Kolunu kaptırmayan şampiyon

Olimpiyatlar cuma günü başlıyor. Yüzmede A barajını geçen ilk yüzücümüz ise Burcu Dolunay. O çocukluğunda kolunu kaybetme tehlikesini atlattı, şimdi en görkemli sahnede...

calendar 23 Temmuz 2012 11:06
Haber: -Sportando
Kolunu kaptırmayan şampiyon
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


Londra'da düzenlenecek olan 2012 Olimpiyatları'nda yarışacak milli sporcumuz Burcu Dolunay, Radikal Gazetesi'ne özel bir röportaj verdi.

Çocukluk yıllarında kolunu kaybetme tehlikesi geçiren ve şimdilerde ise yüzmede A barajını geçen ilk Türk yüzücü olma unvanını elde eden Dolunay, müthiş hikayesini anlattı.

Cuma günü Londra’da Olimpiyatlar başlıyor ve biz de tarihimizin en kalabalık kafilesiyle ve parlak bir ekiple orada olacağız. Olimpiyatlara doğru sporcularımızı tanırken ilk sırayı A barajını geçen ilk yüzücümüz Burcu Dolunay’a ayırdık. Dolunay’ın yüzmeye başlangıcı ve şu anki durumunu ondan dinleyelim.

-Olimpiyat hazırlıkları nasıl gidiyor? Bilhassa nasıl bir plan program çerçevesinde hazırlandınız ?

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki benim için Londra 2012 hazırlık süreci 2.5 yıl aldı. 2.5 sene boyunca senede 3’er kere yükselti kamplarına gittim. İki kere Fransa ’ya bir kez de Güney Afrika ’ya gittik.

- Fransa ’da Pirenelere gittiniz değil mi?

Evet, Pirenelerin doğusunda Font Romeu’ya gittik. 1800 metreler olduğu için performans bakımından çok farklı bir etki yaratıyordu. Orada en az bir 21 gün olmakla birlikte 28 güne kadar uzayan kamplarımız vardı. Zaten en az 3 hafta olması gerekiyor. G. Afrika daha rahat geçiyordu. O da yükseltide ama o Fransa kadar zorlayan bir yer değildi bizi. Daha motivasyonu yüksek tabii ki, kışın yazı yaşıyorduk… 3 hafta kalıyorduk, bu sene 45 gün kadar kaldık. BU sene çok daha ağır bir program vardı.

-Zor olmadı mı, kamp süresinin uzunluğu meselesi biraz tartışmalıdır?

Aslında çok zordu. İlk aşamalar güzeldi. İlk günlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz , 1 hafta 10 gün ama o kalan 10- 15 günler geçmek bilmiyor. Çok zor bir süreçti ama her şeye değdiğini düşünüyorum. O ailemden uzak kalmamın, sevdiklerimden, özellikle köpeğim Rom’dan… Çok fazla fedakarlık yaptım, yani hepimiz yaptık sadece ben değil ama gerçekten değmiş olması çok güzel.

- Son dönem olarak nasıl bir rota izleniyor?

Son dönem olarak zaten en son kampı bitirdik ve geçtiğimiz hafta Türkiye Şampiyonası’na katıldık o bizim hazırlık yarışmamızdı. Hazırlık yarışması gayet iyi geçti ben en iyi derecelerime çok yakın dereceler elde ettim ki, böyle bir dönemde bunları yapmak zordu. Çünkü eğer o dönemde o dereceleri yüzüyorsanız asıl önünüzdeki hedefte çok daha iyileri sizi bekliyor demek. Artık bitti hazırlıklar, bu hafta sonu son bir yarışa gireceğiz zaten sonra da Londra’ya gidiyoruz.

- A Barajını geçen ve Olimpiyat bileti alan ilk yüzücü sensin…

Mayıs ayında A barajını geçtiğime çok sevindim çünkü Türkiye ’de ilk olmak çok gurur vericiydi. Oradaki atmosferi yaşamak olsun, ailem… Ekip… Çünkü ben bunu tek başıma yapmadım. Ne kadar tek başıma yüzmüş olsam da bu sonuca tek başıma varmadım. O yüzden herkesin emeği bende çok büyük ama inşallah Olimpiyat’ta da bu Mayıs’ta gerçekleştirdiğim derecenin daha da iyisini yapacağım.

-Klasik sorudur, yüzmeye nasıl başladın? Klişe hikayedir ama yüzme biraz Türkiye ’de yönlenmesi zor bir spor değil mi sence?

Çok zor hem de… O işte ilk heveslendiren İlkokul’da herkesin yaz okuluna gitmesi her halde. Tüm arkadaşlarımızın gitmesinden kaynaklanan bir durum bu tabii ki.

-Nerede gittin?

Ben İzmir doğumluyum. İzmir ’de başladım yüzmeye. Aynı şekilde başladım yaz okuluyla sonra yüzmedeki tipik yükseliş gibi, ona benzer bir şekilde bir üst seviyeye aldılar, kışın devam etti. Sonra çok ciddi bir trafik kazası geçirdim 8 yaşındayken, hatta ölümden döndüm. Bir süre ara verdim.

-Kazanın sonrasında neler oldu?

Fiziksel olarak kolum iki yerden kırılmıştı ama iki yerden kırılmasından ziyade çok fazla parçalanmıştı ve toparlanmakta çok uğraşmışlar.

-Kolunu kaybedecek iken yüzücü olmayı başardın?

Kolun kesilme ihtimali, elimin büyümeme ihtimali yani o derece ciddi hasarlar varmış ve bunlar ancak bir sene içerisinde kesinlik kazanmış kaza sonrası. Bununla birlikte kolumun eskisi gibi gelişmesi için ve kullanabilmem için yüzmeyi doktorlar zorunlu olarak verdi. Oradan sonra aslında ortaokul’da benim de bir kopma dönemim olmuştur. Çok sıkılıyordum, voleybol oynamak istiyordum. Ama o zaman ben daha bilmiyordum kolumun bu kadar çok ayrıntısını ya da sağlığımın bu kadar ciddi olduğunu. O yüzden devam ettim yüzmeye. Ama iki sene hiç yüzmedim Ankara ’yı kazanmıştım ara verdim. İki seneden sonra bir daha üniversite sınavına girip İstanbul ’a geldim. Tekrar başladım yüzmeye. Branş değiştirdim. Sırt yüzüyordum serbeste döndüm.

-O zaman mı kendini yüzmeye adadın?

Sonra mezun oldum. 2008 Olimpiyatlarını denemiştim 49 saliseyle geçememiştim barajı. Gerçi şimdi bakınca o zaman gerçekten çalışmamış olduğumu fark ediyorum hani o zaman kesin olması gereken gibi gördüğüm şey şimdi baktığımda zaten olması çok zormuş. Çünkü yeterince çalışmamışım. Yeterince kendimi adamamışım.

-Sonrasında yüzmeye nasıl tutundun?

Hayır ben direk bırakıyordum az daha. Ablamla çalışmaya başladım, iki sene iş hayatındaydım. Haftada 3-4 kere yüzüyordum sadece, hiç kara antrenmanı yapmıyordum. Sonra şimdi ki antrenörümüz Dimitri Mancevic ile tanıştım, 2010 Şubat ayıydı. Benimle oturdular konuştular ekip olarak, bilhassa da Londra 2012 A barajı hakkında. Bana ilk düşündüğüm zaman çok uçuk geldi çünkü bazı basamakları atlamam gerektiğini düşünüyordum. Ama Mancevic çok güven verdi bana. Birinin size bu kadar güvenmesi, bu kadar çok inanması, bunu sonuna kadar hissettirmesi… Biz yüzmede en çok bunun problemini yaşıyoruz Türkiye ’de. O yüzden iyi ki de işi bırakmışım ve bu ekiple çalışmaya başlamışım.

-Yüzme kişisel fedakarlığın en ağır olduğu sporlardan biri belki de birincisi, bu konuda nasıl desteksizliğe direnmeyi başarıyorsun?

Evet, maalesef sizin yeterli bir desteğiniz yok. Tabi ki takımınız, klubünüz destekliyor, federasyon ilk defa son 2 senedir destekliyor ama onun dışında gerçek anlamda bir destek olduğunu söyleyemem. Çünkü yüzme, biz ne kadar kendimizce bunu son iki senedir profesyonel olarak yapmaya çalışsak da, amatör bir spor. Ve Türkiye ’de futbolun önüne hiçbir sporun geçemediği gibi yanına bile yaklaşılmıyor. Sonuçta yatırım yapmadan bir şeyler alamazsınız ama yüzmede de tam tersi, bir şeyleriniz olmadan, bir şeyler başarmadan yatırım yapmak istemiyorlar. Amagerekli ilgi alakayı vermeden karşılık beklemek de ne kadar doğru bilemiyorum.

-Kaçınılmaz olarak yurt dışındaki özellikle de madalya alan sporcular ile karşılaştırılıyorsunuz? Sizden de hemen madalya bekleniyor… “Dört tarafı denizle çevrili ülkenin…” diyerek..

Evet biz hemen en yüksekteki karşılığı almaya çalışıyoruz. Halbuki yüksek seviyedeki ülkelerin yüzücülerinin çok fazla sponsorları var. Ve onlar hiçbir zaman sistemleri düzenleri bozulmayacak bir şekilde bütün sene aynı şekilde devam ediyorlar. Çok daha kalabalık bir ekiple çalışıyorlar. Biz bunu yeni oturttuk diyebilirim. İşte fizyolog, masör, teknik direktörümüz, antrenör, kondisyonerimiz… Bunu oturtmak aslında uzun zaman aldı ve iki senede aslında baktığınız zaman hepimizin ayrı ayrı çok büyük başarıları var. Ama dediğim gibi bu ekiple bir 6 sene, 8 sene geçirmek gerekiyor ki o seviyeye gelelim. Eskiden Avrupa Şampiyonalarına gidip sadece yarışıyorduk şimdi yarı finaller yüzülüyor, finaller yüzülüyor. Yavaş yavaş basamaklar çıkılıyor. Ama ABD , Avustralya ve diğer başarılı ülkeler sistemsel farklılıkları, sponsorları ve gösterilen destekler sayesinde çok daha farklı yerdeler.

-Peki bize biraz Manceviç’i ve milli takım ekibini anlatabilir misin?

Dimitri, aslında Belaruslu. Daha sonra Slovenya’ya geçmiş ailesi. Kendisi gezmeyi çok sever bu yüzden biz de yerimizde durmuyoruz. Devamlı kamplar... Zira bir sporcunun kafasını daha sağlam tutabilmesi için, yer değişikliklerinin farklı ortamların olması gerektiğini söylüyor. Hep aynı şartlarda aynı antremanları yaparsınız gelişemeyeceğinizi söylüyor. En çok söylediği şey, “farklı olmak önemli” diyor. Eğer bir şeyi başardıysan daha farklı bir şey yapıp, daha iyiye ulaşman lazım. Bir başarıya ulaştığın zaman Dimitri hiçbir zaman “tamam oldu” demiyor, hemen bir sonraki adıma geçebiliyor. Çok ileri görüşlü bir antrenör… Ben şimdiye kadar söylediği ve çıkmayan bir olay görmedim hem iyi anlamda hem de kötü anlamda. Çok fazla yabancı sporcularla çalışan bir antrenör.

- Ortak kamp yapıyor musunuz ? Kimlerle yapıyorsunuz ?

Peter Mankoç ile yaptık, Slovenya’lı dünya rekortmeni. Estonyalı Trijn Aljand yine, 50 serbest ve 50 kelebekte madalyaları var. Bunun dışında Belarus bayrak takımı var. Aleksandra Gerasimenia, Dünya Şampiyonu 100 metre serbestte. Pavel Sankovich, Avrupa’da madalya sahibi. Velhasıl, çok güzel bir uluslararası takım oluşturmuş durumda.

- Günlük beslenme olarak belere dikkat ediyorsun? Ekipte bununla ilgilenenler var mı?

Aslında sadece mantık olarak ne yapıp ne yapmamam gerektiğini biliyorum. Yediklerime o şekilde dikkat ediyorum. Fizyoloğumuz var. Yağ ölçümlerimiz yapılıyor her sabah kilomuz ölçülüyor. Onların takibini yapıyorum ama kalori kadar hesap açıkçası bilmiyorum.

-Londra’da ne hedefliyorsun ? Mutlaka katılmak önemli ama bir hedef belirledin mi kafanda?

Aslında baskı hissetmiyorum. Çünkü zaten yapmış olduğum iş gerçekten büyüktü. Hani bu hedef için yola çıkmıştım. 50-100 serbest ikisini de yüzeceğim. Öncelikle hedefim her ikisinde de kendime ait olan rekorları kırmak. 55 saniyenin altına inmeyi çok istiyorum. İlk isteğim o aslında 55’in altına inebilmek. Onun dışında sıralamalara bakınca 50 serbestte 24. gözüküyorum sanırım ama öyle bir şey ki 20 salise içinde 10 kişi falan var. 50 serbest, biraz aslında gününde olma yarışı. Biraz şansa da ihtiyacınız olduğu yarış. Çünkü her şey bir anda oluyor. En ufak bir telafi lüksünüz yok. Baştan sona her şeyin mükemmel gitmesi gerekiyor. Yarı final yüzmeyi çok isterim. Çok zor ama çok çalıştım ve şans yanımda olursa çok isterim.

-Son olarak kendinizi yeterince ifade edebildiğinizi düşünüyor musun yüzücüler olarak Türkiye ’de?

Biz o kadar alıştık ki kendimizi çok fazla ifade edememeye. Ben de hani ne söylemem gerektiğini bilmiyorum. Yani bence daha farklı olabilir, daha çok değer verebilirler yüzmeye. Biz ciddi anlamda çok emek sarfediyoruz, çoğu spor dallarında bu kadar çok fedekarlık yok, bu kadar çok zaman harcama yok. Zira çok nankör bir spor, bir gün bir metre dahi antrenmanı aksattınız mı, ipin ucunu kaçırdınız mı; ondan sonra yakalaması çok zor oluyor. Daha çok yer verebilirler, biz zaten yüzerken tribünler bomboş oluyor, sadece sporcular oluyoruz. Klubün de federasyonun da bir hedef gerçekleştiği zaman “ooo tamam işimiz bitti bu da böyle” denmemesi lazım. Bir sonraki için daha fazla yatırım yapmaları gerekiyor bu illa maddi anlamda değil. Psikolojik olarak ya da bir başarı olduğunda gerçekten sahiplenme adına, ben bunu görmüyorum açıkçası. Çok üzücü ama görmüyorum. Yaptığınız şeyleri haz almak için ya da kendiniz istediğiniz için yapıyorsunuz. Zaten bireysel bir spor, basında yer alayım onlar beni omuzlarda taşısın şöyle bir dünya zaten yok. Kimsenin öyle bir beklentisi yok ama daha çok ciddiye alınabiliriz belki… Türkiye rekoru kırıldığında, baraj geçildiğinde insanlara ne olduğunu dahi haber verilmiyor…

Tümü
 Reklam 
  • PUAN DURUMU
  • FİKSTÜR
  • STSL
  • 1.Lig
  • İng
  • Alm
  • İsp
  • İta
  • ŞL
  • AL
  • KL
  • DK
TakımlarOGBMAYP
1 Galatasaray 34 24 5 5 77 30 77
2 Fenerbahçe 34 21 11 2 77 37 74
3 Trabzonspor 34 20 9 5 61 39 69
4 Beşiktaş 34 17 9 8 59 40 60
5 Başakşehir 34 16 9 9 58 35 57
6 Göztepe 34 14 13 7 42 32 55
7 Samsunspor 34 13 12 9 46 45 51
8 Rizespor 34 10 11 13 46 52 41
9 Konyaspor 34 10 10 14 43 50 40
10 Kocaelispor 34 9 10 15 26 38 37
11 Alanyaspor 34 7 16 11 41 41 37
12 Gaziantep FK 34 9 10 15 43 58 37
13 Kasımpaşa 34 8 11 15 33 49 35
14 Gençlerbirliği 34 9 7 18 36 47 34
15 Eyüpspor 34 8 9 17 33 48 33
16 Antalyaspor 34 8 8 18 33 55 32
17 Kayserispor 34 6 12 16 27 62 30
18 Karagümrük 34 8 6 20 31 54 30