum. Bu sefer uzun yıllardır yaşadıkları hayal kırıklıklarını unutmuş ve madalyaya konsantre olmuş durumdalar. Çok yetenekli oyuncuları her zaman vardı ama bir türlü milli takımda takım olmayı beceremiyorlardı. Bir de savunmada hep yumuşak kalıyorlardı ki bence aynı hastalık burada da devam ediyor.
Slovenya, Nesterovic ve Smodis gibi büyük yıldızları varken yapamadığını şimdi takım olmaya çalışarak yapmaya çalışıyor. Bu uğurda Lakovic gibi takımın en kariyerli oyuncusu olmasına rağmen savunmada istenilen performansa ulaşamayn bir isim bile az dakika alabiliyor. Eleme turunda Avustralya’yı farklı yenerken süper oynadılar ama rakip zaten kötü durumdaydı. Grupta en etkileyici performansları Hırvatistan’ı yendikleri maçta gösterdiler. Dragic bu takımın lideri ve onun akıllı kurgusuyla hücumda yürüyebiliyorlar. Ona mutlaka Fransız guard’lara yaptığımız baskıyı maç boyunca yapmalıyız. Lakovic yeri geldiğinde büyük tehlike ve Nachbar hırslı olmaması nedeniyle bizi korkutmamalı. Uzun rotasyonunda biz daha iyi oyunculara sahibiz. Brezec – Vidmar - Slokar üçlüsüne karşılık Ömer Aşık – Semih - Oğuz Savaş ve Kerem Gönlüm ile bu bölgede kuş uçurtmayız. İlk tercihleri olan Brezec çabuk faul yapan ve üzerine gidilince sinirlenen bir oyuncu, bunu kullanmalıyız.
Gelelim savunmadaki yumuşaklıklarına, işte bize maçı kazandıracak altın anahtar bu. Turnuvanın başından beri savunmamızla standartların üzerine çıkmıştık. Şimdi çeyrek finalde seyirci desteğini de arkamıza alarak aynı agresiflikte savunma yapmalı ve rakibin üstüne üstüne gitmeliyiz. Dış şutlara güvenirsek hayal kırıklığına uğrayabiliriz. Mutlaka topu pota altına indirmeliyiz. Dikkat etmemiz gerek en önemli nokta ise rakibin 3 sayılık atış yüzdesi…
Yarı finale kalacağımızı ve İspanya ile oynayacağımızı düşünüyorum. Ama bunu başarmamız için bir an bile savunmamızda kemerleri gevşetmemeliyiz.
İki takımı yan yana koyunca zaten rakibimize göre her pozisyonda üstün olduğumuzu biliyorduk. Bunu disiplinden kopmadan maç boyunca uygulayan milli takımımız ise Fransa’ya gösterdi. Maçın ilk periyodunda Kerem ve Ömer Onan’ın baskısıyla sayı yemediğimiz gibi turnuvanın başından beri en yüksek yüzdesiyle oynayan Hidayet’in dış şutlarıyla arayı açtık. İkinci periyotta Fransa havlu atmaya başladı ve biz de oyuna sonradan giren Kerem Gönlüm ve özellikle Sinan Güler’in skora katkısı rahatlamamızı sağladı. İkinci 20 dakikaya başlarken atılacak son barutunu kullanmaya çalışan Fransa karşısında Hidayet’in akıllı oyunu ve Sinan’in inanılmaz enerjisi ve attığı turnikelerle maçı bitirdik. Sonrası ise Slovenya maçını düşünerek ve seyirciye şov izleterek geçti.
Fransa’yı beklediğimizden kolay yenmemiz bizi yanıltmamalı. Beni sevindiren savunma disiplininden ne olursa olsun kopmamamız ve artık bunu alışkanlık haline getirmemiz oldu. Ersan ve Hidayet gibi iki önemli hücum opsiyonu elimizde varken bu savunmamızla zaten işi bitiririz. Sinan Güler için ne söylemeli bilmiyorum. Çalışarak ve her geçen sezon üzerine bir şeyler koyarak nasıl yıldız olunucağını bizlere gösterdi. Basketbola ilk başladığı yıllarda neredeydi şimdi nerede? Bravo sana Sinan, sadece 17 sayı attığın için değil mangal gibi yüreğinle takıma örnek olduğun için. Kerem Tunçeri sakatlanında oyun kurucu olarak oynaması ve süper performans göstermesi ise cabası. Ne de olsa Türk Basketbol Tarihinin en iyi guardlarından birinin oğlu o, bırakın da 10 dakika oyun kurucu oynayabilsin, bu genlerinde var.
Fransa kolay oldu ve benim senaryo işlemeye devam ediyor. Şimdi rakip Slovenya ve o kadar kolay olmayacak. Turnuva başından beri en çok onları izleme şansı buldum. Bu sefer uzun yıllardır yaşadıkları hayal kırıklıklarını unutmuş ve madalyaya konsantre olmuş durumdalar. Çok yetenekli oyuncuları her zaman vardı ama bir türlü milli takımda takım olmayı beceremiyorlardı. Bir de savunmada hep yumuşak kalıyorlardı ki bence aynı hastalık burada da devam ediyor.
Slovenya, Nesterovic ve Smodis gibi büyük yıldızları varken yapamadığını şimdi takım olmaya çalışarak yapmaya çalışıyor. Bu uğurda Lakovic gibi takımın en kariyerli oyuncusu olmasına rağmen savunmada istenilen performansa ulaşamayn bir isim bile az dakika alabiliyor. Eleme turunda Avustralya’yı farklı yenerken süper oynadılar ama rakip zaten kötü durumdaydı. Grupta en etkileyici performansları Hırvatistan’ı yendikleri maçta gösterdiler. Dragic bu takımın lideri ve onun akıllı kurgusuyla hücumda yürüyebiliyorlar. Ona mutlaka Fransız guard’lara yaptığımız baskıyı maç boyunca yapmalıyız. Lakovic yeri geldiğinde büyük tehlike ve Nachbar hırslı olmaması nedeniyle bizi korkutmamalı. Uzun rotasyonunda biz daha iyi oyunculara sahibiz. Brezec – Vidmar - Slokar üçlüsüne karşılık Ömer Aşık – Semih - Oğuz Savaş ve Kerem Gönlüm ile bu bölgede kuş uçurtmayız. İlk tercihleri olan Brezec çabuk faul yapan ve üzerine gidilince sinirlenen bir oyuncu, bunu kullanmalıyız.
Gelelim savunmadaki yumuşaklıklarına, işte bize maçı kazandıracak altın anahtar bu. Turnuvanın başından beri savunmamızla standartların üzerine çıkmıştık. Şimdi çeyrek finalde seyirci desteğini de arkamıza alarak aynı agresiflikte savunma yapmalı ve rakibin üstüne üstüne gitmeliyiz. Dış şutlara güvenirsek hayal kırıklığına uğrayabiliriz. Mutlaka topu pota altına indirmeliyiz. Dikkat etmemiz gerek en önemli nokta ise rakibin 3 sayılık atış yüzdesi…
Yarı finale kalacağımızı ve İspanya ile oynayacağımızı düşünüyorum. Ama bunu başarmamız için bir an bile savunmamızda kemerleri gevşetmemeliyiz.





















