Milliyet gazetesi köşe yazarı Şansal Büyüka, Süper Lig'de haftanın gündemini değerlendirdi.
Milliyet gazetesi köşe yazarı Şansal Büyüka, Süper Lig'de haftanın gündemini değerlendirdi.
"Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” misali, her hocanın da kendine göre bir futbol anlayışı var. Böyle olunca, giden-gelen her hoca ile birlikte futbolcuların rolleri de değişiyor. Gözde olanlar gözden düşüyor, hesapta olmayanlar ortaya çıkıyor.
Diyeceğim o ki Igor Tudor ile birlikte Galatasaray’da da çarpıcı bir değişim gözleniyor. En önemlisi, bir maçta ortalama 103-104 kilometre mesafe kat edebilen Galatasaray takımı, 6 hafta gibi kısa sayılabilecek bir sürede bu mesafeyi 115 kilometrelere kadar çıkarttı.
Elbette Galatasaray’daki değişim sadece koşu mesafesi ile sınırlı değil... Galatasaray, “çok pas-yan pas” oyunundan hızlı hücuma geçmeye başladı. Orta saha yumuşaklığını bıraktı, daha sert, daha temaslı, rakiple daha vücut vücuda oynuyor. Dünya futbolunun yıldızı, Riekerink’in prensi ve taraftarın sevgilisi Sneijder belli ki Igor Tudor döneminde eskisi kadar mutlu olamayacak. Hatta karar verici olamayacak. Tudor’un istediği kadar koşup mücadele etmezse takımda yer bulamayacak.
Tudor gelene kadar Linnes ile Cavanda’nın esamesi okunmuyordu. “Kim aldı bunları, kim attı bize bu kazığı?” deniyordu. Oysa son maçlarda görüyoruz ki, hem Linnes, hem Cavanda, Galatasaray’ın ideal savunma oyuncuları gibi görünüyorlar.
Yasin, seneye kalması sağlanabilirse Rodrigues ve Bruma, bu ligin en hızlı kanat oyuncuları olarak Galatasaray’a çok şey katacak gibi görünüyorlar. Nitekim Galatasaray’ın Beşiktaş ile birlikte “ligin en fazla gol atan takımı” olması rastlantı değil...
Seneye Podolski yok. Muhtemelen Sneijder de olmayabilir... Üstelik Igor Tudor’un maç sonu söylediği “yeni sezonun transfer çalışmalarına başladık” ifadesi son derece dikkat çekici...
En önemli gelişmelerden biri, kısa bir süre önce Galatasaraylıların gözünden ve gönlünden düşen kaptan Selçuk İnan, yeni sezonda bu takımın en önemli parçalarından biri olmaya devam edecek. Galatasaray’da futbolcuya dayalı bir dönem kapanıyor. Florya’daki çiftliğe ve keyfiliğe, düzen geliyor, disiplin geliyor. Görünüş o ki, yeni Galatasaray çok yakında...
Başarı sadece sahada ortaya koyduğunuz futbolla gelmiyor. Önce birbirinize sarılmanız, “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” demeniz lazım... Fenerbahçe bu birlik görüntüsünü vermiyor.
Fenerbahçe’nin Karabük deplasmanında 84. dakikada attığı galibiyet golü sonrası sevinç gösterisi ilgimi çekti. Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın, Trabzonspor’un kaybettiği bir deplasman kentinde bitime beş dakika gol atıyorsunuz, kazanmaya, puana, prestije en fazla ihtiyaç duyduğunuz bir maçta öne geçiyorsunuz. Baktım buna rağmen, golü atan Van Persie’nin sevincine katılmaya bir Alper koştu, bir de çok yakınındaki Hasan Ali Kaldırım...
Kardeşim böyle bir takımdaşlık, böyle bir dayanışma olur mu? Takımın galibiyet golü sonrası sevinç yumağı olması gerekirken, gole sevinen, biri atan olmak üzere sadece üç oyuncu...
Halen aklımızda; Fernandao’nun kolunun kırılıp hastaneye kaldırıldığı akşam ziyaretine tek bir oyuncu bile gitmemişti. Şu unutulmasın; başarı sadece sahada ortaya koyduğunuz futbolla gelmiyor. O futbolu yakalamak, o hırsı ve isteği yaşamak için önce birbirinize sarılmanız, “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” demeniz lazım... Fenerbahçe bu birlik, beraberlik görüntüsünü vermiyor ve sonuç ortada...
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Futbol Federasyonu’na bir mektup yazıp “U21 takımımız ligde 6 puan farkla lider. Ama U21 Milli Takımı’na çağırılan Fenerbahçeli tek bir oyuncu bile yok” demiş.
Ayrıntıyı bilmiyoruz ama görünüşte Aziz Yıldırım haklı... Fenerbahçe’nin U21 takımı çok iyi olmalı ki, rakiplerine 6 puan fark atıp liderliğini koruyor. Demek ki bu takımın önemli oyuncuları, iyi ve kaliteli oyuncuları var. Buna rağmen tekinin bile milli takıma çağırılmayışı ilginç...
Daha önemlisi , ben yakın zamanda bizim U21 Milli Takımı’nın ulusal bir başarısını hatırlamıyorum. Ben yakın zamanda U21 takımının A milli takıma yeteri kadar oyuncu verip, yeteri kadar beslediğini görmedim, duymadım. Bir dönemler, özellikle Fatih Terim döneminde U21 takımının 8 oyuncusu birden A milli takıma gider ve oynardı. Galatasaray’ı Avrupa Şampiyonu yapan, milli takımımıza dünya üçüncülüğünü kazandıran takımlarda ağırlık U21 takımından gelen oyunculardaydı. Bütün bunlar aklıma gelince Aziz Yıldırım’ın mektubu için “haklı” diyorum.
Milliyet’te Senad Ok’un haberinde okudum. Van Der Wiel ile Van Persie, yönetimin “anlaşarak ayrılalım” teklifine yanaşmıyormuş. Van Der Wiel’in iki yıl daha sözleşmesi var, bu iki yılda toplam 8 milyon euro alacak. Gider mi? Böyle bir parayı kim verir?
Van Persie’nin bir yılı daha var. Yıllık maaş 5.9 milyon euro... Piyango gibi... İstanbul’da Merkez Bankası gibi para basıyorlar, üstelik keyif çatıyorlar. Nerede bu bolluk? Ama suç bizim kulüplerde... Alırken bu kadar “bol kepçe” dağıtırsan, gönderirken akla-karayı seçersin.
Beşiktaş devre arasında gitti Babel’i aldı. Fenerbahçe devre arasında gitti Karavaev’i aldı. Sonuçlar ortada... Babel attığı ve attırdığı gollerle, ortaya koyduğu futbolla Beşiktaş’ı doludizgin şampiyonluğa taşıyanlardan biri olurken, Fenerbahçe’nin aldığı Karavaev için neredeyse “kayıp ilanı” verilecek. Hakikaten nerede bu Karavaev? Yaşıyor mu, çalışıyor mu, antrenmanlara çıkıyor mu? Bu Karavaev’i kim buldu getirdi, anlamış değilim.