Futbolda romantizm ve romantik futbol

Ben kendimi uzun yıllardır ‘futbol romantiği’ olarak adlandırıyorum. Bu romantizm benim için uzak bir hayali yakın edebilme çabası...

calendar 10 Nisan 2016 03:11 | Son Güncelleme Tarihi: 10 Nisan 2016 14:25
Haber: Sporx.com
Futbolda romantizm ve romantik futbol
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.

Paylaş:



Şubat ayının 14’ü, herkesin malumu Sevgililer Günü olarak kutlanıyor. Bir hafta öncesinden –belki de daha fazla- başlayan hazırlıklar, tüm şehirleri kırmızı renk ve kalp ağırlıklı bir sahte festival havasına sokuyor. İnsanların kutlamak zorunda kaldığı bu gün, milyonlarca kalbi romantizm istifrasına batırıp batırıp çıkarıyor. İşte o günlere yaklaşırken ben de düşünüyorum; ben romantik miyim?

Cevabını vermekte zorlanmıyorum; hem de deli gibi! Ben kendimi uzun yıllardır ‘futbol romantiği’ olarak adlandırıyorum çünkü. Bu romantizm benim için uzak bir hayali yakın edebilme çabası. Ben her zaman yarışta en geride kalanı destekledim. Mahalle maçlarında zayıf takıma katıldım. Pırasayı, kabağı, bamyayı sevdim. Sınıfın en sessiz kızına âşık oldum. Ben iflah olmaz bir romantiktim…

Oysa şimdilerde romantizm, hayatın kalan her alanında olduğu gibi aslında, bir apartmandaki evlere tıkıştırılmış insanlar gibi sahiplendiriliyor. Sanki bir adam çıktı ve “yerde buldum kimindir, sahibi yoksa benimdir” diyerek romantizmi alıp cebine attı. Ardından da gidip kendi çevresine dağıttı ve biz dışarıdakiler ne olduğunu bile anlamadan ‘öteki’ haline geldik. Bu da yetmedi ve o adamlar tarafından kurallar yeniden yazılmaya başlandı. Senin yıllarca romantizm sandığın şey çiğlik, Anadoluluk, bayağılık oldu. Anadoluluk kötü bir şey haline geldi. Bir süre bunu reddederek, onlardanmışız gibi gezdik ama sonunda, bir dalı tutmadan diğerini bırakmayan maymun gibi biz de hesabımızı kitabımızı yaparak gerçeği anladık. Yeni bir dal tuttuk ve işte bu yazıyı yazmaya başladık. Belki de sadece ben başladım. Bilemiyorum.

İkinci adam yıllar içinde o kadar çok dışlandı ki, sonunda birincinin yakasına yapıştı. Ama birinci adam anlamadı bunu. Ona, anlattığı hikâyeler nedeniyle karşı duruluyor, dalga geçiliyor, tepki gösteriliyor zannetti. Aslında tepki, anlattıklarına değildi; anlatış şeklineydi. Tepeden bakmasına, kendinden olanın söylediği sözün aynı anlama gelenini yabancı yazardan çeviri yaparak yazısına katmasına, milletin adını telaffuz bile edemeyeceği şarkıcılarla bir maçı yorumlamasına kızdı. Ama birinci adam bunları beğenmiyordu. Zaten o adam Müslüm Gürses’i de pop şarkılarını söylemeye başladıktan sonra sevdi. Gülhane’de kendini jiletleyen Müslümcüleri hiç anlamadan; Beyoğlu’ndaki mekânlarına Müslüm Gürses girince ‘Babacı’ oldular.

Karl Marx, "Toplumsal konumu gereği proloterya, sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir" deyince şaraplarından bir yudum alıp koltuklarına yaslanırlar. Ama Ali Tekintüre, "Hor görülenlerin Tanrım, isyanıdır bu. Sevip sevilmeyenlerin isyanıdır bu. Düzensiz dünyanın günahıdır bu. Yakarsa dünyayı garipler yakar" sözlerini yazdığında ise duymazdan gelirler. Hatta onların seveceği dilden konuşalım: Ali who?

Gerçek futbol romantikleri İzmir’den Mardin’e bir 3. Lig maçı için otobüsle iki gün öncesinden yola çıkarken, onların takımlarından maç kazanmasını ‘skorculuk’ olarak yorumladı ‘çeviri’ romantikleri. 2000 kilometre yol giden insanların takımlarından maç kazanmasını istemesi kadar doğal ne olabilirdi ki? Dünyaca ünlü bir futbolcunun transfer edilmesini isteyince ‘transfercilik’ yaftasını yediler. Ama bir yandan da yıllar boyu sayfalarca transfer hikâyeleri okuttular bizlere. Ona da tamamız ama siz de buna tamam olacaksınız. Bu ülkede hala iki büyük takımın başkanı birbirini ‘şike’ ile suçlarken, gerçek romantizmin bunlara rağmen bu oyunu sevmek olduğunu anlamadılar ve üstüne basa basa şikeden, teşvikten, kırılan ayaklardan, edilen küfürlerden konuşan insanlara burun kıvırdılar. Romantizmin gerçekleri yok saydığını düşünüyorsanız, yanlış yoldasınız.

Erken gençlik yaşlarımda çok seviyordum o birinci adamların anlattığı hikâyeleri. Aslında hala da seviyorum ama bu sefer kendim de yazabildiğim için sanırım. Heysel’i okuyunca ‘ah ulan’ diyorum içimden ve sonra soruyorum; Kayserispor-Sivasspor maçında yaşananları neden anlatmadınız bize? Avrupa’daki ırkçılık hikâyelerini okuyunca sinirleniyorum, hatta içimden küfür de ediyorum ama sonra Sezer Özmen’in Fransa’da Türk olduğu için ırkçılığa uğradığı haberinin iki günde tüketildiğini fark ediyorum. Suriye’de mezhepçilik yüzünden savaşlar çıkarken; Celtic-Rangers rekabetinin mezhepçiliğe dayandığını ballandıra ballandıra anlattıklarını düşününce şimdi; bu nasıl romantizm diye kafamı ellerimin arasına alıyorum. Aklıma geldi, Amedspor maçından sonra o kadar yazdınız yazdınız da bir kere bile Şeyhmuz Suna’dan bahsettiğinizi göremedim. Neden acaba?

Kendini romantik sananlar, aslında romantizmin kendilerine ait olmasını istiyorlar. İşte mesele bu.

Bu yazı ile artık ringe çıktım. Bir köşede İbrahim Tatlıses’in Mavi Mavi albümü; diğer tarafta Tahir Paker, Burhan Bayar, Ali Tekintüre’nin şarkı sözleri ve besteleri. Ben ve benim gibi futbol romantiklerine göre önemli olan maçı kazanmak. Çünkü bu maçı izlemeye gelenler için bir tek dileğimiz var; mutlu olsunlar yeter.

YAZI: SERKAN AKKOYUN

 

Tümü
 Reklam 
  • PUAN DURUMU
  • FİKSTÜR
  • STSL
  • 1.Lig
  • İng
  • Alm
  • İsp
  • İta
  • ŞL
  • AL
  • KL
TakımlarOGBMAYP
1 Galatasaray 23 17 4 2 55 17 55
2 Fenerbahçe 22 15 7 0 51 20 52
3 Trabzonspor 23 14 6 3 45 27 48
4 Beşiktaş 23 12 7 4 44 29 43
5 Göztepe 23 11 8 4 27 16 41
6 Başakşehir 23 10 6 7 40 26 36
7 Samsunspor 23 7 10 6 25 27 31
8 Kocaelispor 23 8 6 9 21 24 30
9 Gaziantep FK 23 7 7 9 30 40 28
10 Alanyaspor 23 5 11 7 25 27 26
11 Rizespor 23 5 9 9 28 35 24
12 Gençlerbirliği 23 6 5 12 28 34 23
13 Konyaspor 23 5 8 10 27 35 23
14 Antalyaspor 23 6 5 12 22 36 23
15 Eyüpspor 23 5 6 12 19 35 21
16 Kasımpaşa 22 4 7 11 19 31 19
17 Kayserispor 23 3 10 10 18 43 19
18 Karagümrük 23 3 4 16 20 42 13