Yakın geçmişte bir Volley Bergamo maçı. Ellerde makinalar, bilgisayarlar bir iş hevesiyle karışık takım sevgisiyle Burhan Felek Spor Salonu civarındayım. İçeriye doğru yol alıyorum, bakıyorum ki ters kapıdayım. Arkamdan bir gülüşme sesleri yükseliyor. Bir lacivert kalabalık. Bir anda kendimi Fenerbahçe Acıbadem'li oyuncuların ortasında buluyorum. Bozuntuya vermiyorum, ben de onlardan biriyim. Bir süre yürüyoruz. Yine gülüşmeler had safhada. Beraber içeriye giriyoruz, soyunma odasına kadar geldikten sonra uğurluyorum onları. Ne güzel bir şeymiş içeriden biri olmak diyor içim ama aklımda kalan tek şey var, onlardaki mutluluk.
Herkesin herkesle olan bağı, iletişimi, sevgisi...
Herkesin herkesle olan bağı, iletişimi, sevgisi...
Yine aynı maç, Alexsandro de Souza görünüyor salonda. Bu sefer ona takıldığımda kendimi Fenerbahçe Acıbadem'in soyunma odasında buluyorum. Her yerde bir güzellik, her yerde yine gülen gözler. Alex konuşuyor soyunma odasında, ben kızların arasında suratlarına bakıyorum inatla. Bir şeyin en güzel tanımına surattaki mimiklere ulaşınca bulursunuz. Biraz mutluluk, biraz heyecan ama yine aynı şey var bol sevgi ve birbirlerine olan destek. İzlerken işi gücü bırakıp bu genç yaşta nöbetçi golcü olmak için futbola mı dönsek yine dedirten, o hevesi veren Alex yanımdan sıyrılıyor, bir teşekkür ediyorum Portekizce Obrigado şeklinde. Bir De Nada alıyorum, bir şey değil manasında...
Fenerbahçe Acıbadem maçı, seyirciler coşuyor. Ben olay yerindeyim pek de maçı takip etme şansı yok. Hayat iş demek, her şeyden önce iş gelir mottosuna devam. Elimde fotoğraf makinem yine suratlara odaklanıyorum, hem onu, hem kendimi. Yine aynı şeyleri görüyorum. Bir ara Naz ile Eda'nın kaybedilmiş sayı sonrası sohbetine kulak misafiri oluyorum veya takımdaki yabancıların sürekli yukarı çıkardığı moral ile karşılaşıyorum. Onlar için kaybedilen sayı, kazanılan sayıdan öte "arkadaş" yatıyor zihinlerde.
Veya sezon öncesi ilk kupa, Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı. Vakıfbank Güneş Sigorta karşısında alınan galibiyetten sonra kupa töreni, bekliyor dizilmiş önümde melekler. Herkes birbirine gülüyor, birbiriyle bir şeyler konuşuyor. Misal Naz Aydemir ile Kasia Skowronska, o kadar diri yakalanıyor ki objektiflere. Sonra öğreniyoruz bu törende bir hayli gülerek hararetle konuştukları şey akşam ne yiyeceklerinin tartışması.
O kadar bağlılar ve o kadar işin eğlencesindeler.
Aynı mücadeleden devam içeride topa vururken Acıbademli oyuncular saha kenarında Eda Erdem ısınıyor. Tam arkasındayım, omuzlarıyla gözlerim arasındaki mesafe 30 cm. Ellerini her pozisyonda o kadar canlı kaldırıyor ki havaya, sanırsınız kendi vuruyor o topa, yani arkadaşının hissettiğini hissetmek, birlikte olmak. Bunlar sadece bir iki maçın posasında kalan şeyler. Antrenmanlar, kamplar, gezmeler ve fazlası, siz düşünün.
Misal yine bir maç sonu salon boşalmış. Toplasak 3-5 kişi varken, Kasia geliyor içeri. "Bir fotoğraf çekilelim haydi" diyorum, aldığım cevap kötü bir suratla "Olmaz" yanıtı. Şoke oluyorum tabi bozuntuya vermeden sırtımı döndüğümde bir büyük kahkaha kopuyor. Kasia hanım bizimle eğleniyor, şaka yapıyorum diyip kısa bir sohbet ile çekiliyoruz resim. Onun enerjisinin ne kadar yüksek olduğuna takıma ne yaydığına dair bire bir örneklerden biri işte. Geçtiğimiz yıl TSYD'nin ödül töreninde bu takım önümde otururken birbirleriyle olan ilişkilerini, konuşmalarını da biliyorum...
Bunca şeyi neden mi anlattım? Fenerbahçe Acıbadem'in sırrı çünkü.
Bu takıma çok iyi oyuncular geliyor, bu takım çok büyüyor ama koltukta oturan hep arkadaşlık ve takım olma. Bu tür kimya karışımlarında bunu korumak o kadar kolay değil. Sorunsuzluk, tüm oyuncuların insani yönlerinin ve karakterlerinin ne kadar kuvettli olduğunu gösteriyor. Evet başarının sırrı yurdum klişesi olsa da kısmen bu, takım olmak, aynı amaca aynı tutku ve sevgiyle baş koymak. Başarının bu kadar yaklaştığı ve sürekli monte olan bir takımda bu duygunun bu gerçeklikle yaşanması her şeyi getiriyor. Sporda, takımlarda bir özel sektör ama başarı bir olursanız kapınızı çalıyor.
İyi oyuncu seçimleri, yatırımların zamanlaması, yavaş yavaş büyütülen destek, takıma bir şeyleri ağır ağır öğretmek de bu işin başarı kısmındaki maddeler ama içi en dolu olan şey, birliktelik. Bütün takım sporlarının ana ihtiyacı. Rakamların ve oyuncu sayısının arttığı sporlarda oluşmasının çok zaman aldığı tavan yapan olgu.
Fenerbahçe Acıbadem aslında aldığı davetle olağanüstü bir iş başardığı Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonası'nda bu birlikteliğinin ilk ciddi meyvesini aldı. Hiç şampiyonluğu, bu başarı ile daha önce ülkeye armağan edilen kupaları kıyaslamaları, önem rekabetini tartışacak değilim. Bu ülkedeki insanlar kendi ayaklarına sıkmayı çok seviyor, devam etsinler. Kimin kazandığı değil, Türk takımının kazandığı önemli. Her renkten o kadar güzel destekler de var ki o kızlara.
Tabii bu işin futbol olmadığı için küçümseyen, bu branşı üç kelime ile "bas parayı olur" diyip aslında kendini bayağı küçülten de...
(Bergamo maçından çektiğim bir kare)
FIRSAT VE BU KUPANIN ALT METNİ
Fenerbahçe Acıbadem'in şampiyonluğu bir başarıdan öte bir fırsat. O müthiş insanların, yöneticilerin yaptığı katkı tamamen Türk sporunun kamburuna darbe. Sponsorlar kulüplere daha hızlı hızlı yaklaşmalı, kulüplerin branş kısmına olan destek artmalı. Büyük şirketler gözünü açmış mı dersiniz? Her fırsatta bu ülkede bu tip başarıların zemini büyük sponsor şirketler diyoruz. Artık takımlar şirketlere değil, şirketler takımlara gitmeli...
Fenerbahçe Acıbadem'in bu yürüyüşü ise bir kupa serisi değil, sarı-lacivertli kulübe büyük bir imkan tanıyor. "Spor kültürü olan bir takımın" anahtarlarını uzatıyor. Fenerbahçe Ülker ya da sayısını bilmediğimiz amatör şubeler ayrı bir bölüm, pencere. Esasen demek istediğim Avrupa'da bu tür başarılara bu şekilde ulaşan hiçbir takım bu başarıların ardından uzun süre diz çökmedi, onlardan hep bir süre sonra "ekol" diye bahsedildi. Bu başarıların boyu kısa zannediyorsanız yanılıyorsunuz, bu başarılar milyonlarca kişiden takdir görüp geçecek düşüncesi güçlü değil. Bu tip başarılar spor kulübü olmak için size bütün imkanları verir, altyapı, gelişim, bağlılık ve fazlası. Bu serüvenin çok uzun ve üretmeye de başlayan bir hal alacağına adım gibi eminim. Beş senelik bir süreç yeterli...
Ve gelelim işin ehline, Fenerbahçe'nin sarı sarı meleklerine. Ne diyeyim, ne yazayım ki, ne kadar seveyim ki sizleri daha fazla. Arma oldular, gurur diye dolaşıyor kalplerde. Sollys Osasco maçı sırasında binbir his ile el, kol tutuşması yaşatıp bize hayatı tattırıyorlar. Kimilerini de ağlatıyorlar. Utanmayın, o maç biterken ve o kupa kalkarken gözünüze inen her yaş aslında bir Fenerbahçe'dir.
Bitmez, tükenmez...















Fenerbahçe


