GS’nin sloganı şu olmalı;
Neler geldi neler geçti felekten
Un elerken deve geçti elekten
Hagi, Popescu, Taffarel…
Lincoln, Elano, Misimoviç….
İlk satırdakiler gelip iz bırakıp geçenler
İkinci satırdakiler elek gibi takımı delip de geçenler…
Galatasaray’ı anlatmak için girişte bu kadar laf yeter!
…………………………………………
Devam edelim…
Galatasaray’ın son yirmi senesinde her şey var
Bugün Türkiye’ye yıldız futbolcular geliyorsa, herkesin gıpta ettiği Seyrantepe Stadı oluyorsa, ligin marka değeri artıyorsa hepsi Galatasaray’ın sayesindedir.
Türkiye’yi dünyaya tanıtan birinci Türk takımı Galatasaray’dır.
Tartışmam bile, çünkü dünyayı gezerken bizzat yaşadım.
Bu dev yürüyüş;
Hagi, Taffarel, Popescu,
Hatta onlardan önce, Simoviç, Erdal Keser’lerle başlar…

Futbolda devrim Neuchatel’le gerçekleşir,
Manchester United’i Şampiyonlar Ligi’nden elemekle devam eder,
Yenilgisiz bir şekilde …. Kupası alışla şaha kalkar,
Kupasızlıkla 100. Yıl’da duraklamaya geçilir,,
Tromsö ve Karpaty hüsranlarıyla gerileme devrine girilir.
Gözler çöküşü beklerken; Seyrantepe… Şirketlerin birleştirilmesi… Riva’nın ihale aşamasına gelişi, borçların kısmen ödenmesiyle diriliş başlar.
Unutulmaması gereken bir noktanın da hemen altını çizelim;
2002 Dünya Kupası’ndaki 3.lük ile
2008 Avrupa Şampiyonası’ndaki 3.’lük yine Galatasaray’ın izlerini taşır.
İtirazı olan varsa geçmişte bir gezinti yapabilir.
Kadrolara bir bakabilir.
Neden bunları yazdım?
Görmek istemeyenler için…
Çünkü son yirmi yılda Galatasaray’da her şey vardı.
Ligde dört sene şampiyonluk vardı örnek alanı yoktu,
Sportif başarı vardı para yoktu.
Dünyaya nam salmak vardı peşinden geleni yoktu,
Kendi içinde kıskançlıkları vardı çıkıp dur diyeni yoktu,
Parasızlık vardı birlik yoktu,
Dedikodusu çoktu, taşın altına elini sokan yoktu…
Ne zaman ki düzlüğe çıkış başladı, koltuk talibi çoğaldı,
Ne zaman ki futbolda çöküş başladı feryatlar yükseldi,
Ne zaman ki Seyrantepe gerdanlık gibi parlamaya başladı dillerin bağı çözüldü.
Lafı bağlayalım;
Galatasaray’ın son yirmi yılında;
Alp Yalman … 4 yıl, Faruk Süren 5.5 yıl, Mehmet Cansun 8 ay, Özhan Canaydın 6 yıl, Adnan Polat da şu an neredeyse 3 yıl başkanlık görev yaptı.
Hafızanızı bir yoklayın;
Alp Yalman dönemi; sportif atılım var, altı çizilecek başarı yok ama, Kemal Onar’la gelen mali disiplin var, repoda para var…
Faruk Süren dönemi; hiç kimsenin önceden inanmayacağı muhteşem bir sportif başarı var, Ali Sami Yen’in yeniden yapılma projesi var,
GS’nin marka oluşu var. Borç batağı var. AIG fırtınası var… Ve elde edilen Avrupa başarılarıyla bu markanın paraya dönüştürülmesi aşamasında iç çekişme ve Süren’i müthiş bir yıpratma politikasıyla yollama var. Galatasaray başarıyı paylaşamayınca göçtü. Her şey yarım kaldı.
Mehmet Cansun dönemi; Cansun’un sekiz aylık ‘ara sıcak’ döneminde borçların bir bölümünün halka arzla ödenmesi var.
Özhan Canaydın dönemi; Canaydın’ın altı yıllık başkanlığı döneminde futbolda başarı yok. Hatalar çok, Fener’e 6-0 lık hezimet ve devamlı yenilgi var, mali durum berbat, Camia içi kırgınlıklar had safhada. AIG ile ayrılık kavgası tırmanmış, Ünal Aysal’a rücu var. Seyrantepe için büyük bir uğraş, mali durumun düzelmesi için de çok çaba var ama sonuç yok. Canaydın’ın Galatasaraylılığına da diyecek yok. Taşın altına elini sokuşuna da. Nur içinde yatsın.
Adnan Polat dönemi; Futbolda 15 yılı aşkın sürede yaşananların muhasebesinin yapılması gereken bir dönem. Yanıltıcı şampiyonluğun ardından futbolda gerilemeye devam… Transfer hataları, yönetim zaafları tavan yapmış durumda. Futbolda; hoca, futbolcu panayırı var, gelen durmuyor gidiyor. Futbolcuya dayalı düzenle bet bereket yok. Taraftar kupalara susamış! Takım küme düşmeye daha yakın! Seyrantepe bitmiş, Şirketler birleştirilmiş, Riva Projesi hayata geçmek üzere ama bunları gören yok. Futbolun başarısızlığı herkesi üzmüş. İç çekişme yine hortlamış, muhalefet şaha kalkmış. Haksız da değiller ama zamansız.
Galatasaray’ın bu sürecini anlattıktan sonra dönelim lige…
Ligde düşme hattına kadar gelen Galatasaray
Ligin ilk yarısı için genel ve özel analizler yaparken ligdeki puan sıralamasına sadık kalmadım. Yadırgayanlarınız olmuştur belki ama analizleri günün haberleriyle harman etmeye çalıştım.
Bugüne kadar; Trabzonspor, Beşiktaş ve Fenerbahçe’yi yazdım. Galatasaray’dan sadece transferle ilgili duyabildiklerimi aktardım.
Bugün sıra Galatasaray’da.
Hani o …. Kupası alan Galatasaray’da.
Kupanın adını yazmıyorum çünkü öyle bir kupası olmayanlar haklı olarak üzülüyor ve temcit pilavı gibi tekrarladığım için bana kızıyor, kıskanıyor olabilirler. Bu yüzden ben de o dört harflik unvanı yazmıyor noktalarla geçiyorum ve okuyucularıma saygılı olmaya gayret ediyorum.
İnsandır kıskanır.
Ben de olsam, ben de kıskanırım.
Polat nerede yanlış yaptı da bu kötü gidişi kamçıladı?
Önce şunu söylemeliyim; Polat, Galatasaray’da güzel işler yaparken ne yazık ki futbolu iyi yönetemedi.
Dananın kuyruğu Kalli’nin gönderilişi ile koptu!
Gerçi Cevat Güler ve Burak Dilmen hocalar o sene 20.45’de Galatasaray’ı şampiyon yaptılar ama takımda futbolcuya dayalı düzen de başlamış oldu.
Sonrası’nda dikiş tutmadı. Skibbe de nasibini aldı, Rijkaard gibi dünyaca ünlü hoca da resmen kovuldu!
Hagili döneme böyle gelindi.
Kalli niye gelmişti, takım sonradan niye karıştı?
Kalli; yaşlanmış, yıpranmış, yıllarca Galatasaray’la türlü başarılara imza atmış futbolcuların miatları dolduğu halde hala takımda kalmak istemeleri üzerine getirilmişti.
Adnan Polat; Galatasaray takımının yenilenmesi lazım diyordu. Başarıya aç isimler gerek diyordu… Eskilerle yollar ayrılmalıydı. Bunu gerçekleştirmek de çok zordu. Zaman lazımdı. Üç günde yapılacak iş değildi.
Yumuşak eldivenli boksör Kalli bu değişimin hocası olarak geldi.
Kalli gelir gelmez çivisi çıkmış Florya’yı disiplin altına almak için kuralları ihlal ettikleri gerekçesiyle Lincoln ve Hakan Şükür’ü kadro harici bıraktı. Bu durum huzursuzluk yarattı. Hakan belki suçsuzdu ama yasayı deldiği için o da cezaya çarptırılmıştı.
Böylece takım içi huzursuzluk başladı ve yıl boyu devam etti.
Futbolcular sene sonu gönderileceklerini anlayınca;
-Ya Kalli ya biz!.. Kalli kalırsa şampiyonluk zor, havası yarattılar.
Polat en ciddi hatasını yaptı ve Kalli gönderildi.
Futbolcuya dayalı düzenle şampiyonluk geldi ama felaket de başlamış oldu.
Sonrasında medyaya yerleşen Galatasaraylı eski futbolcuların tavırlarını ortaya koyup o forma altında yüceldikleri halde kulüpleri Galatasaray’ı her aşamada yerden vurmaları bütün gerçekleri su yüzüne çıkarttı.
Bu durumu muhalefet de çok iyi değerlendirince Polat yönetimi sallanmaya başladı. Yönetim kurulu da dağılma noktasına geldi.
Bereket sağduyu sahibi Galatasaraylılar kopartılan fırtınalara pek kulak asmadılar…
Transferde üç yıldır hata var
Geldik bu güne…
İsimler üzerinde durmak istemiyorum.
Transferde başta Adnan Polat, Yönetim Kurulu, transferle ilgilenen Haldun Üstünel, Murat Yalçındağ ve idari görevli Adnan Sezgin hepsi hatalı.
Değişim sürecindeki üç senede yapılan transferlerin neredeyse tamamı fiyasko!
Baroş (sakatlanmasa), Neill ve biraz da Kewell işe yarayanlardı. Kewell da müzmin sakat olduğu için verimi %50 idi. Gerisi hayal kırıklığı.
Lincoln, Elano, Misimoviç uyumsuz.
Bunlar belli ki Türkiye’ye futbol oynamaya değil hava değişimine gelmişler.
Aynen Anelka gibi.
Bu isimler geldiğinde yer yerinden oynamış hiç kimse Galatasaray yanlış adamlar alıyor dememişti. Ne zaman ki problem yaratıp gitmek istediler alanlar suçlu oldu!
Katılmıyorum.
Hiç mi hırsızın kabahati yok!
Nerede Lincoln?
Nerede Elano?
Nerede Misimoviç?
Hatta nerede Keita?
Bunlar ManU’ya mı gittiler?
Real Madrid’e mi gittiler?
Yoksa İnter’e mi?
Alayı köyüne döndü, Keita Katar’a gitti.
Bunların futbol oynamaya gönülleri yok!
Keita, Fenerbahçe maçı öncesi elli kere uyarıldı yine gitti Roberto Carlos’a yumruğu çaktı atıldı!... Bir Ankara maçı dönüşü kimseye haber vermeden dört gün Paris’e tüydü sonunda postalandı!

Misi’yi de gördük. Almanya’da harika, burada fiyasko!
Kılına dokunulmadan surat asan bir mahluk!
Rijkaard onu kolladı, Hagi de rest çekmeden önce ağam paşam dedi ama adam gitmek istiyor.
İla cehennem-i zümera.
Cehennemin dibine kadar yolu var.
Kaybolsun gitsin.
Giovani Santos, Jo, İnsua kiralık olarak gelince randıman vermediler.
Bunlar da doğru seçim değildi.
Şuraya bakın;
Lincoln, Elano, Misimoviç, Keita, Jo, Giovani Santos, Leo Franco, İnsua, Lorik Cana, Pino’dan ikisi iyi çıksa bugün Galatasaray’ın sadece iki futbolcuya daha ihtiyacı olurdu o kadar.
Bir de kaleci.
Hal böyle olunca;
Kabak da doğal olarak bunları alanların başına patladı.
Taraftar da haklı, takım başarılı olsa sineye çekecek.
Takım da dökülünce sabırlar taştı.
Sonuç;
Transferde üç yıldır hata var.
Sorumlusu yönetimdir.
Muhalefet de eleştirilerinde haklıdır.
Üsluba ve zamanlamasına katılmam.
Diğer transferler de çıkma olunca kıyamet koptu
Gökhan Zan, Serdar Özkan bonservisleri elinde geldiler biri milli oyuncu, öteki genç yetenek ama ikisi de verimsiz oldular.
Ali Turan Kayserispor’un temel direğiyken Galatasaray’da yokları oynadı. Onun da bonservisi elindeydi.
Bunların alınması hata mıydı?
Hata imiş. Lakin kim olsa bu şartlarda alırdı.

Mehmet Batdal, Musa, Ufuk Ceylan da bekleneni veremedi.
Çağlar sakatlanınca uykuya yattı.
Servet de düşüş gösterdi.
Ligin ilk yarısı zor zahmet 23 puanla bitti.
Bu beklenmeyen ve görülmemiş bir durumdu.
Arda’ya verilen kaptanlık ve Baroş’la birlikte sakatlıkları
Arda’ya kaptanlığın verilmesi umutlu bir yaklaşımdı.
Hata olduğu yaşandıktan sonra meydana çıktı.
Ben de olsam böyle cesur bir adım atardım. Akıl yaşta değil baştadır ama Arda bu yükü kaldıramadı.
Sakatlıkları ve bu ülkedeki toplum baskısı Arda’yı bunalttı.
Adnan Polat da attığı adımdan dönmeyince Galatasaray kaptanlığı tartışılır oldu.
Arda’ya bir öğüt;
Arda bütün mesaisini Galatasaray’a verecek.
İşkembeciyi, sütçüyü, kasabı bırakacak futbola dönecek…
Sevgilisini de kalbine gömecek. Ortalarda gözükmeyecek.
Gençtir, hakkıdır falan palavra.
Önce Galatasaray’dan aldığı Kaptanlığı hak edecek. Sonra gönlünü eğleyecek.

Hal böyleyse Polat'ı ve yönetimini asalım mı?
Bu fikre sonuna kadar karşıyım.
Bu duruma tahammül zordur ama başa gelen çekilir.
Adnan Polat’ın Galatasaray futbol takımını toparlaması için daha süresi vardır.
Onu ve yönetimini yıpratmak yerine destek verme zamanıdır.
Çünkü Galatasaray, Başkanı Faruk Süren’e yapılan yıpratma taktikleriyle on senesini heba etmiştir. Bu unutulmamalıdır.
Galatasaray başkanına sahip çıkmalı ve sabretmelidir.
Vazgeçmenin de bir zamanı vardır.
Dere geçerken at değiştirmek doğru değildir.
Adnan Polat da zamansız değiştirdiği hocalar yüzünden zora girmiştir.
Adnan Polat, Arda’ya verdiği kaptanlıktan, bütün şimşekleri üzerine çeken Adnan Sezgin’den vaz geçmeyince eleştirilerin de merkezi olmuştur.
Ama unutulmasın ki başarıyı da istikrar getirir.
Galatasaray 14 yıl şampiyonluk yüzü görmeden yaşadı.
Hataları sineye çekti.
Sonunda … Kupası’nı aldı.
Galatasaray’da başkanın görev süresi Genel Kurul’un tercihiyle olur.
Şimdi zamanı değildir.
Başaramazsa 2012 martında seçimle geldiği gibi seçimle gider!
Ya da alkışlarla devam eder.
Başkanlık zor iş.
Ya baş olursun ya başın gider.
Adnan Polat da şimdi bunun savaşını veriyor.
Neler geldi neler geçti felekten
Un elerken deve geçti elekten
Hagi, Popescu, Taffarel…
Lincoln, Elano, Misimoviç….
İlk satırdakiler gelip iz bırakıp geçenler
İkinci satırdakiler elek gibi takımı delip de geçenler…
Galatasaray’ı anlatmak için girişte bu kadar laf yeter!
…………………………………………
Devam edelim…
Galatasaray’ın son yirmi senesinde her şey var
Bugün Türkiye’ye yıldız futbolcular geliyorsa, herkesin gıpta ettiği Seyrantepe Stadı oluyorsa, ligin marka değeri artıyorsa hepsi Galatasaray’ın sayesindedir.
Türkiye’yi dünyaya tanıtan birinci Türk takımı Galatasaray’dır.
Tartışmam bile, çünkü dünyayı gezerken bizzat yaşadım.
Bu dev yürüyüş;
Hagi, Taffarel, Popescu,
Hatta onlardan önce, Simoviç, Erdal Keser’lerle başlar…

Futbolda devrim Neuchatel’le gerçekleşir,
Manchester United’i Şampiyonlar Ligi’nden elemekle devam eder,
Yenilgisiz bir şekilde …. Kupası alışla şaha kalkar,
Kupasızlıkla 100. Yıl’da duraklamaya geçilir,,
Tromsö ve Karpaty hüsranlarıyla gerileme devrine girilir.
Gözler çöküşü beklerken; Seyrantepe… Şirketlerin birleştirilmesi… Riva’nın ihale aşamasına gelişi, borçların kısmen ödenmesiyle diriliş başlar.
Unutulmaması gereken bir noktanın da hemen altını çizelim;
2002 Dünya Kupası’ndaki 3.lük ile
2008 Avrupa Şampiyonası’ndaki 3.’lük yine Galatasaray’ın izlerini taşır.
İtirazı olan varsa geçmişte bir gezinti yapabilir.
Kadrolara bir bakabilir.
Neden bunları yazdım?
Görmek istemeyenler için…
Çünkü son yirmi yılda Galatasaray’da her şey vardı.
Ligde dört sene şampiyonluk vardı örnek alanı yoktu,
Sportif başarı vardı para yoktu.
Dünyaya nam salmak vardı peşinden geleni yoktu,
Kendi içinde kıskançlıkları vardı çıkıp dur diyeni yoktu,
Parasızlık vardı birlik yoktu,
Dedikodusu çoktu, taşın altına elini sokan yoktu…
Ne zaman ki düzlüğe çıkış başladı, koltuk talibi çoğaldı,
Ne zaman ki futbolda çöküş başladı feryatlar yükseldi,
Ne zaman ki Seyrantepe gerdanlık gibi parlamaya başladı dillerin bağı çözüldü.
Lafı bağlayalım;
Galatasaray’ın son yirmi yılında;
Alp Yalman … 4 yıl, Faruk Süren 5.5 yıl, Mehmet Cansun 8 ay, Özhan Canaydın 6 yıl, Adnan Polat da şu an neredeyse 3 yıl başkanlık görev yaptı.
Hafızanızı bir yoklayın;
Alp Yalman dönemi; sportif atılım var, altı çizilecek başarı yok ama, Kemal Onar’la gelen mali disiplin var, repoda para var…
Faruk Süren dönemi; hiç kimsenin önceden inanmayacağı muhteşem bir sportif başarı var, Ali Sami Yen’in yeniden yapılma projesi var,
GS’nin marka oluşu var. Borç batağı var. AIG fırtınası var… Ve elde edilen Avrupa başarılarıyla bu markanın paraya dönüştürülmesi aşamasında iç çekişme ve Süren’i müthiş bir yıpratma politikasıyla yollama var. Galatasaray başarıyı paylaşamayınca göçtü. Her şey yarım kaldı.Mehmet Cansun dönemi; Cansun’un sekiz aylık ‘ara sıcak’ döneminde borçların bir bölümünün halka arzla ödenmesi var.
Özhan Canaydın dönemi; Canaydın’ın altı yıllık başkanlığı döneminde futbolda başarı yok. Hatalar çok, Fener’e 6-0 lık hezimet ve devamlı yenilgi var, mali durum berbat, Camia içi kırgınlıklar had safhada. AIG ile ayrılık kavgası tırmanmış, Ünal Aysal’a rücu var. Seyrantepe için büyük bir uğraş, mali durumun düzelmesi için de çok çaba var ama sonuç yok. Canaydın’ın Galatasaraylılığına da diyecek yok. Taşın altına elini sokuşuna da. Nur içinde yatsın.Adnan Polat dönemi; Futbolda 15 yılı aşkın sürede yaşananların muhasebesinin yapılması gereken bir dönem. Yanıltıcı şampiyonluğun ardından futbolda gerilemeye devam… Transfer hataları, yönetim zaafları tavan yapmış durumda. Futbolda; hoca, futbolcu panayırı var, gelen durmuyor gidiyor. Futbolcuya dayalı düzenle bet bereket yok. Taraftar kupalara susamış! Takım küme düşmeye daha yakın! Seyrantepe bitmiş, Şirketler birleştirilmiş, Riva Projesi hayata geçmek üzere ama bunları gören yok. Futbolun başarısızlığı herkesi üzmüş. İç çekişme yine hortlamış, muhalefet şaha kalkmış. Haksız da değiller ama zamansız.
Galatasaray’ın bu sürecini anlattıktan sonra dönelim lige…
Ligde düşme hattına kadar gelen Galatasaray
Ligin ilk yarısı için genel ve özel analizler yaparken ligdeki puan sıralamasına sadık kalmadım. Yadırgayanlarınız olmuştur belki ama analizleri günün haberleriyle harman etmeye çalıştım.
Bugüne kadar; Trabzonspor, Beşiktaş ve Fenerbahçe’yi yazdım. Galatasaray’dan sadece transferle ilgili duyabildiklerimi aktardım.
Bugün sıra Galatasaray’da.
Hani o …. Kupası alan Galatasaray’da.
Kupanın adını yazmıyorum çünkü öyle bir kupası olmayanlar haklı olarak üzülüyor ve temcit pilavı gibi tekrarladığım için bana kızıyor, kıskanıyor olabilirler. Bu yüzden ben de o dört harflik unvanı yazmıyor noktalarla geçiyorum ve okuyucularıma saygılı olmaya gayret ediyorum.
İnsandır kıskanır.
Ben de olsam, ben de kıskanırım.
Polat nerede yanlış yaptı da bu kötü gidişi kamçıladı?Önce şunu söylemeliyim; Polat, Galatasaray’da güzel işler yaparken ne yazık ki futbolu iyi yönetemedi.
Dananın kuyruğu Kalli’nin gönderilişi ile koptu!
Gerçi Cevat Güler ve Burak Dilmen hocalar o sene 20.45’de Galatasaray’ı şampiyon yaptılar ama takımda futbolcuya dayalı düzen de başlamış oldu.
Sonrası’nda dikiş tutmadı. Skibbe de nasibini aldı, Rijkaard gibi dünyaca ünlü hoca da resmen kovuldu!
Hagili döneme böyle gelindi.
Kalli niye gelmişti, takım sonradan niye karıştı?
Kalli; yaşlanmış, yıpranmış, yıllarca Galatasaray’la türlü başarılara imza atmış futbolcuların miatları dolduğu halde hala takımda kalmak istemeleri üzerine getirilmişti.
Adnan Polat; Galatasaray takımının yenilenmesi lazım diyordu. Başarıya aç isimler gerek diyordu… Eskilerle yollar ayrılmalıydı. Bunu gerçekleştirmek de çok zordu. Zaman lazımdı. Üç günde yapılacak iş değildi.
Yumuşak eldivenli boksör Kalli bu değişimin hocası olarak geldi.
Kalli gelir gelmez çivisi çıkmış Florya’yı disiplin altına almak için kuralları ihlal ettikleri gerekçesiyle Lincoln ve Hakan Şükür’ü kadro harici bıraktı. Bu durum huzursuzluk yarattı. Hakan belki suçsuzdu ama yasayı deldiği için o da cezaya çarptırılmıştı.
Böylece takım içi huzursuzluk başladı ve yıl boyu devam etti.
Futbolcular sene sonu gönderileceklerini anlayınca;
-Ya Kalli ya biz!.. Kalli kalırsa şampiyonluk zor, havası yarattılar.
Polat en ciddi hatasını yaptı ve Kalli gönderildi.
Futbolcuya dayalı düzenle şampiyonluk geldi ama felaket de başlamış oldu.
Sonrasında medyaya yerleşen Galatasaraylı eski futbolcuların tavırlarını ortaya koyup o forma altında yüceldikleri halde kulüpleri Galatasaray’ı her aşamada yerden vurmaları bütün gerçekleri su yüzüne çıkarttı.
Bu durumu muhalefet de çok iyi değerlendirince Polat yönetimi sallanmaya başladı. Yönetim kurulu da dağılma noktasına geldi.
Bereket sağduyu sahibi Galatasaraylılar kopartılan fırtınalara pek kulak asmadılar…
Transferde üç yıldır hata var
Geldik bu güne…
İsimler üzerinde durmak istemiyorum.
Transferde başta Adnan Polat, Yönetim Kurulu, transferle ilgilenen Haldun Üstünel, Murat Yalçındağ ve idari görevli Adnan Sezgin hepsi hatalı.
Değişim sürecindeki üç senede yapılan transferlerin neredeyse tamamı fiyasko!
Baroş (sakatlanmasa), Neill ve biraz da Kewell işe yarayanlardı. Kewell da müzmin sakat olduğu için verimi %50 idi. Gerisi hayal kırıklığı.
Lincoln, Elano, Misimoviç uyumsuz.
Bunlar belli ki Türkiye’ye futbol oynamaya değil hava değişimine gelmişler.
Aynen Anelka gibi.
Bu isimler geldiğinde yer yerinden oynamış hiç kimse Galatasaray yanlış adamlar alıyor dememişti. Ne zaman ki problem yaratıp gitmek istediler alanlar suçlu oldu!
Katılmıyorum.
Hiç mi hırsızın kabahati yok!
Nerede Lincoln?
Nerede Elano?
Nerede Misimoviç?
Hatta nerede Keita?
Bunlar ManU’ya mı gittiler?
Real Madrid’e mi gittiler?
Yoksa İnter’e mi?
Alayı köyüne döndü, Keita Katar’a gitti.
Bunların futbol oynamaya gönülleri yok!
Keita, Fenerbahçe maçı öncesi elli kere uyarıldı yine gitti Roberto Carlos’a yumruğu çaktı atıldı!... Bir Ankara maçı dönüşü kimseye haber vermeden dört gün Paris’e tüydü sonunda postalandı!

Misi’yi de gördük. Almanya’da harika, burada fiyasko!
Kılına dokunulmadan surat asan bir mahluk!
Rijkaard onu kolladı, Hagi de rest çekmeden önce ağam paşam dedi ama adam gitmek istiyor.
İla cehennem-i zümera.
Cehennemin dibine kadar yolu var.
Kaybolsun gitsin.
Giovani Santos, Jo, İnsua kiralık olarak gelince randıman vermediler.
Bunlar da doğru seçim değildi.
Şuraya bakın;
Lincoln, Elano, Misimoviç, Keita, Jo, Giovani Santos, Leo Franco, İnsua, Lorik Cana, Pino’dan ikisi iyi çıksa bugün Galatasaray’ın sadece iki futbolcuya daha ihtiyacı olurdu o kadar.
Bir de kaleci.
Hal böyle olunca;
Kabak da doğal olarak bunları alanların başına patladı.
Taraftar da haklı, takım başarılı olsa sineye çekecek.
Takım da dökülünce sabırlar taştı.
Sonuç;
Transferde üç yıldır hata var.
Sorumlusu yönetimdir.
Muhalefet de eleştirilerinde haklıdır.
Üsluba ve zamanlamasına katılmam.
Diğer transferler de çıkma olunca kıyamet koptu
Gökhan Zan, Serdar Özkan bonservisleri elinde geldiler biri milli oyuncu, öteki genç yetenek ama ikisi de verimsiz oldular.
Ali Turan Kayserispor’un temel direğiyken Galatasaray’da yokları oynadı. Onun da bonservisi elindeydi.
Bunların alınması hata mıydı?
Hata imiş. Lakin kim olsa bu şartlarda alırdı.

Mehmet Batdal, Musa, Ufuk Ceylan da bekleneni veremedi.
Çağlar sakatlanınca uykuya yattı.
Servet de düşüş gösterdi.
Ligin ilk yarısı zor zahmet 23 puanla bitti.
Bu beklenmeyen ve görülmemiş bir durumdu.
Arda’ya verilen kaptanlık ve Baroş’la birlikte sakatlıkları
Arda’ya kaptanlığın verilmesi umutlu bir yaklaşımdı.
Hata olduğu yaşandıktan sonra meydana çıktı.
Ben de olsam böyle cesur bir adım atardım. Akıl yaşta değil baştadır ama Arda bu yükü kaldıramadı.
Sakatlıkları ve bu ülkedeki toplum baskısı Arda’yı bunalttı.
Adnan Polat da attığı adımdan dönmeyince Galatasaray kaptanlığı tartışılır oldu.
Arda’ya bir öğüt;
Arda bütün mesaisini Galatasaray’a verecek.
İşkembeciyi, sütçüyü, kasabı bırakacak futbola dönecek…
Sevgilisini de kalbine gömecek. Ortalarda gözükmeyecek.
Gençtir, hakkıdır falan palavra.
Önce Galatasaray’dan aldığı Kaptanlığı hak edecek. Sonra gönlünü eğleyecek.

Hal böyleyse Polat'ı ve yönetimini asalım mı?
Bu fikre sonuna kadar karşıyım.
Bu duruma tahammül zordur ama başa gelen çekilir.
Adnan Polat’ın Galatasaray futbol takımını toparlaması için daha süresi vardır.
Onu ve yönetimini yıpratmak yerine destek verme zamanıdır.
Çünkü Galatasaray, Başkanı Faruk Süren’e yapılan yıpratma taktikleriyle on senesini heba etmiştir. Bu unutulmamalıdır.
Galatasaray başkanına sahip çıkmalı ve sabretmelidir.
Vazgeçmenin de bir zamanı vardır.
Dere geçerken at değiştirmek doğru değildir.
Adnan Polat da zamansız değiştirdiği hocalar yüzünden zora girmiştir.
Adnan Polat, Arda’ya verdiği kaptanlıktan, bütün şimşekleri üzerine çeken Adnan Sezgin’den vaz geçmeyince eleştirilerin de merkezi olmuştur.
Ama unutulmasın ki başarıyı da istikrar getirir.
Galatasaray 14 yıl şampiyonluk yüzü görmeden yaşadı.
Hataları sineye çekti.
Sonunda … Kupası’nı aldı.
Galatasaray’da başkanın görev süresi Genel Kurul’un tercihiyle olur.
Şimdi zamanı değildir.
Başaramazsa 2012 martında seçimle geldiği gibi seçimle gider!
Ya da alkışlarla devam eder.
Başkanlık zor iş.
Ya baş olursun ya başın gider.
Adnan Polat da şimdi bunun savaşını veriyor.






















