McClaren ve bizimkiler!

Sorun, Yılmaz Vural'ın dediği gibi, "F.Bahçe'yi ben de şampiyon yaparım" olayı değil..

SPORX AI BAKIŞI
calendar 30 Ekim 2009 10:45
Haber: Sporx.com Yazarlar
McClaren ve bizimkiler!
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


Meşin yuvarlağın tüm süratiyle döndüğü ve milyon dolarlık ayakların yeşil sahaya hayat verdiği İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa Ligi dışında gerek Avrupa gerekse Güney Amerika'da heyecan kasırgası tüm futbolseverleri adeta mest ediyor.

Türkiye'yi daha iyi etüt etmenin yolunun Avrupa'yı yakından tanımaktan geçtiğini düşünen biri olarak, ara ara olduğu gibi bu hafta da farklı konulara, liglere, oyunculara, teknik adamlara değineceğim. Hazırsanız, minik bir futbol türbulansına başlayalım.

STEVE MCCLAREN, KARİYER VE YILMAZ VURAL

Steve McClaren'in İngiltere Milli Takımı'ndam ayrılarak Twente'nin başına geçtiği günü dün gibi hatırlıyorum.

Yapılan eleştiriler, edilen hakaretler, sorgulanan kariyer, bilgi, tecrübe! Ne ararsanız. Minik bir Türkiye...

McClaren kariyeri doğrultusunda, İngiltere'de standart bir takım çalıştırabilir, o takımın başında da 'sıradan' bir teknik adam olarak yıllarca kalabilirdi. Tıpkı Martin O'Neill gibi...

Ancak o standart bir teknik adam olmayı kabul etmedi ve ezberi bozdu. Tıpkı Louis van Gaal'ın 2005 yılında AZ Alkmaar'ın başına geçmesi, tıpkı Frank Rijkaard'ın bu sezon Florya'daki yüksek köşke çıkması gibi...

Teknik direktörlük bir nevi egodan sıyrılmak, komplekslerden arınmak, korku duymamak ve risk almak gibi öğeleri de içinde barındırır.

Korku duymayan, risk alan McClaren de Van Gaal'in yolunu izledi. Hollandalı teknik adam nasıl ki, AZ Alkmaar'ı baştan yaratıp şampiyon yaptıysa, McClaren için de son nokta oydu.

Geçen sezon Ajax ve PSV Eindhoven gibi iki lokomotif takımın geride bırakılarak ligi ikinci sırada tamamlanması İngiliz teknik adam için hedefe giden yolda atılan sadece minik bir adım oldu.

34 yaşındaki
N'Kufo üzerinde şekillenen bir oyun kurgusu, Bryan Ruiz ve Miroslav Stoch gibi iki süper yeteneğin takıma kattığı dinamizm McClaren'in Twente kariyerindeki işini çok daha kolaylaştırdı.

Üçte biri geride kalan Hollanda Ligi'nde zirveye oturan Twente, Steve McClaren yönetiminde kadro kalitesi ve derinliği el verdiği ölçüde lokal anlamda çok daha büyük işlerin altına imza atacak gibi duruyor. Sorun, Yılmaz Vural ve diğer Türk antrenörlerin dediği gibi, "Fenerbahçe'yi ben de şampiyon yaparım" olayı değil...

SÖZÜN BİTTİĞİ YER; LUIS SUAREZ


'Bilinenin aksine' Avrupa piyasasına sunduğu hemen hemen tüm santrforları Hollanda'nın diğer kulüplerinden ithal eden Ajax, son halkaya Luis Suarez'i ekledi.

2007 yılında Groningen'den 7.5 milyon avro karşılığında Ajax'a transfer olan Suarez, henüz 22 yaşında. Tam olarak santrfor bölgesinde görev yapmasa da, adı gol ile özdeşleşmeye başlayan Uruguaylı, bir Güney Amerikalı'nın aksine agresif yapısı, sert futbolu ve beden dili ile dikkat çekiyor.

Ajax'ta oynadığı 67 maçta 45 kez fileleri havalandıran Suarez, bu sezon oynadığı 16 maçta da 20 gole imza attı. Sezon sonu Barcelona'dan ayrılmasına kesin gözüyle bakılan Henry'nin yerine düşünülen 22 yaşındaki yıldız, Hollanda Ligi'nde gol rekoru kıran Afonso Alves ve Klass Jun Huntelaar'dan da çok farklı. Büyük ihtimalle kaderi de Alves ve Huntelaar'dan farklı bir çizgi üzerinde ilerleyecek.

MOURINHO'NUN TAKDİR ETTİĞİ ADAM;
JORGE JESUS / BENFICA


Portekiz Ligi'nde Belenenses ve Braga ile elde ettiği başarıların ardından Benfica ile yola devam etme kararı alan Jorge Jesus, ayrılırken kulübüne para kazandıran ender teknik direktörlerden biri.

Quique Flores'ten bayrağı devralan 55 yaşındaki teknik adam, ekonomik anlamda boğulma noktasına gelen kulüplerde elde ettiği başarılar ile adından sıkça söz ettirdi.

Özellikle Belenenses'i zirve yarışına ortak etmesi ve Braga'yı UEFA Kupası'nda son 16'ya bırakmasında sonra 'kibirli' Mourinho tarafından da takdir edilen ve büyük rakip olarak görülen Jesus, 8 haftası geride kalan Portekiz Ligi'nde Benfica ile birlikte harikalara yaratıyor.

BENFICA VE JESUS'UN RAKİBİ BRAGA

2005 yılından bu yana transfere yaklaşık 215 milyon avro para harcayan Benfica, buna rağmen ezeli rakibi Porto'nun fiyakasını bozamamıştı. Ancak bu sene roller değişti, güçlü, istikrarlı, keyifli ve her şeyden önemlisi tarafarıyla barışan bir Benfica var.

Şu an itibarıyla Avrupa'nın en fazla gol atan (30) takımı olan Benfica -(Oynadığı maç sayısına göre)- aynı zamanda, Barcelona'dan sonra en az gol yiyen (5) takımı olarak dikkat çekiyor.

31 Ekim'de Benfica, Jesus'un mirasıyla ayakta durmaya çalışan Braga ile deplasmanda karşı karşıya gelecek. Sonucunu en az El Classico kadar merak ediyorum.

CARDOZO GOLE BOĞUYOR!

Öte yandan Jorge Jesus'un hayat verdiği Benfica'da Javier Saviola'nın kendini bulması, Angel di Maria'nın yaşından büyük sorumluluk alması, Pablo Aimar'ın Valencia'dan esintiler sunması, Ramieres'in rüştünü ispat etmesi ve Keirrson'un kendisinden bekleneni vermesinin yanı sıra Oscar Cardozo kariyerinin gol patlamasını yaşaması (15 maç, 15 gol) Jesualdo Ferreira'nın Porto'sunu şiddetle endişelendiriyor.

Geride kalan haftalarda 'Güney Amerikalı' futbolcularının büyük katkısı ile zirveye kurulan Benfica, Portekiz Ligi'nin yanı sıra UEFA Avrupa Ligi'nin de en büyük adayları arasında gösteriliyor...

Geçen sene Galatasaray'ın deplasmanda 2-0 yendiği Benfica'yı yok sayın!..

BİR DÜNYA DERBİSİ DAHA (!)

Bulgaristan Ligi'nde CSKA Sofia ile Levski Sofia arasındaki büyük rekabeti bilmeyen yoktur. Bulgaristan'daki futbolseverler de, tıpkı bizde olduğu gibi (Fenerbahçe - Galatasaray) CSKA Sofia - Levski Sofia derbisinin dünya derbisi olduğu söylerler, ancak bu haykırışlarına kimse kulak vermez.

O derbi sadece onların ölçülerinde dünya derbisidir. Tıpkı bizde olduğu gibi... İki takım taraftarı için en büyük acı, ezeli rakibe kaybetmektir. Yine tıpkı bizde olduğu gibi...

CSKA Sofia, reel anlamda Levski Sofia'dan daha başarılı bir külüp olsa da, ezeli rakibine genelde kaybeder. Avrupa'da tur atlar kaybeder, şampiyon olur kaybeder, Bulgaristan Kupası'nı alır kaybeder...

Tıpkı bizde olduğu gibi, tıpkı Galatasaray'da olduğu gibi. CSKA Sofia, '90 maç' aradan sonra bu hafta, 'Levski Sofia hariç' ilk kez bir takıma kendi sahasında kaybetti.

Hem de rakip 10 kişi, hem de 3-0!.. CSKA Sofia'nın kendi sahasında oynadığı son 90 maçta 5 mağlubiyeti var, 4'ü Levski Sofia'ya...

İstatistikler, kader anları, şans, strateji ve kaybetme ya da kazanma psikolojisi, baskısı anlatmak istediklerimizi daha net bir şekilde ortaya koyuyor aslında.

İRLANDA'DA YENİ AKTÖRLER

İrlanda Ligi'nde son iki ve İsveç Ligi'nde ise son haftaya girildi. İskoçya gibi İngiltere'nin gölgesinde futbola hayat vermeye çalışan İrlanda Ligi'nde Cork City ve Derry City hegemonyası sona erdi ve ligde yeni aktörler boy göstermeye başladı.

2006 yılında güç bela kümede kalmayı başaran Bohemians, geçen sezon ortaya koyduğu başarılı performansı bu sezon da sürdürdü ve son iki haftaya en yakın takipçisi Shamrock'un 1 puan önünde girdi.

Geçen yıl, günlerce Bohemians'ın şampiyonluğunu kutlayan taraftarlar bu sezon üç maçta da en yakın rakibi Shamrock'u yenememenin burukluğunu üzerlerinde taşıyor. Bizde nasıl, Fenerbahçe'yi yenmeden Galatasaray’ın şampiyonluğu bir anlam kazanmıyorsa, İrlanda'da aynı...

Formalar, tarihler, başarılar, hedefler ya da bulunulan coğrafya farklı olsa da, futbolun insanların kafasına işlediği sözcükler her yerde aynı!..

ŞAMPİYONLUK MAÇI, GABRIEL ÖZKAN!

İsveç Ligi'nde ise inanılmaz bir mücadele var. 2005 yılında küme düşmesi büyük bir sürpriz olarak karşılanan AIK Stockholm, bir yıl aradan sonra döndüğü Allsvenskan'da fırtına gibi esmeye başladı.

Mali durumunu düzeltmesinin ardından İsveç'in çeşitli bölgelerinde kurulan ve yoğun bir şekilde faaliyete geçirilen taraftar derneklerinin de etkili çalışmalarıyla Allsvenskan'ın belli bir kaliteye sahip takımlarından biri durumuna gelen AIK Stockholm, 2006 yılında mucizevi bir şekilde şampiyonluğu kaybetmesinin bir benzerini daha yaşamak istemiyor.

İsveç'in en başarılı takımı olan Goteborg ise geçen sezon Kalmar'a kaptırdığı şampiyonluk apoletini bu sezon yeniden almak istiyor.

Ligin son maçı Göteborg ile AIK arasında oynanacak, Başkent temsilcisini bir beraberlik şampiyon yapacak.

1 Kasım'da İskandinavya'nın en büyük stadı olma özelliğini taşıyan Ullevi Stadı'nda oynanacak olan bu karşılaşmada, 1986 doğumlu, bizim görmek istemediğimiz Gabriel Özkan'ı da izlemek ayrı bir öneme sahip...

Bizden kimse orada olacak mı ya da Türkiye Futbol Federasyonu'ndan herhangi bir yetkilinin Gabriel Özkan adında bir gencin AIK Stockholm'de oynadığından haberi var mı' Merak ediyorum...
Tümü
 Reklam