Hull City ile Premier Lig'e yükselme başarısı gösteren Acun Ilıcalı, Transfermarkt'e açıklamalarda bulundu.
Sosyal medyada sizin için sıklıkla "Acun abi Football Manager oyununu gerçeğe dönüştürdü" yorumları yapılıyor. Hull City projesine başlarken bu fikir sizin için ticari bir girişim miydi, yoksa tamamen hobinizi gerçekleştirdiğiniz bir menajerlik oyunu gibi miydi?
Acun Ilıcalı: "Ben hayatımı başarı üzerine kurdum ve beni açıkçası en çok mutlu eden şey başarılı olmak. Hull City projesinin benim için ticari bir tarafı yok. Ben bu projeye, küresel bir marka yaratmak ve bir Türk'ün sahibi olduğu takımın dünyada ne kadar büyük başarılara imza atabileceğini göstermek vizyonuyla bakıyorum. Sosyal medyadaki yorumlar aslında doğru; ben hayata da, yaptığım işlere de bir oyun olarak bakıyorum. Bugüne kadar hayata geçirdiğim tüm yatırımlardan bu denli zevk almamın temel sebebi de hepsini birer oyun olarak görmemdir. Zaten bu bakış açısı sayesinde ticari hayatta çok rahat risk alabiliyorum."
2021-2022 sezonunun devre arasında satış süreci tamamlandı ve Hull City’yi satın aldınız. O dönem masadaki tek seçenek Hull City miydi, yoksa başka kulüplerle de görüştünüz mü?
Acun Ilıcalı: "Masada Hull City dışında 4 farklı Championship kulübü daha vardı; yani toplamda 5 kulüple ilgileniyorduk. İsim vermeyi pek tercih etmiyorum ancak o dönemin pandemi sonrası olduğunu belirtmeliyim. O süreçte Championship'te satılık 5 kulüp bulunuyordu. Zaten ilerleyen dönemde bu kulüplerin birçoğu el değiştirdi, oradan tahmin etmek çok zor olmayacaktır."
2023-2024 sezonunda sizi daha çok Fenerbahçe çatısı altında gördük ve o süreçte Hull City neredeyse küme düşme hattına kadar geriledi. Bu kötü gidişatı Fenerbahçe'deki yoğunluğunuza bağlayabilir miyiz?
Acun Ilıcalı: "Fenerbahçe çok büyük bir kulüp ve orada üstlendiğim görevden dolayı büyük bir gurur ve mutluluk duyuyorum. Ancak Fenerbahçe’deki sorumluluklarımın ağırlığı sebebiyle o dönem Hull City’ye daha az vakit ayırabildiğim bir gerçek. Bu durum, kulüpteki sistemin iyi işlemesini ne yazık ki olumsuz etkiledi ve açıkçası hayallerimizin uzağında kaldık. Öte yandan, o sezon çok ciddi sakatlık şanssızlıkları yaşadığımızı da göz ardı etmemek gerekir. Bir önceki sezon takımı sırtlayan ve transfer ettiğimiz oyuncuların yüzde 80'ini oluşturan ana iskeletten, sakatlıklar nedeniyle uzun süre faydalanamadık."
Geçtiğimiz sezona baktığımız zaman, skorların bir türlü gelmediği üç farklı dönem görüyoruz. Türkiye'de olsa belki de o süreçte dört tane hoca gönderilirdi. Siz o dönemde Liam Rosenior ile yola devam ederken ne düşündünüz, sizi bu kararda tutan motivasyon neydi?
Acun Ilıcalı: "Biz Rosenior'dan hiçbir zaman şüphe etmedik. Skorların gelmediği dönemlerde durumu doğru analiz edebildiğimizi düşünüyorum. "Evet, sonuç gelmiyor ama bunda hocanın bir suçu var mı, asıl sebep ne?" sorularının yanıtını aradık. Futboldaki en kritik konu budur; faturayı kime keseceğinizi doğru belirlemeniz gerekir. Bazen sebep takımın o anki şanssızlığı, bazen de rakibin çok güçlü oluşudur. Hayatta hocanın hiçbir şey yapamayacağı, elini kolunu bağlayan çok ciddi faktörler var. Bugün Şampiyonlar Ligi'nde Bayern Münih, Real Madrid ve Barcelona ile aynı gruba düşen bir Türk takımını, peş peşe üç maç kaybetti diye suçlayabilir miyiz? Bu konularda Türkiye özelinde çok fazla konuşmak istemiyorum çünkü konuştukça moralim bozuluyor. Türkiye'deki futbol ortamında hakim olan o aşırı negatiflik beni gerçekten çok üzüyor."
Tim Walter'a oldukça uzun bir süre sabrettiniz. Diğer tarafta ise Rubén Sellés, takımı kümede tutmasına rağmen görevden alındı. Kendisi son altı maçta sadece bir galibiyet alabilmiş olsa da dönemi başarılı buluyordu. Bugün geriye dönüp baktığınızda bu kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Acun Ilıcalı: "Tabii ki bahsettiğimiz isimlerin hepsi çok değerli teknik direktörler. Örneğin Tim Walter, Almanya İkinci Ligi'nde yeniden çok başarılı işlere imza attı. Ruben Selles de keza bizden önce gayet başarılı bir grafik çizmişti. Ancak her hocanın her takımla kanının uyuşması gibi bir kural yok; bazen ne yaparsanız yapın o doku uyumu sağlanamayabiliyor. Benim yapı olarak mükemmeliyetçi bir karakterim var. Kulüple hoca arasında yüzde 100'lük bir uyum hissedemediğim için her iki teknik adamla da yollarımızı ayırma kararı aldım. Çünkü kalıcı başarının ancak bu eksiksiz uyumla geleceğine inanıyorum. Nitekim bugüne kadar çalıştığımız hocalar arasında bu uyumu bana en çok hissettiren isim de Sergej Jakirovic oldu."
Gelelim bu sezonun başına... Takımın başına Sergej Jakirovic'i getirdiniz. Kendisiyle masaya oturduğunuzda, onun konuşmasında size "Tamam, bizim aradığımız hoca budur" dedirten, sizi etkileyen şey ne oldu?
Acun Ilıcalı: "Sergej Jakirovic’in beni etkileyen ilk yönü, Türkiye liginde o dönem Kayserispor’un başında oynattığı futbol ve aldığı sonuçlar oldu. Baktığınız zaman, takıma bir teknik direktör elinin değdiği çok bariz belli oluyordu. Üstelik transfer yasağı olan bir takımla, ligin ikinci yarısında üçüncülüğe kadar yükseldi. Bu bizim için çok önemli bir referanstı. Bunun yanı sıra, daha önce çalıştığı takımlarda iki şampiyonluk yaşadığını görünce, sıra dışı bir istatistiğe sahip olduğunu fark edip derinlemesine bir araştırmaya giriştik. Eski başkanlarıyla ve oyuncularıyla konuştuğumuzda hep çok olumlu raporlar aldık. Bu sürecin ardından kendisini davet ettim ve uzun bir görüşme gerçekleştirdik. İnsan sarrafı olduğumu, karşımdakini ilk bakışta analiz edebildiğimi düşünürüm; hocamızın futbola bakış açısını, dürüstlüğünü ve konuşmasındaki o öz güveni görünce çok etkilendim. Jakirovic konusunda biraz da inisiyatif aldığımı söyleyebilirim. Bazı durumlarda olaylara sadece mekanik değil, duygusal da yaklaşmak gerekir. Ben de bu duygusal refleksle hareket ettim ve Championship'e gelen, başarıya aç bir hocanın gözlerindeki o kazanma arzusunu görerek transferi gerçekleştirdim. Şu an gidişattan son derece mutluyuz."
Sezon başındaki temel hedefiniz şampiyonluk muydu?
Acun Ilıcalı: "İlk ve en gerçekçi hedefimiz Play-off hattında yer almaktı ancak bunun da ötesine geçebileceğimize inanıyorduk. Çünkü kadromuz, dışarıdaki insanların düşündüğü kadar zayıf bir kadro değildi; biz de taraftarımız da kalitemizin farkındaydık. Hatta sezon başında bizi küme düşme adayı olarak gösterdiklerinde, taraftarımız da tıpkı benim gibi bu iddialarla dalga geçti; yani bu konuda yalnız değildim. Kadromuzun gücünü biliyorduk ve hocamızın da bu oyuncu grubuyla harika bir uyum yakaladığını hissettiğimiz an, tüm Hull City camiası olarak "İşte bu sene, o sene olabilir" düşüncesine yürekten inanmaya başladık."
Peki Premier League tarihinde transfer yasağı olmasına rağmen bir üst lige çıkmayı başaran başka bir kulüp var mı?
Ilıcalı: "Açıkçası bunun çok fazla örneği olduğunu zannetmiyorum. Hatta bir önceki sezonu 21. sırada tamamlayıp, ertesi yıl bu şekilde lige yükselen bir takım da herhalde yoktur. Olaya iki yönlü bakabiliriz: Hem küme düşme adayı gösterilip hem de bu şartlarda yukarı tırmanmak mucizevi bir durum ve tüm bunlar bize büyük bir mutluluk veriyor. Transfer yasağı sürecini aslında şöyle değerlendirmek gerek; evet, bu yasak hareket alanımızı çok daralttı ancak biz o kısıtlı alanda bile doğru hamleler yapmayı başardık. Örneğin Oli McBurnie transferini tam da bu yasak döneminde bitirdik. Alanımız kısıtlansa da enerjimiz ve motivasyonumuz çok yüksekti. Kurallar dahilinde kadromuza kattığımız kiralık oyuncular takıma muazzam bir katkı sağladı. Ama en önemlisi, bir yıl öncesinden zaten çok doğru bir transfer iskeleti kurmuştuk; bu planlamanın sahada meyve verdiğini görmek bizi son derece mutlu etti."
Peki, bu sezon Play-off'a kalışınızın son maça kaldığı o kritik dönemeçte, maç öncesinde yaşanan özel bir durum veya hikaye var mıydı?
Acun Ilıcalı: "Son maç öncesindeki o son bir ay bizim için gerçekten çok değişik ve özel geçti. Futbolcular bu süreçte tam anlamıyla abi-kardeş gibi oldular. Ben de onlarla dertlerimizi, hislerimizi paylaşacak kadar yakın bir iletişim kurdum ve olayın tamamen içine girdim. Çünkü o kritik günlerde takıma hem güven hem de inanç aşılamamız gerekiyordu; dolayısıyla futbolcularımızın psikolojisi bizim için her şeyden önemliydi. Tabii ki biz yönetim olarak elimizden geleni yapıyoruz ama sıfır olan bir şeyi de kendi kendimize bir anda var edemeyiz. Sahada, kulübün tam desteğini arkasında hisseden ve birbiriyle kenetlenmiş bir takım vardı. Bana kalırsa buradaki en kilit nokta, futbolcularımızın başarıya olan açlığıydı. Hayatta her zaman şuna inanırım: Başarıya aç futbolcularla yola çıkmak, sahada her zaman çok daha yüksek bir performans getirir."
Peki, Play-off sürecindeki hissiyatınız nasıldı? neler hissettiniz?
Acun Ilıcalı: "Play-off'a kaldıktan sonra açıkçası içimde "Acaba başarabilir miyiz?" duygusu daha da güçlendi. Çünkü Play-off vizesini son maçta, çok enteresan bir senaryoyla alabildik. Orada şans da yanımızdaydı ve son haftaya yedinci sırada girmişken altıncı sıraya yükselerek kendimizi Play-off'ta bulduk. Yarı finalde Millwall ile eşleşmek bizim için büyük bir şanstı çünkü kağıt üzerinde onlardan çok daha güçlü takımlar da vardı. Millwall'u eleyeceğimizi tahmin ediyordum, zira onlardan daha kaliteli bir takımdık ve nitekim bunu başardık. Final maçı için ise zaten söylenecek çok fazla söz yok; orada sergilediğimiz harika performansın yanı sıra, bize inananların dualarının da çok büyük ve önemli bir payı olduğunu düşünüyorum."
Finalden sonra kalbinize baktırdınız mı?
Acun Ilıcalı: "(Gülüyor) Evet, açıkçası omuzlarımızda çok ağır bir yük vardı; gerçekten dayanılması zor bir süreçti. Sonrasındaki kutlamalar ise çok acayip bir geceye sahne oldu. Özellikle takım otobüsüyle yaptığımız o şehir turunu hayatım boyunca unutamam. Meydandaki o muazzam kitle ve insanların coşkusu inanılmazdı. Şehirde tam anlamıyla büyük bir mutluluk yaşandı ve biz de bu güzel hikayenin bir parçası olduğumuz için tabii ki çok gururluyuz."
Peki, bu başarının ardından takımı ödüllendirip Amerika'ya tatile gönderdiniz. Takım oraya tam kadro gidebildi mi?
Acun Ilıcalı: "Tam kadro gidemediler, sanıyorum yaklaşık üçte ikisi katılabildi. Ancak yine de onlar için çok keyifli bir tatil oldu. Çok yoğun, stresli ve baskı altındaki bir dönemin ardından böyle bir ödülü hepsi sonuna kadar hak etmişti. Şimdi ise önümüzde çok daha zorlu bir süreç var; yakın zamanda yeni sezon hazırlıklarımız başlayacak."
Yeni sezondaki temel hedefiniz nedir?
Acun Ilıcalı: "Ligde kalmak. Çok net söylüyorum; ilk hedefimiz ligde kalıcı olmak."
Bir gün Premier League şampiyonluğu olacak mı?
Acun Ilıcalı: "Şu aşamada bu tabii ki çok büyük bir hayal. Ancak futbolda imkansız diye bir şey var mı? Kesinlikle yok. Önümüzde hepimizin bildiği bir Leicester City örneği var; dünyada futbolda her an her şey olabilir. Yine de gerçekçi olmak gerekirse bizim ilk hedefimiz ligde kalıcı olmak, bir sonraki hedefimiz ise Avrupa kupalarına katılabilmek olur."
Yeni sezonda bütçeniz ne kadar olacak?
Acun Ilıcalı: "Oyuncu maaşları ve bonservis bedelleri de dahil olmak üzere yaklaşık 150 milyon civarında bir bütçemiz olacak."
Kaç oyuncu transfer edilecek, kaç oyuncuyla yollar ayrılacak?
Acun Ilıcalı: "Kadromuza yaklaşık 11-12 yeni oyuncu katmayı planlıyoruz. Oyuncuları göndermekten ziyade, Premier League'de yeterince süre alamayacağını düşünen isimler kendi istekleriyle ayrılmayı tercih edebiliyor. "Championship'e gideyim, orada her maç 80-90 dakika düzenli oynayıp kendimi kanıtlayayım" diyen oyuncularımız olacaktır. Kulüp olarak bu oyuncularımızın önünü açacağız elbette."
Türkiye Süper Lig'inden beğendiğiniz ve "Hull City'ye transfer edebilir miyim?" diye düşündüğünüz oyuncular var mı?
Acun Ilıcalı: "Türkiye Süper Ligi son 3-4 yılda kalitesini ve marka değerini ciddi derecede artırdı. Bu durum bir futbolsever olarak beni mutlu etse de, diğer yandan kulübümüz adına oradan futbolcu almamızı oldukça zorlaştırdı. Eğer 5 yıl öncesinde olsaydık, Türkiye Ligi'nden 3-4 futbolcuyu rahatlıkla Premier League'e götürebileceğimi biliyordum. Ancak şu anki piyasa fiyatları ve oyuncu maaşları o dönemin çok üzerinde. En önemli konu şu: Şu anda Türkiye'deki üç büyük kulübün oyuncularına ödediği paralar, Premier League'deki orta ve alt sıra takımlarının ödediği rakamların bile üstünde."