Galatasaray derbiyi dün gece kazandı. Fenerbahçe ise derbiyi dün gece kaybetmedi, çok daha öncesinde kaybetmişti.
Açıklayalım.
Önce Galatasaray…
Dün gece her şey Galatasaray lehineydi.
Birincisi, sahaya dizilişi çok cesur ve akıllıcaydı. Elmander, Kazım ve Baros aynı anda sahada yer alması büyük fark yarattı. Eboue ve Hakan'ın çıkışları, Selçuk ve Emre'nin ceza sahasına yakın oynayışıyla Galatasaray en büyük zaafı olan hücumda çoğalamama sorununu fazlasıyla yenmişti.
Ayrıca her zaman eleştirdiğimiz ve takımda sürekli oynamalarına anlam veremediğimiz Sabri, Servet ve Gökhan'ın yokluğunda sahada aklını daha fazla kullanan bir takım vardı.
İkincisi, ağır hava şartları, genellikle ev sahibi lehine işler. Tekniğin ve taktik üstünlüğün fizik gücünün gerisinde kaldığı koşullarda seyirciyi arkasına alan takım her zaman avantajlıdır. Daha çok koşar.
Ayrıca bu sahalarda kontratak taktikleri pek işe yaramaz, çünkü hızlı adamlara savunmalar kolayca yetişir.
Galatasaray'ın sezonun başlarında iki sıkıntısı vardı
Birincisi, savunma göbeğinin ağır kalması ve topu oyuna sokamamasıydı. Semih'in buraya monte edilmesiyle savunma kalitesi çok yükseldi. Ayrıca Ulfalujsi daha rahat top kullanmaya başladı.
İkincisi, hücumda ceza sahasına girebilecek oyuncu eksikliğiydi. Daha önce hiçbir zaman en uçtaki adam olmamış Elmander'in zorunlu ve tek forvet oynadığı maçlarda topun ceza sahasına inmesi imkansızdı. Yukarıda yazdığım gibi, dün gece Kazım ve Baros'un da varlığıyla Galatasaray hücumda çoğaldı.
Orta saha ise her zamankinden daha iyiydi. Forvetin üçlenmesiyle, Selçuk, Emre ve Melo hem savunma hem hücum anlamında daha rahat ve etkiliydi.
Gelelim Fenerbahçe'ye…
Fenerbahçe bu maçı çok daha önce kaybetmişti. Çünkü sezon başından beri oyunu rakip sahaya yıkamıyor, ancak yakaladığı pozisyonları gole çevirme yüzdesinin yüksekliği ile kazanabiliyordu.
Oysa eksikler gün gibi ortadaydı. Her şeyin yanlış gittiği bir gecede bir bombaya dönüştüler.
Birincisi, savunmada Lugano'nun gidişiyle oluşan dev boşluğun kapatılamamasıydı.
Nitekim Bilica'nın 2 ve 3. gollerdeki –alıştığımız- hataları sıradan savunma zaaflarından çok daha fazlasıydı. Sahaya dalan bir taraftar gibiydi sanki Bilica. Oyunda değildi. Yobo ise ilk golde ayakta kalamadı, 2. golde ise Elmander'i rahatsız edeceğine, ortayı kapatmaya çalıştığından Elmander'in kolay bir gol atmasını sağladı.
İkincisi, takımın kadrosu iyice daralmıştı. Yedekler Galatasaray'a göre çok kısıtlıydı. Stoch iki senedir istikrarlı değil ve güçsüz. Dia ise yeteneklerine rağmen tamamen yanlış bir transfere dönüştü. Eğer, takım 3-0 gerideyken dahi oyuna girmesini tercih etmiyorsanız bu oyuncuyla işiniz yok demektir.
Bu şartlar altında Kocaman'ın neden geçtiğimiz yılki gibi altyapıdan gelen oyunculara fazla şans vermediğini anlamıyorum. Oysa böyle bir tercih sezonun 4.ayına girdiğinde önemli alternatifler yaratabilirdi.
Üçüncüsü, Fenerbahçe'nin geride kapanıp hızlı hücuma çıkma anlayışının ağır bir yağmur altında işe yaramasının imkansızlığıydı. Ne kadar hızlı çıkarsanız çıkın, ne kadar uzun isabetli paslar atarsanız atın rakip savunmanın yetişmesini engelleyemezsiniz böyle bir havada ve böyle bir zeminde. Tek şansınız zeminin ıslaklığını avantaja çevirip bol bol yerden şut denemektir.
Bu da bizi dördüncü eksiğe getiriyor. Fenerbahçe sahaya Selçuk, Baroni ve Emre gibi rakip yarı alanın ortasına dahi gelemeyen üç orta saha oyuncusuyla çıkmıştı. Selçuk teknik olarak, Baroni stil olarak, Emre ise zihnen bunu bir türlü yapmıyorlar. Bu şartlarda Fenerbahçe'nin rakip yarı alandaki etkinliği Alex – Bienvenu ikilisine kallıyordu. Gününde ve dinamik bir Galatasaray savunması / orta sahası karşısında sadece Alex ve Bienvenu.
Kocaman devre arasında –ki devre arasını neden beklediğini de anlamış değilim- Semih'i alırken başka –ve hızlı- bir forveti oyundan almalı mıydı emin değilim.
Sonuç olarak dün geceki sonuç geliyorum dedi. Ve Terim'in Kocaman'a hamle ve sürpriz yapma üstünlüğüyle skora dönüştü.
Hakemler…
Aydınus bu sene tekrar çok formda. Geçtiğimiz yıl biraz düşüş yaşadığını düşünüyordum, ancak bu sezon olağanüstü bir performans gösteriyor.
Peki, dün gece Şampiyonlar Ligi karşılaşmalarını izlediniz mi? İnter'in bariz penaltısını görmeyen (ki 3 hakemin birden görüş alanındaydı) ve Trabzon'u yakan hakemleri gördükten sonra hakemlerimiz hakkındaki fikirleriniz değişti mi?
Peki, Ajax'ın buz gibi 2 golünü vermeyen ve elenmesine yol açan yan hakemi gördüğünüzde bizim yan hakemlerimize haksızlık ettiğinizi düşünmediniz mi?
Açıklayalım.
Önce Galatasaray…
Dün gece her şey Galatasaray lehineydi.
Birincisi, sahaya dizilişi çok cesur ve akıllıcaydı. Elmander, Kazım ve Baros aynı anda sahada yer alması büyük fark yarattı. Eboue ve Hakan'ın çıkışları, Selçuk ve Emre'nin ceza sahasına yakın oynayışıyla Galatasaray en büyük zaafı olan hücumda çoğalamama sorununu fazlasıyla yenmişti.
Ayrıca her zaman eleştirdiğimiz ve takımda sürekli oynamalarına anlam veremediğimiz Sabri, Servet ve Gökhan'ın yokluğunda sahada aklını daha fazla kullanan bir takım vardı.
İkincisi, ağır hava şartları, genellikle ev sahibi lehine işler. Tekniğin ve taktik üstünlüğün fizik gücünün gerisinde kaldığı koşullarda seyirciyi arkasına alan takım her zaman avantajlıdır. Daha çok koşar.
Ayrıca bu sahalarda kontratak taktikleri pek işe yaramaz, çünkü hızlı adamlara savunmalar kolayca yetişir.
Galatasaray'ın sezonun başlarında iki sıkıntısı vardı
Birincisi, savunma göbeğinin ağır kalması ve topu oyuna sokamamasıydı. Semih'in buraya monte edilmesiyle savunma kalitesi çok yükseldi. Ayrıca Ulfalujsi daha rahat top kullanmaya başladı.
İkincisi, hücumda ceza sahasına girebilecek oyuncu eksikliğiydi. Daha önce hiçbir zaman en uçtaki adam olmamış Elmander'in zorunlu ve tek forvet oynadığı maçlarda topun ceza sahasına inmesi imkansızdı. Yukarıda yazdığım gibi, dün gece Kazım ve Baros'un da varlığıyla Galatasaray hücumda çoğaldı.
Orta saha ise her zamankinden daha iyiydi. Forvetin üçlenmesiyle, Selçuk, Emre ve Melo hem savunma hem hücum anlamında daha rahat ve etkiliydi.
Gelelim Fenerbahçe'ye…
Fenerbahçe bu maçı çok daha önce kaybetmişti. Çünkü sezon başından beri oyunu rakip sahaya yıkamıyor, ancak yakaladığı pozisyonları gole çevirme yüzdesinin yüksekliği ile kazanabiliyordu.
Oysa eksikler gün gibi ortadaydı. Her şeyin yanlış gittiği bir gecede bir bombaya dönüştüler.
Birincisi, savunmada Lugano'nun gidişiyle oluşan dev boşluğun kapatılamamasıydı.
Nitekim Bilica'nın 2 ve 3. gollerdeki –alıştığımız- hataları sıradan savunma zaaflarından çok daha fazlasıydı. Sahaya dalan bir taraftar gibiydi sanki Bilica. Oyunda değildi. Yobo ise ilk golde ayakta kalamadı, 2. golde ise Elmander'i rahatsız edeceğine, ortayı kapatmaya çalıştığından Elmander'in kolay bir gol atmasını sağladı.
İkincisi, takımın kadrosu iyice daralmıştı. Yedekler Galatasaray'a göre çok kısıtlıydı. Stoch iki senedir istikrarlı değil ve güçsüz. Dia ise yeteneklerine rağmen tamamen yanlış bir transfere dönüştü. Eğer, takım 3-0 gerideyken dahi oyuna girmesini tercih etmiyorsanız bu oyuncuyla işiniz yok demektir.
Bu şartlar altında Kocaman'ın neden geçtiğimiz yılki gibi altyapıdan gelen oyunculara fazla şans vermediğini anlamıyorum. Oysa böyle bir tercih sezonun 4.ayına girdiğinde önemli alternatifler yaratabilirdi.
Üçüncüsü, Fenerbahçe'nin geride kapanıp hızlı hücuma çıkma anlayışının ağır bir yağmur altında işe yaramasının imkansızlığıydı. Ne kadar hızlı çıkarsanız çıkın, ne kadar uzun isabetli paslar atarsanız atın rakip savunmanın yetişmesini engelleyemezsiniz böyle bir havada ve böyle bir zeminde. Tek şansınız zeminin ıslaklığını avantaja çevirip bol bol yerden şut denemektir.
Bu da bizi dördüncü eksiğe getiriyor. Fenerbahçe sahaya Selçuk, Baroni ve Emre gibi rakip yarı alanın ortasına dahi gelemeyen üç orta saha oyuncusuyla çıkmıştı. Selçuk teknik olarak, Baroni stil olarak, Emre ise zihnen bunu bir türlü yapmıyorlar. Bu şartlarda Fenerbahçe'nin rakip yarı alandaki etkinliği Alex – Bienvenu ikilisine kallıyordu. Gününde ve dinamik bir Galatasaray savunması / orta sahası karşısında sadece Alex ve Bienvenu.
Kocaman devre arasında –ki devre arasını neden beklediğini de anlamış değilim- Semih'i alırken başka –ve hızlı- bir forveti oyundan almalı mıydı emin değilim.
Sonuç olarak dün geceki sonuç geliyorum dedi. Ve Terim'in Kocaman'a hamle ve sürpriz yapma üstünlüğüyle skora dönüştü.
Hakemler…
Aydınus bu sene tekrar çok formda. Geçtiğimiz yıl biraz düşüş yaşadığını düşünüyordum, ancak bu sezon olağanüstü bir performans gösteriyor.
Peki, dün gece Şampiyonlar Ligi karşılaşmalarını izlediniz mi? İnter'in bariz penaltısını görmeyen (ki 3 hakemin birden görüş alanındaydı) ve Trabzon'u yakan hakemleri gördükten sonra hakemlerimiz hakkındaki fikirleriniz değişti mi?
Peki, Ajax'ın buz gibi 2 golünü vermeyen ve elenmesine yol açan yan hakemi gördüğünüzde bizim yan hakemlerimize haksızlık ettiğinizi düşünmediniz mi?

















