Önce futbol: Manchester City şampiyon!
Bir futbol takımı düşünün 44 yıldır şampiyon olamıyor. Üstüne üstlük en büyük rakipleri son 20 yıldır dünyanın en istikrarlı ve başarılı futbol takımı. Siz yıllardır orta sıralarda gazozuna maç yaparken ezeli rakibiniz şampiyonluk üstüne şampiyonluk, kupa üstüne kupa kazanıyor. Siz de uzaktan biraz imrenerek çokça kıskanarak onların zaferlerini izliyorsunuz.
Ta ki bu sezona kadar... Nihayet artık sizin de petrol milyarderi patronlarınız, yıldız oyuncularınız var. Son maça çıkarken de lider durumdasınız, kendi sahanızda küme düşme potasında sallanıp duran QPR' la oynayacaksınız. Tribünler dolu, saha güzel, takım tam kadro. İlk yarı tam da istediğiniz gibi 1-0 üstünlüğünüzle sona eriyor. İkinci yarının başında rakip ilk defa sizin sahanıza geliyor ve... O da ne top ağlarınızda! Şans bu ya topun gireceği varmış. Ama olsun daha çok süre ve atılacak gol var. Taraftar sesini daha da artırıyor, üstüne üstlük rakip takımın gaddarlığıyla meşhur oyuncusu kırmızı kartla oyundan atılıyor. Artık şampiyonluğun önünde hiçbir engel yok... Ama o da ne ikinci kez geldiler ve top yine ağlarınızda, olacak iş değil! Zaten 3 kere geldiler ikisi gol biri ofsayt oldu! Tribünlerde ağlayanlar mı istersin, dövünenler mi, boş boş sahaya bakanlar mı? Büyük ve derin bir sessizlik. Elinden oyuncağı alınmış çocukları andıran binlerce kişi. Takım kafa olarak tamamen dağılmış durumda bilinçsizce saldırmaya çalışıyor. Direnci artan rakip daha sert, daha inatçı savunma yapmaya başlıyor. Dakikalar ilerledikçe siz dağılmaya yüz tutuyorsunuz onlar ise daha da katılaşıyor. İşte uzatma dakikaları da gösterildi;5 dakika. 2. golden sonraki 25 dakika ne kadar da çabuk geçti! Artık tribündeki kimse kendini tutamıyor. Ağlayanlar, kendinden geçenler, küfür edenler, lanet okuyanlar! Fakat! o da ne? 18. kornerimizde nihayet ikinci gölümüzü buluyoruz dakika 91. Acaba... Acaba bir gol daha atar mıyız? Kalan 3 dakikada kanatlardan mı yüklensek, göbekten duvar paslarıyla mı gitsek? Duran top mu arasak? Uzaktan şutla mı şansımızı denesek? Bir insanın beyninden bir iki dakikada ancak bu kadar çok düşünce geçer. Siz bunları hesaplarken bir de bakmışsınız en pahalı transferiniz, formda golcünüz şampiyonluk gölünü atıyor! Evet 3-2 öndesiniz, inanılır gibi değil 3 dakikada 2 gol ve 44 yıl sonra gelen şampiyonluk...
Anlattıklarımı belki fazla masalsı, fazla romantik ya da abartılı bulabilirsiniz. Ama inanın dünkü maçı masalsı hatta destansı bir hale getiren o kadar çok done var ki; 44 yıllık şampiyonluk hasreti, 8 puan öndeyken 8 puan geriye düşmek sonrasında farkı kapatıp yine lider olmak, son maçta kendi sahanızdaki şampiyonluk maçının son 5 dakikasına yenik girip 3 dakikada 2 gol atmak...
Ülkemizdeki futbol ortamının ne halde olduğu hepimizin malumu... Çatışmalar, kavgalar, davalar... Bari uzaktan da olsa futbolun güzelliklerini izleyip hayallere dalalım, masallara karışalım!
Sonra basketbol: Peri Masalı
Manchester City maçı ile zaten iyice kıvama gelmiştim. İçimden bundan daha iyisi olmaz herhalde diye geçiriyordum. Olympiakos-CSKA maçı bittikten sonra ise ekrana boş boş bakarken: evet daha iyisi de olabilirmiş diye düşündüm!
Maç hakkında söylenecek çok şey var aslında ama sadece şu bile Olympiakos' un ne kadar mucizevi bir şeyi başardığını gösteriyor.
Euroleague sezonu başlarken Olympiakos top 16' ya kalamaz deniyordu top 16'ya kaldılar. Top 8' e kalamaz dendi top 8' e kaldılar. Top 8' de Siena' yı geçmeleri mucize dendi Siena' yı yenip Final Four' a kaldılar. Final Four ilk maçında Barcelona' yı yenmeleri söz konusu bile olamaz dendi Barcelona' yı yenip finale kaldılar. Veee finalde yıldızlar topluluğu CSKA' ya karşı şansları hiç yok kazanmaları mucizenin de ötesinde denildi. Onlar yine kazandılar. Üstelik öyle böyle bir galibiyet almadılar, Avrupa Basketbol tarihinin en güçlü ve dominant takımlarından birini 19 sayı geriden gelerek yendiler.
Tabi böyle destansı bir galibiyeti daha da epik hale getirmek için tek bir şey eksikti o da bir son saniye basketi! Sağ olsun Printezis bu isteğimizi kırmadı ve uzun yıllar unutulmayacak bu finale son noktayı koydu.
Bu Final Four' dan bizim almamız gereken ders fazla karmaşık değil aslında. Dört takımın ortak özelliklerine bakınca hepsinin çok üst düzey oyun kurucuları (Diamantidis, Huertas, Teodosic, Spanoulis) ve koçları (Barcelona dışında) olduğunu görebiliriz. Bizim takımlarımızın ise belki de en çok sıkıntı yaşadıkları pozisyonun oyun kurucu olduğunu düşünürsek Final Four ümitlerimizin neden çok erken sona erdiğini daha iyi anlayabiliriz.
Bir futbol takımı düşünün 44 yıldır şampiyon olamıyor. Üstüne üstlük en büyük rakipleri son 20 yıldır dünyanın en istikrarlı ve başarılı futbol takımı. Siz yıllardır orta sıralarda gazozuna maç yaparken ezeli rakibiniz şampiyonluk üstüne şampiyonluk, kupa üstüne kupa kazanıyor. Siz de uzaktan biraz imrenerek çokça kıskanarak onların zaferlerini izliyorsunuz.
Ta ki bu sezona kadar... Nihayet artık sizin de petrol milyarderi patronlarınız, yıldız oyuncularınız var. Son maça çıkarken de lider durumdasınız, kendi sahanızda küme düşme potasında sallanıp duran QPR' la oynayacaksınız. Tribünler dolu, saha güzel, takım tam kadro. İlk yarı tam da istediğiniz gibi 1-0 üstünlüğünüzle sona eriyor. İkinci yarının başında rakip ilk defa sizin sahanıza geliyor ve... O da ne top ağlarınızda! Şans bu ya topun gireceği varmış. Ama olsun daha çok süre ve atılacak gol var. Taraftar sesini daha da artırıyor, üstüne üstlük rakip takımın gaddarlığıyla meşhur oyuncusu kırmızı kartla oyundan atılıyor. Artık şampiyonluğun önünde hiçbir engel yok... Ama o da ne ikinci kez geldiler ve top yine ağlarınızda, olacak iş değil! Zaten 3 kere geldiler ikisi gol biri ofsayt oldu! Tribünlerde ağlayanlar mı istersin, dövünenler mi, boş boş sahaya bakanlar mı? Büyük ve derin bir sessizlik. Elinden oyuncağı alınmış çocukları andıran binlerce kişi. Takım kafa olarak tamamen dağılmış durumda bilinçsizce saldırmaya çalışıyor. Direnci artan rakip daha sert, daha inatçı savunma yapmaya başlıyor. Dakikalar ilerledikçe siz dağılmaya yüz tutuyorsunuz onlar ise daha da katılaşıyor. İşte uzatma dakikaları da gösterildi;5 dakika. 2. golden sonraki 25 dakika ne kadar da çabuk geçti! Artık tribündeki kimse kendini tutamıyor. Ağlayanlar, kendinden geçenler, küfür edenler, lanet okuyanlar! Fakat! o da ne? 18. kornerimizde nihayet ikinci gölümüzü buluyoruz dakika 91. Acaba... Acaba bir gol daha atar mıyız? Kalan 3 dakikada kanatlardan mı yüklensek, göbekten duvar paslarıyla mı gitsek? Duran top mu arasak? Uzaktan şutla mı şansımızı denesek? Bir insanın beyninden bir iki dakikada ancak bu kadar çok düşünce geçer. Siz bunları hesaplarken bir de bakmışsınız en pahalı transferiniz, formda golcünüz şampiyonluk gölünü atıyor! Evet 3-2 öndesiniz, inanılır gibi değil 3 dakikada 2 gol ve 44 yıl sonra gelen şampiyonluk...
Anlattıklarımı belki fazla masalsı, fazla romantik ya da abartılı bulabilirsiniz. Ama inanın dünkü maçı masalsı hatta destansı bir hale getiren o kadar çok done var ki; 44 yıllık şampiyonluk hasreti, 8 puan öndeyken 8 puan geriye düşmek sonrasında farkı kapatıp yine lider olmak, son maçta kendi sahanızdaki şampiyonluk maçının son 5 dakikasına yenik girip 3 dakikada 2 gol atmak...
Ülkemizdeki futbol ortamının ne halde olduğu hepimizin malumu... Çatışmalar, kavgalar, davalar... Bari uzaktan da olsa futbolun güzelliklerini izleyip hayallere dalalım, masallara karışalım!
Sonra basketbol: Peri Masalı
Manchester City maçı ile zaten iyice kıvama gelmiştim. İçimden bundan daha iyisi olmaz herhalde diye geçiriyordum. Olympiakos-CSKA maçı bittikten sonra ise ekrana boş boş bakarken: evet daha iyisi de olabilirmiş diye düşündüm!
Maç hakkında söylenecek çok şey var aslında ama sadece şu bile Olympiakos' un ne kadar mucizevi bir şeyi başardığını gösteriyor.
Euroleague sezonu başlarken Olympiakos top 16' ya kalamaz deniyordu top 16'ya kaldılar. Top 8' e kalamaz dendi top 8' e kaldılar. Top 8' de Siena' yı geçmeleri mucize dendi Siena' yı yenip Final Four' a kaldılar. Final Four ilk maçında Barcelona' yı yenmeleri söz konusu bile olamaz dendi Barcelona' yı yenip finale kaldılar. Veee finalde yıldızlar topluluğu CSKA' ya karşı şansları hiç yok kazanmaları mucizenin de ötesinde denildi. Onlar yine kazandılar. Üstelik öyle böyle bir galibiyet almadılar, Avrupa Basketbol tarihinin en güçlü ve dominant takımlarından birini 19 sayı geriden gelerek yendiler.
Tabi böyle destansı bir galibiyeti daha da epik hale getirmek için tek bir şey eksikti o da bir son saniye basketi! Sağ olsun Printezis bu isteğimizi kırmadı ve uzun yıllar unutulmayacak bu finale son noktayı koydu.
Bu Final Four' dan bizim almamız gereken ders fazla karmaşık değil aslında. Dört takımın ortak özelliklerine bakınca hepsinin çok üst düzey oyun kurucuları (Diamantidis, Huertas, Teodosic, Spanoulis) ve koçları (Barcelona dışında) olduğunu görebiliriz. Bizim takımlarımızın ise belki de en çok sıkıntı yaşadıkları pozisyonun oyun kurucu olduğunu düşünürsek Final Four ümitlerimizin neden çok erken sona erdiğini daha iyi anlayabiliriz.





















