Bırakın Türk Basketbol tarihinin bu maç Türk Spor tarihinin en önemli maçı oldu. Böyle bir başarıyı herkes rüyasında görüp uyandığında açık kalan tarafını örterken bu çocuklar rüyayı gerçeğe çevirmeyi başardılar. Klasik ama içimden geliyor “Hepsine helal olsun”…
Bu maç unutulmaz ve bu galibiyet bizim torunlarımıza anlatacağımız güzel bir hatıra olarak tarihe geçer. Ama daha bitmedi ne demiştik bir önceki yazıda “Bekle bizi ABD”… finalde turnuvanın başından beri yenilmeyen iki takım karşılaşacak. Bu havayla bu inançla NBA, MBA vız gelir tırıs gider. Ama teknik olarak nasıl kazanacağız diye merak ediyorsanız yazının sonunu okuyun derim.
Maça bugüne kadar ilk 5’de görmediğimiz Tepic ile başlayan kurt Dusan Ivkovic’in bu hamlesi bizim savunma dengemizi bozmaya yetti. Aslında yarı final stresi mi yoksa yakın zamanda Sırbistan’a 2 kez yenilmenin hafızalarda kalması mı bilinmez turnuvanın başından beri olmadığımız kadar dağınık ve savunma konsantrasyonundan uzak başladık maça. Biraz eski milli takımımıza benziyorduk ama bu bocalama döneminde sazı eline alan Hidayet takım oyunu olmadığı zamanlarda yıldızların ne yapması gerektiğini bizlere gösterdi. İlk periyod bittiğinde maç başlamadan en fazla korktuğumuz Teodosic’i Ömer Onan ile kilitlemiştik ama uzun savunmamız aksıyordu. Özellikle 3 numaradaki savaşta Ersan bocalayınca bu bölgede istediği kadar oyuncu kullanma şansı olan Sırbistan Savanoviç ve Velickovic ile üstünlük kurdu. Maçın ilk yarısında kafalar önde soyunma odasına giderken ikinci yarının böyle olmayacağı belliydi.
Turnuvanın başından beri ilk kez savunmada bizden daha sert ve agresif oynayan bir takım karşısımıza çıkınca topu kullanmada sorun yaşamamız normaldi. Özellikle ilk yarıda Kerem Tunçeri hücumda çok kötü oynadı ama Ender bunu iyi telafi etti. Kim derdi ki maçın son ve en kritik bölümünde Kerem Tunçeri sahaının yıldızı olacak ve bize maçı kazandıracak diye…
İkinci yarının başında hala hücumumuz güven vermiyordu ama savunmada turnuvanın başından beri yakaladığımız istikrarı bulmuştuk. Ama İvkoviç 1 numarada yaşadığımız sıkıntıyı fark etmiş ve Ender’e tam sahada baskı uygulamaya başlamıştı. Neyse ki Kerem’in dönüşü muhteşem oldu ve guard pozisyonunda bizi kurtardı. Maçın kilit noktası ise uzunlarımızın savunmasının düzelmesi ve hücuma da katkı vermeleri oldu. Ersan’ın en kötü oyununu oynadığı bir maçı kazanmayı başardık ve Keselj, Savanonic gibi adamların ekstra sayılarına rağmen. Ömer Onan’a kocaman alkışlar: Turnuvanın yıldızı Teodosic’i iyi tutup nefes aldırmadığı için…
Bu maçın son anlarında son nefesimiz vermediysek başka zaman vermeyiz. O heyecana ve yapılan onca hataya rağmen teknik taktik unutuldu ve kazanmayı isteyen ve savaşan taraf kazandı. O 4 saniye kala yaptığmız hücum tahtaya yazıldığı gibi olmadı belki ama Kerem’in yaratıcılığı basketi getirdi. Semih’in bloğu ise maçı bitirdi. Bu turnuvada yenemediğimiz her takımı yendik ve kendimize güvenimiz üst düzeye geldi artık, şimdi ABD var neden olmasın ki?
ABD takımını hemen her maçında çıplak gözle izledim. İlk maçta Twitter’a şunu yazmıştım: ABD savunmaya konsantre olunca ve savaşınca insanı korkutuyor” . Ama Brezilya ve Rusya maçının ilk yarısı bize ne yapmamız gerektiğini gösterdi. ABD takımında kim oynarsa oynasın NBA’deki sistem gereği en fazla bocaladıkları yer alan savunması ve ikili oyunlar. İkili oyunlara hiç çözüm üretemiyorlar bu Papaloukas-Bourisis zamanında da böyleydi, bu turnuvadaki Brezilya maçında Huertas-Splitter ikili oyunlarında da böyle… Bizim takımın da ikili oyunları fazla oynamadığının farkındayım ama bunu denemeliyiz. Alan savunmasını iyi yaparsak yani turnuvanın başındaki kadar bile yapsak hücumda sıkıntı yaşayabilirler. En önemli hücum opsiyonları olan Durant’in savunması da önemli. Onu sinirlendirmek ve en azından el üzerinden atmasını sağlamak gerek. Atletik becerilerini biliyoruz ama koşturmazsak bunları gösteremezler.
Biz nasıl atacağız derseniz: ABD takımında doğru dürüst bir 5 numara yok ve bizim Ömer Aşık ve Semih gibi 3 saniye koridorunu domine edebilecek oyuncularımız var. Buraya daha fazla top indirmeli ve üçlük bile atacaksak buradan dışarı çıkan toplarla atmalıyız. Yani Sırbistan maçında son 3 dakikada yaptığımız hatayı yapmamalıyız. Sadece 3’lük atarak maç kazanılmaz. İçeri giren her topta Ömer ve Semih rakip takımın kısıtlı uzun rotasyonundaki isimleri faul problemine sokabilir.
Bu maç tarihi bir maç olacak. Seyirciden tek isteğim sadece basket atınca sevinmek yerine maç boyunca işler kötü giderken de takıma destek için bağırmaları. ABD takımındaki oyuncular hayatlarında hep bir ağızdan bağıran 15 bin kişi görmediler. Bunu onlara gösterelim ve hiç susmayalım. Bu takım neleri başardı sizde 1 saat bağırın bir zahmet. Bu rakibi şaşkına çevirecektir. Biz finalde kazansak da kaybetsek de bana göre şampiyon olduk ama ne olur kazansak ve altın madalyayı boynumuza taksak. Harika olur ve olacak da…
Bu maç unutulmaz ve bu galibiyet bizim torunlarımıza anlatacağımız güzel bir hatıra olarak tarihe geçer. Ama daha bitmedi ne demiştik bir önceki yazıda “Bekle bizi ABD”… finalde turnuvanın başından beri yenilmeyen iki takım karşılaşacak. Bu havayla bu inançla NBA, MBA vız gelir tırıs gider. Ama teknik olarak nasıl kazanacağız diye merak ediyorsanız yazının sonunu okuyun derim.
Maça bugüne kadar ilk 5’de görmediğimiz Tepic ile başlayan kurt Dusan Ivkovic’in bu hamlesi bizim savunma dengemizi bozmaya yetti. Aslında yarı final stresi mi yoksa yakın zamanda Sırbistan’a 2 kez yenilmenin hafızalarda kalması mı bilinmez turnuvanın başından beri olmadığımız kadar dağınık ve savunma konsantrasyonundan uzak başladık maça. Biraz eski milli takımımıza benziyorduk ama bu bocalama döneminde sazı eline alan Hidayet takım oyunu olmadığı zamanlarda yıldızların ne yapması gerektiğini bizlere gösterdi. İlk periyod bittiğinde maç başlamadan en fazla korktuğumuz Teodosic’i Ömer Onan ile kilitlemiştik ama uzun savunmamız aksıyordu. Özellikle 3 numaradaki savaşta Ersan bocalayınca bu bölgede istediği kadar oyuncu kullanma şansı olan Sırbistan Savanoviç ve Velickovic ile üstünlük kurdu. Maçın ilk yarısında kafalar önde soyunma odasına giderken ikinci yarının böyle olmayacağı belliydi.
Turnuvanın başından beri ilk kez savunmada bizden daha sert ve agresif oynayan bir takım karşısımıza çıkınca topu kullanmada sorun yaşamamız normaldi. Özellikle ilk yarıda Kerem Tunçeri hücumda çok kötü oynadı ama Ender bunu iyi telafi etti. Kim derdi ki maçın son ve en kritik bölümünde Kerem Tunçeri sahaının yıldızı olacak ve bize maçı kazandıracak diye…
İkinci yarının başında hala hücumumuz güven vermiyordu ama savunmada turnuvanın başından beri yakaladığımız istikrarı bulmuştuk. Ama İvkoviç 1 numarada yaşadığımız sıkıntıyı fark etmiş ve Ender’e tam sahada baskı uygulamaya başlamıştı. Neyse ki Kerem’in dönüşü muhteşem oldu ve guard pozisyonunda bizi kurtardı. Maçın kilit noktası ise uzunlarımızın savunmasının düzelmesi ve hücuma da katkı vermeleri oldu. Ersan’ın en kötü oyununu oynadığı bir maçı kazanmayı başardık ve Keselj, Savanonic gibi adamların ekstra sayılarına rağmen. Ömer Onan’a kocaman alkışlar: Turnuvanın yıldızı Teodosic’i iyi tutup nefes aldırmadığı için…
Bu maçın son anlarında son nefesimiz vermediysek başka zaman vermeyiz. O heyecana ve yapılan onca hataya rağmen teknik taktik unutuldu ve kazanmayı isteyen ve savaşan taraf kazandı. O 4 saniye kala yaptığmız hücum tahtaya yazıldığı gibi olmadı belki ama Kerem’in yaratıcılığı basketi getirdi. Semih’in bloğu ise maçı bitirdi. Bu turnuvada yenemediğimiz her takımı yendik ve kendimize güvenimiz üst düzeye geldi artık, şimdi ABD var neden olmasın ki?
ABD takımını hemen her maçında çıplak gözle izledim. İlk maçta Twitter’a şunu yazmıştım: ABD savunmaya konsantre olunca ve savaşınca insanı korkutuyor” . Ama Brezilya ve Rusya maçının ilk yarısı bize ne yapmamız gerektiğini gösterdi. ABD takımında kim oynarsa oynasın NBA’deki sistem gereği en fazla bocaladıkları yer alan savunması ve ikili oyunlar. İkili oyunlara hiç çözüm üretemiyorlar bu Papaloukas-Bourisis zamanında da böyleydi, bu turnuvadaki Brezilya maçında Huertas-Splitter ikili oyunlarında da böyle… Bizim takımın da ikili oyunları fazla oynamadığının farkındayım ama bunu denemeliyiz. Alan savunmasını iyi yaparsak yani turnuvanın başındaki kadar bile yapsak hücumda sıkıntı yaşayabilirler. En önemli hücum opsiyonları olan Durant’in savunması da önemli. Onu sinirlendirmek ve en azından el üzerinden atmasını sağlamak gerek. Atletik becerilerini biliyoruz ama koşturmazsak bunları gösteremezler.
Biz nasıl atacağız derseniz: ABD takımında doğru dürüst bir 5 numara yok ve bizim Ömer Aşık ve Semih gibi 3 saniye koridorunu domine edebilecek oyuncularımız var. Buraya daha fazla top indirmeli ve üçlük bile atacaksak buradan dışarı çıkan toplarla atmalıyız. Yani Sırbistan maçında son 3 dakikada yaptığımız hatayı yapmamalıyız. Sadece 3’lük atarak maç kazanılmaz. İçeri giren her topta Ömer ve Semih rakip takımın kısıtlı uzun rotasyonundaki isimleri faul problemine sokabilir.
Bu maç tarihi bir maç olacak. Seyirciden tek isteğim sadece basket atınca sevinmek yerine maç boyunca işler kötü giderken de takıma destek için bağırmaları. ABD takımındaki oyuncular hayatlarında hep bir ağızdan bağıran 15 bin kişi görmediler. Bunu onlara gösterelim ve hiç susmayalım. Bu takım neleri başardı sizde 1 saat bağırın bir zahmet. Bu rakibi şaşkına çevirecektir. Biz finalde kazansak da kaybetsek de bana göre şampiyon olduk ama ne olur kazansak ve altın madalyayı boynumuza taksak. Harika olur ve olacak da…





















