İngiltere Premier League takımlarından Blackburn Rovers'ta futbol hayatını sonlandıran Tugay Kerimoğlu Sabah Gazetesi'nden Şirin Sever ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.
- Profesyonel futbola veda edince, emekliye ayrılmış gibi hissediyor mu insan? -
Hayır öyle hissetmiyorum çünkü kendimi geçen seneden beri hazırlamıştım buna. Kafamda onun planlarını yaparak bugünlere geldim. Başlarken kafanızda olan hedefleri gerçekleştirmişseniz bitirme günü geldiğinde de kafanızda soru işeretleri kalmaz. Emeklilik diye görmüyorum bunu çünkü futboldan kopmuyorum, yine futbolun içinde olacağım. Yani herhangi bir üzüntüm yok. Aksine sevinçliyim çünkü ailemle birlikte tatil yapabiliyorum.
- Tatile hasret gibisiniz!
- Daha önce bir ay tatil yapıp dönüyorduk; şimdi doya doya!
- 'Başlarken hedefleriniz vardır' dediniz ya... Neydi sizin hedefiniz tam olarak; şu anda İngiltere'deki gibi efsane olmak mesela. Böyle bir hedef koymuş muydunuz önünüze?
- Futbola başlarken hedefim oynadığım kulübe en iyi şekilde hizmet etmekti. Sonraki hedef Milli Takım'da oynamaktı. Sonra her futbolcunun hayalinde olan Avrupa serüveni... Çizgimi hiç bozmadan, sağa sola sapmadan koyduğum bütün hedeflere ulaştım. Yani bu konuda gurur duyulması gereken biri varsa, o da benim, diye düşünüyorum. Ukalalık diye değil, her insan bazı hedefler koyar ama işler her zaman istenildiği gibi gitmez. Ama benim bu konuda içim çok çok rahat.
- Üstelik herkese nasip olmayacak bir veda sahnesi yaşadınız. Son maçınızda Tugay maskeleri takıp, ayakta alkışladılar sizi. Ne hissettiniz o anda?
- Çok gurur verici bir durum elbette; hem benim adıma, hem ülkem adına... 10 sene bir yabancı ülkede top koşturuyorsunuz ve sahada gösterdiğiniz performansla, oynadığınız oyunla, gösterdiğiniz çabayla insanların saygısını ve sevgisini kazanıyorsunuz. Türk bayraklarıyla, maskelerle, büyük pankartlarla duygularını dile getiriyorlar. Süperdi.
- Haberiniz var mıydı bunların olacağından?
- Bazı şeylerden habersizdim, bana da sürpriz oldu. Bir tek Türk bayraklarıyla gelineceğini biliyordum ama maskeler, tişörtler çıktı ortaya...
- Sokaklarda barlarda bile Türk bayrakları açılmış...
- Blackburn şehrindeki bütün 'pub'ların yarısı İngiliz, yarısı Türk bayraklarıyla, benim adıma yazılmış pankartlarla doluymuş. İster istemez duygulanıyorsunuz, tüyleriniz diken diken oluyor. Hizmet ettiğiniz bir kulüp, bunun karşılığında saygı ve sevgisini böyle gösteriyor. Yolda, statta durdurup 'Bırakma' diyor, 'Kulüpten ayrılma' diyor. Sevinmez misiniz?
- 39 yaş zorlayıcı bir faktör ama isteseniz bırakmayabilir miydiniz?
- Tabii, bırakmayabilirdim. Aslında ben bir sene daha oynamak istiyordum ama sonra eşimle, çocuklarımla oturup konuştuk; bunun en doğru zaman olduğuna karar verdik. En güzel zamanda ve en güzel yerde bıraktığımı düşünüyorum.
- En tepedeyken, el üstünde tutulurken...
- Evet, en güzel yerde, en tepedeyken bırakmak en mantıklısıydı.
- Sizin için yapılan tezahüratlardan sonra, ister istemez şu geliyor aklıma: Sizi İngiltere'de daha mı çok sevdiler, daha mı çok değer verdiler?
- Bence orada bana daha çok saygı gösterdiler! Saygıyı gördüm orada. Bizde de saygı duyuluyor ama farklı. Çok seviyoruz, sayıyoruz ama ortasını bulamıyoruz biz; bir anda dibe de inebilirsiniz...
- Türkler 'Kazanmak da var, kaybetmek de' olgunluğuna sahip mi değil?
- Bizde her şey sonuca endeksli.
- İngiliz futbolu daha mı farklı?
- Çok farklı hem de! Büyük bir uçurum var arada...
- Nedir o uçurumu doğuran?
- Şöyle söyleyeyim, mantalite farkı var! Onlar kazanmayı değil, futbolu seviyorlar her şeyden önce. Rakip takım kazansa da alkışlamayı biliyorlar. Futbolun üç neticeli bir oyun olduğunu bildikleri için tepkileri de çok farklı oluyor. Bizde ise sonuç ille de galibiyet ya da şampiyonluk olacak! Oysa ki, sabretmeden bazı şeylere ulaşamazsınız. Kendimden örnek vereyim; kendi sahamızda 10 maç kaybettiğimizde insanlar bize 'Şanssızdınız, öbür maçı kazanırsınız, üzülmeyin' diyebiliyor, bize moral veriyor, bize inancını kaybetmiyor. İşte kendini yetiştirme budur, karşısındakinin emeğine duyulan saygı budur. Bir şekilde insanlar oraya eğlenmeye geliyor, doya doya futbol izlemeye geliyor...
- Bizde bu olgunluk neden yok; Türk insanının kişiliği mi böyle?
- Yok kişilik falan değil, altyapıyı tam oluşturamadığımız için! Demin de dediğim gibi sevgiyi hangi dozda vereceğimizi bilmiyoruz biz.
İNGİLİZ VATANDAŞI OLDUM
- İyi para kazandınız mı İngiltere'de?
- Tabii ki yaşadığım sıkıntıları orada yaşamadım. Bugün çok rahat bir şekilde yaşayabilecek durumdayız.
- İngiliz vatandaşı oldunuz mu?
- Öyle bir imkân vardı, değerlendirdik.
- Oldunuz mu yani?
- Olduk.
- Nasıl bir hayatınız var orada?
- Çok keyifli. Her şeyi sadece kendi adımıza değil, çocuklarımız adına da yaşıyoruz. Berke 14, Melis altı yaşında. Sabah onları okula götürüp getirmeler, sinemalar, tiyatrolar derken çok aktif yaşıyoruz. Bir sistem, kural içinde yaşamayı seviyorum ben; her şey çok düzenli. Kimse kimseyi ilgilendirmiyor, ne kadar popüler olsanız da kimse sizinle uğraşmıyor.
- Biraz da çocuklarınız için mi orada yaşamayı tercih ediyorsunuz?
- Tabii. Çocuklarını İngiltere'de, Amerika'da okutmak için benim yerimde olmak isteyen ne çok insan var bilseniz!
ARDA VE GÖKHAN ÇOK İYİ
- Türkiye Süper Ligi'ni takip ediyor musunuz?
- Pek takip edemiyorum çünkü İngiltere liginde devre arası da olmadığı için maç yoğunluğu çok fazla...
- Hocanız sizin yeteneklerinize hayranmış okuduğum kadarıyla; siz kimin yeteneklerine hayransınız Türkiye'de?
- Ben iki kişiyi beğenirdim; biri Oğuz Çetin, diğeri Rıdvan Dilmen.
- Yeni jenerasyonda?
- Gökhan Gönül ve Arda Turan! Biraz daha fazla olsa daha iyi olurdu tabii.
HEPİMİZ ŞIMARDIK AMA TECRÜBE HER ŞEYİ SİLEBİLİYOR
- Önce İskoçya, sonra İngiltere. 10 yıl yurtdışında oynadıktan sonra söyler misiniz Avrupa'da oynamak insanı ne kadar değiştirip, geliştiriyor?
- Hedefinize ulaşmak üzere bir düzenin içine giriyorsanız profesyonel davranmak zorundasınız. Çünkü karşınızdakiler de öyle ilişki kuruyor sizinle. İster istemez bir takım şeyleri öğreniyorsunuz...
- Tam da onu merak ediyorum işte, neyi öğreniyorsunuz, şımarmamayı mı mesela?
- Şımarmama demeyeyim... Çünkü şımarırsınız! Bizim de oldu, olmadı değil; hepimiz şımardık. Düşünsenize insanlar sizi seviyor, tapıyor, sizinle gülüp ağlıyor... O yüzden işte; tecrübe bazı şeyleri silebiliyor, değiştirebiliyor.
- Magazin figürü olmadan, şov yapmadan, sadece işinle var olmayı tecrübe sayesinde mi öğreniyorsun?
- Her yerde var magazinleşme, her şey magazinleştiriliyor tabii ama İngiltere'de futbolla ilgili magazinleşme yoktur. Maçınızı oynarsınız, müsabaka biter, maçtan sonrası sizin özel yaşantınızdır, buna da saygı duyulur.
- Çok genç yaşta başarılı olanlar, magazin figürü olmaya, şöhretler dünyasında kendine yer açmaya daha yatkın ve müsait oluyor değil mi?
- Bazılarımız var evet, yüzde 100 katılıyorum size. Ama Avrupa'da da var bunlardan. Tek fark, orada öyle endüstri haline gelmiş ki, resimlerin çekilirken bile anlaşma yapıp para kazanıyorsun.
- Gitme kararını vermek zor oldu mu 10 yıl önce?
- Hayır, hedefim zaten Avrupa'da oynamaktı...
- Türkiye'deki sığ futbol gündeminden uzak kalmak sizi mutlu etti mi peki?
- Muhakkak! Dışarıdan çok farklı görünüyor her şey...
- Söyleyin o zaman nasıl göründüğünü...
- Ben açık sözlü biriyim, kimseden çekinmem. İnsanların birbiriyle ilişkileri, size nasıl yanaştıkları, sizi ne kadar çok aradıkları, davranışları yurtdışında oynadığınız dönemde çok farklı oluyor.
- Yani 'Dön' diyenler arttı, daha mı kıymetli oldunuz, bunu mu diyorsunuz?
- Hem de çok teklif aldım ama dönmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Kafamdaki planlamam orada kalmaktı, Avrupa'da bırakmaktı...
- 'Gitmesem Galatasaray'da futbol hayatım bitmişti' diye düşündünüz mü hiç?
- Yüzde 100! -
Niye peki?
- Onu ben de bilmiyorum, bilsem bir şekilde açıklamasını yaparım ama birileri tarafından herhalde futbol yaşantımın bitirilmesi istendi!
- Sizi sevmeyenler mi vardı?
- Bu işte sevenin de oluyor sevmeyenin de tabii ki. 30 yaşında futbol yaşantım bitiyordu, bir şekilde bir yerden bir kapı açıldı, o kapıdan içeri girdik, futbol yaşantım 10 sene daha uzadı. İyi ki uzamış, çok mutluyum bu konuda.
- Giderken kırgın gittiğiniz söylendi...
- Yok, ben hiç kimseye kırgın değilim. Diyenler kim, onları da bir bilsem...
- 'Milli Takım'da yeterince görev verilmedi, takım içi ilişkileri korumak adına kenarda bekletildi' şeklinde bir sürü iddia oldu. Gitmenizi bunlar da tetiklemedi mi?
- Olsa söylerdim. Bazı problemler yaşandı ama o insanlarla konuşmayacağım anlamına gelmez bu. Ben hâlâ kendileriyle konuşuyorum, hal hatır soruyorum. Milli Takım'ı da gençlere yol açmak için kendi isteğimle bıraktım; bunu da açıkladım o zaman.
- Böyle bir olgunluk Türkiye'de rastlanmayacak bir şey! Avrupa kültürü almanın doğal sonucu mu bu?
- Eğer kitap okursanız bazı şeyleri çözersiniz!
- Kitap okumaya mı borçlusunuz bu olgunluğu?
- Evet çok kitap okurum. -
Neler okuyorsunuz?
- Her şeyi! Macera da okurum, kişisel gelişim kitapları da okurum. Kitaba hiçbir zaman hayır demem. Önce de çok okurdum ama İngiltere'deki 10 sene boyunca, futbolun dışında sadece kitaplara yöneldim. İnsanlarla karşılıklı oturduğunuzda bocalamamak adına, kitap size çok şey kazandırır. Kendimi öyle değerlendirerek yaşamaya başladım.
- Sizin gibi kitap kurdu futbolcu çok var mıdır?
- Muhakkak vardır aralarında böylesi de. Sadece gazete okumak değildir hayat. Çünkü gazetelerin bazıları doğru değildir, kitap daha doğrudur.
BAŞARI SIRRIM: EŞİMLE BİRBİRİMİZİ ÇOK İYİ TAMAMLADIK
- Bir sürü oyuncumuz yurtdışına gider gitmez 'Burada yapamıyorum,' diyerek kös kös geri dönüyor. Rekor sizde mi?
- Rekor olarak bakmıyorum, keyif alarak bakıyorum buna.
- Diğerlerinin yapamadığı neyi yaptınız? Yurtdışında uzun süre tutunabilmenin sırrı ne?
- İstedikten sonra dünyanın her yerinde yaşarsınız bence. Ama şu var: Biz ailece sporcuyuz. Eşim Etkin, Galatasaray'da basket oynuyordu. Birbirimizi çok iyi tamamladık, bu yerlere de Tugay Kerimoğlu değil, Kerimoğlu Ailesi olarak geldik. Birbirimize verdiğimiz destekle; doğru yerde, doğru zamanda ve doğru insanlarla birlikte olarak geldik.
- İngiltere'ye gittikten sonra sizin için 'Eksiklerini giderdi, devleşti, efsaneleşti, bambaşka bir Tugay çıktı ortaya,' dediler. Ne değişti oraya gidince?
- Bende değişen bir şey yok. Belki tecrübe kazandım! 'Artık belli yaşa geldik, kendimi biraz kenara çekip gözlem yapayım,' diyorsunuz bir noktadan sonra...
- Gözleyerek mi başarılı oldunuz yani?
- Muhakkak! Derler ya, hata yapmadan hatayı anlayamazsınız. Yaptığımız hatalardan ders aldık, yeşil sahanın içinde o hataları bir daha yapmamak için herkesi gözlemlemeye başladım. GS'da oynadığımda futbol stilim daha farklıydı, Glasgow Rangers'ta daha farklı, İngiltere'de ise daha dikine oynayan bir Tugay oldum.
- Bu stili siz mi keşfettiniz?
- Graeme Souness zamanında gittiğimde benden tek ricası olmuştu, 'Sadece önündeki arkadaşlarını sahanın ortasında koştur, hepsi sana yardım edecek,' dedi. Bu kadar! Ondan sonra bugünlere kadar geldik.
Türkiye'de antrenörlük çok zor!
- Manchester City altyapısının antrenörlüğüne başlayacaksınız galiba...
- Öyle bir karar aldım ama bir teklif daha var, onu da değerlendiriyorum. O da İngiltere'den ama kulüp söylemeyeceğim.
- Neden Türkiye değil?
- Trabzonspor istedi ama antrenörlük tecrübesini de Avrupa'da kazanmak isterim.
- Bir gün Galatasaray'ı çalıştırmak gibi bir hayaliniz var mı?
- Türkiye'de çok zor o iş!
- Neden?
- 10 maç kaybettiğinizi düşünün... Size ne kadar zaman tanırlar, ne kadar saygı duyarlar, ne kadar sabırlı olurlar?
- Bu yüzden mi korkutuyor sizi Türkiye?
- Kimseden korkum yok. Benim kafamda planlarım var sadece. Benim istediğim sistemle hareket edildiği sürece varım. Yani birileri istiyor diye Tugay gelmeyecek!
- Kulüp başkanlarının, teknik adamın işine burnunu sokmasından yana değilsiniz, öyle mi?
- Evet! Ben 10 yıl Ada'da oynadım ama başkanlarımı sadece, her sene kontrata imza atarken gördüm. Çünkü herkes kendi işinden mesul.
SEKİZ YIL OYNADIM AMA JÜBİLE YAPACAKLAR
- Galatasaray'da jübile yapmak gibi bir hevesiniz, isteğiniz olmadı mı hiç?
- Ben jübileyi fazla önemseyen bir insan değilim. Olsa da olur, olmasa da olur diye düşündüm. İngiltere'de bir kural vardır; ancak 10 sene futbol oynadıktan sonra size jübile hakkı veriliyor. Fakat insanların açtığı oy siteleri, facebook'ta yapılan oylamalarda benim için de jübile yapılması istendi. Kulüpte bir komite kuruldu, karar verildi, ilk kez benim için, sekiz yıl oynadığım halde jübile yapacaklar.
- Jubilenizin Galatasaray'da olmasını istemez miydiniz yani?
- Tabii, onlarla da oturup konuşacağız. Eğer oynamak isterlerse, onlara uygun bir dönem olursa Galatasaray'da yapacağız.
BİZİM JENERASYON DAHA AKILLIYDI...
- Efsane bir jenerasyon vardı sizin dönemde..
- Futbol artık öyle bir noktaya geldi ki... Eskiden herkes kendi kulübü için oynardı, tabii ki maddi yönden de tatmin olmak isterdiniz ama o dönem oynayanlar kulüplerine odaklıydı.
- Öyle bir hale geldi ki, Mehmet Topuz gibi sabah başka, akşam başka takıma bağlılıklarını bildirebiliyorlar!
- O konuda hiçbir şey söylemem. Herkes ne ekerse onu biçer.
- Siz istikrarı hiç bozmadınız, tekliflere rağmen GS'da kaldınız...
- Evet, bizim jenerasyon daha akıllı, daha fazla konuşan, daha fazla bilgi üreten insanlarla doluydu.
- Daha kültürlüydü bir de...
- Yani! (gülüyor) Birilerini kırmak istemem, yanlış bir şey söylerim şimdi.
- Profesyonel futbola veda edince, emekliye ayrılmış gibi hissediyor mu insan? -
Hayır öyle hissetmiyorum çünkü kendimi geçen seneden beri hazırlamıştım buna. Kafamda onun planlarını yaparak bugünlere geldim. Başlarken kafanızda olan hedefleri gerçekleştirmişseniz bitirme günü geldiğinde de kafanızda soru işeretleri kalmaz. Emeklilik diye görmüyorum bunu çünkü futboldan kopmuyorum, yine futbolun içinde olacağım. Yani herhangi bir üzüntüm yok. Aksine sevinçliyim çünkü ailemle birlikte tatil yapabiliyorum.
- Tatile hasret gibisiniz!
- Daha önce bir ay tatil yapıp dönüyorduk; şimdi doya doya!
- 'Başlarken hedefleriniz vardır' dediniz ya... Neydi sizin hedefiniz tam olarak; şu anda İngiltere'deki gibi efsane olmak mesela. Böyle bir hedef koymuş muydunuz önünüze?
- Futbola başlarken hedefim oynadığım kulübe en iyi şekilde hizmet etmekti. Sonraki hedef Milli Takım'da oynamaktı. Sonra her futbolcunun hayalinde olan Avrupa serüveni... Çizgimi hiç bozmadan, sağa sola sapmadan koyduğum bütün hedeflere ulaştım. Yani bu konuda gurur duyulması gereken biri varsa, o da benim, diye düşünüyorum. Ukalalık diye değil, her insan bazı hedefler koyar ama işler her zaman istenildiği gibi gitmez. Ama benim bu konuda içim çok çok rahat.
- Üstelik herkese nasip olmayacak bir veda sahnesi yaşadınız. Son maçınızda Tugay maskeleri takıp, ayakta alkışladılar sizi. Ne hissettiniz o anda?
- Çok gurur verici bir durum elbette; hem benim adıma, hem ülkem adına... 10 sene bir yabancı ülkede top koşturuyorsunuz ve sahada gösterdiğiniz performansla, oynadığınız oyunla, gösterdiğiniz çabayla insanların saygısını ve sevgisini kazanıyorsunuz. Türk bayraklarıyla, maskelerle, büyük pankartlarla duygularını dile getiriyorlar. Süperdi.
- Haberiniz var mıydı bunların olacağından?
- Bazı şeylerden habersizdim, bana da sürpriz oldu. Bir tek Türk bayraklarıyla gelineceğini biliyordum ama maskeler, tişörtler çıktı ortaya...
- Sokaklarda barlarda bile Türk bayrakları açılmış...
- Blackburn şehrindeki bütün 'pub'ların yarısı İngiliz, yarısı Türk bayraklarıyla, benim adıma yazılmış pankartlarla doluymuş. İster istemez duygulanıyorsunuz, tüyleriniz diken diken oluyor. Hizmet ettiğiniz bir kulüp, bunun karşılığında saygı ve sevgisini böyle gösteriyor. Yolda, statta durdurup 'Bırakma' diyor, 'Kulüpten ayrılma' diyor. Sevinmez misiniz?
- 39 yaş zorlayıcı bir faktör ama isteseniz bırakmayabilir miydiniz?
- Tabii, bırakmayabilirdim. Aslında ben bir sene daha oynamak istiyordum ama sonra eşimle, çocuklarımla oturup konuştuk; bunun en doğru zaman olduğuna karar verdik. En güzel zamanda ve en güzel yerde bıraktığımı düşünüyorum.
- En tepedeyken, el üstünde tutulurken...
- Evet, en güzel yerde, en tepedeyken bırakmak en mantıklısıydı.
- Sizin için yapılan tezahüratlardan sonra, ister istemez şu geliyor aklıma: Sizi İngiltere'de daha mı çok sevdiler, daha mı çok değer verdiler?
- Bence orada bana daha çok saygı gösterdiler! Saygıyı gördüm orada. Bizde de saygı duyuluyor ama farklı. Çok seviyoruz, sayıyoruz ama ortasını bulamıyoruz biz; bir anda dibe de inebilirsiniz...
- Türkler 'Kazanmak da var, kaybetmek de' olgunluğuna sahip mi değil?
- Bizde her şey sonuca endeksli.
- İngiliz futbolu daha mı farklı?
- Çok farklı hem de! Büyük bir uçurum var arada...
- Nedir o uçurumu doğuran?
- Şöyle söyleyeyim, mantalite farkı var! Onlar kazanmayı değil, futbolu seviyorlar her şeyden önce. Rakip takım kazansa da alkışlamayı biliyorlar. Futbolun üç neticeli bir oyun olduğunu bildikleri için tepkileri de çok farklı oluyor. Bizde ise sonuç ille de galibiyet ya da şampiyonluk olacak! Oysa ki, sabretmeden bazı şeylere ulaşamazsınız. Kendimden örnek vereyim; kendi sahamızda 10 maç kaybettiğimizde insanlar bize 'Şanssızdınız, öbür maçı kazanırsınız, üzülmeyin' diyebiliyor, bize moral veriyor, bize inancını kaybetmiyor. İşte kendini yetiştirme budur, karşısındakinin emeğine duyulan saygı budur. Bir şekilde insanlar oraya eğlenmeye geliyor, doya doya futbol izlemeye geliyor...
- Bizde bu olgunluk neden yok; Türk insanının kişiliği mi böyle?
- Yok kişilik falan değil, altyapıyı tam oluşturamadığımız için! Demin de dediğim gibi sevgiyi hangi dozda vereceğimizi bilmiyoruz biz.
İNGİLİZ VATANDAŞI OLDUM
- İyi para kazandınız mı İngiltere'de?
- Tabii ki yaşadığım sıkıntıları orada yaşamadım. Bugün çok rahat bir şekilde yaşayabilecek durumdayız.
- İngiliz vatandaşı oldunuz mu?
- Öyle bir imkân vardı, değerlendirdik.
- Oldunuz mu yani?
- Olduk.
- Nasıl bir hayatınız var orada?
- Çok keyifli. Her şeyi sadece kendi adımıza değil, çocuklarımız adına da yaşıyoruz. Berke 14, Melis altı yaşında. Sabah onları okula götürüp getirmeler, sinemalar, tiyatrolar derken çok aktif yaşıyoruz. Bir sistem, kural içinde yaşamayı seviyorum ben; her şey çok düzenli. Kimse kimseyi ilgilendirmiyor, ne kadar popüler olsanız da kimse sizinle uğraşmıyor.
- Biraz da çocuklarınız için mi orada yaşamayı tercih ediyorsunuz?
- Tabii. Çocuklarını İngiltere'de, Amerika'da okutmak için benim yerimde olmak isteyen ne çok insan var bilseniz!
ARDA VE GÖKHAN ÇOK İYİ
- Türkiye Süper Ligi'ni takip ediyor musunuz?
- Pek takip edemiyorum çünkü İngiltere liginde devre arası da olmadığı için maç yoğunluğu çok fazla...
- Hocanız sizin yeteneklerinize hayranmış okuduğum kadarıyla; siz kimin yeteneklerine hayransınız Türkiye'de?
- Ben iki kişiyi beğenirdim; biri Oğuz Çetin, diğeri Rıdvan Dilmen.
- Yeni jenerasyonda?
- Gökhan Gönül ve Arda Turan! Biraz daha fazla olsa daha iyi olurdu tabii.
HEPİMİZ ŞIMARDIK AMA TECRÜBE HER ŞEYİ SİLEBİLİYOR
- Önce İskoçya, sonra İngiltere. 10 yıl yurtdışında oynadıktan sonra söyler misiniz Avrupa'da oynamak insanı ne kadar değiştirip, geliştiriyor?
- Hedefinize ulaşmak üzere bir düzenin içine giriyorsanız profesyonel davranmak zorundasınız. Çünkü karşınızdakiler de öyle ilişki kuruyor sizinle. İster istemez bir takım şeyleri öğreniyorsunuz...
- Tam da onu merak ediyorum işte, neyi öğreniyorsunuz, şımarmamayı mı mesela?
- Şımarmama demeyeyim... Çünkü şımarırsınız! Bizim de oldu, olmadı değil; hepimiz şımardık. Düşünsenize insanlar sizi seviyor, tapıyor, sizinle gülüp ağlıyor... O yüzden işte; tecrübe bazı şeyleri silebiliyor, değiştirebiliyor.
- Magazin figürü olmadan, şov yapmadan, sadece işinle var olmayı tecrübe sayesinde mi öğreniyorsun?
- Her yerde var magazinleşme, her şey magazinleştiriliyor tabii ama İngiltere'de futbolla ilgili magazinleşme yoktur. Maçınızı oynarsınız, müsabaka biter, maçtan sonrası sizin özel yaşantınızdır, buna da saygı duyulur.
- Çok genç yaşta başarılı olanlar, magazin figürü olmaya, şöhretler dünyasında kendine yer açmaya daha yatkın ve müsait oluyor değil mi?
- Bazılarımız var evet, yüzde 100 katılıyorum size. Ama Avrupa'da da var bunlardan. Tek fark, orada öyle endüstri haline gelmiş ki, resimlerin çekilirken bile anlaşma yapıp para kazanıyorsun.
- Gitme kararını vermek zor oldu mu 10 yıl önce?
- Hayır, hedefim zaten Avrupa'da oynamaktı...
- Türkiye'deki sığ futbol gündeminden uzak kalmak sizi mutlu etti mi peki?
- Muhakkak! Dışarıdan çok farklı görünüyor her şey...
- Söyleyin o zaman nasıl göründüğünü...
- Ben açık sözlü biriyim, kimseden çekinmem. İnsanların birbiriyle ilişkileri, size nasıl yanaştıkları, sizi ne kadar çok aradıkları, davranışları yurtdışında oynadığınız dönemde çok farklı oluyor.
- Yani 'Dön' diyenler arttı, daha mı kıymetli oldunuz, bunu mu diyorsunuz?
- Hem de çok teklif aldım ama dönmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Kafamdaki planlamam orada kalmaktı, Avrupa'da bırakmaktı...
- 'Gitmesem Galatasaray'da futbol hayatım bitmişti' diye düşündünüz mü hiç?
- Yüzde 100! -
Niye peki?
- Onu ben de bilmiyorum, bilsem bir şekilde açıklamasını yaparım ama birileri tarafından herhalde futbol yaşantımın bitirilmesi istendi!
- Sizi sevmeyenler mi vardı?
- Bu işte sevenin de oluyor sevmeyenin de tabii ki. 30 yaşında futbol yaşantım bitiyordu, bir şekilde bir yerden bir kapı açıldı, o kapıdan içeri girdik, futbol yaşantım 10 sene daha uzadı. İyi ki uzamış, çok mutluyum bu konuda.
- Giderken kırgın gittiğiniz söylendi...
- Yok, ben hiç kimseye kırgın değilim. Diyenler kim, onları da bir bilsem...
- 'Milli Takım'da yeterince görev verilmedi, takım içi ilişkileri korumak adına kenarda bekletildi' şeklinde bir sürü iddia oldu. Gitmenizi bunlar da tetiklemedi mi?
- Olsa söylerdim. Bazı problemler yaşandı ama o insanlarla konuşmayacağım anlamına gelmez bu. Ben hâlâ kendileriyle konuşuyorum, hal hatır soruyorum. Milli Takım'ı da gençlere yol açmak için kendi isteğimle bıraktım; bunu da açıkladım o zaman.
- Böyle bir olgunluk Türkiye'de rastlanmayacak bir şey! Avrupa kültürü almanın doğal sonucu mu bu?
- Eğer kitap okursanız bazı şeyleri çözersiniz!
- Kitap okumaya mı borçlusunuz bu olgunluğu?
- Evet çok kitap okurum. -
Neler okuyorsunuz?
- Her şeyi! Macera da okurum, kişisel gelişim kitapları da okurum. Kitaba hiçbir zaman hayır demem. Önce de çok okurdum ama İngiltere'deki 10 sene boyunca, futbolun dışında sadece kitaplara yöneldim. İnsanlarla karşılıklı oturduğunuzda bocalamamak adına, kitap size çok şey kazandırır. Kendimi öyle değerlendirerek yaşamaya başladım.
- Sizin gibi kitap kurdu futbolcu çok var mıdır?
- Muhakkak vardır aralarında böylesi de. Sadece gazete okumak değildir hayat. Çünkü gazetelerin bazıları doğru değildir, kitap daha doğrudur.
BAŞARI SIRRIM: EŞİMLE BİRBİRİMİZİ ÇOK İYİ TAMAMLADIK
- Bir sürü oyuncumuz yurtdışına gider gitmez 'Burada yapamıyorum,' diyerek kös kös geri dönüyor. Rekor sizde mi?
- Rekor olarak bakmıyorum, keyif alarak bakıyorum buna.
- Diğerlerinin yapamadığı neyi yaptınız? Yurtdışında uzun süre tutunabilmenin sırrı ne?
- İstedikten sonra dünyanın her yerinde yaşarsınız bence. Ama şu var: Biz ailece sporcuyuz. Eşim Etkin, Galatasaray'da basket oynuyordu. Birbirimizi çok iyi tamamladık, bu yerlere de Tugay Kerimoğlu değil, Kerimoğlu Ailesi olarak geldik. Birbirimize verdiğimiz destekle; doğru yerde, doğru zamanda ve doğru insanlarla birlikte olarak geldik.
- İngiltere'ye gittikten sonra sizin için 'Eksiklerini giderdi, devleşti, efsaneleşti, bambaşka bir Tugay çıktı ortaya,' dediler. Ne değişti oraya gidince?
- Bende değişen bir şey yok. Belki tecrübe kazandım! 'Artık belli yaşa geldik, kendimi biraz kenara çekip gözlem yapayım,' diyorsunuz bir noktadan sonra...
- Gözleyerek mi başarılı oldunuz yani?
- Muhakkak! Derler ya, hata yapmadan hatayı anlayamazsınız. Yaptığımız hatalardan ders aldık, yeşil sahanın içinde o hataları bir daha yapmamak için herkesi gözlemlemeye başladım. GS'da oynadığımda futbol stilim daha farklıydı, Glasgow Rangers'ta daha farklı, İngiltere'de ise daha dikine oynayan bir Tugay oldum.
- Bu stili siz mi keşfettiniz?
- Graeme Souness zamanında gittiğimde benden tek ricası olmuştu, 'Sadece önündeki arkadaşlarını sahanın ortasında koştur, hepsi sana yardım edecek,' dedi. Bu kadar! Ondan sonra bugünlere kadar geldik.
Türkiye'de antrenörlük çok zor!
- Manchester City altyapısının antrenörlüğüne başlayacaksınız galiba...
- Öyle bir karar aldım ama bir teklif daha var, onu da değerlendiriyorum. O da İngiltere'den ama kulüp söylemeyeceğim.
- Neden Türkiye değil?
- Trabzonspor istedi ama antrenörlük tecrübesini de Avrupa'da kazanmak isterim.
- Bir gün Galatasaray'ı çalıştırmak gibi bir hayaliniz var mı?
- Türkiye'de çok zor o iş!
- Neden?
- 10 maç kaybettiğinizi düşünün... Size ne kadar zaman tanırlar, ne kadar saygı duyarlar, ne kadar sabırlı olurlar?
- Bu yüzden mi korkutuyor sizi Türkiye?
- Kimseden korkum yok. Benim kafamda planlarım var sadece. Benim istediğim sistemle hareket edildiği sürece varım. Yani birileri istiyor diye Tugay gelmeyecek!
- Kulüp başkanlarının, teknik adamın işine burnunu sokmasından yana değilsiniz, öyle mi?
- Evet! Ben 10 yıl Ada'da oynadım ama başkanlarımı sadece, her sene kontrata imza atarken gördüm. Çünkü herkes kendi işinden mesul.
SEKİZ YIL OYNADIM AMA JÜBİLE YAPACAKLAR
- Galatasaray'da jübile yapmak gibi bir hevesiniz, isteğiniz olmadı mı hiç?
- Ben jübileyi fazla önemseyen bir insan değilim. Olsa da olur, olmasa da olur diye düşündüm. İngiltere'de bir kural vardır; ancak 10 sene futbol oynadıktan sonra size jübile hakkı veriliyor. Fakat insanların açtığı oy siteleri, facebook'ta yapılan oylamalarda benim için de jübile yapılması istendi. Kulüpte bir komite kuruldu, karar verildi, ilk kez benim için, sekiz yıl oynadığım halde jübile yapacaklar.
- Jubilenizin Galatasaray'da olmasını istemez miydiniz yani?
- Tabii, onlarla da oturup konuşacağız. Eğer oynamak isterlerse, onlara uygun bir dönem olursa Galatasaray'da yapacağız.
BİZİM JENERASYON DAHA AKILLIYDI...
- Efsane bir jenerasyon vardı sizin dönemde..
- Futbol artık öyle bir noktaya geldi ki... Eskiden herkes kendi kulübü için oynardı, tabii ki maddi yönden de tatmin olmak isterdiniz ama o dönem oynayanlar kulüplerine odaklıydı.
- Öyle bir hale geldi ki, Mehmet Topuz gibi sabah başka, akşam başka takıma bağlılıklarını bildirebiliyorlar!
- O konuda hiçbir şey söylemem. Herkes ne ekerse onu biçer.
- Siz istikrarı hiç bozmadınız, tekliflere rağmen GS'da kaldınız...
- Evet, bizim jenerasyon daha akıllı, daha fazla konuşan, daha fazla bilgi üreten insanlarla doluydu.
- Daha kültürlüydü bir de...
- Yani! (gülüyor) Birilerini kırmak istemem, yanlış bir şey söylerim şimdi.
























































