Yine derbi, yeni derbi. Heyecanı törpülenmiş gibi gösterilse de pazar sabahı güne başka bir gözle başlatacak bir derbi. Bu derbinin havası bu sefer ise başka. Hava durumu şu şekilde; Fenerbahçe iyi, Galatasaray kötü. Fenerbahçeli oyuncularda top, Galatasaray cephesi aykırı skor dışında endişesiz. Futbolcularda belki de 10 senede ilk defa bu derbide baskı sıfırın altında. İddaa oyunu bile bu hava durumuna karışmış bir tarafa 1.50 oran verirken, bir tarafa 4.20 oran yazmış. Bunların üzerine 10 senelik hikaye de konulunca bir takım sesler "nerede rekabet artık" diye sormaya başlamış, müneccim miyim ben, nereden bileyim.
Her şeyin gösterildiği gibi olduğunu sanmıyorum. Fenerbahçeli de sapına kadar heyecanlı, Galatasaraylı da. Kırmızı olan tarafın umutsuzluğu felaket. Kırmızı olan tarafa soruyorum, bu haftaki davranışlarınız, hissiyatlarınız nasıldı? Benim gördüklerim pek iyi değildi. Pardon, Kadıköy, geri aldım. Fenerbahçe olan tarafta ise bir şenlik havası var. Daha başlamadı, Pazar sabahı bağırarak uyanacaklar. Şimdiden katlı formalar. Dilin kemiği, meşinin de Kadıköy'de objektifliği yok. Çekilecek tüm acıları taraftarına yaşatmış Fenerbahçe bu kesimde taraftarına aşırı mutluluk yüklüyor, aşırı yükleme.
Atışmalar başlamış bile. Yakıştırma üstüne yakıştırma. İçinde hakaret, küfür olmadığı sürece bunlardan keşke onlarca, yüzlerce olsa. Bu didişmeye "Türk futbolunun uğraştığı şeylere bak, yine saçma kıyaslamalar başladı" diye sert bakanlara sözüm, kavga, şiddet, dövüş mü olsa? Türkiye'yi, futbolu kurtaracaklar bu isimler değil, bırakın taraftar bu sefer taraftarlığını yaşasın. Zaten önünde sürekli "şunu yapma" diyenler var.
İki kulübün davranış üstüne davranışlarını son yıllarda dikkatle izliyorum. 'Gizlice yönetici transferi mi var' diye düşünmüyor değilim. Tarih bazı zamanlar bu kulüpleri davranış ve görüş bakımında tamamen ayırdı ama artık öyle değil. Misal en son atılım Gheorghe Hagi. Ucundan, kıyısından Aykut Kocaman ile kıyaslıyorum bu hamleyi. Sadece bu değil, yönetim biçimleri, yönetici refleksleri, ticari atılımlar da paralelde. Türkiye'de yaşadıklarında da sürekli bir sıra var.
Taraftarlarda da dönem dönem hissiyatlar ve yedikleri şey aynı.
Çok kurcalanmazsa durum şudur; Büyük kardeş Fenerbahçe, küçük kardeş Galatasaray gibi. Sürekli kavga eden, küçüğün daha çok sevildiği, sürekli abisini takip ettiği. Fazla yaş farkı yok ve hep dövüşme var...
Kötü niyetli, önyargılı bir benzetme değil bu.
Tamamen davranış sıralarına göre...
Oyunun asıl merkezindeki hissi sevenlere benim de diyeceklerim var. Pazara kadar durumu idare edin. Her kafadan ortalama 3,5 ses çıkacak. Kafa sallayın, geçin. Pazar sabahına hazırlanın. O gün sizin gününüz. Alt tarafı senede iki güç kez size böyle bir gün veriyorlar zaten. Güçlü bir kahvaltı edin. Sizi en mutlu eden anları anımsayın, izlemeyin ama, kafanızda canlandırın. Gün boyu kaşıyın sevdanızı. Kapayın algılarınızı yazılara.
Peki derbi için topa karşı yolsuzluk yapmayacak mıyız? Nerede teknik yorumlar. Bir ufak çaplı teknik analiz de kaleme aldık Galatasaray ve Fenerbahçe için. Cumartesi günü bunu sitede bulabilirsiniz, başlığımız Kazım Kazım / Mamadou Niang, bakalım çıkartabilen olacak mı...
(Şurada, tıklayın)
HAGİ, HACI FARKETMEZ
HIRSIZIZ BİZ NE DE OLSA...
Ve şimdi biraz tu kaka olalım. Galatasaray mecburiyetten Gheorghe Hagi'yi takımın başına geçirdi. Romanya'da yanılmıyorsam bu sene 10 haftada 8 hoca değişikliği olmuştu, oradan geldi Hagi ve "İçimizden biri" lokmasıyla, ver şerbeti. Teklif edilen hocalar olmuş olabilir, bunlar ayrı. Geçenlerde twitter'da Galatasaraylı futbolcuların Frank Rijkaard'ı sabote ettiğine dair bir hissiyat paylaşmıştım. Rijkaard'ın tercümanı Mustafa Yücedağ bunları net açıklamalarla doğrulamış. Burada duralım, çünkü bu oturup bağıra bağıra konuşulması gereken bir şey.
Hoca kontenjanından devam edelim. Bir ara Christoph Daum'un tazminatı manşet üstüne manşet yerken Rijkaard için hava sakin kaldı, bu da önemsiz. Gerçekten olayların içinde yapılan avrolu konuşmalar banallıktan başka bir şey değil. Fakat duramayacağım bir şey, hatta iki şey var ki bunlardan birincisi Hagi'nin "hırsız" vakası. Cuma günü Hagi imza atarken gülüyor, espri yapıyor, lokumu uzatıyor...
Bu top duayeninin hocalığında ve saha dışındaki karakterini çok ama çok iyi biliyoruz. Kayseri deplasmanında bundan yaklaşık 7 yıl önce kendi taraftarının üzerine "Hırsızsınız, hırsız" diye yürüyen, otobüse binerken kapanan kapıyı açtıran ve aşağıda duran onlarca kişiye hakaret eden de Hagi. Cep telefonunu çaldırdığını zanneden ve sonra paltosunda bulan hani. Aşağıdaki taraftarların ne olduğu beni ilgilendirmiyor, duygusallık yapılması gereken zaman varsa budur, ben bunu "Siz hırsızsınız" lafıyla kendime, Türk halkına bağdaştırmıştım o gün ve halen daha devam ediyor. Dayanamıyorum Christoph Daum sürekli "Türki" damarlar üzerinden samimiyetini yitiriyorsa, bunu da kaldıramıyorum. Bunun Pascal Nouma vakası, Fabio Bilica akli dengesizliğinden hiçbir farkı yok. Ve Hagi şimdi mecburiyetten Galatasaray'a hoca oluyor, Galatasaray taraftarı bir kez daha kandırılıyor. Ne ile? Kırmızı duygusal damarlarına basılma politikasıyla, Hagi ya, herkesin unutmadığı o efsane isim.
En son bu kandırmayı şaşalı ama takımı karanlığa sürükleyen transferlerde yazdığımda herkes tepki göstermişti, yine gösterin ne olacak ki. Düşünmeyi tercih etmeyin. Size sunulan yemek nedir bakmayın. Afiyet olsun. Bizim yöneticilerimizin yapabildiği en güzel şey taraftarı güdülemek, basit.
Adnan Polat Rijkaard'ın istediği tüm transferleri yaptık demişti bir ara. Tercüman Mustafa Yücedağ "Rijkaard'ın istediği hiçbir transfer yapılmadı, önüne takım koyuldu" gibi diyor. Polat, 'Rijkaard ile devam edeceğiz' durumunu da altını çizerek söylemişti ki bu formülle geçiştirebilir, tamam. Ya peki Polat'ın Haldun Üstünel kararı ve ardından Üstünel için söyledikleri? Ben bu Haldun Üstünel konusunu daha da sık düşünüyorum artık. Başkanlar makamları için de strateji içinde, hele sesler yükseliyorsa! Sözüm meclisten dışarı, taraftarların beyni yıkana yıkana ne hale geldi...
Anlamak mümkün değil.
Kulübünün davranışlarına karşı soru soran taraftar lazım, kendini yeniçeri olarak görmeyen ama soru soran...
Sevgiler,
Takip edin
http://twitter.com/esatdergi
Her şeyin gösterildiği gibi olduğunu sanmıyorum. Fenerbahçeli de sapına kadar heyecanlı, Galatasaraylı da. Kırmızı olan tarafın umutsuzluğu felaket. Kırmızı olan tarafa soruyorum, bu haftaki davranışlarınız, hissiyatlarınız nasıldı? Benim gördüklerim pek iyi değildi. Pardon, Kadıköy, geri aldım. Fenerbahçe olan tarafta ise bir şenlik havası var. Daha başlamadı, Pazar sabahı bağırarak uyanacaklar. Şimdiden katlı formalar. Dilin kemiği, meşinin de Kadıköy'de objektifliği yok. Çekilecek tüm acıları taraftarına yaşatmış Fenerbahçe bu kesimde taraftarına aşırı mutluluk yüklüyor, aşırı yükleme.
Atışmalar başlamış bile. Yakıştırma üstüne yakıştırma. İçinde hakaret, küfür olmadığı sürece bunlardan keşke onlarca, yüzlerce olsa. Bu didişmeye "Türk futbolunun uğraştığı şeylere bak, yine saçma kıyaslamalar başladı" diye sert bakanlara sözüm, kavga, şiddet, dövüş mü olsa? Türkiye'yi, futbolu kurtaracaklar bu isimler değil, bırakın taraftar bu sefer taraftarlığını yaşasın. Zaten önünde sürekli "şunu yapma" diyenler var.
İki kulübün davranış üstüne davranışlarını son yıllarda dikkatle izliyorum. 'Gizlice yönetici transferi mi var' diye düşünmüyor değilim. Tarih bazı zamanlar bu kulüpleri davranış ve görüş bakımında tamamen ayırdı ama artık öyle değil. Misal en son atılım Gheorghe Hagi. Ucundan, kıyısından Aykut Kocaman ile kıyaslıyorum bu hamleyi. Sadece bu değil, yönetim biçimleri, yönetici refleksleri, ticari atılımlar da paralelde. Türkiye'de yaşadıklarında da sürekli bir sıra var.
Taraftarlarda da dönem dönem hissiyatlar ve yedikleri şey aynı.
Çok kurcalanmazsa durum şudur; Büyük kardeş Fenerbahçe, küçük kardeş Galatasaray gibi. Sürekli kavga eden, küçüğün daha çok sevildiği, sürekli abisini takip ettiği. Fazla yaş farkı yok ve hep dövüşme var...
Kötü niyetli, önyargılı bir benzetme değil bu.
Tamamen davranış sıralarına göre...
Oyunun asıl merkezindeki hissi sevenlere benim de diyeceklerim var. Pazara kadar durumu idare edin. Her kafadan ortalama 3,5 ses çıkacak. Kafa sallayın, geçin. Pazar sabahına hazırlanın. O gün sizin gününüz. Alt tarafı senede iki güç kez size böyle bir gün veriyorlar zaten. Güçlü bir kahvaltı edin. Sizi en mutlu eden anları anımsayın, izlemeyin ama, kafanızda canlandırın. Gün boyu kaşıyın sevdanızı. Kapayın algılarınızı yazılara.
Peki derbi için topa karşı yolsuzluk yapmayacak mıyız? Nerede teknik yorumlar. Bir ufak çaplı teknik analiz de kaleme aldık Galatasaray ve Fenerbahçe için. Cumartesi günü bunu sitede bulabilirsiniz, başlığımız Kazım Kazım / Mamadou Niang, bakalım çıkartabilen olacak mı...
(Şurada, tıklayın)
HAGİ, HACI FARKETMEZ
HIRSIZIZ BİZ NE DE OLSA...
Ve şimdi biraz tu kaka olalım. Galatasaray mecburiyetten Gheorghe Hagi'yi takımın başına geçirdi. Romanya'da yanılmıyorsam bu sene 10 haftada 8 hoca değişikliği olmuştu, oradan geldi Hagi ve "İçimizden biri" lokmasıyla, ver şerbeti. Teklif edilen hocalar olmuş olabilir, bunlar ayrı. Geçenlerde twitter'da Galatasaraylı futbolcuların Frank Rijkaard'ı sabote ettiğine dair bir hissiyat paylaşmıştım. Rijkaard'ın tercümanı Mustafa Yücedağ bunları net açıklamalarla doğrulamış. Burada duralım, çünkü bu oturup bağıra bağıra konuşulması gereken bir şey. Hoca kontenjanından devam edelim. Bir ara Christoph Daum'un tazminatı manşet üstüne manşet yerken Rijkaard için hava sakin kaldı, bu da önemsiz. Gerçekten olayların içinde yapılan avrolu konuşmalar banallıktan başka bir şey değil. Fakat duramayacağım bir şey, hatta iki şey var ki bunlardan birincisi Hagi'nin "hırsız" vakası. Cuma günü Hagi imza atarken gülüyor, espri yapıyor, lokumu uzatıyor...
Bu top duayeninin hocalığında ve saha dışındaki karakterini çok ama çok iyi biliyoruz. Kayseri deplasmanında bundan yaklaşık 7 yıl önce kendi taraftarının üzerine "Hırsızsınız, hırsız" diye yürüyen, otobüse binerken kapanan kapıyı açtıran ve aşağıda duran onlarca kişiye hakaret eden de Hagi. Cep telefonunu çaldırdığını zanneden ve sonra paltosunda bulan hani. Aşağıdaki taraftarların ne olduğu beni ilgilendirmiyor, duygusallık yapılması gereken zaman varsa budur, ben bunu "Siz hırsızsınız" lafıyla kendime, Türk halkına bağdaştırmıştım o gün ve halen daha devam ediyor. Dayanamıyorum Christoph Daum sürekli "Türki" damarlar üzerinden samimiyetini yitiriyorsa, bunu da kaldıramıyorum. Bunun Pascal Nouma vakası, Fabio Bilica akli dengesizliğinden hiçbir farkı yok. Ve Hagi şimdi mecburiyetten Galatasaray'a hoca oluyor, Galatasaray taraftarı bir kez daha kandırılıyor. Ne ile? Kırmızı duygusal damarlarına basılma politikasıyla, Hagi ya, herkesin unutmadığı o efsane isim.
En son bu kandırmayı şaşalı ama takımı karanlığa sürükleyen transferlerde yazdığımda herkes tepki göstermişti, yine gösterin ne olacak ki. Düşünmeyi tercih etmeyin. Size sunulan yemek nedir bakmayın. Afiyet olsun. Bizim yöneticilerimizin yapabildiği en güzel şey taraftarı güdülemek, basit.
Adnan Polat Rijkaard'ın istediği tüm transferleri yaptık demişti bir ara. Tercüman Mustafa Yücedağ "Rijkaard'ın istediği hiçbir transfer yapılmadı, önüne takım koyuldu" gibi diyor. Polat, 'Rijkaard ile devam edeceğiz' durumunu da altını çizerek söylemişti ki bu formülle geçiştirebilir, tamam. Ya peki Polat'ın Haldun Üstünel kararı ve ardından Üstünel için söyledikleri? Ben bu Haldun Üstünel konusunu daha da sık düşünüyorum artık. Başkanlar makamları için de strateji içinde, hele sesler yükseliyorsa! Sözüm meclisten dışarı, taraftarların beyni yıkana yıkana ne hale geldi...
Anlamak mümkün değil.
Kulübünün davranışlarına karşı soru soran taraftar lazım, kendini yeniçeri olarak görmeyen ama soru soran...
Sevgiler,
Takip edin
http://twitter.com/esatdergi















Galatasaray


