Ülkemizde takım sporlarında ulaşılmış en büyük başarılardan birini voleybolda Avrupa şampiyonlar Ligi şampiyonu olan Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom kazandı. Bütün sezon boyunca medyanın ilgisi yıldızlar topluluğu Fenerbahçe Acıbadem'in üzerinde iken tüm maçlarını kazanarak yoluna devam eden Vakıfbank 12'de 12 yaparak şampiyon oldu. Bu şampiyonlukta emeği geçen herkesi kutluyorum ve sonuna kadar hak ettikleri bir kupa kazandıklarını söylemek istiyorum.
Aslında yarı final maçı sporda her zaman takım olmayı başaranın kazandığını bize bir kez daha gösterdi. Fenerbahçe Acıbadem geçen sezon tüm maçlarını kazandıktan sonra sadece finalde Bergamo'ya 3-2 yenilerek kupayı kaybetmişti. Bu maçtan sonra ligde şampiyon olmalarına rağmen başarısız kabul edilen antrenör Jan De Brandt görevden alınırken yerine dünyanın en iyi antrenörü ( kime ve neye göre) Ze Roberto getirildi ve hatalar zinciri burada başladı. Ülkemizi tanıyan ve Ze Roberto'nun 2 kez yenildiği Vakıfbank'ı final serisinde 3-0 ile geçen takımı çalıştıran Jan De Brandt elinde bu yılla mukayese edilemeyecek kadar dar bir kadroyla bunu başarmıştı. Tamam Gamova takımdaydı ama özellikle orta oyuncu sıkıntısı yüzünden zor rakiplere karşı etkili olunamıyordu. Geçen sezon sadece 1 kez yenilen ve şampiyon olan takıma bakın, bir de bu sezon Ze Roberto'ya sağlanan imkanlara ve kadroya…
Geçen sezon pasör orta seviyede Frauke Dirickx ve hücumda alternatif vasat bir oyuncu olan Alice Blom. Bu kadro tek yenilgiyle sezonu kapatırken bu sezonki takımda adeta bir dünya karması oluşturuldu. Pasör Olimpiyat şampiyonu Brezilya'dan Fofao, orta oyuncu Dünya şampiyonasının en iyi blokçusu Fürst, pasör çaprazında Polonya'nın yıldızı Kasia ve Dünya Şampiyonu Rusya'nın en iyi hücumcusu Sokolova. Bu takımda un var, yağ var, şeker var ama ne yazık ki helva yapacak adam yok. Ze Roberto geçen sezonun üstüne tek tuğla koyamadı hatta elindeki mirası da yedi bitirdi. Kariyeri bizi ilgilendirmez Türkiye'ye gelen ne kariyerli teknik adamlar kuyruğunu kıstırıp gitti. Brezilya'lı artık çağın gerisinde kalan anlayışı ve kimse kusura bakmasın tembelliği ile başarısız oldu.
Sporda en iyileri bir araya toplayarak şampiyon olmayı deneyenler çoğunlukla hüsranla karşılaşmıştır. Önemli olan birbirine uyumlu parçaları bir araya getirerek bir takım oluşturmayı başarmaktır. Parayla oyuncu alırsınız, antrenör alırsınız, hatta final organizasyonu alırsınız ama takım alamazsınız. Takım yapmayı başarmak için para kadar yürekli oyuncular da gerekir. Lejyonerler bu hırs ve istekle oynamazlar, Sokolova ve Fofao sanki bir kulübün en kritik maçını değil de sıradan bir maç oynarcasına sahada dolaştılar. Rus yıldız Sokolova geldiği günden bu yana tek büyük maçta oynamadı. Zaten iyi bir takım içinde tamamlayıcı parça olmasından başka özelliği olmayan ve bir winner olamayan bu oyuncuyu almak en büyük hataydı. Gamova neden buradan kaçtı gitti kimse bunu sorgulamadı. Eğer Gamova bu kadroyla birlikte oynasaydı inanın rakipleri nefes bile alamazdı.
Bir voleybol takımında en önemli oyuncu pasördür ve bir takım pasörü kadar oynar. Fofao artık fiziksel özelliklerini kaybettiği bir yaşta (41) ve kendini fazla sıkmadan ve aslında maç umurunda olmadan oynuyor. Oysa alternatifi olarak Türk Milli takımının pasorü Naz kadroda ama Ze Roberto bunu göremiyor.
Vakıfbank bu bütünü oluşturmayı başardı. Onların da düşük bütçeli bir takım olmadığı gerçek ama hem bir yabancı fazla oynayan Acıbadem'i yenerken bütün oyuncuların görevini yapması ve savaşarak yenilgiyi kabul etmemesi onlara zaferi getirdi. Glinka süper bir yıldız ve 33 yaşında olmasına rağmen gerçek bir winner. Yani başınız sıkışınca topu gözünüz kapalı ona atabilirsiniz. Bu özellikte dünyada 3-4 tane oyuncu var zaten ( Neslihan, Gamova, Sheila ) Glinka bu yıl kadroya katılan tek yeni isim. Eğer Neslihan kalsaydı zaten o da alınmayacaktı. Takımda Nikolic ve Poljak'ın 2. sezonları. Ayrıca şampiyonlukta önemli rolü olan ikizlerin de her sezon voleybollarını geliştirmeleri ve ateşleyici rol oynamalarını da unutmamalı. Burada istikrarın ve önemli oyuncuları elinden kaçırmamanın önemi ortaya çıkıyor. Kaçırsanız bile o dişliyi doğru seçerek makinenin işleyişini bozmamalısınız. Vakıfbank geçen sezon başladığı hamleyi devam ettirerek sistemi oturttu ve bu sisteme göre transfer yaptı. Fenerbahçe Acıbadem ise sistemsizliğin kurbanı oldu. Jan De Brandt kalsaydı belki de sistem değişmeyecek ve alınan oyuncular farklı olacaktı. Bu noktada şunu da belirtmek zorundayım transferi antrenör yerine hevesli yöneticiler yaparsa ortaya çıkan tablo böyle olur.
Olaya başka taraftan bakalım ve herkes " Ah yazık oldu, Acıbadem bu kadar yatırım yaptı" diye sızlanırken aslında sadece parayı verip kenara çekilerek seyretmesi gerekenlerin transferi kendileri belirlemek gibi işlere girmeleri nedeniyle tam tersine zarar verdiklerini söyleyelim. Ayrıca her fırsatta ve her mecrada " Bu kadar para harcadık, bu yıldızlar karşılığını vermeli, hatta set bile vermemelerini istiyoruz" diye açıklamalar yaparsanız oyuncuların üstünde inanılmaz bir baskı da kurmuş ve yine takımı olumsuz etkilemiş olursunuz. Bu aşamada Ömer Seyfettin'in "Diyet" hikayesini herkese tavsiye ederim.
Sonuçta sporda yenmek de var yenilmek de, önemli olan idari ve teknik olarak az hata yaparak o maçlara takımı hazırlamak. Fenerbahçe işte bu hataların kurbanı oldu. Her sporda aynıdır: Yüreğiyle oynayan ve sistemi olan kazanır.
Aslında yarı final maçı sporda her zaman takım olmayı başaranın kazandığını bize bir kez daha gösterdi. Fenerbahçe Acıbadem geçen sezon tüm maçlarını kazandıktan sonra sadece finalde Bergamo'ya 3-2 yenilerek kupayı kaybetmişti. Bu maçtan sonra ligde şampiyon olmalarına rağmen başarısız kabul edilen antrenör Jan De Brandt görevden alınırken yerine dünyanın en iyi antrenörü ( kime ve neye göre) Ze Roberto getirildi ve hatalar zinciri burada başladı. Ülkemizi tanıyan ve Ze Roberto'nun 2 kez yenildiği Vakıfbank'ı final serisinde 3-0 ile geçen takımı çalıştıran Jan De Brandt elinde bu yılla mukayese edilemeyecek kadar dar bir kadroyla bunu başarmıştı. Tamam Gamova takımdaydı ama özellikle orta oyuncu sıkıntısı yüzünden zor rakiplere karşı etkili olunamıyordu. Geçen sezon sadece 1 kez yenilen ve şampiyon olan takıma bakın, bir de bu sezon Ze Roberto'ya sağlanan imkanlara ve kadroya…
Geçen sezon pasör orta seviyede Frauke Dirickx ve hücumda alternatif vasat bir oyuncu olan Alice Blom. Bu kadro tek yenilgiyle sezonu kapatırken bu sezonki takımda adeta bir dünya karması oluşturuldu. Pasör Olimpiyat şampiyonu Brezilya'dan Fofao, orta oyuncu Dünya şampiyonasının en iyi blokçusu Fürst, pasör çaprazında Polonya'nın yıldızı Kasia ve Dünya Şampiyonu Rusya'nın en iyi hücumcusu Sokolova. Bu takımda un var, yağ var, şeker var ama ne yazık ki helva yapacak adam yok. Ze Roberto geçen sezonun üstüne tek tuğla koyamadı hatta elindeki mirası da yedi bitirdi. Kariyeri bizi ilgilendirmez Türkiye'ye gelen ne kariyerli teknik adamlar kuyruğunu kıstırıp gitti. Brezilya'lı artık çağın gerisinde kalan anlayışı ve kimse kusura bakmasın tembelliği ile başarısız oldu.
Sporda en iyileri bir araya toplayarak şampiyon olmayı deneyenler çoğunlukla hüsranla karşılaşmıştır. Önemli olan birbirine uyumlu parçaları bir araya getirerek bir takım oluşturmayı başarmaktır. Parayla oyuncu alırsınız, antrenör alırsınız, hatta final organizasyonu alırsınız ama takım alamazsınız. Takım yapmayı başarmak için para kadar yürekli oyuncular da gerekir. Lejyonerler bu hırs ve istekle oynamazlar, Sokolova ve Fofao sanki bir kulübün en kritik maçını değil de sıradan bir maç oynarcasına sahada dolaştılar. Rus yıldız Sokolova geldiği günden bu yana tek büyük maçta oynamadı. Zaten iyi bir takım içinde tamamlayıcı parça olmasından başka özelliği olmayan ve bir winner olamayan bu oyuncuyu almak en büyük hataydı. Gamova neden buradan kaçtı gitti kimse bunu sorgulamadı. Eğer Gamova bu kadroyla birlikte oynasaydı inanın rakipleri nefes bile alamazdı.
Bir voleybol takımında en önemli oyuncu pasördür ve bir takım pasörü kadar oynar. Fofao artık fiziksel özelliklerini kaybettiği bir yaşta (41) ve kendini fazla sıkmadan ve aslında maç umurunda olmadan oynuyor. Oysa alternatifi olarak Türk Milli takımının pasorü Naz kadroda ama Ze Roberto bunu göremiyor.
Vakıfbank bu bütünü oluşturmayı başardı. Onların da düşük bütçeli bir takım olmadığı gerçek ama hem bir yabancı fazla oynayan Acıbadem'i yenerken bütün oyuncuların görevini yapması ve savaşarak yenilgiyi kabul etmemesi onlara zaferi getirdi. Glinka süper bir yıldız ve 33 yaşında olmasına rağmen gerçek bir winner. Yani başınız sıkışınca topu gözünüz kapalı ona atabilirsiniz. Bu özellikte dünyada 3-4 tane oyuncu var zaten ( Neslihan, Gamova, Sheila ) Glinka bu yıl kadroya katılan tek yeni isim. Eğer Neslihan kalsaydı zaten o da alınmayacaktı. Takımda Nikolic ve Poljak'ın 2. sezonları. Ayrıca şampiyonlukta önemli rolü olan ikizlerin de her sezon voleybollarını geliştirmeleri ve ateşleyici rol oynamalarını da unutmamalı. Burada istikrarın ve önemli oyuncuları elinden kaçırmamanın önemi ortaya çıkıyor. Kaçırsanız bile o dişliyi doğru seçerek makinenin işleyişini bozmamalısınız. Vakıfbank geçen sezon başladığı hamleyi devam ettirerek sistemi oturttu ve bu sisteme göre transfer yaptı. Fenerbahçe Acıbadem ise sistemsizliğin kurbanı oldu. Jan De Brandt kalsaydı belki de sistem değişmeyecek ve alınan oyuncular farklı olacaktı. Bu noktada şunu da belirtmek zorundayım transferi antrenör yerine hevesli yöneticiler yaparsa ortaya çıkan tablo böyle olur.
Olaya başka taraftan bakalım ve herkes " Ah yazık oldu, Acıbadem bu kadar yatırım yaptı" diye sızlanırken aslında sadece parayı verip kenara çekilerek seyretmesi gerekenlerin transferi kendileri belirlemek gibi işlere girmeleri nedeniyle tam tersine zarar verdiklerini söyleyelim. Ayrıca her fırsatta ve her mecrada " Bu kadar para harcadık, bu yıldızlar karşılığını vermeli, hatta set bile vermemelerini istiyoruz" diye açıklamalar yaparsanız oyuncuların üstünde inanılmaz bir baskı da kurmuş ve yine takımı olumsuz etkilemiş olursunuz. Bu aşamada Ömer Seyfettin'in "Diyet" hikayesini herkese tavsiye ederim.
Sonuçta sporda yenmek de var yenilmek de, önemli olan idari ve teknik olarak az hata yaparak o maçlara takımı hazırlamak. Fenerbahçe işte bu hataların kurbanı oldu. Her sporda aynıdır: Yüreğiyle oynayan ve sistemi olan kazanır.





















