New York'ta basketbol dolu günler geçirmeye devam ediyoruz. Bu arada hemen her gün hoş bir sürprizle karşılaşmaya alıştık. Sabah yine erkenden otelden ayrıldık ve rotamızı, sokak basketbolunun efsane mekanı Rucker Park'a çevirdik. Harlem'deki bu tarihi mekan, nice NBA yıldızını ağırladı. Kareem Abdul Jabbar, Wilt Chamberlein, Julius Erwing ve Vince Carter bu oyunculardan sadece birkaçı...
Rucker Park'ta çocukların basketbol eğitimleriyle başlayan gün, Dwyane Wade, Carmelo Anthony ve Chris Paul'un alana gelmesiyle renklendi. Bu üçlü bir takım oluşturup, çocuklara karşı mücadele ederken bir yandan da onların basketbol eğitimine katkıda bulunmay çalıştılar.

Yarı eğitim, yarı maç şeklindeki bu aktivite sürerken sahaya, North Carolina mavisi eşofmanıyla "Majesteleri" Michael Jordan ayak bastı. Nike'ın "Michael Jordan Breakfast Club" etkinliğine katılan efsane, salondaki diğer üçlüyle birlikte medyanın karşısına geçti. Soru-Cevap şeklinde geçen keyifli söyleşi sonrası Jordan, yaptığı 23 bin dolarlık bağışla Harlem halkının gönüllerini bir kez daha fethetti. Daha sonra Jordan alandan ayrıldı ve diğer üç yıldız, sahanın arkasındaki dev çadırda yeniden medyanın karşısına geçerek soruları cevapladı.
Market sahibiyle futbol muhabbeti
Jordan'ı yakından görmenin verdiği heyecanla biraz soluklanayım dedim ve hem etrafı görmek hem de bir sonraki aktiviteye kadar aradaki boş vakti değerlendirmek üzere Harlem caddelerini turlamaya başladım.
Su ihtiyacımı gidermek üzere bir markete girdiğimde mekanın sahibi, Harlem erkeğinden başka her şeye benzediğimi görünce "Avrupalı mısın yoksa Güney Amerikalı mı?" diye sordu. Ben de, Avrupa deyip Türkiye'den olduğumu söylediğimde aldığım cevap "Galatasaray taraftarı mısın yoksa?" oldu.

Afrika'nın ücra yerlerinde bile Galatasaray'ın bilindiği düşünülürse ABD'de bunu duymak garip gelmemeli ancak Harlem'de duydum bu adı. O yüzden şaşırmamak elde değil! Senegal asıllı olan Samba isimli market sahibi, uzun zaman Senegal'de futbol oynadığını, tam Avrupa'dan iyi bir teklif alacağı sırada yaşadığı sakatlıktan ötürü mecburen emekli olduğunu ifade etti.
Bu arada, 2002'deki Türkiye-Senegal maçını da hatırldığını ifade eden Samba, böylece günümüz daha yarılanmadan ikinci hoş sürprizi yaşamamızı sağladı.
Ve o maç!
Gün boyu Rucker Park'ta çeşitli etkinlikler yapıldı. Brezilya-Porto Riko A ve Genç takımlarının gösteri maçı da bunların başında geliyordu. Ama Bronx-Brooklyn maçı, sonucunu en çok merakla beklediği bir kapışma idi. Dün bahsettiğim Kasımpaşa-Karagümrük çekişmesi gibi, belki de çok daha fazla rekabeti bünyesinde barındırıyor bu rekabet...
Böylece günümüz bu parkta sona erdi ancak akşam yine Harlem'e, Apollo Theather'da Nike Airforce 1 ayakkabasının belgeselini izlemek için dönmek üzere otele döndük.

Nike yetkililerinin ısrarla "Bu belgeseli izlemelisiniz. Çok etkileneceksiniz" dediği bu film, Nike Airforce 1'in doğuş hikayesi, ABD sokaklarında popüler hale geliş süreci ve basketbol ile ABD kültürünün aslında nasıl iç içe olduğu bu belgeselde anlatıldı.
Günümüz böylece sona erdi. Cumartesi gününün en önemli aktivitesi ile Kobe Bryant'ı görmek olacak...
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...
Sedat BALCI / New York
Rucker Park'ta çocukların basketbol eğitimleriyle başlayan gün, Dwyane Wade, Carmelo Anthony ve Chris Paul'un alana gelmesiyle renklendi. Bu üçlü bir takım oluşturup, çocuklara karşı mücadele ederken bir yandan da onların basketbol eğitimine katkıda bulunmay çalıştılar.

Yarı eğitim, yarı maç şeklindeki bu aktivite sürerken sahaya, North Carolina mavisi eşofmanıyla "Majesteleri" Michael Jordan ayak bastı. Nike'ın "Michael Jordan Breakfast Club" etkinliğine katılan efsane, salondaki diğer üçlüyle birlikte medyanın karşısına geçti. Soru-Cevap şeklinde geçen keyifli söyleşi sonrası Jordan, yaptığı 23 bin dolarlık bağışla Harlem halkının gönüllerini bir kez daha fethetti. Daha sonra Jordan alandan ayrıldı ve diğer üç yıldız, sahanın arkasındaki dev çadırda yeniden medyanın karşısına geçerek soruları cevapladı.
Market sahibiyle futbol muhabbeti
Jordan'ı yakından görmenin verdiği heyecanla biraz soluklanayım dedim ve hem etrafı görmek hem de bir sonraki aktiviteye kadar aradaki boş vakti değerlendirmek üzere Harlem caddelerini turlamaya başladım.
Su ihtiyacımı gidermek üzere bir markete girdiğimde mekanın sahibi, Harlem erkeğinden başka her şeye benzediğimi görünce "Avrupalı mısın yoksa Güney Amerikalı mı?" diye sordu. Ben de, Avrupa deyip Türkiye'den olduğumu söylediğimde aldığım cevap "Galatasaray taraftarı mısın yoksa?" oldu.

Afrika'nın ücra yerlerinde bile Galatasaray'ın bilindiği düşünülürse ABD'de bunu duymak garip gelmemeli ancak Harlem'de duydum bu adı. O yüzden şaşırmamak elde değil! Senegal asıllı olan Samba isimli market sahibi, uzun zaman Senegal'de futbol oynadığını, tam Avrupa'dan iyi bir teklif alacağı sırada yaşadığı sakatlıktan ötürü mecburen emekli olduğunu ifade etti.
Bu arada, 2002'deki Türkiye-Senegal maçını da hatırldığını ifade eden Samba, böylece günümüz daha yarılanmadan ikinci hoş sürprizi yaşamamızı sağladı.
Ve o maç!
Gün boyu Rucker Park'ta çeşitli etkinlikler yapıldı. Brezilya-Porto Riko A ve Genç takımlarının gösteri maçı da bunların başında geliyordu. Ama Bronx-Brooklyn maçı, sonucunu en çok merakla beklediği bir kapışma idi. Dün bahsettiğim Kasımpaşa-Karagümrük çekişmesi gibi, belki de çok daha fazla rekabeti bünyesinde barındırıyor bu rekabet...
Böylece günümüz bu parkta sona erdi ancak akşam yine Harlem'e, Apollo Theather'da Nike Airforce 1 ayakkabasının belgeselini izlemek için dönmek üzere otele döndük.

Nike yetkililerinin ısrarla "Bu belgeseli izlemelisiniz. Çok etkileneceksiniz" dediği bu film, Nike Airforce 1'in doğuş hikayesi, ABD sokaklarında popüler hale geliş süreci ve basketbol ile ABD kültürünün aslında nasıl iç içe olduğu bu belgeselde anlatıldı.
Günümüz böylece sona erdi. Cumartesi gününün en önemli aktivitesi ile Kobe Bryant'ı görmek olacak...
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...
Sedat BALCI / New York




























