Fenerbahçe-Galatasaray maçı günlerce konuşuldu ama tabir yerindeyse “Dağ fare doğurdu”. Bir kez daha ülkemizde oynanan futbolu sorgulamamız gerektiği bu derbiyle ortaya çıktı. Ne yazık ki biz kendi kendimizi avutuyoruz ama ne zaman uluslararası bir arenaya çıksak kuyruğumuzu kıstırarak dönmeyi de biliyoruz. Bakmayın siz derbiden sonra “Büyük heyecan” “Maça yürek dayanmadı” manşetlerine, ülkemizdeki en iyi 3-4 takımdan ikisi ülkenin dünyaya yayılmış ezeli rekabetinde adeta amatör takımlar gibi oynuyorsa o zaman şapkayı önümüze koyma zamanı gelmiş demektir.
Biz kendi gündemimizle yatıp kalkarken Dünyadaki diğer takımlarla aramızdaki fark giderek açılıyor. Asıl acı olan bu ama farkında değiliz bakın bu sezona: Sezon başında Fenerbahçe ve Galatasaray kura çekimi yapıldığında basınımız tarafından çantada keklik görülen ve adı sanı duyulmamış takımlara elenerek annelerinin liginde dönerken mazaretler üretmekten başka bir şey yapmadılar. Sen konuşmaya gelince Dünya çapında takım olmaktan bahset sonra Young Boys, Paok ve Karpaty Lviv gibi takımlara elen. Trabzonspor da bundan nasibini almalı aslında tamam Liverpool gibi bir takıma elendiler ama bu sezon şu ana kadar o Liverpool'u yenmeyen kalmadı ve adamlar küme düşme hattında…
Beşiktaş kolay takımlarla oynadı ve gruplara kaldı ama Porto maçındaki tablo aslında biraz adı sanı olan ve futbol oynayan takımlara karşı nasıl aciz kaldıklarını göstermiyor mu? Bursaspor ise ilk kez katıldığı Şampiyonlar Liginde gol bile atamadı. Bu tabloya bakıp Hiddink'in ne yapmasını bekliyoruz ki? Hiddink Avrupa'da 3. Sınıf takımlara karşı dökülen takımları bırakıp tamamen lejyonerlerden oluşan bir kadro kuramaz ki… Tabii bu durum Hiddink'in ülkemizi Katar zannederek uzaktan kumanda ile milli takımı yönetmeye kalkmasının mazareti olamaz. Geçen hafta 3 maç birden izleyen Hiddink nihayet tam mesaiyle göreve başladı. Hollanda ile oynanacak hazırlık maçında genç yeteneklere şans vereceğini açıklayan Hiddink bunu bir fantezi olarak görmezse…
Bu genç oyuncu meselesi de en fazla kafama takılan iki konudan birisi aslında. Diğeri herkese “hoca” denmesi. Ülkemizde bazı spikerlerin hoca demediği kalmadı. Takımın teknik direktörü “hoca”, hakem tabii ki “hoca”, yanında oturan yorumcu “hoca”, utanmasalar futbolcuya da “hoca “ diyecekler. Yayın “hocam” ile başlıyor “hocam” ile bitiyor.
Genç futbolcu meselesi ise ayrı bir komedi. 23-24 yaşındaki adama genç futbolcu demek sadece bize mahsus. 24 yaşındaki Trabzonspor'lu Mustafa gol atıyor “Genç Mustafa” hemen manşette. 17 yaşında Arsenal'de oynayan Fabregas için çocuk mu demeliyiz. Neyse bunu geçelim gelelim asıl meseleye gözüken o ki yeni bir sistem bulmak için yeni adamlara ihtiyaç var. Bu yeni futbolcular belki yıllardır bir türlü başaramadığımız “Türkiye ekolü” yaratmaya yardımcı olur.
Bu hafta Kayserispor Beşiktaş'ı yenerken atılan golde pası veren 22 yaşındai Abdullah, golü atan ise 20 yaşındaki Furkan oldu. Aynı takımda ilk 11'de sürekli forma şansı bulan Ömer Şişmanoğllu ise 21, Hasan Ali 20, Almanya U-21 ve U-17 takımlarının eski kaptanı olan ama artık Türkiye adına mücadele edeceğini açıklayan Semih Aydilek ise 21 yaşında. Bu futbolculara forma şansını gözü kapalı veren ve bunun ödülünü ligde Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı yenerek ve 3. sıraya yükselerek alan Şota'yı biraz konuşmamız gerekiyor. Van Gaal gibi bir futbol dehasının yanında geçirdiği yılların Şota'yı nasıl bir teknik adam yaptığı ortada. Genç yetenekleri sadece kulübede düşünen teknik adamlara ve onları gözü kapalı destekleyen spor yazarlarına selam olsun.
Futbolumuzda bir devrim yaşandığını bakalım ne zaman anlayacağız. Ligin ilk 3 sırasında Bursaspor-Trabzonspor ve Kayserispor var ve bu 3 takımın başında da modern futbolu oynatmaya çalışan 3 teknik adam bulunuyor. Yıllardır 3 büyüğün etrafında koparılan fırtınalar ve Türk Futbolu denince sadece 3 Büyüklerin akla gelmesi devri bence bitiyor. Belki daha bitmedi ama bitmek üzere. Geçen sezon şampiyon olan Bursaspor bu devrimin fitilini ateşledi. Devamı bu sezon gelirse o zaman bütün dengeler değişecek ve ortaya çıkan tablo inanın daha sağlıklı olacak.
Biz kendi gündemimizle yatıp kalkarken Dünyadaki diğer takımlarla aramızdaki fark giderek açılıyor. Asıl acı olan bu ama farkında değiliz bakın bu sezona: Sezon başında Fenerbahçe ve Galatasaray kura çekimi yapıldığında basınımız tarafından çantada keklik görülen ve adı sanı duyulmamış takımlara elenerek annelerinin liginde dönerken mazaretler üretmekten başka bir şey yapmadılar. Sen konuşmaya gelince Dünya çapında takım olmaktan bahset sonra Young Boys, Paok ve Karpaty Lviv gibi takımlara elen. Trabzonspor da bundan nasibini almalı aslında tamam Liverpool gibi bir takıma elendiler ama bu sezon şu ana kadar o Liverpool'u yenmeyen kalmadı ve adamlar küme düşme hattında…
Beşiktaş kolay takımlarla oynadı ve gruplara kaldı ama Porto maçındaki tablo aslında biraz adı sanı olan ve futbol oynayan takımlara karşı nasıl aciz kaldıklarını göstermiyor mu? Bursaspor ise ilk kez katıldığı Şampiyonlar Liginde gol bile atamadı. Bu tabloya bakıp Hiddink'in ne yapmasını bekliyoruz ki? Hiddink Avrupa'da 3. Sınıf takımlara karşı dökülen takımları bırakıp tamamen lejyonerlerden oluşan bir kadro kuramaz ki… Tabii bu durum Hiddink'in ülkemizi Katar zannederek uzaktan kumanda ile milli takımı yönetmeye kalkmasının mazareti olamaz. Geçen hafta 3 maç birden izleyen Hiddink nihayet tam mesaiyle göreve başladı. Hollanda ile oynanacak hazırlık maçında genç yeteneklere şans vereceğini açıklayan Hiddink bunu bir fantezi olarak görmezse…
Bu genç oyuncu meselesi de en fazla kafama takılan iki konudan birisi aslında. Diğeri herkese “hoca” denmesi. Ülkemizde bazı spikerlerin hoca demediği kalmadı. Takımın teknik direktörü “hoca”, hakem tabii ki “hoca”, yanında oturan yorumcu “hoca”, utanmasalar futbolcuya da “hoca “ diyecekler. Yayın “hocam” ile başlıyor “hocam” ile bitiyor.
Genç futbolcu meselesi ise ayrı bir komedi. 23-24 yaşındaki adama genç futbolcu demek sadece bize mahsus. 24 yaşındaki Trabzonspor'lu Mustafa gol atıyor “Genç Mustafa” hemen manşette. 17 yaşında Arsenal'de oynayan Fabregas için çocuk mu demeliyiz. Neyse bunu geçelim gelelim asıl meseleye gözüken o ki yeni bir sistem bulmak için yeni adamlara ihtiyaç var. Bu yeni futbolcular belki yıllardır bir türlü başaramadığımız “Türkiye ekolü” yaratmaya yardımcı olur.
Bu hafta Kayserispor Beşiktaş'ı yenerken atılan golde pası veren 22 yaşındai Abdullah, golü atan ise 20 yaşındaki Furkan oldu. Aynı takımda ilk 11'de sürekli forma şansı bulan Ömer Şişmanoğllu ise 21, Hasan Ali 20, Almanya U-21 ve U-17 takımlarının eski kaptanı olan ama artık Türkiye adına mücadele edeceğini açıklayan Semih Aydilek ise 21 yaşında. Bu futbolculara forma şansını gözü kapalı veren ve bunun ödülünü ligde Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı yenerek ve 3. sıraya yükselerek alan Şota'yı biraz konuşmamız gerekiyor. Van Gaal gibi bir futbol dehasının yanında geçirdiği yılların Şota'yı nasıl bir teknik adam yaptığı ortada. Genç yetenekleri sadece kulübede düşünen teknik adamlara ve onları gözü kapalı destekleyen spor yazarlarına selam olsun.
Futbolumuzda bir devrim yaşandığını bakalım ne zaman anlayacağız. Ligin ilk 3 sırasında Bursaspor-Trabzonspor ve Kayserispor var ve bu 3 takımın başında da modern futbolu oynatmaya çalışan 3 teknik adam bulunuyor. Yıllardır 3 büyüğün etrafında koparılan fırtınalar ve Türk Futbolu denince sadece 3 Büyüklerin akla gelmesi devri bence bitiyor. Belki daha bitmedi ama bitmek üzere. Geçen sezon şampiyon olan Bursaspor bu devrimin fitilini ateşledi. Devamı bu sezon gelirse o zaman bütün dengeler değişecek ve ortaya çıkan tablo inanın daha sağlıklı olacak.





















