Tartışması bile tartışma konusu!

Haziran ayında düzenlenen Onur Yürüyüşü'ne taraftarı olduğu takımın forması ile katılanlar vardı. Türkiye futbol ailesi ise son 10 yıllık karnesine bakıldığında buna pek alışık değil gibi. Değişir mi? Neden olmasın...

Haber; Sporx.com
Abone Ol
Tartışması bile tartışma konusu!
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
13 Eylül 2015 15:42
PAZAR YAZISI | SERKAN AKKOYUN 

3 Mayıs 1988 sabahı İngiltere'de bazı taşlar yerinden oynamıştı. Justin Fashanu adlı futbolcunun bir gün önce hayatını kaybetmesi, hayatını kaybediş şekli nedeniyle sorumlusu aranan bir toplumsal olaya dönüşmüştü.

37 yaşındaki, İngilizlerin eski ünlü futbolcusu Justin Fashanu kimsenin beklemediği bir anda hayatına son vermişti. Belki çevresinde ona yakın olan insanlar bu ölümü bekliyordu ama asıl olayı kamuoyuna intikal ettiren bu ünlü ismin neden intihar ettiğinin ortaya çıkmasıyla meydana geldi. Fashanu, eşcinseldi. Bunu açıkladıktan sonra toplumdan gelen baskı, eleştiri, alaycılık ve en kötüsü de dışlanma nedeniyle bu dünyanın artık kendisi için pek de yaşanır bir yer olmadığı fikrine kapıldı. 2 Mayıs 1988'de kendisini öldürdü.

Fashanu'yu ölüme götüren olayların başlangıcı futbolu bıraktıktan sonra eşcinsel olduğunu açıklamasıydı. 80'lerin sonunda eşcinselliğin bu kadar rahat konuşulamadığı bir ortamda ve İngiltere gibi sert bir halk grubu arasında buna cesaret etmesi bir yandan da herkesi şaşırtmıştı. "Birilerinin bir yerden başlaması gerekiyor" demişti neden bunu yaptığını soran gazetecilere. Ancak Amerika'da yaşadığı dönemde, burada anmamıza gerek olmayan tatsız olaylar, kendisine yönelik yapılan ve asla ispatlanamayan suçlamalar hayatla olan bağını giderek azaltmıştı. Gökyüzüne doğru 'oyuncu değişikliği' işareti yaptı ama görülmedi. O da kendisini saha kenarının dışına attı ve doğrudan soyunma odasına yürüdü...

TÜRKİYE'DE DURUM NASIL?

Erkek egemen oyunun içinde Fashanu gibi aykırı isimler hiçbir zaman kabul görmez. Son olarak aktif futbolculuğu döneminde gay olduğunu açıklayan Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı Robbie Rogers, bir süre ülke gündeminde kendisine yer bulsa da daha sonra unutuldu. Belki gerçekten 'iyi futbolcu olmadığı' içindir ama takımı Los Angeles Galaxy tarafından da 27 yaşında olmasına karşın rezerv takıma gönderildi. ABD'de yakın zamanda eşcinsel evliliklerin ülke genelinde serbest kalması ile yeniden 'diğerleri' tarafından ilgi çekici bulunan, LGBTİ bireylerin hak arayışı çabası söz konusu futbol olunca o kadar ciddiye alınmıyor. Çünkü burada aslında bir kavram ve devamı niteliğinde bir kafa karışıklığı mevcut. LGBTİ bireylerin özellikle yaşadığı sorunların başında topluma adaptasyon, çalışma, barınma gibi temel insan haklarından mahrum kalmalarının geldiği düşünüldüğünde bir futbolcunun gerçekten bunları yaşayıp yaşamayacağı şüphe uyandırıyor. Ancak burada belirtmek gerekir ki futbol toplumu, diğer toplumlara kıyasla çok daha fazla sert ve katı kuralları olan bir kalabalık. Yani bir erkek futbolcunun eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra futbol dünyasında var olan yerini koruması artık çok zorlaşacaktır. Fashanu bile öldükten sonra kardeşi onun gerçekten eşcinsel olduğuna inanmadığını söylemişti. Her eşcinsel evlat sahibi ailede olduğu gibi çocuklarının böyle olduğunu kabul edememe, futbol ailesinin de büyük sorunlarından birisi...



BİRAZ GERİYE GİDELİM

Avrupa'da ve uzak kıtalarda işler bizden biraz farklı ilerliyor, kabul. Robbie Rogers'ın eşcinsel olduğunu açıklamasının ardından LA Galaxy ile çıktığı ilk maçta tribünler tarafından çılgınca alkışlanması henüz bizim statlarımıza çok uzak bir olgunca davranış. Avrupa'da da tribünlerin çoğunluğu homofobiktir, buna da kabul. Farkımız ise bu duruma bakışımızda gizli. İçinde bulunduğumuz dönemde bir futbol adamının eşcinsel futbolcularla ilgili sarf edeceği 'olumsuz' ifadeler, Avrupa ve Amerika'da söz söyleciler ve iyi eğitimli kesim tarafından tepki görecektir. Türkiye'de ise son yıllarda böyle bir durum yaşanmasa da yıllar önce yapılan haberler ortalığın karıştırılmasına yetmiş de artmıştı bile...

Sabah gazetesinin arşivinde yer alan bir haber Türkiye'de son dönemde yaşanan en şiddetli futbolda eşcinsellik tartışmasını gözler önüne sermişti. 2004 tarihli haber şöyleydi;

"Ünlü balet Tan Sağtürk'ün, "Homoseksüellikte futbolcular bizi geçer. Benim arkadaşlarım var, oradan biliyorum" şeklindeki açıklamaları, futbol dünyasından büyük tepki aldı. Futbolcuların çoğu Tan Sağtürk'ün bu sözlerine tepki gösterirken, içlerinde en sert olanı İstanbulspor'un golcüsü Ahmet Dursun'dan geldi. Kendi meslek grubu içinde böyle bir şeyi görmediğini ve yaşamadığını ifade eden Ahmet, "Sadece futbolcular değil, basketçiler için de böyle iddialar ortaya atılıyor. Tan Sağtürk'e sormak lazım, homoseksüellik futbolculara mı yakışır, baletlere mi? Homoseksüllere de sormak gerek, acaba futbolcu mu olmak isterler yoksa balet mi" diye konuştu. "

Ahmet Dursun'un cinsel tercihin meslek gruplarına göre ayrılması konusundaki zekice tezinin dışında dönemin futbolcuları Necati Ateş, İbrahim Toraman, Emrah Eren ve Orhan Kaynak da açıklamalara ve Sağtürk'e şöyle tepki göstermişti:

Necati Ateş: "O eşcinsel. Adam olsa böyle konuşmaz"

İbrahim Toraman: "Etrafımda böyle bir şey görmedim"

Emrah Eren: "Bu ahlaksız sözü ona iade ediyorum"

Orhan Kaynak: "Biliyorsan söyle, bizi zan altında bırakma"

Emrah Eren'e acaba şimdi sorsak yine böyle tepki verir mi? Bence vermez. Çünkü aradan geçen 11 yılda hem eşcinsel birey ve topluluklar kendilerini daha iyi anlatma fırsatları buldular hem de genel olarak ve çoğunlukla üniversite gençliğinin sosyal medya üzerinden oluşturdukları kuvvet birliği ile homofobik kişiler, biraz da sert bir tavırla, bu insanlara karşı bakış açılarını yeniden dizayn etme yoluna davet edildiler.

Haberin devamı ise daha ilginç. Tan Sağtürk aldığı tepkiden sonra açıklama yapmak zorunda kalıyor ve şunları söylüyor:

"Gündem ve polemik yaratan açıklamalarından sonra SABAH'a konuşan Tan Sağtürk, sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirtti. Futbolu, sert bir oyun olduğu için örnek olarak seçtiğini söyleyen Sağtürk, "Futbolcuları karalamak amacında değildim. Sadece örnek vermek zorundaydım. Ayrıca benim tanıdığım eşcinsel futbolcular Fransa'da. Onların isimlerini deşifre etmek istemedim. Şurası da bir gerçek ki futbolcular, aralarında eşcinsel olup olmadığını bilemeyebilirler" dedi."
En bomba açıklama ise Turgay Şeren'den geliyor:

"Sağtürk'e ateş püsküren Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanı Turgay Şeren yaptığı yazılı açıklamada "Tan Sağtürk çirkin yalanlarıyla spor kamuoyunu şüphelere düşürmesin. Kendisiyle adalet önünde hesaplaşacağız" dedi.

Turgay Şeren, birilerinin eşcinsel olduğunun söylenmesini suç unsuru sayıp olayı mahkemeye taşımaya karar verecek kadar sinirleniyor. Bu son paragraf homofobinin özetidir diyebiliriz. Eminim ki efsane kaleci Turgay Şeren de geçen süreç içerisinde fikirlerini değiştirmiştir. Fikirlerini olumlu yönde değiştirmek bir insanın olgunlaşma sürecinin en güzel kanıtıdır zira...

YILLAR SONRA

Tan Sağtürk'ün sözlerinin yarattığı toplumsal baş dönmesinin ardından ikinci bir darbe de yıllar sonra Yılmaz Vural'dan gelmişti. Posta gazetesinden Canan Danyıldız'a verdiği röportajda futboldaki 'gaylik' konusuna değinen Vural şöyle konuşmuştu:

"Kız yurtlarında lezbiyenlik, erkek yurtlarında da gaylik hep vardır. Vücudunu yakın olduklarınla tanırsın. Gözümle bir şey yaparken gördüğüm yok, ama tavırlarında hissederim. Gay olmanın kabiliyeti etkilediğini düşünmüyorum. Onun özel hayatı. Ama hatırla bir hakem arkadaşımız ben 'gayim' dedi, meslekten atıldı. Bir futbolcunun bunu açıklaması imkansız."

TEPKİ FARKI

2004 yılında Tan Sağtürk'ün çıkışının dışında bir de Rıdvan Dilmen'in açıklamaları gündeme düşmüştü. Milliyet gazetesinin Pazar ekinde Elif Korap'a konuşan Rıdvan Dilmen şunları söylemişti:

"Gazetecilerin içinde de var, baletlerin içinde de, futbolcuların içinde de. Benim tanıdığım eşcinsel bir futbolcu var. Birkaç tanesini de duydum. Herkes de o kişiyi biliyor. Ama çıkıp yalan söylüyorlar. 'Hiç yok, ben hiç tanımıyorum' diyorlar"

"Benim tanıdığım eşcinsel bir futbolcu var." İşte her muhabirin yaptığı röportajda koparmak isteteyeceği türden bir açıklama. Rıdvan Dilmen'in sözlerinin ardından haftalarda bu tartışma gündemden düşmedi. Acaba o eşcinsel futbolcu kimdi? İsmi hiç açıklanmadı ama çok mu önemliydi? Mesela gazeteciler içinde de var demişti. Neden o merak edilmedi? Ya da balet? Gerçi balet derken Tan Sağtürk'ü kastettiğini, Sağtürk'ün açıklamalarına bir kontra niyeti taşıdığını anlamak da zor değil. Kabul, gizemli olanı çözmek çekici gelir insana fakat biliyoruz ki eğer o futbolcu ortaya çıksaydı, bizim de futbol tarihimizde Justin Fashanu gibi bir ismimiz olabilirdi. Allah korumuş.

ERHAN ALBAYRAK VAKASI VE GAY BAR!

Hatırlayanınız olacaktır, Fenerbahçe'nin 2003 yılında Almanya 2. Lig takımı Arminia Bielefeld'den transfer ettiği Erhan Albayrak'ı... Transferden bir sezon önce Gaziantepspor forması ile dikkat çekmişti. Hatta Fenerbahçe'nin ilk yarısını 3-0 geride kapatıp ikinci yarısında 4-3 galip geldiği Gaziantepspor maçının ardından, "Böyle maç kaybediyorsanız suçlu arayamazsınız" diyerek dönemin Hamit Altıntop'u olmuştu. İkisi de Almanya'da yetiştiği için belki de temel eğitimleri aynıydı. Ancak Erhan'ın Fenerbahçe'ye transfer olmadan önce, Almanya'da yaşadığı bir sevinç gösterisi Türkiye'de başına bela açmıştı.

Arminia Bielefeld ile 2. Lig'den 1. Lig'e çıktıkları şampiyonluk maçının ardından soyunma odasında takım arkadaşı Arthur Wichinarek ile çekilen fotoğrafı yıllar sonra Türkiye'de gazetelere manşet olmuştu. Arthur ile dudak dudağa öpüştüğünü gösteren fotoğrafa göre Erhan, gaydi. Şu anda bile Erhan'ın futbolundan çok konuşulan bu olaya iki oyuncu da açıklama yaparak 'açıklık' getirmek zorunda kalmıştı:

"Şampiyonluk maçından sonra takım ve taraftarlar olarak çok sevinçliydik. O maçta 2 gol atan Wichinarek'e bir gol pasını ben vermişim. Alkolün de tesiriyle Wichinarek, yanağımı uzatmama rağmen, beni dudağımdan öptü. Bunu sonra çok önemsemedim. Ama aylar sonra karşıma çıktı. Ben bir Türk futbolcusu olarak milletimi rencide edecek bir harekette bulunamam."

Toplum Erhan'dan bir erkekle dudak dudağa öpüştüğü için utanması gerektiğini istemiş, Erhan da boyun eğerek bu isteği kabul etmişti. Belki de bir Türk'ün eşcinsel olmasını Erhan da rencide edici bir hareket olarak görüyordu. Ardından Arthur da konuşmuştu:

"Sadece sevincimi dile getirmek istemiştim. Bizim kültürümüzde bu hareket normal karşılanmaktadır. Türklerde de erkeklerin el ele, kol kola dolaşması gayet normal karşılanıyor. Ama bu, Batı Avrupa'da yanlış anlaşılıyor. Skandal olarak nitelendirilen bu olay, kültürler arası farklılıklardan kaynaklanmaktadır. İnsanları yargılamadan önce hangi kültürlerden geldiklerini araştırmak daha doğru olur. Ben evli ve 2 çocuk babasıyım, Erhan da zaten nişanlı"

Sadece, "Evet o an dudak dudağa öpüştük ama bu birimizin kültürü diğerimizin dalgınlığı ile alakalı. Çok merak ettiniz sanırım; hayır eşcinsel değiliz" cevabı ile geçiştirilecek bir olay için iki futbolcu da uzun uzun açıklama yapmak zorunda kalmıştı. Dönem futbolda eşcinselliğin açıklanması bir kenara, ihtimalinin bile tepki çekebildiği bir dönemdi. Şu anda ne kadar değişti? Tartışılmaz (!)



2004 yılı Türk futbolunda eşcinsellik tartışmalarının yoğun gündemde olduğu bir yıldı. Tan Sağtürk ve Rıdvan Dilmen'in açıklamalarından çok önce; Güntekin Onay'ın sunduğu Ahmet Çakar, Adnan Aybaba, Ziya Şengül ve Turgay Şeren'in yer aldığı Telegol programında 'gaylik' tartışması yaşanmıştı. Nasıl mı? Şöyle...

Şubat ayının başlarıydı. Galatasaray zirveden uzaklaşıyor, ligde kötü sonuçlar alıyordu. Zorlu Bursaspor maçı öncesi -büyük ihtimalle- Fatih Terim gömleğinin ilk iki düğmesini açmış, kıravatını çözüp omuzlarından göğüslerine doğru iki yandan aşağıya sarkıtmış, ofisinde yeni sınavına çalışıyordu. Bu sırada telefonu çaldı. Numara kayıtlı değildi. Yine de önemli bir şey olabileceği hissi ile 'Alo' dedi. Telefonun diğer ucunda tanımadığı ancak anımsadığı bir ses kendisini tanıttı:

"Sayın Hocam iyi geceler. Ben Galatasaray Kongre üyesi..."

Adını söylerek tamamladı cümlesini ve gerisini getirdi. Kongre üyesinin söylediklerine göre Galatasaraylı futbolculardan Ümit Karan, Berkant Göktan ve Suat Usta bir gece kulübündeydi. Bir önceki gün de aynı şekilde o gece kulübünde sabaha kadar bulunmuşlar, alkol almışlardı. Fatih Terim vakur duruşunu bozmadan konuşmayı tamamladı ve hemen sağ kolu, yardımcısı Müfit Erkasap'ı aradı.

"Müfit, hemen sana vereceğim adrese gideceksin..."

Gerekli bilgiyi ve neden oraya gitmesi gerektiğini anlattı. Erkasap denileni yaptı. Bara gitti ve Ümit Karan'ı orada buldu. Berkant ve Suat'ın da bara gittiği bilgisini doğruladı. Terim hemen Ümit'i kadro dışı bıraktı. Berkant ve Suat'a da çeşitli cezalar verildi. Olay ise birkaç gün sonra Telegol'ün gündemine düştü ancak ufak bir farkla. Oyuncuların gittiği bar; Telegol'e göre gay bardı...

Aslında mekan gay bar değildi ancak gayler de gidiyordu; normal olarak. Onların da diğer insanlardan hiçbir farkı olmadığı gibi. Ancak futbol ailesinde bu duruma vurgu yapmak çok önemliydi. Olaya bir de Berkant'ın bar duvarına işediği, ardından da üç futbolcunun (hatta olaya Volkan Arslan'ın da adı dahil oldu) kavga çıkardığı aksiyonları eklenince reytingmetre çıldırmıştı. Berkant yayına bağlanmış ve Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam filminde dediği gibi 'bu dava başka dava abi, sidik davası'nı açıklığa kavuşturup yalanlamıştı. Ancak asıl bombayı, 'Neden gay bara gittiniz?' sorusuna verdiği cevapla patlatmıştı Almancı genç:

"Kadınlar da var orada, karışık bir bar"

Hürriyet gazetesinin olayla ilgili olarak İlhan Söyler imzalı haberine göre ise üç futbolcu, o mekandan önce bir gay bara gitmişlerdi. Ne olursa olsun olayın merkezi 3 futbolcunun gay bara gitmiş olmasıydı...

Olay bir süre sonra kapandı, unutuldu, arşivlerde kaldı. Berkant Göktan o yılın sonunda Beşiktaş'a, Suat Usta Konyaspor'a gönderildi. Ümit Karan ve Volkan Arslan ise takımda kaldı. Fatih Terim, Galatasaray'dan ayrıldı; sezonun şampiyonu ise 76 puanla Fenerbahçe olurken Galatasaray ligi 54 puanla Gaziantepspor ve Denizlispor'un da gerisinde 6. sırada bitirdi...

*Futbol Extra Dergisi Ağustos sayısında yayınlanan yazıdan düzenlenmiştir.


Tümü
TÜMÜ