İrlanda'nın en zengin işadamlarından eski rugby oyuncusu Anthony O'Reilly'nin sevdiğim bir sözü var. Der ki amcamız “Spor birçok yönden iş hayatına benzer. Diğerleri kadar iyi ya da daha iyi olmak isterseniz onlar kadar zinde olmalısınız. Zinde ve yetenekli olduğunuz zaman; iyi oyuncu ile çok iyi oyuncu arasındaki farkı belirleyen ise kararlılıktır”.
Sezonun ilk aylarını geride bıraktık, yarısını da geride bıraktık. All-Star seçimleri oldu. All-Star hafta sonundan keyfimizi de aldık. Akabinde Carmelo'yu Knicks'e yolladık. Nets'in sahibi Prokhorov Deron Williams'i alarak prestijini şimdilik kurtardı. Takip ettiğiniz gibi yine bir sürü takasla takımlar kadrolarını güçlendirip play-off ve şampiyonluk yolunda ellerini sağlamlaştırdılar. Şimdi en kritik haftalardayız. Gün itibariyle ortalama 67 maç oynandı. Kaldı 15 maç. En tepeyi hedefleyen takımlara baktığımızda, bu takımlar sadece iyi değiller, çok iyiler. Birbirinden yetenekli oyuncuları barındırıyorlar kadrolarında. Ne kadar zinde kalıp kalmayacakları her zaman olduğu gibi kadro derinliklerine bağlı. Zira sakatlıklar bu işin doğasında var. Nihai sıralamaları belirleyecek en önemli unsur da O'Reilly'nin bahsettiği kararlılık faktörü olacak. Bunu play-offlara da uygulayabiliriz ama bu son 4 haftadaki performans play-off performansını da etkileyeceği için bundan sonrası gerçekten çok kritik.
Doğu’da liderlik yarısı Bulls, Celtics ve Heat arasında son haftaya kadar sürecek gibi. Bulls ve Celtics bir adım önde Miami'den. Orlando ve Hawks 4 ve 5.ligi paylaşacaklar. Knicks'le Sixers 6.'lıkla 7.'lik yarışındalar. Son sıradan play-off'a girebilecek takımı Pacers, Bobcats ve bir ihtimal Bucks arasındaki yarış belirleyecek.

Batı'da lider belli, Spurs. Lakers'la Mavs 2.'lik çekişmesindeler. Thunder 4. sıradan inmez. Nuggets'ın 3.5 maçlık farkı kapatacağını sanmıyorum. 5 ve 8 arasındaki çekişme biraz gavurdağ salatasını andırıyor. Yerken içinde ne olduğunu bilmezsiniz (en azından ben bilmiyorum), ama tadına da doyum olmaz. 5. Nuggets'la 8. Grizzlies arasında 3.5 maç var. 8. Grizzlies'in play-off'ları garanti değil ama 2 maç arkadaki Jazz'in işi kadro değişikliğinden dolayı epeyi zor. Bence Grizzlies'i Suns veya Rockets zorlayabilir, onlar da 2.5 ve 3 maç gerideler. Yani iki konferansta da ne olabileceği henüz belli değil. Son 15 maç yine büyük heyecana sahne olacak.
Gelelim Güçlüler – Zayıflar listemize. İlk listemizi 22 Kasım itibariyle yayınlamıştım. Yani sezonun ilk ayının sonunda. O günden bugüne bayağı zaman geçti. Kabahatliyim bu konuda. Aslında bu listeyi her gün güncelliyorum ve takımlar çok fazla iniş çıkış yaşadılar. Sıralamamız 15 Mart akşamı oynanan maçlar itibariyle. (İlk 2 rakam galibiyet mağlûbiyet sayıları, 3. rakam modelimizdeki puanları, son rakam geçen sıralamadaki yerleri)

1- SPURS (54-13, 26.7, 2): Sezonun en çalışkan takımı, tabiri caizse karıncası Spurs en yakın rakibinin 6.5 maç önünde gayet emin bir şekilde yoluna devam ediyor. Derslerini günü gününe çalıştılar. Bizim sıralamada da ezici üstünlükleri sürüyor. Rakiplerle aradaki farkın ana nedeni hem iç saha performansı, hem de önemli takımlara karşı genelde galip gelmeleri. San Antonio'da 34 maçın 31'ini kazandılar. 26 Kasım – 6 Mart arasında evlerinde oynadıkları 22 maçı kaybetmediler (seriyi Lakers bozdu). Bu ne demek? Play-off'lar boyunca iç saha avantajına sahip olacakları için, rakiplerin o salonda galibiyet alması ekstra zor demek (Öte yandan evlerinde yenilirlerse bu takım Lakers olabilir demek tabi). Bu 6.5 maçlık farkın tamamı kapanmayacak. Geçen 2 sezonda yaşadıkları sakatlıklardan sonra bu sezon kayda değer sakatlık yaşamadılar. Doktorlar Parker'in 3 hafta oynamayacağını söylemişlerdi, 5 gün sonra döndü arkadaş. Şunu da yazalım. San Antonio en iyi üç sayı yüzdesine sahip takım (%39.9) ve ligde en iyi üç sayı yüzdesine sahip 25 oyuncunun 4 tanesi Spurs oyuncusu ki Matt Bonner %51'le oynuyor. (Bu adam neden 3 sayı yarışmasında yarışmadı anlamak mümkün değil. Tipten mi kaybediyor acaba?) Play-off'lara kadar Spurs'un yapması gereken sezonu 65 galibiyetle kapamak. Zira bu kadar önde olan bir takım son düzlüğü lâçka geçirirse play-off'larda sıkıntıya düşebilirler. Ayrıca Lakers'a karşı evlerinde ve Miami deplasmanında sahadan silinmeleri soru işaretleri yaratmadı değil. Anladık ki yenilmez değiller ve biraz irtifa kaybediyorlar. Lakers uzunlarla Spurs'u bitirdi, Miami dışarıyı çok iyi savunarak darmadağın etti Spurs'un hücum organizasyonlarını. Fikstürün geri kalanında gözdağı maçlarındaki performanslarına dikkat.
2- BULLS (48-18, 20.4, 9): Bu sene Derrick Rose harici bir isim MVP'liği kazanırsa gerçekten kızarım. Takımda o kadar sakatlık yaşanırken Rose'un performansı olağanüstü. Açıkçası Miami'nin üstünde bitirmeseler bile Rose bu sezonun MVP'sidir. Onun haricinde takımın hocası Thibodeau da tartışmasız şekilde “Yılın Hocası” seçilmeli. Ayrıca enteresandır 38'lik yaşlı kurt Kürt Thomas (Shaq'ten sonra en yaşlı 2. oyuncu aktif oyuncular arasında) performans olarak parmak ısırtıyor. Rotasyonda 10. sırada ve sürekli oynayan bir oyuncu değil. Sadece uzunlar sakatlık yasadığında devreye giriyor. Boozer sakatlandı, Thomas 3 haftadır oynamamasına rağmen Atlanta'ya karşı 13 ribauntla oynadı. Sonraki maçta da 12 sayı 9 ribaunt 3 top çalma 3 blokla oynadı. Noah veya Boozer'in yokluğunda Kurt'un oynadığı maçlarda Chicago 24-7. Yıllık 1.8 milyon dolar alan bir veteran oyuncudan bu fiyata bu lezzet, valla bravo. Fantezi futbolda Cenk Tosun'a her hafta 1.5 milyon sayıp ihya olduğumuz gibi bir performans Kürt Thomas’ınki. Doğu’da liderlik yarısını son maça kadar takip edeceğiz. Evinde sadece 4 mağlubiyeti olan Bulls'un kalan fikstürü Celtics'i ağırlayacakları maç haricinde hafif gözüküyor. Zaten son 16 maçın 14'unu kazandılar ve 7 maçlık galibiyet serisiyle tam gaz devam ediyorlar.

3- CELTİCS (47-18, 20.1, 4): Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse Celtics Perkins'i play-off'larda bayağı arayacak. Çok büyük kumar oynadı takımın Genel Müdürü Danny Ainge. Tamam, Posey gittiğinden beri Green gibi bir 3 veya 4 numara arıyorlardı taburede, lakin Perkins gibi play-off'larda Dwight, Gasol, Boozer, Bynum gibi adamlara karşı pota altında geniş hacimli bir oyuncunun eksikliğinin faturası pahalı olur. Perkins sakat değilken Garnett'le iyi bir ikiliydi. Takaslarda uzun rotasyonunu neredeyse toptan değiştirmek, sakatlıklar, kadroya serbest oyuncu katmalar gibi faktörlerin hepsi makine düzeninde işleyen takımın hem ofansif hem defansif anlamda performansını negatif etkiledi su ana kadar. Rondo'nun verimi düştü. Takıma son katılanlardan Krstic çıtanın yüksekliğinin farkında ve bayağı boğuşuyor pota altında ama o da bir yere kadar. Son 4 maçta alınan 3 mağlûbiyet ve bunların da pota altından gelmesi tehlike sinyali. Miami Doğu’yu 3. bitirirse Doğu yarı finalinde ya Celtics ya da Bulls'la karşılaşacaklar. Celtics'in Miami ihtimalinden uzaklaşması hatta Bulls'a karşı olası bir Doğu finalinde ev sahibi avantajı olması için Doğu’yu lider bitirmeleri şart gibi. Zira hem Bulls hem Celtics içeride yenilmez armada gibiler (Celtics'in de sadece 6 mağlubiyeti var Boston'da). Bu eşleşmede iç saha avantajı çok önemli.
4- LAKERS (48-20, 19.7, 3): All-Star arasından beri oynadıkları 11 maçın 10'unu kazanan son iki yılın şampiyonu, gerçekten şampiyon gibi oynamaya başladı. O kaybettikleri Miami deplasmanını da biraz kendi kendilerine kaybettiler bana sorarsanız. Ligin sonuna kadar sadece 4 deplasman maçları kaldı. Mavericks'le 2.'lik mücadelesi veriyorlar, yani olası bir Batı Yarı Final eşleşmesinde iç saha avantajı için çarpışıyorlar. Geçtiğimiz Cumartesi günü takımın tamamı Mavs deplasmanında üst düzey oynadı. içeride Mavs'le bir maçları daha var. Su an Mavs'den yarım maç öndeler. All-Star öncesi yaşanan o başıboşluktan eser kalmamış durumda. Barnes sakatlıktan geri döndü, Bynum (ki geçen senelerde de yazardık takım için önemini) son 2 haftadır armut toplar gibi ribaunt toplamaya ve pota altında kasırga gibi esmeye başladı. Dahası Artest hayır işlerini bir kenara bıraktı ve canı basketbol oynamak istediği için savunmada ısıran Artest kimliğine geri döndü. Bu adam böyle işte. Türk Hava Yolları’nın kültür ataşesi Kobe aşçılıktan anlamaz ama kazanmaktan anlar. Bildiğimiz hırs küpü vaziyetinde takıma düsturu çekti. All-Star'dan önce “All-Star'dan sonra düğmeye basacağız” dedikten sonra takım olarak düğmeye basıldı. Gasol de ilk haftalardaki kimliğine geri döndü. Lakers'da işler tekrar yolunda yani. Kobe'nin şut yüzdesi düşük seviyelerde ama uzunlar Lamar da dahil olmak üzere bayağı formdalar. 2 sene şampiyon olmuş takımın uzun sezonda motivasyon sorunu yaşaması doğal aslında. Kurda sormuşlar “ensen neden kalın” diye “kendi işimi kendim görürüm” demiş. Takas dedikodularına hiç aldırmamıştım zaten. Yönetim takas dedikodularını takımın altına ateşi yakmak için çıkardı kanısındayım. Miami'ye 2 kere kaybetmiş olmaları mühim değil. Finalde karşılaşırlarsa üst üste oynayacakları 4. final olacağı için sezon içi maçlarının pek önemi kalmaz o saatte. Lakin Mavs ve Spurs'un form durumları, hatta ilk turdaki olası bir Portland serisi, final yolunda çok çetin bir seyahat yaşayacaklarını gösteriyor. Bu arada sezon sonuna kadar yine 1-2 tane zevzeklik mağlubiyeti bekliyorum Lakers'tan. Yani Mavs'in ardından 3. bitirirlerse de şaşırmam.

5- MAVS (47-20, 17.2, 7): Texas'ın şeriflerinden Mavericks sezona fırtına gibi girdikten sonra Aralık sonunda Dirk'un 3 hafta sakatlık yaşaması ve Ocak ortası Butler'in sezonu kapatan sakatlığıyla beraber 3-10'luk bir 3 hafta yaşamıştı. Dirk'un dönüp ritmini bulduktan sonra yani Ocak’ın 20'sinden Mart’ın 6'sina kadar 19 maçın 18'sini kazanmışlardı. Ama Mart kapıdan baktırdı kazma kürek yaktırdı. Grizzlies, Hornets ve en son Blazers'a karşı son dakikada verilen maçlar, ayrıca Lakers'a içeride kaybedilen kritik maç takımın güvenini sarstı biraz. Deplasmanlarda en az yenilen takım Mavericks (23-9) evinde kritik mağlubiyetler aldı bu sene. Takımın ana sorunu farklı önde oldukları maçlarda rakibi bir şekilde maça ortak etmeleri. Şöyle ki bu sene su ana kadar 28 maçları 5 sayı ve altında farkla bitmiş. 17'sini kazanmışlar 11'ini kaybetmişler. Bu Carlisle'ın 3. sezonu ve önceki 2 sezon toplamında 5 sayı ve altında farkla biten maç sayısı 23'tu. Son dakikalara ekstra dikkat etmeleri lazım. Kobe'nin düşük yüzdesine ve Matrix Marion'un müthiş performansına rağmen Lakers'a yenilmeleri (ki Mavs de uzun ve bol alternatifli bir kadroya sahip), soru işaretlerini barındırıyor. Chandler'i daha fazla kullanmaları şart. Kalan fikstürlerinde 7 maç içeride 8 maç dışarıda. Butler “play-off'larda sahadayım” demişti bir ara ama O olsa da olmasa da yarışa devam.
6- HEAT (46-21, 11.4, 17): Öyle bir 5 maçlık mağlûbiyet serisiydi ki Nilüfer’le Şebnem Ferah’ın müthiş “Erkekler Ağlamaz” düetini Heat'in soyunma odası dramasına uygular olmuştuk. Geçen haftaki Lakers galibiyetine kadar Celtics, Bulls, Lakers, Spurs ve Mavs'e karşı oynadıkları 9 maçın 8'ini kaybetmeleri, 4 ve daha az farklı biten maçlarında 3-9'luk kötü performansları yani maçları iyi bitirememeleri müthiş bir güven bunalımı yaratmıştı takımda. Sezona kötü başlamışlardı, sonra toparlanıp fırtına estirdiler ama hep dişli takımlara kaybettiler. Hele Bulls'a karşı sezon içinde oynadıkları 3 maçı da kaybettiler. Güvenlerini yeniden kazanmaları için ilaç gibi bir galibiyet gerekiyordu. Lakers zar zor da olsa geçildi ve takım stresini attı üzerinden. Ardından son ayın formda takımı Grizzlies'i darmadağın edip evvelki hafta 30 sayı fark yedikleri Spurs'den rövanşı yine aynı skorla almalarıyla sildiler gözyaşlarını. Bundan sonraki 15 maçlarının en az 12 tanesini kazanacaklardır. Celtics'in düşüşü devam ederse 2. sırada bitirebilirler. Hatta Bulls 1-2 sürpriz mağlûbiyet alırsa 1.’lik de gelebilir. Bu çıkışın sebebini sadece motivasyonla anlatamayız. Öncelikle Bosh son aylarda arka plana atılmıştı ve verimliliği iyice düşmüştü. “Biz neciyiz kardeşler burada, tamam ben MVP değilim, Final MVP'liğim de yok ama nereden baksanız All-Star bir adamım ve aldığım paranın hakkını verebileceğim kadar pas alamıyorum, bu böyle gitmez, ayıp oluyor” dedi ve Bosh'un pota altı performansıyla Miami'nin Ateşi yeniden yakmaya başladı. Onun haricinde yedeklerde de bir toparlanma oldu. O mağlûbiyet serisinin son iki maçında yedekler toplam 12 sayı atmıştı. Takımın yedekleri o kadar kötü değil. Nitekim son üç maçtaki performansları gayet tatminkar bir hal aldı. Daha da iyi olabilir. Bibby'nin takıma gelmesi önemli. Bibby eski Bibby değil ama emin olun Lebron'un hatta Wade'in elleri titrerse Bibby, o Sacramento'daki Bibby gibi kritik üçlüklere imza atabilir. Bir diğer faktör de, ki bu ilerisi için çok önemli, Lebron'un son çeyreklerde topu artık Wade'e vermesi. O mağlûbiyet serisinde Lebron gereksiz bir egoistlik içinde hep kendisi kullanmak istedi o son topları. Tamam, anladık sen MVP'sin, ilahsın da, Wade'in bileği özellikle de uzun atışlarda senden çok daha düzgün. Son top muhakkak Wade'in eline değmeli ve son 2 dakika hücumlarda topu kimin kullanacağına o karar vermeli. Lebron değil. Spoelstra, bu 5 maçlık seri ve sonrasındaki toparlanmayı iyi okuyabilirse Miami'den korkun.

7- THUNDER (43-25, 9.2, 5): Son 3.5 senedir Oklahoma için geleceğin takımı dedik. Perkins ve Nazr Mohammed'in gelişiyle şunu desem yanlış olmaz: Oklahoma artık bugünün takımı. Krstic'le Green'i uzun vadede tutmayı düşünmüyorlardı zaten. Perkins'in gelmesiyle asıl yeri 4 numara olan İbaka yedek 5 numaralıktan 4 numaraya döndü ve iyi de oynuyor. Uzun rotasyonu bol alternatifli. Mohammed Perkins'in, Collison da İbaka'nin yedekleri. Oklahoma kısalara dönecek olursa Harden, takımdan ayrılan Green'den daha istikrarlı bana kalırsa ve kadroya daha fazla derinlik ve alternatif katıyor. Play-off'lardan önce çözülmesi gereken 2 şey var. Yeni uzunların dizlerinin iyileşmesi ve Durant'la Westbrook'un savunmada daha dikkatli oynamaları. Zira üç sayı problemlerini aşmış gözüküyorlar son maçlarda. Kuzeybatı grubu liderlikleri ve Batı 4.'lükleri garanti gibi. Serbest atış yüzdeleriyse müthiş.
8- NUGGETS (40-27, 5.4, 10): Carmelo'nun gidişiyle takım soru işaretlerinden hem kurtuldu, hem de Knicks'ten gelen yetenekli paket gelir gelmez ise koyuldu. George Karl’ın yüzü önceki 3 ayda hiç gülmediği kadar gülüyor. Yüksek tempolu, rakibin başını döndürecek top dolaştırmalarla dolu, savunmada daha sağlam direnç, asistlerin bolluğu, Denver'in yıldızsız olmasına rağmen performansını bu kadar artıran nedenlerden sadece birkaçı. Açıkçası Nuggets Knicks'ten aldığı oyuncuların hiçbirini çarçur etmeyerek en akıllıca olanı yaptı. Takastan beri 8-2'ler ve Gallinari'nin Afflalo'nun yoklukları göze çarpmıyor bile. Öyle iştahlı oynuyorlar. 2009 play-off'larından beri Kenyon Martin ve “Bay Kus” (ama Boz değil) Andersen'i böyle istekli görmedik sanırım. Bu formları sürerse 5. sıradan aşağı inmezler. Ama Batı’da 4. sıradan sonrası ateşten gömlek. Kötü bir haftayla herhangi bir takım kendini 1-2 sıra aşağıda bulur. O yüzden dikkat. Denver bu formunda devam ederse Oklahoma’nın ilk turda Denver'i çantada keklik göreceğini hiç düşünmüyorum.

9- MAGİC (42-26, 5.2, 8): Orlando tam şapkadan çıkacak tavşan misali. Açıkçası NBA Finali'ne kalsalar da şaşırmam, ilk turda Hawks'a elenseler de şaşırmam. Öyle bir takım. Dwight faul problem yaşarsa uzun rotasyonu çok alternatifli değil. Geçen sene en azından Gortat vardı. Bass, Clark ve Anderson iyi uzunlar ama Bass haricindekiler pek atletik değiller. Jameer ve Hidayet çok tecrübeli oyuncular ama Jason Richardson'i daha iyi kullanmaları gerekir. Takımda her şey yolunda da gidebilir, işler sarpa da sarabilir. Bir de Arenas vardı değil mi? Yok onun ipiyle kuyuya inilmez arkadaş. Orlando'da kendini herhangi bir şekilde gösterdiği maça henüz denk gelemedik. Hayata küsmüş. Bu arada Dwight 16 teknik faul sınırına gelince 1 maç ceza almıştı. Bence hakemler Dwight'a çok acımasızlar. Fauller konusunda anlayışlı değiller. Sezon başından beri kendisine en çok faul yapılan Dwight ama çalınan faul düdüklerinin hiçbiri sportmenlik dışı faul değil.
10- HORNETS (39-30, 4.7, 1): Sezona zıpkın gibi başlamışlardı sonra tam inişli çıkışlı bir grafik. Ocak'taki 10 galibiyetlik serilerinden sonra ritmlerini pek bulamadılar. Genelde 2-3 maçlık galibiyet serilerini yine 2-3 maçlık mağlûbiyet serileri takip ediyor. Sakatlıkların da etkisi olmadı değil zira Okafor'un ve Ariza'nin olmaması savunmayı çok etkilemişti. 15 Mart itibariyle Batı’da 6. sıradalar ama 4. Nuggets'la aralarında 2, 8. Grizzlies'le aralarında 1.5 maç var. Dedik ya, Batı’da ilk 4'ten sonrası bayağı karışık.
11- BLAZERS (38-29, 1.9, 13): Brandon Roy'un 30 maçlık yokluğuna rağmen yine iyi idare ettiler. Bundan sonrası, geçen hafta sözleşmesi 3 sene uzatılan hoca Nate McMillan'a kalmış. Batum, Gerald Wallace, Wes Matthews ve Rudy Fernandez gibi adamlarla alan savunması tuzakları uygulayacak kadar derin bir kadro, üstüne Camby'i pota altında kullanabilme lüksü savunmayı iyice sağlamlaştırabilir. Roy'un dönüşüyle alacağı dakikaları iyi yönetebilirlerse ve süt seçimi kararlarında sıkıntılar yasamazlarsa Blazers play-off'larda inanılmaz tehlikeli bir takım olacak.
12- HAWKS (39-28, 1.8, 16): Doğu’da 5. sıradaki yerleri garanti. Hatta play-off ilk turdaki rakipleri de Orlando olacak. Bu seri şimdiden başlasa ne iyi olur. Bulls'u yendikleri maçta iyi gözüktüler savunmada ama sonraki 4 maçlık mağlûbiyet serisiyle istikrarsız bir görüntü çizdiler. Gerçi arka arkaya dişli rakiplerle oynamak zor. Portland maçında Jeff Teague'i 1 numara başlatan hoca Larry Drew iyi bir iş yapmış oldu. Kırk Hinrich'i almaları başarılı bir hamle ama ben Hinrich'i daha iyi bir takımda görmeyi umuyordum. Al Horford'un sakatlığı ve Joe Johnson'un düşük yüzdeli oyunu son 2 ayın pek de iyi olmayan takımı Hawks'i izlenesi kılmıyor.
13- GRİZZLİES (37-31, 1.5, 21): Battier'nin Memphis'imize geri dönmesi ve OJ Mayo'nun yok pahasına Pacers'a verilme takasının takas saati sona ermeden önce bitirilememesi sayesinde Rudy Gay'in omuz sakatlığı henüz takımı vurmadı. Bu sene kısmetse play-off'larda bizim mahallenin takımı. Geçen sene ilk besi iyi olmasına rağmen taburede derinlik olmayınca Mart başında play-off potasından uzaklaşan Grizzlies, bu sene 9. sıradaki Jazz'in su an 2 maç önünde, bir üstündeki Hornets'in da 1.5 maç gerisinde. Gerçi Mayo'nun pek katkısı yok takıma artık. 10 maçlık cezası esnasında da hiç aranmadı. Buna mukabil Sam Young ilk 5'teyken takım daha derli toplu oynuyor. Bu sene tabure daha bir derin ve rotasyon daha bir zengin. Rudy döndükten sonra gayet elle tutulur 10 kişilik rotasyon olacak takımda. Mike Conley ilk senelerindeki süklüm püklümlüğünü atmış durumda. Maestro gibi oynatıyor takımı. Yedeği Jason Williams zaten tecrübeli. Battier ve Boston'dan tanıdığımız Tony Allen da savunmada emniyet supapları. Rudy'nin yokluğunda takımın lideri Zach Randolph (buralarda lakabı Z-Bone) her türlü övgüyü hak ediyor. Son saniye atışları ve inanılmaz basketleriyle Memphis'in 5 seneden sonra tekrardan play-off'lara kalmasında en büyük rol ona ait olacak. Bu sezon Grizzlies'den başka hiçbir takım Mavericks'i 3 kere yenme başarısı göstermedi. Haydi çocuklar! Şehir size inandı. Değiştirin su makus talihi. Hatta olabiliyorsa 6. veya 7. bitirin Bati'yi. Önce senin dönmen lazım Rudy!

14- KNİCKS (34-32, -0.7, 12): Parçaların oturması zaman alacak. Oturana kadar da istikrar yakalamaları zor. Ama şunu söyleyebiliriz Carmelo savunmada daha istekli oynuyor. D'Antoni'den ek görevler istiyor, %100 uygulayabiliyor diyemeyiz ama New York halkına kendini sevdirmek, takımının başarısı için elinden geleni yapıyor. Grizzlies'i deplasmanda Carmelo'nun son saniye atışıyla yenen de bu takım, akabinde Dallas'ta fark yiyen de, sonra iki kere üst üste Pacers'a yenilen de yine Knicks. Savunmada sıkıntıları olsa da, Miami ve Celtics dahil hiçbir takım kadrosunda Carmelo, Amare ve Billups'i barındıran Knicks'le play-off'larin ilk turunda karşılaşmak için can atmaz.
15- SİXERS (34-33, -2.8, 27): 1 Şubat’tan beri takımın performansı 13-6 ve Doğu konferansında Sixers'tan daha iyi derecesi olan tek takım Bulls (15-4). Doug Collins'in hoca olarak Eddie Jordan'dan daha çok katkı yaptığı en önemli unsur takımın savunma direncini artırması oldu. Bulls'un hocası Thibodeau “Yılın Hocası” ödülünü almalı ama bu oylamada Doug Collins'in de ismi geçmeli kesinlikle. İguodala ve Young savunmada takımın bayrak adamları. Ayrıca lig genelinde yedekleri en fazla sayı atan takım da Sixers. Su an 7.'likleri garanti gibi ve 6. Knicks'le aralarında yarım maç var. İguodala tahmin ettiğimden de iyi oynuyor bu sene.
16- JAZZ (35-33, -5.6, 6): Jazz su an Batı’da 9. sırada, Grizzlies'in sadece 2 maç gerisinde dursa da, play-off'lara kalmaları sürpriz olur. Yılların hocası Sloan'u ve Derron Williams'i kaybettikten sonra takımın kendine gelmesi zaman alacak. Devin Harris su an Nets'te oynadığı düzende oynuyor gibi. 5 numaradaki Al Jefferson aynı Nets'teki Lopez gibi kısa ve orta mesafe atışlara meyilli ve Harris savunmanın üstüne top sürerek içeri kat etmeye çalışıyor. Yani yabancı olduğu bir sistem değil. Uzun vadede Derrick Favors ve çaylak seçimi hakları da takım için bir umut ayrıca. Bu seneden pek bir beklentim kalmadı. Özellikle de evlerinde 7 maç arka arkaya yenildiklerinden sonra. Ama Sloan'un gidişine üzüldüm.
17- ROCKETS (34-34, -5.7, 29): Sezona hakikaten çok kötü başlamışlardı. Sonra toparlandılar ve son 11 maçın 8'ini kazanarak galibiyet yüzdesini %50'ler civarında tutarak yollarına devam ediyorlar. Play-off'lara kalmaları zor, 11. sıradalar ama Grizzlies'in sadece 3 maç gerisindeler ve bu formları devam ederse Grizzlies'in kötü bir haftasından sonra potaya girebilirler. Bence play-off şansları Jazz'den daha fazla. Şurası açık ki play-off'lara kalamazlarsa sezon başından son üç dakikasına önde girdikleri 9 maçı kaybetmeleri pahalıya patlamış olacak (Bu istatistikte Pistons ve Timberwolves 10 mağlubiyetle liderler)

18- SUNS (33-32, -6.0, 11): Nash sakatlanana kadar Suns 8. sıranın en büyük tehdidiydi. Son 10 maçta Polonya Çekici Gortat takımın ribaunt, blok, atış yüzdesi liderliğini yaptı. İlk beste Vince ve Robin Lopez yerine Gortat ve Dudley oynarken takım sanki daha bir derli toplu. Nash şu aralar dönerse tecrübesiyle Suns'ı8. sıradan play-off'lara sokabilir. Dönmezse bu güneş bu sezonluk batar.
19- WARRİORS (30-37, -12.7, 15): Minnesota, Indiana ve New Jersey deplasmanlarının üçünden de mağlup ayrılan Warriors play-off umutlarını tüketti. Önümüzdeki sezonu şimdiden düşünmeye başlayabilirler.
20- PACERS (29-38, -14.3, 14): Doğu 8.ligi için Bobcats'le beraber “hangi takım daha az kotu” yarışmasında Pacers su an için yarım maç önde. Bu sezon sadece bir kere üç maçlık galibiyet serisi yakaladılar. O seriden 1-2 tane yakalarlarsa 8. bitirirler. Sakat Dunleavy'nin yerine Memphis'ten OJ Mayo'yu alma teşebbüsleri saatin farkına varamadıkları için yattı. OJ Mayo'yu alsalardı fena olmazdı aslında. Kadroları altlarındaki Bobcats ve Bucks'tan biraz daha derin. Pivot Hibbert sezona çok iyi başlamıştı ama sonra istikrarsız bir tablo çizdi.
21- BOBCATS (28-38, -15.2, 23): Nazr Mohammed ve özellikle Gerald Wallace'in gitmesiyle play-off yarışına beyaz bayrak salladılar sanmıştık ama Stephen Jackson'in pes etmeye niyeti yok. Clippers mağlubiyetinden sonra takım arkadaşlarına “mesele ileriki yıllar değil kardeş, mesele bugün play-off'lara kalmak” şeklinde yaptığı konuşma ise yaramışa benzer. 6 maçlık mağlûbiyet serisinden sonra 2 maçlık(!) galibiyet serisi yaptılar. Bu arada ilginç bir istatistik daha: Pacers, Bobcats veya Bucks'tan biri play-off'lara kalacak ya, play-off'lara en kötü galibiyet yüzdesiyle katılan takım olarak tarihe geçebilirler. 94-95 senesinde Celtics'in 35 galibiyetle play-off'lara katılması bu verideki en dip noktaymış.
22- CLİPPERS (26-42, -15.4, 30): Clippers'in bundan sonraki hedefi play-off umutları olan takımların tekerine taş koymak olacak. Sezon boyunca Clippers'la ilgili haberler Yılın Çaylağı Griffin'in smaçlarına endeksliydi. O da son bir aydır yoruldu herhalde, rakamları bayağı düştü. Fikstürleri de hiç kolay değildi. Fikstür mühendisleri Clippers'a 11 maçlık deplasman seyahatini bayağı acımasızca kilitlemişler.
23- BUCKS (26-40, -17.9, 22): Bu sene Bucks'in senesi değil. Geçen sene en azından play-off'lara kalmışlar ve ilk turda Hawks'in başına çorap örmüşlerdi. Bu seneyse doluya koydular olmadı, boşa koydular dolmadı. %50'den fazla galibiyeti olan takımlara karşı zaten kötüler de, zayıf takımlara arka arkaya kaybederek onlar da zayıf takım statüsüne girdiler. Bogut iyi savunmacılara karşı iyi performans gösteremedi. Jennings de ortalama bir oyuncu olarak kayda değer bir sezon geçirmedi. Öte yandan Pacers veya Bobcats kadar hak ediyorlar 8. sırayı. Ya da hak etmiyorlar mı desek? Bu ikisinden 2-3 maç daha az kaybederlerse belli olmaz Ersan'ı play-off'larda görebiliriz. “Michael Redd ne durumda?” diye soran varsa sakatlanalı 14 ay oldu, antrenmanlara da 1-2 haftaya başlayacakmış. Gül gibi adam yalan oldu.

24- NETS (22-43, -22.0, 25): Nets okyanus ötesinde oynadığı tüm maçları kazandı. Helal olsun. Sorun su: tüm maçlar dediğimiz 2 maçtan ibaret. Artı Londra'da oynanan iki maçı da Raptors'a karşı oynadılar. Bir tanesi 3 uzatmaya giderek nefesleri kesmişti. Derron Williams'ın gelişi biraz silkeledi takımı. 5 maçlık galibiyet serisindeler. 4 tanesi zayıf takımlara karşıydı ama Celtics'e karşı alınan galibiyet kayda değer. 4 numara Humphries'in oldukça başarılı oyunu bu serinin ana nedenlerinden birisi. Humphries, Derron Williams ve Brook Lopez'den sonra takımın en değerli 3. oyuncusu. Çok iyi bir savunmacı olmasa da cüssesiyle diğer orta mesafe atıcılara alan açıyor. Bu arada Lakers'tan tanıdığımız Sasha Vujacic Nets'te kendine geldi. Jordan Farmar da her zamanki gibi inişli çıkışlı.
25- PİSTONS (23-44, -22.7, 24): 2000li yılların ilk 10 senesinde Doğu’nun en başarılı takımı geçmişini mumla arıyor. İsimler çok eskidi. Yeni yüzlere ihtiyaçları var. Geçenlerde hocaya kızıp antrenmanı boykot etmişti oyuncular. Aşı çetenin elebaşları Rip Hamilton, Tracy McGrady ve Tayshaun Prince. Hani bazen futbol takımlarında futbolcular hocanın altını oymak için trip atarlar, hatta maçlarda kendilerini zorlamazlar ya, bunlarda da o hesap. Ama basket oynamayı unuttular iyice. Detroit'in otomotiv şirketleri ayağa kalkıyor ama Pistons'ta bir hareket yok.
26- RAPTORS (18-48, -28.0, 18): Raptors'ı takip ediyorum dersem yalan söylemiş olurum. Nets'le Londra'da oynadıkları 3 uzatmaya giden maçın tamamı ve Bulls'u yendikleri maçın (1 ay oldu o maç oynanalı) özetleri haricinde izlemedim. Pek bir şey kaçırmadım galiba. Cavs Lebron'suz ilk sezonuna 7-9 başladıktan sonra parça pinçik olmuştu, Raptors da Bosh'suz sezona 8-11 başladı, sonrası aynı. Allah kurtarsın!
27- KİNGS (16-49, -31.3, 28): Patronlar Maloof Biraderler takımı Sacramento'dan Anaheim şehrine taşımak için bayağı mesai harcıyorlar. Hal böyleyken takım yerlerde sürünüyor umursayan var mı? Yok tabi.

28- WİZARDS (16-50, -32.9, 20): 1 (yazıyla “Bir”). Wizards'ın su ana kadar oynadığı 31 deplasmanda kazandığı maç sayısı. Kime karşı? Cavs. Deplasmanda Wizards'dan sonra en az maç kazanan takım Cavs'in bile 4 galibiyeti var. El insaf! Hatta şöyle yazalım. Lig tarihinde bir sezon boyunca en az deplasman galibiyeti alan 1 (yazıyla “Bir”) galibiyetle 90-91 sezonunda Kings'miş. Cuma'ya Raptors deplasmanında, olmadı 13 Nisan'da Cleveland'da kazanarak bu rekoru paylaşmayacak olmak tek hedefleri.
29- TİMBERWOLVES (17-51, -33.7, 26): Moses Malone'a ait bir sezonda arka arkaya 52 maçlık “iki duble” rekorunu 53 maçla kıran Kevin Love'u herkes alkışlıyor. Takım zavallı bir halde olmasına rağmen sırf bireysel rakamlarına bakıp Love'ı Grizzlies'deki Zach Randolph'e tercih ettiler All-Star'da. Muhakkak çok zor bir rekor Love'ın kırdığı, başarılı da bir oyuncu, emeğe saygım sonsuz ama ben olaya şu gözle bakıyorum. Takımda Love'dan başka sayı atacak, ribaunt alacak adam mı var? Hatta takım arkadaşları o kadar zavallı şekilde sallıyorlar ki, kaçan şutlar Love'ın kucağına hücum ribauntu olarak yazılıyor. Sezon başından beri adamın 20 sayı 20 ribauntla oynadığı 12 maçta sadece 3 galibiyeti var Timberwolves'un. Neyse işte, takım paçavra gibi ama istatistik hastalığı 17 galibiyetli bir takımın taraftarını salonlara çekmeye yetiyor işte.

30- CAVS (12-53, -35.0, 19): Semih için asansörle binanın en tepesinden bodrum katına indi diyebiliriz. Şampiyonluk kovalayan Celtics'ten ligin dibine demir atmış Cavs'e. Neyse, en azından daha fazla oynar. 55 sayılık Miami mağlubiyeti ve 26 maçlık mağlûbiyet serisi, Cavs için sezonun özeti. Arada Celtics ve Lakers'in iş kazası yaşamalarına sebep olmadılar değil. İlginç bir not daha. Knicks'le sezon başından beri oynadıkları 3 maçı da kazandılar ve 3 Nisan'da Knicks'le bir maçları daha var. Knicks bu maçı da verirse “Yapma bunu yapma bunu” diyeceğiz.
Bu yazılık da bu kadar. Buraya kadar satır satır okuyabilen varsa tebrik ederim. Epeyi biriktirmişim. Bundan sonraki yazılarımız bu kadar uzun olmaz zira play-off’lar yaklaşıyor. Japonya'daki dostlara selamlar. Aklımız sizlerde.
Sevgiyle kalın.
Sezonun ilk aylarını geride bıraktık, yarısını da geride bıraktık. All-Star seçimleri oldu. All-Star hafta sonundan keyfimizi de aldık. Akabinde Carmelo'yu Knicks'e yolladık. Nets'in sahibi Prokhorov Deron Williams'i alarak prestijini şimdilik kurtardı. Takip ettiğiniz gibi yine bir sürü takasla takımlar kadrolarını güçlendirip play-off ve şampiyonluk yolunda ellerini sağlamlaştırdılar. Şimdi en kritik haftalardayız. Gün itibariyle ortalama 67 maç oynandı. Kaldı 15 maç. En tepeyi hedefleyen takımlara baktığımızda, bu takımlar sadece iyi değiller, çok iyiler. Birbirinden yetenekli oyuncuları barındırıyorlar kadrolarında. Ne kadar zinde kalıp kalmayacakları her zaman olduğu gibi kadro derinliklerine bağlı. Zira sakatlıklar bu işin doğasında var. Nihai sıralamaları belirleyecek en önemli unsur da O'Reilly'nin bahsettiği kararlılık faktörü olacak. Bunu play-offlara da uygulayabiliriz ama bu son 4 haftadaki performans play-off performansını da etkileyeceği için bundan sonrası gerçekten çok kritik.
Doğu’da liderlik yarısı Bulls, Celtics ve Heat arasında son haftaya kadar sürecek gibi. Bulls ve Celtics bir adım önde Miami'den. Orlando ve Hawks 4 ve 5.ligi paylaşacaklar. Knicks'le Sixers 6.'lıkla 7.'lik yarışındalar. Son sıradan play-off'a girebilecek takımı Pacers, Bobcats ve bir ihtimal Bucks arasındaki yarış belirleyecek.

Batı'da lider belli, Spurs. Lakers'la Mavs 2.'lik çekişmesindeler. Thunder 4. sıradan inmez. Nuggets'ın 3.5 maçlık farkı kapatacağını sanmıyorum. 5 ve 8 arasındaki çekişme biraz gavurdağ salatasını andırıyor. Yerken içinde ne olduğunu bilmezsiniz (en azından ben bilmiyorum), ama tadına da doyum olmaz. 5. Nuggets'la 8. Grizzlies arasında 3.5 maç var. 8. Grizzlies'in play-off'ları garanti değil ama 2 maç arkadaki Jazz'in işi kadro değişikliğinden dolayı epeyi zor. Bence Grizzlies'i Suns veya Rockets zorlayabilir, onlar da 2.5 ve 3 maç gerideler. Yani iki konferansta da ne olabileceği henüz belli değil. Son 15 maç yine büyük heyecana sahne olacak.
Gelelim Güçlüler – Zayıflar listemize. İlk listemizi 22 Kasım itibariyle yayınlamıştım. Yani sezonun ilk ayının sonunda. O günden bugüne bayağı zaman geçti. Kabahatliyim bu konuda. Aslında bu listeyi her gün güncelliyorum ve takımlar çok fazla iniş çıkış yaşadılar. Sıralamamız 15 Mart akşamı oynanan maçlar itibariyle. (İlk 2 rakam galibiyet mağlûbiyet sayıları, 3. rakam modelimizdeki puanları, son rakam geçen sıralamadaki yerleri)

1- SPURS (54-13, 26.7, 2): Sezonun en çalışkan takımı, tabiri caizse karıncası Spurs en yakın rakibinin 6.5 maç önünde gayet emin bir şekilde yoluna devam ediyor. Derslerini günü gününe çalıştılar. Bizim sıralamada da ezici üstünlükleri sürüyor. Rakiplerle aradaki farkın ana nedeni hem iç saha performansı, hem de önemli takımlara karşı genelde galip gelmeleri. San Antonio'da 34 maçın 31'ini kazandılar. 26 Kasım – 6 Mart arasında evlerinde oynadıkları 22 maçı kaybetmediler (seriyi Lakers bozdu). Bu ne demek? Play-off'lar boyunca iç saha avantajına sahip olacakları için, rakiplerin o salonda galibiyet alması ekstra zor demek (Öte yandan evlerinde yenilirlerse bu takım Lakers olabilir demek tabi). Bu 6.5 maçlık farkın tamamı kapanmayacak. Geçen 2 sezonda yaşadıkları sakatlıklardan sonra bu sezon kayda değer sakatlık yaşamadılar. Doktorlar Parker'in 3 hafta oynamayacağını söylemişlerdi, 5 gün sonra döndü arkadaş. Şunu da yazalım. San Antonio en iyi üç sayı yüzdesine sahip takım (%39.9) ve ligde en iyi üç sayı yüzdesine sahip 25 oyuncunun 4 tanesi Spurs oyuncusu ki Matt Bonner %51'le oynuyor. (Bu adam neden 3 sayı yarışmasında yarışmadı anlamak mümkün değil. Tipten mi kaybediyor acaba?) Play-off'lara kadar Spurs'un yapması gereken sezonu 65 galibiyetle kapamak. Zira bu kadar önde olan bir takım son düzlüğü lâçka geçirirse play-off'larda sıkıntıya düşebilirler. Ayrıca Lakers'a karşı evlerinde ve Miami deplasmanında sahadan silinmeleri soru işaretleri yaratmadı değil. Anladık ki yenilmez değiller ve biraz irtifa kaybediyorlar. Lakers uzunlarla Spurs'u bitirdi, Miami dışarıyı çok iyi savunarak darmadağın etti Spurs'un hücum organizasyonlarını. Fikstürün geri kalanında gözdağı maçlarındaki performanslarına dikkat.
2- BULLS (48-18, 20.4, 9): Bu sene Derrick Rose harici bir isim MVP'liği kazanırsa gerçekten kızarım. Takımda o kadar sakatlık yaşanırken Rose'un performansı olağanüstü. Açıkçası Miami'nin üstünde bitirmeseler bile Rose bu sezonun MVP'sidir. Onun haricinde takımın hocası Thibodeau da tartışmasız şekilde “Yılın Hocası” seçilmeli. Ayrıca enteresandır 38'lik yaşlı kurt Kürt Thomas (Shaq'ten sonra en yaşlı 2. oyuncu aktif oyuncular arasında) performans olarak parmak ısırtıyor. Rotasyonda 10. sırada ve sürekli oynayan bir oyuncu değil. Sadece uzunlar sakatlık yasadığında devreye giriyor. Boozer sakatlandı, Thomas 3 haftadır oynamamasına rağmen Atlanta'ya karşı 13 ribauntla oynadı. Sonraki maçta da 12 sayı 9 ribaunt 3 top çalma 3 blokla oynadı. Noah veya Boozer'in yokluğunda Kurt'un oynadığı maçlarda Chicago 24-7. Yıllık 1.8 milyon dolar alan bir veteran oyuncudan bu fiyata bu lezzet, valla bravo. Fantezi futbolda Cenk Tosun'a her hafta 1.5 milyon sayıp ihya olduğumuz gibi bir performans Kürt Thomas’ınki. Doğu’da liderlik yarısını son maça kadar takip edeceğiz. Evinde sadece 4 mağlubiyeti olan Bulls'un kalan fikstürü Celtics'i ağırlayacakları maç haricinde hafif gözüküyor. Zaten son 16 maçın 14'unu kazandılar ve 7 maçlık galibiyet serisiyle tam gaz devam ediyorlar.

3- CELTİCS (47-18, 20.1, 4): Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse Celtics Perkins'i play-off'larda bayağı arayacak. Çok büyük kumar oynadı takımın Genel Müdürü Danny Ainge. Tamam, Posey gittiğinden beri Green gibi bir 3 veya 4 numara arıyorlardı taburede, lakin Perkins gibi play-off'larda Dwight, Gasol, Boozer, Bynum gibi adamlara karşı pota altında geniş hacimli bir oyuncunun eksikliğinin faturası pahalı olur. Perkins sakat değilken Garnett'le iyi bir ikiliydi. Takaslarda uzun rotasyonunu neredeyse toptan değiştirmek, sakatlıklar, kadroya serbest oyuncu katmalar gibi faktörlerin hepsi makine düzeninde işleyen takımın hem ofansif hem defansif anlamda performansını negatif etkiledi su ana kadar. Rondo'nun verimi düştü. Takıma son katılanlardan Krstic çıtanın yüksekliğinin farkında ve bayağı boğuşuyor pota altında ama o da bir yere kadar. Son 4 maçta alınan 3 mağlûbiyet ve bunların da pota altından gelmesi tehlike sinyali. Miami Doğu’yu 3. bitirirse Doğu yarı finalinde ya Celtics ya da Bulls'la karşılaşacaklar. Celtics'in Miami ihtimalinden uzaklaşması hatta Bulls'a karşı olası bir Doğu finalinde ev sahibi avantajı olması için Doğu’yu lider bitirmeleri şart gibi. Zira hem Bulls hem Celtics içeride yenilmez armada gibiler (Celtics'in de sadece 6 mağlubiyeti var Boston'da). Bu eşleşmede iç saha avantajı çok önemli.
4- LAKERS (48-20, 19.7, 3): All-Star arasından beri oynadıkları 11 maçın 10'unu kazanan son iki yılın şampiyonu, gerçekten şampiyon gibi oynamaya başladı. O kaybettikleri Miami deplasmanını da biraz kendi kendilerine kaybettiler bana sorarsanız. Ligin sonuna kadar sadece 4 deplasman maçları kaldı. Mavericks'le 2.'lik mücadelesi veriyorlar, yani olası bir Batı Yarı Final eşleşmesinde iç saha avantajı için çarpışıyorlar. Geçtiğimiz Cumartesi günü takımın tamamı Mavs deplasmanında üst düzey oynadı. içeride Mavs'le bir maçları daha var. Su an Mavs'den yarım maç öndeler. All-Star öncesi yaşanan o başıboşluktan eser kalmamış durumda. Barnes sakatlıktan geri döndü, Bynum (ki geçen senelerde de yazardık takım için önemini) son 2 haftadır armut toplar gibi ribaunt toplamaya ve pota altında kasırga gibi esmeye başladı. Dahası Artest hayır işlerini bir kenara bıraktı ve canı basketbol oynamak istediği için savunmada ısıran Artest kimliğine geri döndü. Bu adam böyle işte. Türk Hava Yolları’nın kültür ataşesi Kobe aşçılıktan anlamaz ama kazanmaktan anlar. Bildiğimiz hırs küpü vaziyetinde takıma düsturu çekti. All-Star'dan önce “All-Star'dan sonra düğmeye basacağız” dedikten sonra takım olarak düğmeye basıldı. Gasol de ilk haftalardaki kimliğine geri döndü. Lakers'da işler tekrar yolunda yani. Kobe'nin şut yüzdesi düşük seviyelerde ama uzunlar Lamar da dahil olmak üzere bayağı formdalar. 2 sene şampiyon olmuş takımın uzun sezonda motivasyon sorunu yaşaması doğal aslında. Kurda sormuşlar “ensen neden kalın” diye “kendi işimi kendim görürüm” demiş. Takas dedikodularına hiç aldırmamıştım zaten. Yönetim takas dedikodularını takımın altına ateşi yakmak için çıkardı kanısındayım. Miami'ye 2 kere kaybetmiş olmaları mühim değil. Finalde karşılaşırlarsa üst üste oynayacakları 4. final olacağı için sezon içi maçlarının pek önemi kalmaz o saatte. Lakin Mavs ve Spurs'un form durumları, hatta ilk turdaki olası bir Portland serisi, final yolunda çok çetin bir seyahat yaşayacaklarını gösteriyor. Bu arada sezon sonuna kadar yine 1-2 tane zevzeklik mağlubiyeti bekliyorum Lakers'tan. Yani Mavs'in ardından 3. bitirirlerse de şaşırmam.

5- MAVS (47-20, 17.2, 7): Texas'ın şeriflerinden Mavericks sezona fırtına gibi girdikten sonra Aralık sonunda Dirk'un 3 hafta sakatlık yaşaması ve Ocak ortası Butler'in sezonu kapatan sakatlığıyla beraber 3-10'luk bir 3 hafta yaşamıştı. Dirk'un dönüp ritmini bulduktan sonra yani Ocak’ın 20'sinden Mart’ın 6'sina kadar 19 maçın 18'sini kazanmışlardı. Ama Mart kapıdan baktırdı kazma kürek yaktırdı. Grizzlies, Hornets ve en son Blazers'a karşı son dakikada verilen maçlar, ayrıca Lakers'a içeride kaybedilen kritik maç takımın güvenini sarstı biraz. Deplasmanlarda en az yenilen takım Mavericks (23-9) evinde kritik mağlubiyetler aldı bu sene. Takımın ana sorunu farklı önde oldukları maçlarda rakibi bir şekilde maça ortak etmeleri. Şöyle ki bu sene su ana kadar 28 maçları 5 sayı ve altında farkla bitmiş. 17'sini kazanmışlar 11'ini kaybetmişler. Bu Carlisle'ın 3. sezonu ve önceki 2 sezon toplamında 5 sayı ve altında farkla biten maç sayısı 23'tu. Son dakikalara ekstra dikkat etmeleri lazım. Kobe'nin düşük yüzdesine ve Matrix Marion'un müthiş performansına rağmen Lakers'a yenilmeleri (ki Mavs de uzun ve bol alternatifli bir kadroya sahip), soru işaretlerini barındırıyor. Chandler'i daha fazla kullanmaları şart. Kalan fikstürlerinde 7 maç içeride 8 maç dışarıda. Butler “play-off'larda sahadayım” demişti bir ara ama O olsa da olmasa da yarışa devam.
6- HEAT (46-21, 11.4, 17): Öyle bir 5 maçlık mağlûbiyet serisiydi ki Nilüfer’le Şebnem Ferah’ın müthiş “Erkekler Ağlamaz” düetini Heat'in soyunma odası dramasına uygular olmuştuk. Geçen haftaki Lakers galibiyetine kadar Celtics, Bulls, Lakers, Spurs ve Mavs'e karşı oynadıkları 9 maçın 8'ini kaybetmeleri, 4 ve daha az farklı biten maçlarında 3-9'luk kötü performansları yani maçları iyi bitirememeleri müthiş bir güven bunalımı yaratmıştı takımda. Sezona kötü başlamışlardı, sonra toparlanıp fırtına estirdiler ama hep dişli takımlara kaybettiler. Hele Bulls'a karşı sezon içinde oynadıkları 3 maçı da kaybettiler. Güvenlerini yeniden kazanmaları için ilaç gibi bir galibiyet gerekiyordu. Lakers zar zor da olsa geçildi ve takım stresini attı üzerinden. Ardından son ayın formda takımı Grizzlies'i darmadağın edip evvelki hafta 30 sayı fark yedikleri Spurs'den rövanşı yine aynı skorla almalarıyla sildiler gözyaşlarını. Bundan sonraki 15 maçlarının en az 12 tanesini kazanacaklardır. Celtics'in düşüşü devam ederse 2. sırada bitirebilirler. Hatta Bulls 1-2 sürpriz mağlûbiyet alırsa 1.’lik de gelebilir. Bu çıkışın sebebini sadece motivasyonla anlatamayız. Öncelikle Bosh son aylarda arka plana atılmıştı ve verimliliği iyice düşmüştü. “Biz neciyiz kardeşler burada, tamam ben MVP değilim, Final MVP'liğim de yok ama nereden baksanız All-Star bir adamım ve aldığım paranın hakkını verebileceğim kadar pas alamıyorum, bu böyle gitmez, ayıp oluyor” dedi ve Bosh'un pota altı performansıyla Miami'nin Ateşi yeniden yakmaya başladı. Onun haricinde yedeklerde de bir toparlanma oldu. O mağlûbiyet serisinin son iki maçında yedekler toplam 12 sayı atmıştı. Takımın yedekleri o kadar kötü değil. Nitekim son üç maçtaki performansları gayet tatminkar bir hal aldı. Daha da iyi olabilir. Bibby'nin takıma gelmesi önemli. Bibby eski Bibby değil ama emin olun Lebron'un hatta Wade'in elleri titrerse Bibby, o Sacramento'daki Bibby gibi kritik üçlüklere imza atabilir. Bir diğer faktör de, ki bu ilerisi için çok önemli, Lebron'un son çeyreklerde topu artık Wade'e vermesi. O mağlûbiyet serisinde Lebron gereksiz bir egoistlik içinde hep kendisi kullanmak istedi o son topları. Tamam, anladık sen MVP'sin, ilahsın da, Wade'in bileği özellikle de uzun atışlarda senden çok daha düzgün. Son top muhakkak Wade'in eline değmeli ve son 2 dakika hücumlarda topu kimin kullanacağına o karar vermeli. Lebron değil. Spoelstra, bu 5 maçlık seri ve sonrasındaki toparlanmayı iyi okuyabilirse Miami'den korkun.

7- THUNDER (43-25, 9.2, 5): Son 3.5 senedir Oklahoma için geleceğin takımı dedik. Perkins ve Nazr Mohammed'in gelişiyle şunu desem yanlış olmaz: Oklahoma artık bugünün takımı. Krstic'le Green'i uzun vadede tutmayı düşünmüyorlardı zaten. Perkins'in gelmesiyle asıl yeri 4 numara olan İbaka yedek 5 numaralıktan 4 numaraya döndü ve iyi de oynuyor. Uzun rotasyonu bol alternatifli. Mohammed Perkins'in, Collison da İbaka'nin yedekleri. Oklahoma kısalara dönecek olursa Harden, takımdan ayrılan Green'den daha istikrarlı bana kalırsa ve kadroya daha fazla derinlik ve alternatif katıyor. Play-off'lardan önce çözülmesi gereken 2 şey var. Yeni uzunların dizlerinin iyileşmesi ve Durant'la Westbrook'un savunmada daha dikkatli oynamaları. Zira üç sayı problemlerini aşmış gözüküyorlar son maçlarda. Kuzeybatı grubu liderlikleri ve Batı 4.'lükleri garanti gibi. Serbest atış yüzdeleriyse müthiş.
8- NUGGETS (40-27, 5.4, 10): Carmelo'nun gidişiyle takım soru işaretlerinden hem kurtuldu, hem de Knicks'ten gelen yetenekli paket gelir gelmez ise koyuldu. George Karl’ın yüzü önceki 3 ayda hiç gülmediği kadar gülüyor. Yüksek tempolu, rakibin başını döndürecek top dolaştırmalarla dolu, savunmada daha sağlam direnç, asistlerin bolluğu, Denver'in yıldızsız olmasına rağmen performansını bu kadar artıran nedenlerden sadece birkaçı. Açıkçası Nuggets Knicks'ten aldığı oyuncuların hiçbirini çarçur etmeyerek en akıllıca olanı yaptı. Takastan beri 8-2'ler ve Gallinari'nin Afflalo'nun yoklukları göze çarpmıyor bile. Öyle iştahlı oynuyorlar. 2009 play-off'larından beri Kenyon Martin ve “Bay Kus” (ama Boz değil) Andersen'i böyle istekli görmedik sanırım. Bu formları sürerse 5. sıradan aşağı inmezler. Ama Batı’da 4. sıradan sonrası ateşten gömlek. Kötü bir haftayla herhangi bir takım kendini 1-2 sıra aşağıda bulur. O yüzden dikkat. Denver bu formunda devam ederse Oklahoma’nın ilk turda Denver'i çantada keklik göreceğini hiç düşünmüyorum.

9- MAGİC (42-26, 5.2, 8): Orlando tam şapkadan çıkacak tavşan misali. Açıkçası NBA Finali'ne kalsalar da şaşırmam, ilk turda Hawks'a elenseler de şaşırmam. Öyle bir takım. Dwight faul problem yaşarsa uzun rotasyonu çok alternatifli değil. Geçen sene en azından Gortat vardı. Bass, Clark ve Anderson iyi uzunlar ama Bass haricindekiler pek atletik değiller. Jameer ve Hidayet çok tecrübeli oyuncular ama Jason Richardson'i daha iyi kullanmaları gerekir. Takımda her şey yolunda da gidebilir, işler sarpa da sarabilir. Bir de Arenas vardı değil mi? Yok onun ipiyle kuyuya inilmez arkadaş. Orlando'da kendini herhangi bir şekilde gösterdiği maça henüz denk gelemedik. Hayata küsmüş. Bu arada Dwight 16 teknik faul sınırına gelince 1 maç ceza almıştı. Bence hakemler Dwight'a çok acımasızlar. Fauller konusunda anlayışlı değiller. Sezon başından beri kendisine en çok faul yapılan Dwight ama çalınan faul düdüklerinin hiçbiri sportmenlik dışı faul değil.
10- HORNETS (39-30, 4.7, 1): Sezona zıpkın gibi başlamışlardı sonra tam inişli çıkışlı bir grafik. Ocak'taki 10 galibiyetlik serilerinden sonra ritmlerini pek bulamadılar. Genelde 2-3 maçlık galibiyet serilerini yine 2-3 maçlık mağlûbiyet serileri takip ediyor. Sakatlıkların da etkisi olmadı değil zira Okafor'un ve Ariza'nin olmaması savunmayı çok etkilemişti. 15 Mart itibariyle Batı’da 6. sıradalar ama 4. Nuggets'la aralarında 2, 8. Grizzlies'le aralarında 1.5 maç var. Dedik ya, Batı’da ilk 4'ten sonrası bayağı karışık.
11- BLAZERS (38-29, 1.9, 13): Brandon Roy'un 30 maçlık yokluğuna rağmen yine iyi idare ettiler. Bundan sonrası, geçen hafta sözleşmesi 3 sene uzatılan hoca Nate McMillan'a kalmış. Batum, Gerald Wallace, Wes Matthews ve Rudy Fernandez gibi adamlarla alan savunması tuzakları uygulayacak kadar derin bir kadro, üstüne Camby'i pota altında kullanabilme lüksü savunmayı iyice sağlamlaştırabilir. Roy'un dönüşüyle alacağı dakikaları iyi yönetebilirlerse ve süt seçimi kararlarında sıkıntılar yasamazlarsa Blazers play-off'larda inanılmaz tehlikeli bir takım olacak.
12- HAWKS (39-28, 1.8, 16): Doğu’da 5. sıradaki yerleri garanti. Hatta play-off ilk turdaki rakipleri de Orlando olacak. Bu seri şimdiden başlasa ne iyi olur. Bulls'u yendikleri maçta iyi gözüktüler savunmada ama sonraki 4 maçlık mağlûbiyet serisiyle istikrarsız bir görüntü çizdiler. Gerçi arka arkaya dişli rakiplerle oynamak zor. Portland maçında Jeff Teague'i 1 numara başlatan hoca Larry Drew iyi bir iş yapmış oldu. Kırk Hinrich'i almaları başarılı bir hamle ama ben Hinrich'i daha iyi bir takımda görmeyi umuyordum. Al Horford'un sakatlığı ve Joe Johnson'un düşük yüzdeli oyunu son 2 ayın pek de iyi olmayan takımı Hawks'i izlenesi kılmıyor.
13- GRİZZLİES (37-31, 1.5, 21): Battier'nin Memphis'imize geri dönmesi ve OJ Mayo'nun yok pahasına Pacers'a verilme takasının takas saati sona ermeden önce bitirilememesi sayesinde Rudy Gay'in omuz sakatlığı henüz takımı vurmadı. Bu sene kısmetse play-off'larda bizim mahallenin takımı. Geçen sene ilk besi iyi olmasına rağmen taburede derinlik olmayınca Mart başında play-off potasından uzaklaşan Grizzlies, bu sene 9. sıradaki Jazz'in su an 2 maç önünde, bir üstündeki Hornets'in da 1.5 maç gerisinde. Gerçi Mayo'nun pek katkısı yok takıma artık. 10 maçlık cezası esnasında da hiç aranmadı. Buna mukabil Sam Young ilk 5'teyken takım daha derli toplu oynuyor. Bu sene tabure daha bir derin ve rotasyon daha bir zengin. Rudy döndükten sonra gayet elle tutulur 10 kişilik rotasyon olacak takımda. Mike Conley ilk senelerindeki süklüm püklümlüğünü atmış durumda. Maestro gibi oynatıyor takımı. Yedeği Jason Williams zaten tecrübeli. Battier ve Boston'dan tanıdığımız Tony Allen da savunmada emniyet supapları. Rudy'nin yokluğunda takımın lideri Zach Randolph (buralarda lakabı Z-Bone) her türlü övgüyü hak ediyor. Son saniye atışları ve inanılmaz basketleriyle Memphis'in 5 seneden sonra tekrardan play-off'lara kalmasında en büyük rol ona ait olacak. Bu sezon Grizzlies'den başka hiçbir takım Mavericks'i 3 kere yenme başarısı göstermedi. Haydi çocuklar! Şehir size inandı. Değiştirin su makus talihi. Hatta olabiliyorsa 6. veya 7. bitirin Bati'yi. Önce senin dönmen lazım Rudy!

14- KNİCKS (34-32, -0.7, 12): Parçaların oturması zaman alacak. Oturana kadar da istikrar yakalamaları zor. Ama şunu söyleyebiliriz Carmelo savunmada daha istekli oynuyor. D'Antoni'den ek görevler istiyor, %100 uygulayabiliyor diyemeyiz ama New York halkına kendini sevdirmek, takımının başarısı için elinden geleni yapıyor. Grizzlies'i deplasmanda Carmelo'nun son saniye atışıyla yenen de bu takım, akabinde Dallas'ta fark yiyen de, sonra iki kere üst üste Pacers'a yenilen de yine Knicks. Savunmada sıkıntıları olsa da, Miami ve Celtics dahil hiçbir takım kadrosunda Carmelo, Amare ve Billups'i barındıran Knicks'le play-off'larin ilk turunda karşılaşmak için can atmaz.
15- SİXERS (34-33, -2.8, 27): 1 Şubat’tan beri takımın performansı 13-6 ve Doğu konferansında Sixers'tan daha iyi derecesi olan tek takım Bulls (15-4). Doug Collins'in hoca olarak Eddie Jordan'dan daha çok katkı yaptığı en önemli unsur takımın savunma direncini artırması oldu. Bulls'un hocası Thibodeau “Yılın Hocası” ödülünü almalı ama bu oylamada Doug Collins'in de ismi geçmeli kesinlikle. İguodala ve Young savunmada takımın bayrak adamları. Ayrıca lig genelinde yedekleri en fazla sayı atan takım da Sixers. Su an 7.'likleri garanti gibi ve 6. Knicks'le aralarında yarım maç var. İguodala tahmin ettiğimden de iyi oynuyor bu sene.
16- JAZZ (35-33, -5.6, 6): Jazz su an Batı’da 9. sırada, Grizzlies'in sadece 2 maç gerisinde dursa da, play-off'lara kalmaları sürpriz olur. Yılların hocası Sloan'u ve Derron Williams'i kaybettikten sonra takımın kendine gelmesi zaman alacak. Devin Harris su an Nets'te oynadığı düzende oynuyor gibi. 5 numaradaki Al Jefferson aynı Nets'teki Lopez gibi kısa ve orta mesafe atışlara meyilli ve Harris savunmanın üstüne top sürerek içeri kat etmeye çalışıyor. Yani yabancı olduğu bir sistem değil. Uzun vadede Derrick Favors ve çaylak seçimi hakları da takım için bir umut ayrıca. Bu seneden pek bir beklentim kalmadı. Özellikle de evlerinde 7 maç arka arkaya yenildiklerinden sonra. Ama Sloan'un gidişine üzüldüm.
17- ROCKETS (34-34, -5.7, 29): Sezona hakikaten çok kötü başlamışlardı. Sonra toparlandılar ve son 11 maçın 8'ini kazanarak galibiyet yüzdesini %50'ler civarında tutarak yollarına devam ediyorlar. Play-off'lara kalmaları zor, 11. sıradalar ama Grizzlies'in sadece 3 maç gerisindeler ve bu formları devam ederse Grizzlies'in kötü bir haftasından sonra potaya girebilirler. Bence play-off şansları Jazz'den daha fazla. Şurası açık ki play-off'lara kalamazlarsa sezon başından son üç dakikasına önde girdikleri 9 maçı kaybetmeleri pahalıya patlamış olacak (Bu istatistikte Pistons ve Timberwolves 10 mağlubiyetle liderler)

18- SUNS (33-32, -6.0, 11): Nash sakatlanana kadar Suns 8. sıranın en büyük tehdidiydi. Son 10 maçta Polonya Çekici Gortat takımın ribaunt, blok, atış yüzdesi liderliğini yaptı. İlk beste Vince ve Robin Lopez yerine Gortat ve Dudley oynarken takım sanki daha bir derli toplu. Nash şu aralar dönerse tecrübesiyle Suns'ı8. sıradan play-off'lara sokabilir. Dönmezse bu güneş bu sezonluk batar.
19- WARRİORS (30-37, -12.7, 15): Minnesota, Indiana ve New Jersey deplasmanlarının üçünden de mağlup ayrılan Warriors play-off umutlarını tüketti. Önümüzdeki sezonu şimdiden düşünmeye başlayabilirler.
20- PACERS (29-38, -14.3, 14): Doğu 8.ligi için Bobcats'le beraber “hangi takım daha az kotu” yarışmasında Pacers su an için yarım maç önde. Bu sezon sadece bir kere üç maçlık galibiyet serisi yakaladılar. O seriden 1-2 tane yakalarlarsa 8. bitirirler. Sakat Dunleavy'nin yerine Memphis'ten OJ Mayo'yu alma teşebbüsleri saatin farkına varamadıkları için yattı. OJ Mayo'yu alsalardı fena olmazdı aslında. Kadroları altlarındaki Bobcats ve Bucks'tan biraz daha derin. Pivot Hibbert sezona çok iyi başlamıştı ama sonra istikrarsız bir tablo çizdi.
21- BOBCATS (28-38, -15.2, 23): Nazr Mohammed ve özellikle Gerald Wallace'in gitmesiyle play-off yarışına beyaz bayrak salladılar sanmıştık ama Stephen Jackson'in pes etmeye niyeti yok. Clippers mağlubiyetinden sonra takım arkadaşlarına “mesele ileriki yıllar değil kardeş, mesele bugün play-off'lara kalmak” şeklinde yaptığı konuşma ise yaramışa benzer. 6 maçlık mağlûbiyet serisinden sonra 2 maçlık(!) galibiyet serisi yaptılar. Bu arada ilginç bir istatistik daha: Pacers, Bobcats veya Bucks'tan biri play-off'lara kalacak ya, play-off'lara en kötü galibiyet yüzdesiyle katılan takım olarak tarihe geçebilirler. 94-95 senesinde Celtics'in 35 galibiyetle play-off'lara katılması bu verideki en dip noktaymış.
22- CLİPPERS (26-42, -15.4, 30): Clippers'in bundan sonraki hedefi play-off umutları olan takımların tekerine taş koymak olacak. Sezon boyunca Clippers'la ilgili haberler Yılın Çaylağı Griffin'in smaçlarına endeksliydi. O da son bir aydır yoruldu herhalde, rakamları bayağı düştü. Fikstürleri de hiç kolay değildi. Fikstür mühendisleri Clippers'a 11 maçlık deplasman seyahatini bayağı acımasızca kilitlemişler.
23- BUCKS (26-40, -17.9, 22): Bu sene Bucks'in senesi değil. Geçen sene en azından play-off'lara kalmışlar ve ilk turda Hawks'in başına çorap örmüşlerdi. Bu seneyse doluya koydular olmadı, boşa koydular dolmadı. %50'den fazla galibiyeti olan takımlara karşı zaten kötüler de, zayıf takımlara arka arkaya kaybederek onlar da zayıf takım statüsüne girdiler. Bogut iyi savunmacılara karşı iyi performans gösteremedi. Jennings de ortalama bir oyuncu olarak kayda değer bir sezon geçirmedi. Öte yandan Pacers veya Bobcats kadar hak ediyorlar 8. sırayı. Ya da hak etmiyorlar mı desek? Bu ikisinden 2-3 maç daha az kaybederlerse belli olmaz Ersan'ı play-off'larda görebiliriz. “Michael Redd ne durumda?” diye soran varsa sakatlanalı 14 ay oldu, antrenmanlara da 1-2 haftaya başlayacakmış. Gül gibi adam yalan oldu.

24- NETS (22-43, -22.0, 25): Nets okyanus ötesinde oynadığı tüm maçları kazandı. Helal olsun. Sorun su: tüm maçlar dediğimiz 2 maçtan ibaret. Artı Londra'da oynanan iki maçı da Raptors'a karşı oynadılar. Bir tanesi 3 uzatmaya giderek nefesleri kesmişti. Derron Williams'ın gelişi biraz silkeledi takımı. 5 maçlık galibiyet serisindeler. 4 tanesi zayıf takımlara karşıydı ama Celtics'e karşı alınan galibiyet kayda değer. 4 numara Humphries'in oldukça başarılı oyunu bu serinin ana nedenlerinden birisi. Humphries, Derron Williams ve Brook Lopez'den sonra takımın en değerli 3. oyuncusu. Çok iyi bir savunmacı olmasa da cüssesiyle diğer orta mesafe atıcılara alan açıyor. Bu arada Lakers'tan tanıdığımız Sasha Vujacic Nets'te kendine geldi. Jordan Farmar da her zamanki gibi inişli çıkışlı.
25- PİSTONS (23-44, -22.7, 24): 2000li yılların ilk 10 senesinde Doğu’nun en başarılı takımı geçmişini mumla arıyor. İsimler çok eskidi. Yeni yüzlere ihtiyaçları var. Geçenlerde hocaya kızıp antrenmanı boykot etmişti oyuncular. Aşı çetenin elebaşları Rip Hamilton, Tracy McGrady ve Tayshaun Prince. Hani bazen futbol takımlarında futbolcular hocanın altını oymak için trip atarlar, hatta maçlarda kendilerini zorlamazlar ya, bunlarda da o hesap. Ama basket oynamayı unuttular iyice. Detroit'in otomotiv şirketleri ayağa kalkıyor ama Pistons'ta bir hareket yok.
26- RAPTORS (18-48, -28.0, 18): Raptors'ı takip ediyorum dersem yalan söylemiş olurum. Nets'le Londra'da oynadıkları 3 uzatmaya giden maçın tamamı ve Bulls'u yendikleri maçın (1 ay oldu o maç oynanalı) özetleri haricinde izlemedim. Pek bir şey kaçırmadım galiba. Cavs Lebron'suz ilk sezonuna 7-9 başladıktan sonra parça pinçik olmuştu, Raptors da Bosh'suz sezona 8-11 başladı, sonrası aynı. Allah kurtarsın!
27- KİNGS (16-49, -31.3, 28): Patronlar Maloof Biraderler takımı Sacramento'dan Anaheim şehrine taşımak için bayağı mesai harcıyorlar. Hal böyleyken takım yerlerde sürünüyor umursayan var mı? Yok tabi.

28- WİZARDS (16-50, -32.9, 20): 1 (yazıyla “Bir”). Wizards'ın su ana kadar oynadığı 31 deplasmanda kazandığı maç sayısı. Kime karşı? Cavs. Deplasmanda Wizards'dan sonra en az maç kazanan takım Cavs'in bile 4 galibiyeti var. El insaf! Hatta şöyle yazalım. Lig tarihinde bir sezon boyunca en az deplasman galibiyeti alan 1 (yazıyla “Bir”) galibiyetle 90-91 sezonunda Kings'miş. Cuma'ya Raptors deplasmanında, olmadı 13 Nisan'da Cleveland'da kazanarak bu rekoru paylaşmayacak olmak tek hedefleri.
29- TİMBERWOLVES (17-51, -33.7, 26): Moses Malone'a ait bir sezonda arka arkaya 52 maçlık “iki duble” rekorunu 53 maçla kıran Kevin Love'u herkes alkışlıyor. Takım zavallı bir halde olmasına rağmen sırf bireysel rakamlarına bakıp Love'ı Grizzlies'deki Zach Randolph'e tercih ettiler All-Star'da. Muhakkak çok zor bir rekor Love'ın kırdığı, başarılı da bir oyuncu, emeğe saygım sonsuz ama ben olaya şu gözle bakıyorum. Takımda Love'dan başka sayı atacak, ribaunt alacak adam mı var? Hatta takım arkadaşları o kadar zavallı şekilde sallıyorlar ki, kaçan şutlar Love'ın kucağına hücum ribauntu olarak yazılıyor. Sezon başından beri adamın 20 sayı 20 ribauntla oynadığı 12 maçta sadece 3 galibiyeti var Timberwolves'un. Neyse işte, takım paçavra gibi ama istatistik hastalığı 17 galibiyetli bir takımın taraftarını salonlara çekmeye yetiyor işte.

30- CAVS (12-53, -35.0, 19): Semih için asansörle binanın en tepesinden bodrum katına indi diyebiliriz. Şampiyonluk kovalayan Celtics'ten ligin dibine demir atmış Cavs'e. Neyse, en azından daha fazla oynar. 55 sayılık Miami mağlubiyeti ve 26 maçlık mağlûbiyet serisi, Cavs için sezonun özeti. Arada Celtics ve Lakers'in iş kazası yaşamalarına sebep olmadılar değil. İlginç bir not daha. Knicks'le sezon başından beri oynadıkları 3 maçı da kazandılar ve 3 Nisan'da Knicks'le bir maçları daha var. Knicks bu maçı da verirse “Yapma bunu yapma bunu” diyeceğiz.
Bu yazılık da bu kadar. Buraya kadar satır satır okuyabilen varsa tebrik ederim. Epeyi biriktirmişim. Bundan sonraki yazılarımız bu kadar uzun olmaz zira play-off’lar yaklaşıyor. Japonya'daki dostlara selamlar. Aklımız sizlerde.
Sevgiyle kalın.





















