Sezon başında Euroleague ilk tur grup kuraları çekildiğinde Fenerbahçe'nin grubuna birinci havuzdan Olimpiakos'un gelmesini pek hoş karşılamıştık. Çünkü kulüp yönetimindeki iki kardeş, geçtiğimiz sezonki yüksek mali harcamalara rağmen başarısı gelmemesine kızmış, Yunanistan'daki ekonomik kriz de eklenince küçülme kararı almıştı.
Takımın en önemli parçalarından Milos Teodosic'in kaybı taraftarlar tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Ama Olimpiakos tüm bu kayıplara rağmen “öğretmen” koçu Ivkovic'i kaybetmedi. Çünkü genç nüveden oluşturulacak kadro için Ivkovic tek doğru adamdı.
Yaşlılığına rağmen kalitesini kaybetmemiş olan Vasilis Spanoulis'in etrafına kurulan kadro sezon içindeki eklemelerle birlikte komple bir takım haline geldi.
Kalite eksikliklerini savunmanı sıklaştırarak ve gençliğin verdiği ateşle birlikte yüksek tempoyu besleyerek hiç beklenmedik bir şekilde 4'lü Final'e kaldılar.
Olimpiakos'un bu kadar düşük beklentiye rağmen böyle büyük bir başarı yakalaması, Avrupa'daki en kuvvetli ümitlerimiz olan Anadolu Efes ve Fenerbahçe Ülker, için de fazlasıyla didaktikti.
Hem geçen seneki Olimpiakos'ta hem de yaz aylarındaki Sırbistan'da hem de bu sezonki Olimpiakos'ta “kadroya göre sistem” kurma dersini veren Ivkovic, takımlarımızdaki koçların zaaflarını bir anlamda gözler önüne serdi.
Çünkü kulüplerimizin başındaki koçlar, kariyerlerinin başından beri inandıkları sistemden ödün vermiyorlar. Ama duran suyun bozulduğu gibi bu tip kesin sistemler de zaman geçtikçe sekteye uğrayabiliyor. Bunun için de koçlarımızın sistemlerinde gereken oynamaları yapmaları gerekiyor.
Bu anlamda Anadolu Efes koçu Ufuk Sarıca ve Fenerbahçe Ülker koçu Neven Spahija için sınıfta kaldıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Öncelikle Anadolu Efes'i ele almak gerekirse kısaların hücum potansiyeline dayanan sistem kuran Ufuk Sarıca'nın bu taktiğinde başarıya ulaşması için zaman zaman sayı bularak kısaların üstündeki savunma baskısını azaltan ve doğru perdeler yaparak kısaların boş atış bulmalarını sağlayan uzun istihdam etmeleri gerekiyordu. Ama ne Esteban Batista ne de Stanko Barac bu tip oyuncular değiller.
Sarıca'dan sonra gelen Zouros'un kısalara dayalı hücum sisteminden cayıp savunmadan beslenen hücum sistemine dönmesi, Anadolu Efes'in Euroleague sonrasındaki iyi görüntüsünün sebebiydi. Halbuki aynı sistem değişikliğini özellikle Ersan İlyasova'nın gidişinden sonra Ufuk Sarıca da yapabilirdi.
Fenerbahçe Ülker ise Sarunas Jasikevicius, Terrence Kinsey, Darijus Lavrinovic gibi çok önemli isimleri kaybetmesine rağmen geçtiğimiz sezonki oyunundan hiç vazgeçmedi. Halbuki bu isimlerin yerlerine gelen Jerrels-Bogdanovic-Gist üçlüsünün diğer üçlüyle bir gram bile alakası yoktu.
Özellikle kısalara yapılan baskının Kinsey'nin gidişiyle birlikte düşmesi Spahija'nın en büyük başarısızlığıydı. Halbuki Sefolosha'nın gidişinden sonra yine bir dış savunmacı alınabilirdi.
Ayrıca geçen sezonu çok iyi geçiren ve bu sezona da fevkalade başlayan Emir Preldzic'in üstünden bir nevi pasör oyun kurucu görevinin alınması da bir başka antrenörlük başarısızlığıydı.
İşin özeti hem Sarıca hem de Spahija, ellerindeki malzemeye göre yemek yapmadılar. Tatmak istedikleri yemeğin peşine düştükleri için ocağın altını açık unuttular ve güzelim yemek heba oldu.
Ülkemizdeki antrenörlük seminerlerinde bu sezonki Olimpiakos'un ciddi şekilde ders olarak verilmesi gerekiyor. Takımlarımızın yabancı antrenör seçimlerinde de “oyunculara göre sistem kurma” prensibini göz önünde bulundurmaları gerekiyor.
Unutmadan, aynı hususlar milli takım oyuncularımıza göre sistem belirleyemeyen ve Euro 2011'de olmamasına rağmen takımını Kerem Gönlüm varmış gibi oynatan Orhun Ene için de geçerli.
Basketbolumuzda radikal değişiklikler yapmanın zamanı gelmedi mi???
Takımın en önemli parçalarından Milos Teodosic'in kaybı taraftarlar tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Ama Olimpiakos tüm bu kayıplara rağmen “öğretmen” koçu Ivkovic'i kaybetmedi. Çünkü genç nüveden oluşturulacak kadro için Ivkovic tek doğru adamdı.
Yaşlılığına rağmen kalitesini kaybetmemiş olan Vasilis Spanoulis'in etrafına kurulan kadro sezon içindeki eklemelerle birlikte komple bir takım haline geldi.
Kalite eksikliklerini savunmanı sıklaştırarak ve gençliğin verdiği ateşle birlikte yüksek tempoyu besleyerek hiç beklenmedik bir şekilde 4'lü Final'e kaldılar.
Olimpiakos'un bu kadar düşük beklentiye rağmen böyle büyük bir başarı yakalaması, Avrupa'daki en kuvvetli ümitlerimiz olan Anadolu Efes ve Fenerbahçe Ülker, için de fazlasıyla didaktikti.
Hem geçen seneki Olimpiakos'ta hem de yaz aylarındaki Sırbistan'da hem de bu sezonki Olimpiakos'ta “kadroya göre sistem” kurma dersini veren Ivkovic, takımlarımızdaki koçların zaaflarını bir anlamda gözler önüne serdi.
Çünkü kulüplerimizin başındaki koçlar, kariyerlerinin başından beri inandıkları sistemden ödün vermiyorlar. Ama duran suyun bozulduğu gibi bu tip kesin sistemler de zaman geçtikçe sekteye uğrayabiliyor. Bunun için de koçlarımızın sistemlerinde gereken oynamaları yapmaları gerekiyor.
Bu anlamda Anadolu Efes koçu Ufuk Sarıca ve Fenerbahçe Ülker koçu Neven Spahija için sınıfta kaldıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Öncelikle Anadolu Efes'i ele almak gerekirse kısaların hücum potansiyeline dayanan sistem kuran Ufuk Sarıca'nın bu taktiğinde başarıya ulaşması için zaman zaman sayı bularak kısaların üstündeki savunma baskısını azaltan ve doğru perdeler yaparak kısaların boş atış bulmalarını sağlayan uzun istihdam etmeleri gerekiyordu. Ama ne Esteban Batista ne de Stanko Barac bu tip oyuncular değiller.
Sarıca'dan sonra gelen Zouros'un kısalara dayalı hücum sisteminden cayıp savunmadan beslenen hücum sistemine dönmesi, Anadolu Efes'in Euroleague sonrasındaki iyi görüntüsünün sebebiydi. Halbuki aynı sistem değişikliğini özellikle Ersan İlyasova'nın gidişinden sonra Ufuk Sarıca da yapabilirdi.
Fenerbahçe Ülker ise Sarunas Jasikevicius, Terrence Kinsey, Darijus Lavrinovic gibi çok önemli isimleri kaybetmesine rağmen geçtiğimiz sezonki oyunundan hiç vazgeçmedi. Halbuki bu isimlerin yerlerine gelen Jerrels-Bogdanovic-Gist üçlüsünün diğer üçlüyle bir gram bile alakası yoktu.
Özellikle kısalara yapılan baskının Kinsey'nin gidişiyle birlikte düşmesi Spahija'nın en büyük başarısızlığıydı. Halbuki Sefolosha'nın gidişinden sonra yine bir dış savunmacı alınabilirdi.
Ayrıca geçen sezonu çok iyi geçiren ve bu sezona da fevkalade başlayan Emir Preldzic'in üstünden bir nevi pasör oyun kurucu görevinin alınması da bir başka antrenörlük başarısızlığıydı.
İşin özeti hem Sarıca hem de Spahija, ellerindeki malzemeye göre yemek yapmadılar. Tatmak istedikleri yemeğin peşine düştükleri için ocağın altını açık unuttular ve güzelim yemek heba oldu.
Ülkemizdeki antrenörlük seminerlerinde bu sezonki Olimpiakos'un ciddi şekilde ders olarak verilmesi gerekiyor. Takımlarımızın yabancı antrenör seçimlerinde de “oyunculara göre sistem kurma” prensibini göz önünde bulundurmaları gerekiyor.
Unutmadan, aynı hususlar milli takım oyuncularımıza göre sistem belirleyemeyen ve Euro 2011'de olmamasına rağmen takımını Kerem Gönlüm varmış gibi oynatan Orhun Ene için de geçerli.
Basketbolumuzda radikal değişiklikler yapmanın zamanı gelmedi mi???











