Serkan AKKOYUN
serkana@sporx.com
2012 Afrika Uluslar Kupası müthiş bir finalle sona erdi ve Zambiya herkesi şaşırtarak kupanın sahibi oldu. Gölgede ve güneşte oynanması en keyifli oyunlardan birisini acıda ve kederde oynayan bu az gelişmiş futbol ülkesinin zaferi, sadece Kara Kıta'da değil tüm dünyada 'sevinç nidaları' ile yankı buldu.
Zambiya için kazanılan kupanın anlamının çok farklı olduğunu, son penaltının gole çevrilmesinin ardından yaşanan sevinç açıkça ortaya koydu. 1993 yılında Dünya Kupası Eleme karşılaşması için Senegal'e giden takımın uçağı Gabon yakınlarındaki Libreville'in 500 metre açığında Okyanus'a düşmüş ve 18 futbolcu da dahil 30 kişi yani uçakta var olan herkes hayatını yitirmişti.
Kaderin ne kadar cilveli bir soyutluk olduğunun kanıtı niteliğinde oynanan Fildişi Sahili maçında, Zambiya kupayı yine aynı şehirde; Libreville'de kaldırdı. Kazadan dokuz sene sonra aynı topraklara futbol oynamak için gelen Zambiya takımı şampiyonluğu, onlar için bir metal parçası olan kupaya gözyaşlarını akıtarak kazada ölen insanlarına hediye ettiler.
Takımda devrim yaratan (her ne kadar 2010 yılında takımı ortada bırakıp Angola'nın başına geçtiği ancak üç ay sonra geri döndüğü için kızgın olsalar da) Herve Renard'ın galibiyet sonrası maçın ilk yarısında sakatlanan Musonda'yı sevinen arkadaşlarının yanına kucağında taşıması ise olaya son noktayı koydu desek yanılmayız. Bu maçın teknik analizini yapmak, bir çocuğa 'anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?' diye sormak kadar anlamsız olacaktır. Fildişi Sahili kupayı kazanmak için futbol oynadı, Zambiya ise zaten 1993 yılında ölen takım için çoktan bu kupayı kazanmıştı...
Futbolcularının toplam tahmini değeri 8 milyon euro olan Zambiya, kendisinin 20 katı değerdeki Fildişi Sahili'ni yenip kupayı kazanırken Tottenham Hotspur kulübünün de mottosu olan şu latin özdeyişini hatırlattı herkese; "İnanmak, başarmanın yarısıdır"
serkana@sporx.com
2012 Afrika Uluslar Kupası müthiş bir finalle sona erdi ve Zambiya herkesi şaşırtarak kupanın sahibi oldu. Gölgede ve güneşte oynanması en keyifli oyunlardan birisini acıda ve kederde oynayan bu az gelişmiş futbol ülkesinin zaferi, sadece Kara Kıta'da değil tüm dünyada 'sevinç nidaları' ile yankı buldu.
Zambiya için kazanılan kupanın anlamının çok farklı olduğunu, son penaltının gole çevrilmesinin ardından yaşanan sevinç açıkça ortaya koydu. 1993 yılında Dünya Kupası Eleme karşılaşması için Senegal'e giden takımın uçağı Gabon yakınlarındaki Libreville'in 500 metre açığında Okyanus'a düşmüş ve 18 futbolcu da dahil 30 kişi yani uçakta var olan herkes hayatını yitirmişti.
Kaderin ne kadar cilveli bir soyutluk olduğunun kanıtı niteliğinde oynanan Fildişi Sahili maçında, Zambiya kupayı yine aynı şehirde; Libreville'de kaldırdı. Kazadan dokuz sene sonra aynı topraklara futbol oynamak için gelen Zambiya takımı şampiyonluğu, onlar için bir metal parçası olan kupaya gözyaşlarını akıtarak kazada ölen insanlarına hediye ettiler.
Takımda devrim yaratan (her ne kadar 2010 yılında takımı ortada bırakıp Angola'nın başına geçtiği ancak üç ay sonra geri döndüğü için kızgın olsalar da) Herve Renard'ın galibiyet sonrası maçın ilk yarısında sakatlanan Musonda'yı sevinen arkadaşlarının yanına kucağında taşıması ise olaya son noktayı koydu desek yanılmayız. Bu maçın teknik analizini yapmak, bir çocuğa 'anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?' diye sormak kadar anlamsız olacaktır. Fildişi Sahili kupayı kazanmak için futbol oynadı, Zambiya ise zaten 1993 yılında ölen takım için çoktan bu kupayı kazanmıştı...
Futbolcularının toplam tahmini değeri 8 milyon euro olan Zambiya, kendisinin 20 katı değerdeki Fildişi Sahili'ni yenip kupayı kazanırken Tottenham Hotspur kulübünün de mottosu olan şu latin özdeyişini hatırlattı herkese; "İnanmak, başarmanın yarısıdır"






























































