G.SARAY için geçen hafta son dakikadaki golle gelen galibiyet çok önemliydi. Her maçı uçurumun kenarında gibi korku ve stresle geçen Galatasaray için sorun artık takımın aldığı sonuçların ötesinde. Taraftarın gözünde yönetimin itibarını kaybetmesi, yarıştan kopmuş olma yada o umudun verilmemesi daha büyük sorun.Sezonun en erken golünü atarak başlayan Gençlerbirliği’ne, sarsılmasına rağmen cevabı çabuk veren Galatasaray maçın hızı ve temposu adına sinyali vermişti. Erken uyarı sonrası özellikle orta sahada ağırlığını koyan Galatasaray, ilk yarının sonuna doğru hak ettiği golü buldu. Ligin en iyi ve isabetli şut atan adamı Podolski fırsatı bulunca cezayı kesti.
Galatasaray takımında defansta oynayan adamlara birileri şunu söylemeli: Ceza alanı içinde bir tek Muslera elle oynayabilir.
Sizin oynamanız yasaktır. Kusura bakmayın ama Galatasaray'da oyuncular böyle penaltılar yapıyorlarsa demek ki bu forma çok ucuzlamış. Bu adamları Galatasaray'ın voleybol veya basketbol takımlarına göndermek lazım. Ve de hiç alakası olmayan pozisyonlar bunlar. Yalnız şu var; Tudor'un gelmesiyle Galatasaray'da hareketlilik başlamış. İyi futbol mu? Hayır. Zaten bu hemen olmaz. Ama sosyal sigortalardan emekli olanlar gibi yürüyenler ve mücadele edenler kımıldamaya başlamışlar.
Daha 4-5 hafta önce Galatasaray aleyhine atılan kornerlerde defanstaki 6-7 futbolcu tek başına duruyordu, rakipler ayrı duruyordu. Kafayı vuran gol yapıyordu. Dün akşam bütün Galatasaraylı futbolcular rakip futbolcuların yanında, vücut vücuda kafaya çıktılar ve kovaladılar Gençlerbirliği oyuncularını. En basit değişiklik olarak zaten bu gözüküyor.
Neymiş efendim bilmem kaç kişi sakatlanmış. Normal sakatlanmaları... Galatasaray'ın geçmiş dönemde antrenman yapmadığı belliydi. Sahada yürüyorlardı. Hatta yürüyecek halleri yoktu, şimdi Tudor'la koşmaya başladılar. Neden? Çünkü sezon sonunda bazıları gidebilir de ondan. Çünkü Galatasaray takımındaki çok oyuncuya bu paraları yurt içinde ve yurt dışında kimse vermez. Galatasaray takımı çok yana ve geriye pas yapıyordu. Şimdi bu alışkanlıklarından yavaş yavaş vazgeçmeye başlamışlar.
Gerçekten ilk yarıdaki Galatasaray'ın coşkusunu, presini, rakibin kafasını kaldırmasına izin vermeyişini kutlamak lazım. Özellikle Rodrigues, sol tarafı çok iyi kullandı. Rakip Gençlerbirliği, topu ve oyunu kontrol edemedi. İlk saniyede attıkları gol dışında hücuma çıkamadılar. Ama ikinci yarıda anlamsız bir Galatasaray izledik. Adeta durdular. Rakibin gelmesine izin verdiler. Ve bu arada da amatör futbol sahalarında ender rastlanan olaylara şahit olduk. Hem de bir dakika arayla...
Galatasaray, bugüne kadar yan ve duran toplardan komik goller yiyen bir takımdı, dün gece ise daha da komiği yaşandı.
Yan toplarda Galatasaray defans oyuncuları, bir dakika arayla iki kez elle oynayıp penaltıya sebebiyet verdiler. İlkinde Chedjou, yüksek topta elini sokuverdi. Tabii ki penaltı. Serdar Gürler, penaltıyı kaçırdı. Ya da diğer bir deyişle Muslera, köşeden çıkardı. Top döndü, korner oldu. Bu sefer bu duran topta da çok gariptir, Tolga Ciğerci elini kaldırdı. O da penaltı yaptı. Cehalet desen değil, amatörlük desen hiç değil, dangalaklık desem o da değil...
Maç artık bitti bitecek derken bu sefer sahneye Selçuk çıktı. Frikik zaten Selçuk'un işi... Çok maç kurtardı. Tıpkı dün geceki gibi. Çok iyi vurdu ve Galatasaray'a 3 puanı getirdi. Hakem Fırat Aydınus, Galatasaray aleyhine iki penaltıyı mükemmel gördü. Maç genelinde de mükemmele yakındı. Ama Galatasaray lehine verdiği penaltıda kararın doğru olduğunu düşünmüyorum.
Galatasaray daha 1'inci dakika dolmadan skor dezavantajına düştü. Bu gol, gerçekten çok güzeldi. G.Birliği'nin koşan, dirençli bir takım olduğu ve alan daraltan savunma kurgusunu iyi uyguladığını göz önüne aldığımızda G.Saray'ın işi zor gözüküyordu. Ancak golden hemen sonra penaltıyla skora denge gelince hırslanan Galatasaraylı futbolcular, devre sonuna kadar yüksek tempoyla oyunu domine etti.
Hakan Balta sakatlandıktan sonra Carole, Ahmet, Chedjou üçlü defansı ciddi riskti. Üçü de hem birbirlerini iyi tanımıyorlardı hem de üçlü defans uygulamasına alışık değillerdi. Devre sonunda Rodrigues'in birkaç rakip futbolcuyu eksilterek attığı müthiş sprint görülmeye değerdi. Sonra topu da kesti ama Josue pozisyonu değerlendiremedi. Dönen topta Gençlerbirliği defansı yerleşme düzenini kaybetmişti. Podolski de klasik bir sol ayak vuruşuyla takımını öne geçirdi. Bu sezon alışılmış dışı bir ilk yarı yüksek temposu sergileyen takım, ikinci yarıda mutlaka fiziki düşüş yaşayacaktı.
Dün en önemli artı, takımdaki hırs ve kazanma arzusuydu. Ayrıca fizik kondisyonunu 90 dakikaya yayması da önemli gelişme. Oyun disiplinleri de çok iyiydi. Tudor'un da dokunuşlarını görmüş olduk. Bu şekilde geçen haftadan sonra zorlandılar. Ama yine son dakika golüyle kazandılar. Ben yine de üçlü defansa karşıyım ama Tudor'un yeni bir hava getirdiğini de kabul edelim.