Bu sene yapılan düzenlemeyle bir haftaya yayılan maç takvimi ile Spor Toto Türkiye Kupası daha adil ve izlenebilir bir hale getirildi. Geçen sezonlarda uygulanan 3 günde 3 maç garabetinin ardından finale çıkan takımlar, en azından ademoğlunun en temel hareketleri olan koşmak, zıplamak, yürümek gibi fiilleri bayılmadan yerine getirebiliyorlardı.
Çeyrek ve yarı final eşleşmelerine bakıldığı zaman Anadolu Efes, Fenerbahçe Ülker, Banvit'in oluşturduğu "ölüm grubu"na Tofaş'ın da dahil olması olayı ölüm grubundan "fatality" grubuna çevirdi. Diğer koldan Galatasaray Medical Park, Beşiktaş Milangaz eşleşmesinin oluşacağı zaten üç aşağı beş yukarı belliydi.
Herkes için sürpriz ise Banvit ve Beşiktaş Milangaz'ın final oynaması diyebiliriz. Aslında Anadolu Efes'in durumuna bakılınca Banvit'in turu geçmesi ne kadar sürprizdir tartışılır. Asıl şaşırtıcı olanın Beşiktaş Milangaz'ın, CSKA galibiyeti ile iyiden iyiye buldozer kıvamına gelmiş olan Galatasaray Medical Park'ı hem de geriden gelip elemesiydi.
Kupa boyunca çok ilginç şeyler oldu. Fenerbahçe Ülker Anadolu Efes maçında Batista ve Vidmar'ın birbirlerine nispet yaparcasına çılgın şut yüzdeleri ile toplamda 44 sayı atmaları başlı başına bir olaydı. Bu arada Batista'nın kariyerindeki en yüksek sayıyla oynadığı bu maçta şu gerçek tescillendi: Fenerbahçe Ülker uzunlarının savunmada verdiği katkı boyalı alana koyulacak bir sandalyeden biraz daha hallice! Bu konuyu birçok kişi sezon başından beri dile getiriyordu ama Batista'dan dahi %100 şut yüzdesiyle 25 sayı yemek her takımın harcı değil!
Beşiktaş Milangaz için aslında söylenecek çok şey var ama Aliağa maçına çıktıkları ilk beşe bakınca talihsizlik konusunda NBA'deki New Orleans'ın Türkiye temsilcisi gibi görünüyorlardı. Aliağa maçına çıkan ilk beş Arroyo-Serhat Çetin-Adam Morrison-Barış Hersek-Mensah Bonsu'dan oluşuyordu. Çok değil bundan birkaç ay önce izlediğim bir Avrupa Kupası maçına Deron Williams-Kemp- David Hawkins-Erceg-Semih Erden beşiyle çıktıklarını düşünürsek, bu kadar çok oyuncu değişimine rağmen takımı hala bir arada tutan, bununla kalmayıp zirveye oynatan koç Ergin Ataman'a Beşiktaş Milangaz taraftarının adeta tapması gerektiğini düşünüyorum. Zira bu kadar kısa sürede bu kadar çok kadro değişikliğine uğrayan bir takımın dağılması en doğal olaydır hatta beklenen bir şeydir. Türk Telekom'un başına gelenler ortada…
Anadolu Efes ise yine yanlış koç tercihlerinin kurbanı oldu. Sezonun belki de en önemli maçı (yarı final Banvit) öncesinde yine sezon başından beri takımın açık ara en yararlı ve istikrarlı yabancısı olan Kinsey'in kadroya alınmamasını ben çözemedim. Yerine oynatılan Vujacic'in 4 sayı, 2 top kaybıyla oynaması ise çok şeyi açıklıyordu.
Yarı finalde oynanan Galatasaray Medical Park-Beşiktaş Milangaz maçı ise bu sezon Türkiye'de izlediğim en sıkıcı maçtı diyebilirim. Maçın sonunda Galatasaray Medical Park'ın katkısıyla beraber Beşiktaş Milangaz'ın güzel geri dönüşü de olmasa herhalde maçın sonunu getiremeden birçok basketbol sever gibi uyuya kalacaktım!
Bir küçük not da Beşiktaş Milangaz'dan Barış Hersek için. Kimsenin beklemediği şekilde çok iyi maçlar çıkardı. Özgüvenin bir oyuncu üzerindeki etkisinin en büyük örneği Barış'ın bu kupadaki performansı oldu. Sezon başından beri sürekli inişte olan, savunmada nerede duracağını bilemeyen, hücumda topu potaya zor atan Barış'ın yerinde yeller esiyordu. Özellikle Aliağa maçında her şeyi yaptı. Dış atış soktu, sırtı dönük oynadı, hücum ribaundu aldı, yardım savunmasında başarılıydı... Bu özgüvenini koruduğu takdirde takım içinde çok önemli bir oyuncu olacağını düşünüyorum. Aslında Beşiktaş Milangaz'ın oynadığı tempolu, bol koş koşlu, hücum ağırlıklı oyun düzeninde ihtiyaç duyduğu özgüveni sağlayacak istatistiklere rahatlıkla ulaşabilir.
Ve final… Şampiyon Kara Kartal!
Banvit, her oyuncunun sistemin bir parçası olduğu, herkesin rollerinin kesin çizgilerle belirlendiği, savunmada da kabul edilebilir bir düzeyde performans gösteren ve sporseverlerimizin çok sevdiği tabirle "takım oyunu" oynayan bir ekip. Rakibi Beşiktaş Milangaz ise bunun tersine bireyselliği önplanda tutan savunmadan ziyade hücumuyla rakipleri bastıran ve yarı kaotik bir düzeni kendine şiar edinmiş bir takım.
Bu iki zıt karakterin karşılaşması açıkçası bana çok şey vaat ediyordu. Üstüne Banvit'in bu düzeyde alacağı ilk kupa olduğunu, Beşiktaş Milangaz'ın ise aldığı son kupa esnasında çoğumuzun küçük bir portakalda vitamin ya da toprak ananın bağrında mineral olduğunu düşünürsek bu kadar uzun zamandır kupaya hasret iki takımın kapışmasının kıran kırana geçeceği muhakkaktı.
Maçın ilk yarısının tam da Beşiktaş Milangaz'ın istediği şekilde hızlı, savunmaların fazla "takılmadığı", topu alanın rahatlıkla potaya gidebildiği bir görüntü içinde oynanmasına rağmen Banvit'in üstünlüğü ile sona ermesi kupa boyunca yaşadığımız garipliklere bir yenisini daha ekledi.
İki takımın da 5 gün içerisinde 3 maç oynamasının yarattığı fiziksel ve mental yorgunluk özellikle ikinci yarıda iyice ayyuka çıktı. Bu noktadan itibaren artık taktik, teknik konular bir kenara bırakıldı ve maçı daha çok isteyen sahada daha sağlam duran taraf kazanacaktı. Açıkçası öyle de oldu. Sadece 7 kişilik rotasyonla, 5 gün içerisinde önce açık ara Türkiye'nin en formda takımını, sonra da en iyi sisteme sahip ekibini yenerek Beşiktaş Milangaz kimin daha çok "istediğini" cümle aleme gösterdi! Burada şuna da dikkat çekmek gerekiyor; Banvit kupayı alamadı ama şundan emin olabilirsiniz, bu yapılanma ile beraber her sene buralarda olacaklar.
Son olarak koç Ergin Ataman'a bir daha değinmek gerekiyor. Bu kadar negatif olgunun yaşandığı bir takımda böylesine bir başarıyı yakalamak ancak Ataman gibi üst düzey bir koçtan beklenirdi. Eğer ki Beşiktaş yönetimi her Türk'ün doğuştan sahip olduğu amansız hastalık olan "sabırsızlık" belasına yenilmez de gerekli krediyi koça tanırsa eminim bu başarılar bol bol tekrarlanacaktır.
Çeyrek ve yarı final eşleşmelerine bakıldığı zaman Anadolu Efes, Fenerbahçe Ülker, Banvit'in oluşturduğu "ölüm grubu"na Tofaş'ın da dahil olması olayı ölüm grubundan "fatality" grubuna çevirdi. Diğer koldan Galatasaray Medical Park, Beşiktaş Milangaz eşleşmesinin oluşacağı zaten üç aşağı beş yukarı belliydi.
Herkes için sürpriz ise Banvit ve Beşiktaş Milangaz'ın final oynaması diyebiliriz. Aslında Anadolu Efes'in durumuna bakılınca Banvit'in turu geçmesi ne kadar sürprizdir tartışılır. Asıl şaşırtıcı olanın Beşiktaş Milangaz'ın, CSKA galibiyeti ile iyiden iyiye buldozer kıvamına gelmiş olan Galatasaray Medical Park'ı hem de geriden gelip elemesiydi.
Kupa boyunca çok ilginç şeyler oldu. Fenerbahçe Ülker Anadolu Efes maçında Batista ve Vidmar'ın birbirlerine nispet yaparcasına çılgın şut yüzdeleri ile toplamda 44 sayı atmaları başlı başına bir olaydı. Bu arada Batista'nın kariyerindeki en yüksek sayıyla oynadığı bu maçta şu gerçek tescillendi: Fenerbahçe Ülker uzunlarının savunmada verdiği katkı boyalı alana koyulacak bir sandalyeden biraz daha hallice! Bu konuyu birçok kişi sezon başından beri dile getiriyordu ama Batista'dan dahi %100 şut yüzdesiyle 25 sayı yemek her takımın harcı değil!
Beşiktaş Milangaz için aslında söylenecek çok şey var ama Aliağa maçına çıktıkları ilk beşe bakınca talihsizlik konusunda NBA'deki New Orleans'ın Türkiye temsilcisi gibi görünüyorlardı. Aliağa maçına çıkan ilk beş Arroyo-Serhat Çetin-Adam Morrison-Barış Hersek-Mensah Bonsu'dan oluşuyordu. Çok değil bundan birkaç ay önce izlediğim bir Avrupa Kupası maçına Deron Williams-Kemp- David Hawkins-Erceg-Semih Erden beşiyle çıktıklarını düşünürsek, bu kadar çok oyuncu değişimine rağmen takımı hala bir arada tutan, bununla kalmayıp zirveye oynatan koç Ergin Ataman'a Beşiktaş Milangaz taraftarının adeta tapması gerektiğini düşünüyorum. Zira bu kadar kısa sürede bu kadar çok kadro değişikliğine uğrayan bir takımın dağılması en doğal olaydır hatta beklenen bir şeydir. Türk Telekom'un başına gelenler ortada…
Anadolu Efes ise yine yanlış koç tercihlerinin kurbanı oldu. Sezonun belki de en önemli maçı (yarı final Banvit) öncesinde yine sezon başından beri takımın açık ara en yararlı ve istikrarlı yabancısı olan Kinsey'in kadroya alınmamasını ben çözemedim. Yerine oynatılan Vujacic'in 4 sayı, 2 top kaybıyla oynaması ise çok şeyi açıklıyordu.
Yarı finalde oynanan Galatasaray Medical Park-Beşiktaş Milangaz maçı ise bu sezon Türkiye'de izlediğim en sıkıcı maçtı diyebilirim. Maçın sonunda Galatasaray Medical Park'ın katkısıyla beraber Beşiktaş Milangaz'ın güzel geri dönüşü de olmasa herhalde maçın sonunu getiremeden birçok basketbol sever gibi uyuya kalacaktım!
Bir küçük not da Beşiktaş Milangaz'dan Barış Hersek için. Kimsenin beklemediği şekilde çok iyi maçlar çıkardı. Özgüvenin bir oyuncu üzerindeki etkisinin en büyük örneği Barış'ın bu kupadaki performansı oldu. Sezon başından beri sürekli inişte olan, savunmada nerede duracağını bilemeyen, hücumda topu potaya zor atan Barış'ın yerinde yeller esiyordu. Özellikle Aliağa maçında her şeyi yaptı. Dış atış soktu, sırtı dönük oynadı, hücum ribaundu aldı, yardım savunmasında başarılıydı... Bu özgüvenini koruduğu takdirde takım içinde çok önemli bir oyuncu olacağını düşünüyorum. Aslında Beşiktaş Milangaz'ın oynadığı tempolu, bol koş koşlu, hücum ağırlıklı oyun düzeninde ihtiyaç duyduğu özgüveni sağlayacak istatistiklere rahatlıkla ulaşabilir.
Ve final… Şampiyon Kara Kartal!
Banvit, her oyuncunun sistemin bir parçası olduğu, herkesin rollerinin kesin çizgilerle belirlendiği, savunmada da kabul edilebilir bir düzeyde performans gösteren ve sporseverlerimizin çok sevdiği tabirle "takım oyunu" oynayan bir ekip. Rakibi Beşiktaş Milangaz ise bunun tersine bireyselliği önplanda tutan savunmadan ziyade hücumuyla rakipleri bastıran ve yarı kaotik bir düzeni kendine şiar edinmiş bir takım.
Bu iki zıt karakterin karşılaşması açıkçası bana çok şey vaat ediyordu. Üstüne Banvit'in bu düzeyde alacağı ilk kupa olduğunu, Beşiktaş Milangaz'ın ise aldığı son kupa esnasında çoğumuzun küçük bir portakalda vitamin ya da toprak ananın bağrında mineral olduğunu düşünürsek bu kadar uzun zamandır kupaya hasret iki takımın kapışmasının kıran kırana geçeceği muhakkaktı.
Maçın ilk yarısının tam da Beşiktaş Milangaz'ın istediği şekilde hızlı, savunmaların fazla "takılmadığı", topu alanın rahatlıkla potaya gidebildiği bir görüntü içinde oynanmasına rağmen Banvit'in üstünlüğü ile sona ermesi kupa boyunca yaşadığımız garipliklere bir yenisini daha ekledi.
İki takımın da 5 gün içerisinde 3 maç oynamasının yarattığı fiziksel ve mental yorgunluk özellikle ikinci yarıda iyice ayyuka çıktı. Bu noktadan itibaren artık taktik, teknik konular bir kenara bırakıldı ve maçı daha çok isteyen sahada daha sağlam duran taraf kazanacaktı. Açıkçası öyle de oldu. Sadece 7 kişilik rotasyonla, 5 gün içerisinde önce açık ara Türkiye'nin en formda takımını, sonra da en iyi sisteme sahip ekibini yenerek Beşiktaş Milangaz kimin daha çok "istediğini" cümle aleme gösterdi! Burada şuna da dikkat çekmek gerekiyor; Banvit kupayı alamadı ama şundan emin olabilirsiniz, bu yapılanma ile beraber her sene buralarda olacaklar.
Son olarak koç Ergin Ataman'a bir daha değinmek gerekiyor. Bu kadar negatif olgunun yaşandığı bir takımda böylesine bir başarıyı yakalamak ancak Ataman gibi üst düzey bir koçtan beklenirdi. Eğer ki Beşiktaş yönetimi her Türk'ün doğuştan sahip olduğu amansız hastalık olan "sabırsızlık" belasına yenilmez de gerekli krediyi koça tanırsa eminim bu başarılar bol bol tekrarlanacaktır.





















