Milliyet gazetesi köşe yazarı Şansal Büyüka, Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe ile adının anılmasını ve haftanın gündemini değerlendirdi.
Fenerbahçe’yi yeni sezonda Aykut Kocaman’ın çalıştıracağına “kesin” gözüyle bakılıyor. Buna ben de katılıyorum. Bakmayın başkan Aziz Yıldırım’ın bir genel kurulda “Ben varken Aykut Kocaman gelemez, ancak ben gidersem gelir” ifadelerine... Başkan da gitmez, Aykut Kocaman da gelir. Çünkü o günlerin şartları başkaydı, bugünün şartları çok daha başka...
Fenerbahçe’de ortalıkta çok görünmediği, hatta hiç görünmediği için fazlaca dikkati çekmeyen bir isim var; başkan yardımcısı Ali Yıldırım... Başkanın kardeşi... Başkan kadar güçlü bir isim... Fenerbahçe’deki her kararda iradesi olan bir isim...
Aykut Kocaman ile Ali Yıldırım, Fenerbahçe’nin “parlak” günlerinde birlikte çalıştılar. Birbirlerini çok iyi tanıyorlar, birbirlerine çok inanıyorlar, çok yakınlar, çok samimiler ve Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’yi bıraktığı günlerde bile birbirlerini bırakmadılar.
Kaldı ki Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe gibi, milli takım gibi üst düzey görevlere gelebilmesi için “kişisel ilişkilere”, icazetlere, yönetim dışı desteklere, kulislere hiç ihtiyacı yok. Aykut Hoca, başarılarından önce kişiliğiyle, tavırlarıyla, kararlı ve sportmen duruşuyla, tutarlı davranışlarıyla ve hocalıktaki başarıları ile bu görevi zaten hak ediyor. Bu konuda kişisel ilişkilere asla ihtiyacı yok.
Aykut Hoca’nın oynattığı futbolu beğenmeyenler olduğunu biliyorum. Bunlar futbolun içinde olur, futbolun içinde tartışılır, doğaldır. Ama 3 Temmuz dönemindeki Aykut Kocaman asla ve asla tartışılamaz.
Fenerbahçe Başkanı’nın hapse atıldığı, yöneticilerin “çil yavrusu” gibi dağılıp, “tam siper” saklandığı ve uzunca süre hiç ortaya çıkmadığı bir ortamda, o gerçekten sıkıntılı günlerde, Aykut Kocaman, Fenerbahçe’de “aslan” gibi ayakta duran tek adamdı.
Öyle ki, o günlerde Fenerbahçe’de başkanlık yaptı, hocalık yaptı, yapması gereken ne varsa hepsini yaptı. Tarih, Aykut Kocaman’ın futbolcuyken gol krallığını yazar, Fenerbahçe’deki şampiyonluğunu ve başarılarını yazar. Ama en başa 3 Temmuz sürecindeki duruşunu yazar.
Ancak Aykut Hoca gene çok sıkıntılı ve zor bir döneme geliyor. Para yok, UEFA’nın mali kıskacı var ve takımın radikal biçimde yenilenmesi gerekiyor. En önemlisi seyirci tribünleri terk etti. Fenerbahçe Yönetimi bugüne kadar transfere çok para harcadı ama bu harcamayı yaparken “futbol aklını” asla kullanmadı, kadro mühendisliğini asla yapamadı. Transfer ettiği çoğu ünlü oyuncunun bugünlerine değil, geçmişindeki kariyerlerine milyon euroları harcadı ve her defasında ciddi hayal kırıklıkları yaşadı.
Aykut Hoca, her şeyden önce bu konuda önceliği almalı... Transferde Aykut Hoca yöneticilere değil, yöneticiler Aykut Hoca’ya uymalı... Transferde kesin tercih, kesin karar mutlaka Aykut Kocaman’da olmalı...
Aykut Kocaman’ın yapması gerekenler elbette bunlarla sınırlı değil... Kabul edelim ki, Fenerbahçe Başkanı ve yönetimi öfkeli tavırları, kendi seyircisi dahil, her kesimle kavgaları, toplumla uzlaşmaz tavırları ile çok ciddi anlamda sempati kaybetti, inandırıcılıktan uzaklaştı. Öyle ki, 3 Temmuz döneminde başkan Aziz Yıldırım’ın haklılığına inanan ve Bağdat Caddesi’nde peşinden yürüyen 400 bini aşkın taraftarın bugün onda biri bile maçlara gelmiyor.
Oysa herkes biliyor ki, Fenerbahçeli Fenerbahçe’yi terk etmez. Ne kadar kötü gitse de takımını bırakmaz. Ama büyük bir bölümü başkana ve yönetime kırıldı, inançlarını kaybetti. Bugün Fenerbahçeli taraftarlar arasında “istifa” diye bağıranların üstüne salınan insanların tehditlerini ve küfürlerini içeren videolar dolaşıyor. Olur mu bu? Fenerbahçe seyircisine yapılır mı bu?
Aykut Hoca, Fenerbahçe’nin başarısı ve toplumda saygınlığını koruması adına başkan ile yönetimi geri planda kalmaları konusunda mutlaka ikna etmeli... Genel olarak Fenerbahçe’nin toplumdaki yüzü ve sesi Aykut Kocaman olmalı... Çünkü her kesimden ciddi anlamda saygı görüyor. Son derece inandırıcı bulunuyor. Fenerbahçe’nin imajını yenileme adına bu sese, bu yüze ihtiyacı var.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve yönetimi çok büyük işler yaptılar, bunu göz ardı etmek ciddi anlamda haksızlık olur ama futbol işini bir türlü beceremediler. Artık “Samandıra turlarını” unutup, soyunma odası koridorlarına girme alışkanlıklarından, futbolcularla bire bir muhatap olmaktan vazgeçip, Fenerbahçe futbol takımını “anahtar teslimi” Aykut Kocaman’a bırakmalılar.
Sonuçta Aykut Kocaman bir teknik direktör ama, Fenerbahçe’de kendisini bir teknik direktörün ötesinde çok daha başka işler bekliyor. Onarmak, toparlamak, prestiji ve başarıyı yakalamak adına mutlaka bir teknik direktörden daha fazlası gerekiyor.
Aykut Hoca bunu 3 Temmuz sürecinde yaptı, gene yapar. Yeter ki başkan ve yönetim önce eski kötü alışkanlıklarını, sonra Aykut Kocaman’ı rahat bıraksınlar.
Konya Başkanı Ahmet Şan ile konuştum. “Aykut Hoca’nın bizimle bir yıl daha sözleşmesi var. Ancak mart sonu yapacağımız genel kuruldan sonra oturur, konuşuruz. Biz en büyük başarıyı Aykut Hoca ile yakaladık, gitmek istediğini söylerse kendisine ve kendimize yakışır şekilde omuzlarda uğurlarız” dedi. Ahmet Şan, eşine az rastlanır samimi, hoşgörülü bir başkan... Aykut Hoca çalıştığı kulübe saygılı... Bu nedenle ayrılık konusunda bir sorun çıkacak gibi görünmüyor.
Herkesin gözünde ve sözünde “Lens’in isyanı” var. Fenerbahçe’de sadece iki ayı olan ve durumu belirsizliğini koruyan kiralık bir oyuncunun Alanya maçındaki isyanı, “kiracı evine bu kadar sahip çıkarken, ev sahibinin umurunda değil” sözünü akla getirdi. Unutulmasın, ev yıkılırsa, kiracı bir başka eve geçer ama ev sahibi o evin enkazının altında kalır. Üstelik başka Fenerbahçe yok. Gidecek ev belki bulursunuz ama Fenerbahçe’yi asla bulamazsınız.