"Bu sohbeti, kariyerinizi yaklaşan sonuna dair bir ön izleme olarak değerlendirelim..."
İlkay Gündoğan: "O heyecanı hissettiğim sürece oynamaya devam edeceğim. Şu an için kesinlikle hissediyorum. Ama elbette, bir süredir bundan sonra ne olacağını merak ettiğim de doğru. Kariyerimin büyük bir bölümünün geride kaldığını biliyorum."
"İşte tam da bunu konuşmak istiyoruz. Yaklaşık 20 yıllık kariyeriniz boyunca futbol nasıl değişti?"
İlkay Gündoğan: "Futbola hala başladığım zamanki kadar seviyorum. Ama elbette hoşuma gitmeyen bazı değişiklikler de var. Örneğin, insanların futbolun bir takım sporu olduğunu hissediyorum."
"Bunu kim unutuyor?"
İlkay Gündoğan: "Herkes! Oyuncular, antrenörler ve medya! Tüm dünya bireycilik kültürüne tapıyor. Bu, hiçbir şeyin gollerden daha önemli görünmemesinden açıkça anlaşılıyor. Goller her şey haline geldi. Ne yazık ki bu eğilim, sosyal medya tarafından hızlandırılıyor."
"Siz de sosyal medya kullanıyorsunuz."
İlkay Gündoğan: "Evet, başlangıçta başkalarıyla doğrudan iletişim kurma fikrini sevmiştim. Ancak sosyal medyanın asıl fikri farklıydı, olumluydu. O zamandan beri aldığı yön ise oldukça olumsuz oldu. Bugün pek çok insan sadece şöhret ve kar peşinde! "Bundan ne kadar kazanabilirim? Kaç sözleşme yapabilirim?" Bunda pek samimiyet yok. Ama belki de ben bu konuda biraz eski kafalıyım."
"Tam olarak ne demek istiyorsunuz?"
İlkay Gündoğan: "Futbol dünyasında, kamuoyuna karşı belirli bir maske takmayı başaran pek çok insan gördüm. Hayatlarının sadece olumlu ve güzel yönlerini paylaşıyorlar çünkü olumsuz bir şey eklerlerse, gerçek yüzleri ortaya çıkacak ve tonlarca yorum okuyacaklarını biliyorlar. Sosyal medya bir yanılsama yaratıyor."
"Bir keresinde, bazı oyuncuların devre arasında arama motoruna kendi isimlerini yazdıklarını gördüğünüzü söylemiştiniz."
İlkay Gündoğan: "Evet, ne yazık ki durum böyle. Ve kamuoyunun övgüsü, teknik direktörün ve takım arkadaşlarının görüşlerinden daha önemli hale geldiğinde, bu çok tehlikeli bir hal alır. Eğer oyuncular daha sonra sahadaki kararlarını bu yorumlara göre ayarlamaya başlarlarsa ne olacağını tahmin edebilirsiniz. Bu takım için iyi bir şey değil. Bu yüzden diyorum ki; futbol her zaman bir takım sporudur. Bunu unutmamalıyız."
"Burada genç oyunculardan mı bahsediyorsunuz."
İlkay Gündoğan: "Evet ama tabii ki bu herkes için geçerli değil. Ayrıca, oyuncuların kendileri de ancak belli ölçüde suçlanabilir. Pratikte başka seçenekleri yok. Günümüzde sosyal medyayı yönetmek, profesyonel bir sporcu olmanın bir parçası. Bu, akademilerde, en genç oyuncular arasında başlıyor."
"Kariyerinizi tamamladıktan sonra teknik direktör olmak istiyor musunuz?"
İlkay Gündoğan: "Hedefim bu. Teknik direktörlerin ne kadar etkili olabileceğini ve futbolun insanlar için ne kadar önemli olduğunu gördüm."
"Neden bu kadar zorlu ve zaman alan bir işe ihtiyacın var? Hiç çalışmayabilir ya da televizyonda yorumcu olarak yer alabilirsin."
İlkay Gündoğan: "Biraz klişe gelebilir ama bir sorumluluk duygusu hissediyorum. Bu duygu bende her zaman vardı. Oyuncu olarak takım arkadaşlarımı her zaman önemsedim. Onları desteklemek ve parlamalarına yardımcı olmak istedim. Ama nihayetinde bu fikri bana aşılayan Pep Guardiola oldu. Diğer birçok oyuncuya da aynısınıı yapmıştı. Bir süredir, antrenörlerimden devralmak istediğim şeyleri bilinçli olarak not alıyorum. Kaçınmak istediğim şeyleri de not alıyorum. Geleceğimi bunda görüyorum, bir kadroyu yönetmenin ne kadar zor olduğunu bilsem de!"
"Guardiola'dan bahsettiniz. Tartışmasız teknik direktör arasında bir deha ama muhtemelen kişiler arasındaki ilişkilere pek önem vermiyordu."
İlkay Gündoğan: "Dürüst olmak gerekirse, buna katılmıyorum. Pep'i her zaman samimi ve duyarlı bir adam olarak gördüm. Ama doğru, bizden çok şey talep ediyordu. Sürekli kendimizi geliştirmek zorundaydık. Sonuçta hepimizi o şekillendirdi. Bir yandan Manchester City'de herkesin kendi içinde rekabet halinde olduğu bir kadr vardı ama diğer yandan birbirimizi içtenlikle destekliyor ve birbirimize başarılar diliyorduk. Bu, futbolda hafife alınacak bir şey değil. Bu onun eseriydi."
"Manchester City muazzam miktarda para harcadı. Kulüpte geçirdiğiniz süre boyunca 5 Premier Lig şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi'ni kazandınız. Bu başarının bir ölçüde parayla satın alındığını hiç hissettiniz mi?"
İlkay Gündoğan: "Diğer kulüpler de çok para harcıyor. Örneğin Paris Saint-Germain.
Demek istediğim şu; uzun süre boyunca çok para harcadılar ama bir takımları yoktu. Bu durum ancak Luis Enriquq teknik direktör olduğunda değişti. Kulübe başarıyı o getirdi. PSG'yi o değiştirdi. Bugün PSG'yi izlemek bir sevk. Yaptıkları bana inanılmaz derecede ilham oluyor."
"PSG ve Enrique, futbolun bir takım oyunu olduğunu mu kanıtlıyorlar?"
İlkay Gündoğan: "Zaman zaman bir oyuncunun diğerlerinden daha fazla parlaması, öne çıkması beni rahatsız etmez. Bu normaldir. Arada bir, böyle bir oyuncu geri dönüp defansif görevlerini yerine getirmek yerine yerinde kalmayı göze alabilir. Günümüz futbolunda bir takımda böyle bir oyuncu olabilir ama kesinlikle üç tane olmaz. Bir yıldız, diğerlerinin kendisi için ne yaptığının, onun için ne kadar fedakarlıkta bulunduğunun ve kendi parlaklığının takım arkadaşlarına ne kadar bağlı olduğunun farkında olmalı. Ne de olsa, Leo Messi'nin Arjantin Milli Takımı'ndaki başarısı budur."
"Guardiola ile kariyerinin zirvesine ulaştın. Daha sonra, Barcelona'da kaptan olarak bile önceki yılların seviyesine ulaşamadın."
İlkay Gündoğan: "Bence bunun nedeni, onun takımında güçlü yanlarımı tam olarak kullanabilmiş olmamdı. O kadar çok maç kazanmamız tesadüf değildi. Pep, her oyuncuya gelişme özgürlüğü verirken aynı zamanda takıma da özen gösterme yeteneğine sahiptir. Bizi o kadar iyi hazırladı ki zayıflıklarımızı gizleyebildik. Sezgisel olarak hareket ediyorduk. Bir bakış, bir hareket ve pas hazırdı."
"O zamanlar zayıflıklarınız da gizlenmiş miydi?"
İlkay Gündoğan: "Elbette, epeyce vardı. Birçok rakip benden daha uzun, daha hızlı ve daha güçlüydü. Bire bir durumlarda onları geçemiyordum ya da topu onlardan alamıyordum. Buna rağmen maç sonundaki top çalma istatistiklerim genelde iyiydi. En ufak bir hatayı bekliyordum, topa ilk dokunuş ya da pas denemesinde. Ama bu, ancak bir takımın, daha büyük bir bütününün parçasıysan işe yarar. Şu anda aklıma Vincent Kompany geliyor.
Kompany, pozisyonumu kaybettiğimde her zaman arkamı kollardı. Mesele de bu zaten. Her zaman arkamı kollayacağını ve ona güvenebileceğimi biliyordum."
"Teknik direktörler sizinle başa çıkmak zorundaydı. Bu açıdan nasıl bir oyuncusunuz?"
İlkay Gündoğan: "Bence idare edilmesi oldukça kolay bir oyuncuyum. Elbette kendi fikirlerim var ama teknik direktörün farklı bir planı olduğu durumları da kabul edebilirim. Teknik direktörlerle her zaman iyi bir ilişki kurdum. Gergin olsam bile her zaman diğer oyunculara örnek olmak istedim. Ama bazen geriye dönüp baktığımda, sesimi çıkarmadığım ya da kendimi savunmadığım için kendimi suçladım. Belki de bazen yeterince ısrarcı olmadım."
"Yönetilmesi özellikle zor olan eski bir takım arkadaşının adını verebilir misin?"
İlkay Gündoğan: "Kendimden çok farklı kişiliklerle tanıştım. Sadece kendi çıkarlarını düşünen ve her zaman birinci olmak isteyen birçok oyuncu vardı. Bu tür insanlara karşı hiçbir zaman kin beslemedim."
Almanya milli takımının kaptanı olarak bu durumla nasıl başa çıktın?
İlkay Gündoğan: "Teknik direktör ile takım arasında bir köprü olmaya çalıştım ama her şeyi kendime odaklamadan. Sonra takım beni kaptan olarak seçti, bu çok özel bir şeydi. Davranışlarım ve performanslarım nedeniyle seçildim, bu yüzden kendimde hiçbir şeyi değiştirmedim ve sakin ve profesyonel yaklaşımımla örnek olmaya devam etmek istedim. Teknik direktörün bakış açısından da sessiz olanları her zaman hatırlamak önemlidir. Onlar inanılmaz derecede önemlidir. Onlar bireysel şöhretten çok takımın başarısını gerçekten önemsiyorlar."