NBA’de ilk ay geride kalırken takımlara dair bu ilk ayın sonunda aklımda kalanları bir cümlede özetleyerek paylaşmak istiyorum sizlerle. Takımları güç dengelerine göre değil, bulundukları gruplara göre sıralamaya çalıştım.
Boston Celtics: Gruptaki diğer takımlar yerlerde sürünüyor, Garnett her an sakatlanabilir vaziyette, geniş ve kaliteli kadrolarıyla iyi gidiyorlar; ama Rasheed keşke daha az üçlük kullansa.
New Jersey Nets: Tebrikler NBA rekoru (!) kırdınız 0-18’lik başlangıcınızla; ama seneye Lebron’u falan beklemeyin; bu takıma gelmez.
New York Knicks: Ne yapıp edin Nate Robinson’un kendi potasına attığı (ama süre dolduğu için geçersiz sayılan ve koç D’Antoni’yi öfkelendiren) basketi internette bulun; çünkü o baskette Knicks’in güzel bir sezon özeti var belki de.
Philedelphia 76ers: Sakatlıklarla ve Princeton Hücumu’na bir türlü alışamayan Elton Brand’le hatırlanacak olan Sixers takımıyla alakalı belki de tek bir güzel haber var: Iverson geri döndü!
Toronto Raptors: Çok verimli bir hücumları var; lakin NBA’in şu an en kötüsü durumundaki savunmalarıyla bir gıdım ilerleyemezler.
Chicago Bulls: Toronto maçında Jarrett Jack hücum sırasında ayakkabılarını bağladı ve bir tane bile Bulls oyuncusu topu çalayım demedi ve galiba Bulls’u en güzel özetleyen de bu görüntü oldu.
Cleveland Cavaliers: Shaq takıma alışıyor yavaş yavaş ve sakatlık olmadığı müddetçe daha da iyiye gideceklerdir.
Detroit Pistons: Kimliksiz bir takım haline geldiler biraz da iki ilk beş oyuncusunun sakatlıklarıyla; ama Jonas Jerebko, adeta tek başına “İsveç basketbolu ölmedi,” diyor.
Indiana Pacers: Bu kadar yetenekli ve potansiyelli oyuncuyla bir Portland olamadıkları için itikadımı sarsmaya başladılar.
Milwaukee Bucks: Brandon Jennings’in sezonun en büyük sürprizi olması ve Ersan İlyasova’nın güzel işler çıkarması (biraz faul problemine giriyor desem garip olmaz herhalde 15 dakikada beş faul alan biri için) sezona iyi bir giriş yapmalarını sağlasa da devamını biraz kötü getirerek durumu dengelediler!
Atlanta Hawks: Umulandan da iyi başladılar ve Jamal Crawford şu ana kadar en iyi altıncı adam ödülünün bence en ciddi adayı.
Charlotte Bobcats: Stephen Jackson da gelmese potayı göremeyceklerdi.
Miami Heat: Kolay rakipleri yenip hızlı başladılar, sonra biraz zor rakiplerle boylarının ölçüsünü aldılar, ama sonra yeniden toparlanıp güzel Batı deplasmanı galibiyetleri aldılar (Son Lakers maçı hariç).
Orlando Magic: Nelson’un da sakatlanmasıyla Hidayet’i daha da arar oldular ve sırf Dwight Howard’ın geçen sene ve bu seneki istatistiklerini karşılaştırınca bile ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Washington Wizards: “Hani Arenas gelecek, dertler bitecekti'” diye şikayet edenlere, “Elimizde zaten garanti belgesi falan yoktu,” diyerek cevap verelim her ne kadar ben o garantiyi verenlerden olmasam da.
Denver Nuggets: “Carmelo bu kadar iyi miydi yahu'” diyenlere, “Evet iyiydi,” demekten başka bir cevap aklıma gelmiyor.
Minnesota Timberwolves: 18 maç kötü oynadıktan sonra son iki maçtaki iyi oyunun sebebini “Kevin Love Etkisi” olarak çaıklayabilirim.
Oklahoma City Thunder: Geçen senenin paspas takımlığından sıyrıldılar ve bu bile büyük bir nimet onlar için.
Portland Trail Blazers: Oden’in yine sakatlandığını gördükten sonra, bazı takımların neden bu kadar çok sakat verdiği sorusunun cevabını takım doktorlarında değil metafiziki ögelerde aramaya başlayacağım bu gidişle.
Utah Jazz: Ritimlerini bulduklarında durdurulamayacak kadar iyi oynuyorlar; fakat o ritm her zaman bulunmuyor işte.
Dallas Mavericks: Tamam Nowitzki kişisel sorunlarını arkada bırakmanın da etkisiyle muazzam oynuyor; ama bu takımda kesinlikle bir Jason Kidd gerçeği (yoksa efsanesi mi demeliydim) var.
Houston Rockets: “Bu takım hala can yakar,” demiştim sene başı değerlendirmemde ve epey bir de yaktılar; ama Carl Landry ilk beşe geçse sanki daha iyi olacak.
Memphis Grizzlies: Iverson’dan faydalanamadılar ve tesadüf mü bilmiyorum ama son 11 maçlarının 7’sini kazandılar.
New Orleans Hornets: Ligin tek yenilgisiz takımı... pardon (Amerikan Fubol Ligi’ndeki New Orleans Saints takımı ile karıştırdım bir an) ligin bol yenilgili takımlarından biri olan New Orleans, Chris Paul’ün yokluğunda çok saçmalamadı; savunmaları istenen kıvamda değil.
San Antonio Spurs: Geçen seneki takımım hala yeni sisteme alışmakla meşgul; iyi hoş ama bu seneyi feda etme lüksleri yok.
Golden State Warriors: İnanmayacaksınız ama Monta Ellis, son 9-10 maçın belki birisi hariç hepsinde de 48 dakikanın tamamını sahada geçirdi!
Los Angeles Clippers: İstikrarsız gidiyorlar; ama bu takım için bir galibiyet-bir mağlubiyet şeklinde devam edecek bir istikrarsızlık, maçların yüzde 80’ini kaybetmekten iyidir.
Los Angeles Lakers: Gasol’un da dönmesiyle şu an tam anlamıyla “Önümüze gelene bin tekme” seviyesinde (nazar değsin) oynuyorlar.
Phoenix Suns: Cinderella masalı gibi başladıkları sezon, geçen hafta aldıkları mağlubiyetlerle biraz daha realist bir hale büründü.
Sacramento Kings: En az Brandon Jennings kadar konuşulması gereken bir çaylakları (Tyreke Evans) var ve play-off yapamayacak olsalar bile (ki dereceleri hala fena değil) berbat geçen bir sezonun ardından nihayet bu sene geleceğe ümitle bakabilirler.
Boston Celtics: Gruptaki diğer takımlar yerlerde sürünüyor, Garnett her an sakatlanabilir vaziyette, geniş ve kaliteli kadrolarıyla iyi gidiyorlar; ama Rasheed keşke daha az üçlük kullansa.
New Jersey Nets: Tebrikler NBA rekoru (!) kırdınız 0-18’lik başlangıcınızla; ama seneye Lebron’u falan beklemeyin; bu takıma gelmez.
New York Knicks: Ne yapıp edin Nate Robinson’un kendi potasına attığı (ama süre dolduğu için geçersiz sayılan ve koç D’Antoni’yi öfkelendiren) basketi internette bulun; çünkü o baskette Knicks’in güzel bir sezon özeti var belki de.
Philedelphia 76ers: Sakatlıklarla ve Princeton Hücumu’na bir türlü alışamayan Elton Brand’le hatırlanacak olan Sixers takımıyla alakalı belki de tek bir güzel haber var: Iverson geri döndü!
Toronto Raptors: Çok verimli bir hücumları var; lakin NBA’in şu an en kötüsü durumundaki savunmalarıyla bir gıdım ilerleyemezler.
Chicago Bulls: Toronto maçında Jarrett Jack hücum sırasında ayakkabılarını bağladı ve bir tane bile Bulls oyuncusu topu çalayım demedi ve galiba Bulls’u en güzel özetleyen de bu görüntü oldu.
Cleveland Cavaliers: Shaq takıma alışıyor yavaş yavaş ve sakatlık olmadığı müddetçe daha da iyiye gideceklerdir.
Detroit Pistons: Kimliksiz bir takım haline geldiler biraz da iki ilk beş oyuncusunun sakatlıklarıyla; ama Jonas Jerebko, adeta tek başına “İsveç basketbolu ölmedi,” diyor.
Indiana Pacers: Bu kadar yetenekli ve potansiyelli oyuncuyla bir Portland olamadıkları için itikadımı sarsmaya başladılar.
Milwaukee Bucks: Brandon Jennings’in sezonun en büyük sürprizi olması ve Ersan İlyasova’nın güzel işler çıkarması (biraz faul problemine giriyor desem garip olmaz herhalde 15 dakikada beş faul alan biri için) sezona iyi bir giriş yapmalarını sağlasa da devamını biraz kötü getirerek durumu dengelediler!
Atlanta Hawks: Umulandan da iyi başladılar ve Jamal Crawford şu ana kadar en iyi altıncı adam ödülünün bence en ciddi adayı.
Charlotte Bobcats: Stephen Jackson da gelmese potayı göremeyceklerdi.
Miami Heat: Kolay rakipleri yenip hızlı başladılar, sonra biraz zor rakiplerle boylarının ölçüsünü aldılar, ama sonra yeniden toparlanıp güzel Batı deplasmanı galibiyetleri aldılar (Son Lakers maçı hariç).
Orlando Magic: Nelson’un da sakatlanmasıyla Hidayet’i daha da arar oldular ve sırf Dwight Howard’ın geçen sene ve bu seneki istatistiklerini karşılaştırınca bile ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Washington Wizards: “Hani Arenas gelecek, dertler bitecekti'” diye şikayet edenlere, “Elimizde zaten garanti belgesi falan yoktu,” diyerek cevap verelim her ne kadar ben o garantiyi verenlerden olmasam da.
Denver Nuggets: “Carmelo bu kadar iyi miydi yahu'” diyenlere, “Evet iyiydi,” demekten başka bir cevap aklıma gelmiyor.
Minnesota Timberwolves: 18 maç kötü oynadıktan sonra son iki maçtaki iyi oyunun sebebini “Kevin Love Etkisi” olarak çaıklayabilirim.
Oklahoma City Thunder: Geçen senenin paspas takımlığından sıyrıldılar ve bu bile büyük bir nimet onlar için.
Portland Trail Blazers: Oden’in yine sakatlandığını gördükten sonra, bazı takımların neden bu kadar çok sakat verdiği sorusunun cevabını takım doktorlarında değil metafiziki ögelerde aramaya başlayacağım bu gidişle.
Utah Jazz: Ritimlerini bulduklarında durdurulamayacak kadar iyi oynuyorlar; fakat o ritm her zaman bulunmuyor işte.
Dallas Mavericks: Tamam Nowitzki kişisel sorunlarını arkada bırakmanın da etkisiyle muazzam oynuyor; ama bu takımda kesinlikle bir Jason Kidd gerçeği (yoksa efsanesi mi demeliydim) var.
Houston Rockets: “Bu takım hala can yakar,” demiştim sene başı değerlendirmemde ve epey bir de yaktılar; ama Carl Landry ilk beşe geçse sanki daha iyi olacak.
Memphis Grizzlies: Iverson’dan faydalanamadılar ve tesadüf mü bilmiyorum ama son 11 maçlarının 7’sini kazandılar.
New Orleans Hornets: Ligin tek yenilgisiz takımı... pardon (Amerikan Fubol Ligi’ndeki New Orleans Saints takımı ile karıştırdım bir an) ligin bol yenilgili takımlarından biri olan New Orleans, Chris Paul’ün yokluğunda çok saçmalamadı; savunmaları istenen kıvamda değil.
San Antonio Spurs: Geçen seneki takımım hala yeni sisteme alışmakla meşgul; iyi hoş ama bu seneyi feda etme lüksleri yok.
Golden State Warriors: İnanmayacaksınız ama Monta Ellis, son 9-10 maçın belki birisi hariç hepsinde de 48 dakikanın tamamını sahada geçirdi!
Los Angeles Clippers: İstikrarsız gidiyorlar; ama bu takım için bir galibiyet-bir mağlubiyet şeklinde devam edecek bir istikrarsızlık, maçların yüzde 80’ini kaybetmekten iyidir.
Los Angeles Lakers: Gasol’un da dönmesiyle şu an tam anlamıyla “Önümüze gelene bin tekme” seviyesinde (nazar değsin) oynuyorlar.
Phoenix Suns: Cinderella masalı gibi başladıkları sezon, geçen hafta aldıkları mağlubiyetlerle biraz daha realist bir hale büründü.
Sacramento Kings: En az Brandon Jennings kadar konuşulması gereken bir çaylakları (Tyreke Evans) var ve play-off yapamayacak olsalar bile (ki dereceleri hala fena değil) berbat geçen bir sezonun ardından nihayet bu sene geleceğe ümitle bakabilirler.











