Milliyet gazetesi köşe yazarı Şansal Büyüka, Süper Lig'de haftanın gündemini değerlendirdi.
Milliyet gazetesi köşe yazarı Şansal Büyüka, Süper Lig'de haftanın gündemini değerlendirdi.
Efsane yazar, unutulmaz kalem, rahmetli İslam Çupi’nin Fenerbahçe’nin büyüklüğünü anlatan ifadeleri, bugün sayısız Fenerbahçelinin duvarlarını tablo gibi süslüyor: “Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konmaz...”
Fenerbahçe bu büyüklüğe tekme tokat atarak, kavga ederek, hedef göstererek ulaşmadı. Fenerbahçe’nin geçmişinde şanlı bir tarih, göz kamaştıran zaferler ve büyük bir saygınlık var... Başkan Aziz Yıldırım dahil, her Fenerbahçelinin bu tarihe, bu şanlı geçmişe, bu büyüklüğe yakışır davranması ve özen göstermesi gerekiyor. Fenerbahçe böyle korunur.
Beşiktaş’ta sanki bir panik, bir telaş var gibi? Niye kardeşim? En iyi takım sende, kalan dört hafta için en avantajlı fikstür sende, üstelik halen iki puan öndesin. Ama Beşiktaş’ı “Nisan ayında şampiyon” yapınca, Fenerbahçe maçı sonrası “şampiyonluk turu” attırınca, yani beklentiler aşırı biçimde abartılınca, şimdi sanki bir telaş, bir panik varmış gibi görünmeye başladı.
Beşiktaş haftalardır 2-3 puan farkla önde gitse, belki bu hava doğmayacaktı. Ama 7 puanın rahatlığı, hatta rehaveti, birden 2 puana inince böyle bir ortam belirdi. Unutmayın, Beşiktaş kalan dört maçı kazanırsa zaten şampiyon... Böyle bir gücü var mı? Futbolda her türlü süpriz var ama Beşiktaş’ın da kalan dört maçı kazanacak gücü var. Enseyi karartmaya gerek yok.
Fenerbahçe bir kamu bankasından 250 milyon lira kredi alıyormuş. Kenan Evren Lisesi’nin arazi sorunu halloluyormuş. 7 önemli transfer planlanıyormuş. Taison ile anlaşma noktasına gelinmiş.
Fenerbahçe’ye çok yakın bir arkadaşım anlattı. Fenerbahçe bir kamu bankasından uzun vadeli 250 milyon lira kredi alacakmış. Ayrıca bir türlü çözüme kavuşmayan Kenan Evren Lisesi için yeni bir anlaşma yapılıp Fenerbahçe’ye 60 milyon lira verilip ayrıca yeni bir yer tahsis edilecekmiş.
Fenerbahçe’nin yeni sezona çok iddialı girebilmesi adına 7 önemli transfer planlanıyormuş. Bu planlamayı yeni sezonda Fenerbahçe’yi çalıştıracak olan Aykut Kocaman ile başkan vekilleri Ali Yıldırım ve Önder Fırat yapıyormuş. Shakhtar Donetsk’te oynayan Brezilyalı Taison ile anlaşma noktasına varılmış.
UEFA’nın mali kriterlerle ilgili gözetimi olduğu için alınacak oyuncuların çoğu kiralık yöntemi ile kadroya katılacakmış. Mış-muş diye yazdım, çünkü duyduklarımı aktardım. Ancak benim fikrim şu: Önemli olan transferlerde tam isabet yapılabilecek mi?
Kadro mühendisliği takım oyununa uygun bir kadroyu oluşturabilecek mi? Yoksa Fenerbahçe transfere her yıl hızlı giriyor ama iyi futbol oynayacak, taraftarları tribüne çekecek, kupaları, şampiyonlukları kazanacak kadroları bir türlü oluşturamıyor. Bakalım bu defa olacak mı?
Trabzonspor, Okay Yokuşlu’nun oynamadığı maçlarda hesapta olmayan puanlar yitirdi. Elbette bir takımın kaderini bir oyuncu belirleyemez ama Okay’ın yerinin dolmadığı çok açık belli oldu. Okay’ın önemi belki de oynarken bu kadar belli olmamıştı. Hani “bazılarının varlığı yokluğunda belli olurmuş” misali...
Geçen hafta Boluspor-Adana Demirspor maçına bakarken Bahattin Şimşek adında bir hakem izledim. Hiç duymadığım, hiç görmediğim bir hakem... Genç midir, yaşlı mıdır bilemem... Ama müthiş bir maç yönetti. Türkiye’de hakemler maçı her saniyesinde düdük çalıp durdururken, Bahattin Şimşek oyunu kesmeden, akışkanlığını bozmadan, temposunun düşmesine izin vermeden ve iki takımı da mağdur etmeden kusursuz bir maç yönetti. Umarım gençtir ve her maçı böyledir.
Fenerbahçe ile Galatasaray kadın voleybolcularının oynadıkları final maçı sonrası birbirlerine sarılarak, birbirlerini kucaklayarak çektirdikleri fotoğraf, belki de Türk sporunun son elli yıldaki özlenen, beklenen, hayali kurulan en önemli fotoğrafı olmalı... Kazanan kaybeden bir arada... Dostça, sıcak, samimi... Ama bu fotoğraf bile, kavgadan, dövüşten, öfkeden ve gerilimden beslenen bazılarını rahatsız etti. Yeter be kardeşim... Bıktık sizin şu gerilim politikalarınızdan... Sürekli kavgayı körüklüyorsunuz, bari barışı sağlayanlara karışmayın.
Süper Lig’den bir kulübün yöneticileri, hocalarına, “Senden şikayetçiyiz” diyor. Neden? “Hakeme itiraz etmiyorsun” diye...
Bu yazdıklarım bir hikaye, bir senaryo değil... Tek kelimesi yalan değil... Süper Lig kulüplerimizden birinin yöneticileri, şimdi görevinden ayrılmış olan teknik direktörlerini arıyorlar ve “Hoca seninle konuşmak istiyoruz” diyorlar. Hoca, “tamam” diyor, buluşuyorlar. Hal-hatır sorduktan sonra yöneticiler hocalarına, “senden şikayetçiyiz” diyorlar.
Hoca, “dinliyorum, nedir şikayetiniz” diyor. Hoca bekliyor ki, “takım kötü oynuyor, şu niye oynamıyor, bu niye oynuyor” diyecekler. Oysa yöneticilerin derdi bambaşka... “Hoca” diyorlar, “maç oynanırken hakeme hiç itiraz etmiyorsun...” Hoca duyduklarına inanamıyor. Ne diyeceğini şaşırıyor. Toparlıyor kendini, “Niye itiraz edeyim. Bize ne faydası olur ikide bir hakeme itiraz etmenin” diyor.
Düşünün bu ülkenin Süper Lig’inde maçta hakeme itiraz etmediği için hocasından şikayetçi olan bir yönetim anlayışı var. Bir de alt ligleri düşünün... Bu hocaların, bu hakemlerin, en önemlisi Türk futbolunun Allah yardımcısı olsun.