Basketbolun yasaları 2

Sporx yazarlarından Kaan Tunçbilek, A Mili Basketbol Takımımızın Avrupa Basketbol Şampiyonası'ndaki performansını değerlendirdi.

SPORX AI BAKIŞI
calendar 13 Eylül 2011 17:54
Haber: Sporx.com Yazarlar
Basketbolun yasaları 2
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


Erken rezervasyon…

Euro 2008’in Türkiyesi ile Eurobasket 2011’in Türkiye’si arasındaki en büyük benzerlik son dakikacılık değil de ne.

Oyunun büyük kısmında rakibinin gerisinde oynayan, son dakikalarda kahramanca şahlanan bir takım heyecan verici olabilir. Ancak bu şahlanışın sonuca yansıması için biraz mucizevi bir şans gerekiyor.

Euro 2008’de bu vardı. Eurobasket 2011’de yoktu.

Maç 40 dakika olmasına rağmen, biz hiçbir oyunun başında hazırlıklı değildik. Başlarda iyi gidersek de, bu kez oyunun ortasında rölantiye geçiyoruz ve bir anda geride kalıyoruz. Kısacası, rakiplere hep geriden yetişmeye çalıştık.

Oysa kaç turnuvadır görüyoruz ki, biz son hücumların, son saniye atışlarının stresini kaldıramıyoruz.

Burada eleştireceğim bir nokta daha var. Hidayet’e NBA’de “He do” (o yapar) dediklerini biliyorsunuz. NBA yorumcuları son saniyelerde topu Hidayet’e vermeyi tercih edeceklerini söylüyor.

İyi de Hido milli takımda neden bunu hiç denemedi. Ya da denetilmedi. Bütün maçlar son saniyelere kaldığı halde. Sebebi Hidayet’in 5 karşılaşmada 19’da 2 gibi berbat bir yüzdeyle 3 sayılık atış kullanması olabilir tabii.

Ancak her son topu, kötü bir turnuva geçiren Kerem’e kullandırmaktansa Hido’ya kullandırmak (madem Emir’e tercih ediyoruz) çok daha mantıklıydı.

En büyük faul: Faul atışını kaçırmak…

Faul atışı kaçırmanın en büyük tehlikesi rakibe mesaj vermektir. Hem mental olarak düştüğünüzü gösterir, hem de en kritik anlarda faul yapmaktan kaçınmamalarını sağlar.

Kaçırdığımız faul sayısı kabul edilebilir gibi değil. Yüzdemiz 64,6%. Kritik 5 karşılaşmadaki yüzdemiz ise 63%. Gruptakilere bakalım bir de:

Almanya 80.1%, Fransa 81.3%, Litvanya 74.9%, Sırbistan 79.4%, İspanya 79.3%.
63% bugünün basketbolunda kabul edilemez bir rakam.

Bu takımlardan en kötü yüzdeyle atanı olan Litvanya kadar atabilseydik, Son 2 karşılaşmada ortalama 6’şar sayı daha fazla bulabilecektik.

Dokunulmazlar…

Kevin Costner ve Sean Connery’den değil, Hidayet ve Ersan’dan bahsediyorum. İki oyuncu da  beklenenden çok daha kötü bir turnuva geçirdiler. Ersan’a savunmada hiç lafım yok. Ancak hücumda verimi çok düşüktü.

Buna karşın Orhun Ene bu iki oyuncudan kolay kolay vazgeçemedi. Her iki oyuncu da, istikrarsızlıklarına rağmen, bu 5 kritik maçta ortalama 30,5 dakika süre aldılar. Buna karşılık, maç başına 20 dakika süre alan Emir, onlarla aynı sayıya ulaştı.

Yine yukarıdaki gibi 2010 ile 2011’in en kritik 5 maçını karşılaştırdığımızda, 2010’da 138 sayı üreten bu ikilinin 2011’de 101 sayı ürettiğini, tam 37 sayı daha az ürettiğini görüyoruz.

Savun, savun nereye kadar…

1672’den beri savunma yapıyoruz. Fena da yapmıyoruz hani. Bu turnuvada en sağlam savunma da Türkiye’nindi. Derinlik, adam paylaşımı olağanüstüydü. Ömer Aşık inanılmaz işler başardı. Onan da öyle.

Savunmaya çok çalıştığımız, Tanjeviç’in kurduğu sistemin üzerine daha fazla şeyler koyduğumuz ortada.

İyi de, skor bulamadıktan sonra bütün enerjinizi savunmada tüketmek anlamlı olmuyor.

Attığımız ve yediğimiz sayıları tekrar 2010 ile karşılaştıralım. Hep karşılaştırma yaptığımız 5 önemli maç ile.



Gördüğünüz gibi, savunmada sadece 1,4 sayı iyileşmişken, hücumda tam 16,6 sayı daha az atmışız. Neredeyse 1 periyot daha fazla oynasak anca yakalayacağız 2010’daki skorumuzu.

Peki bu duruma nasıl geldik? Geçen sene hücumda daha mı organizeydik? Yoksa isabet oranımız mı yüksekti?

Aslında her ikisi de.

  • Daha organizeydik. Bakınız asist sayıları. (Neredeyse yarı yarıya)
  • Şut yüzdemiz 2010’da daha yüksek değildi. Çok daha yüksekti. Tabii ki, seyirci faktörünün arttırdığı güven duygusunu eklemek lazım buna. İyi de her zaman seyircisi önünde oynamaz ki bir basketbolcu. Kaybettiğinizden fazlasını kazanmak için dışarıda da iyi olmak zorundasınız.

12. Dev Adam…

Turnuvalarda kadrodaki son yer için her zaman birkaç aday vardır ve burada ihtiyaca göre seçim yapılır. Bazen de yetiştirilecek oyuncu gibi görülür bu oyuncu.

İyi de kaç turnuvadır kadroya son anda katılan oyunculara bir bakalım: Bekir Yarangüme, Barış Hersek, Barış Ermiş, Hakan Demirel ve son olarak İzzet Türkyılmaz.

Çok kolay maçlar haricinde hiçbirini kullanmamışızdır. Hiçbiri bir sonraki turnuvada seçilmemiştir. O zaman? Tanjevic de Orhun da bu kararlarda hep kendileriyle çelişmişler. Son kontenjanı boşa harcamışlar.

Koç…

Orhun Ene’yi suçlamak işin kolay kısmı. Oysa geçen yıla kadar Tanjevic’in performansı bu yılkinden bile daha kötüydü. Üzerindeki büyük baskıyı düşünürsek, Orhun’un bu turnuvada sağlıkı kararlar alması hiç kolay değildi.

Zaten yıllardır yazdığım gibi, Federasyon ilk büyük hatasını, 1999’un harika takımını yaratan Erman Kunter’i göndermekle yaptı. Bugün Fransa takımında, Kunter’in elinden çıkma büyük yıldızları gördükçe sizin de içiniz cızlamıyor mu?

Federasyon 2. büyük hatayı, Aydın Örs’ün liderliğindeki ekibi göndererek yaptı. Son hatası Tanjevic’i getirmekti. Oysa bu ülkenin kendilerini ispatlamış koçları var. Kunter ve Örs dışında, Oktay Mahmudi ve Ergin Ataman’ın İtalya’daki başarıları tartışılmaz. Yine de Federasyon inatla kararından vazgeçmedi.

Bu arada koç demişken, David Blatt’i hala hayranlıkla izliyorum. Hiçbir önemli yıldızı olmayan Rusya’ya hala müthiş bir basketbol oynatmaya devam etmesi büyük bir başarı.

Gelecek geldiğinde…

Pota altı gücümüz tüm basketbol camiasını şaşırtmış durumda. Ömer – Enes ikilisini rakip uzunları mahvetti. Emir çok etkiliydi. Slovenlerin onu neden bu kadar istediklerini daha iyi anladık. Ersan oyunun iki yanını birden oynayabildiğinde çok büyük işler yapabilir.

Ancak gardlarda ciddi bir sorunumuz olduğu açık. Kerem Tunçeri ve Ömer Onan daha kaç sene oynar bilinmez. Ancak Barış Ermiş, Doğuş Balbay ve umut vaat eden gardlara yatırım yapmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor.

Tombala mı kura mı?

Şu kuralara da değinmeden geçmeyelim. Standart uygulamada seri başları belirlenirken,

  • ev sahibinin,
  • son Avrupa Şampiyonu’nun,
  • son Olimpiyat veya Dünya Şampiyonası’nda (hangisi yakınsa) Avrupa’da en iyi dereceyi almış takımının

3 ayrı seribaşı olarak belirlenmesi beklenir.

Bu turnuvanın organizatörleri üçünü birden (sırasıyla Litvanya, İspanya, Türkiye) daha ilk turda aynı gruba düşürmeyi başardılar. Tarihin en saçma kura sistemi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu yüzden belki de, Olimpiyat’a gitmeyi hak edecek tüm takımlar aynı tarafa düştü.

YAZININ İLK BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN... 
Tümü
 Reklam