90'lı yılların romantik komedilerinin vazgeçilmez ismi olan Meg Ryan, birçok Hollywood aktristi gibi küçük dolgularla başladığı estetik serüveninde ne yazık ki kendini durduramadı ve yüzünün şeklini neredeyse tamamen değiştirdi.
Uzun altın rengi saçları, mükemmel elmacık kemikleri ve parlayan cildi birçok önemli proje için Hollywood'un aranan yüzlerinden olmasını sağlasa da, birçok aktrist gibi o da yaşlılık belirtilerini fazla kafaya taktı ve kendisini bir anda dolgu, botoks ve birçok estetik ameliyat içerisinde buldu. Artık ne yazık ki eski fotoğraflarına ve günümüze baktığımızda aynı kadın olduğuna inanmak bile neredeyse imkansız.
Kariyerine model olarak başlayan Nick Molte, 1970 ve 1990 yılları arasında sarışın, yakışıklı ve üst sınıf roller için hep aranan yüzdü. Ne yazık ki birçok yıldız gibi o da alkol ve uyuşturucuya yenik düştü ve yakışıklılığıyla ortalığı kasıp kavuran adamdan eser kalmadı.
80'li ve 90'lı yıllarda Hollywood'un aksiyon dolu filmlerinde rol alan ve yakışıklılığıyla dillere destan olan Kilmer, şimdilerde kendisini öyle bir bırakmış ki gençliğiyle uzaktan yakından alakasız görünüyor.
1970'lerde kendine has karizmasıyla Hollywood'un efsane isimlerinden olan Al Pacino, saçı- sakalı birbirine karışmış son derece özensiz haliyle ne yazık ki kendini harcayan isimlerden biri.
Çarpıcı bakışları ve yakışıklılığıyla izleyicileri büyüleyen "romantik adam", saç dökülmesine yenik düştü. Bu sorunu farklı çözümlerle halleden birçok ismin aksine Nicholson bu gerçeği kabul etti ve çözüm üretmek istemedi. Zamanla kendini daha da bırakmasıyla iyice tanınmaz hale geldi.
Disney ile Holywood serüvenine başlayan Lohan ne yazık ki çok küçük yaşta kendini alkol ve uyuşturucu batağının içinde buldu. Pürüzsüz cildi, ışıldayan gülümsemesi ve pırıl pırıl bakışlarını kaybettikten sonra, bir de üstüne kolajen takviyelerini ekleyince Lindsay Lohan'dan da geriye bambaşka bir insan kaldı.
Uzun ince yüzü, kahverengi saçları ve güçlü sesi ile birçok kadının hayallerini süsleyen Rolling Stones'in yıldızı Richards, şimdilerde uyuşturucu ve alkolün zararlarını gösteren canlı bir örnek olarak kullanılabilir.
İlk Star Wars üçlemesinde Luke Skywalker rolüyle dünya çapında tanınan Mark Hamill, oyunculuk hayatında her ne kadar iyi bir çıkışa sahip olsa da, 1976'da, birinci ve ikinci Star Wars filmleri arasında bir trafik kazası geçirdi. Star Wars serisinde devam edebilse de, yüzündeki kaza izlerinden kurtulamadı. Ne yazık ki izler daha yaşlı görünmesine neden oldu ve son 10 yılda da iyice yaşlanarak tanınmaz hale geldi.
19 yaşındayken ilk Star Wars üçlemesinde Prenses Leia rolünü canlandıran Fisher, üçleme bittikten sonra, alkol ve uyuşturucu bağımlısı haline geldi. Geçtiğimiz Aralık ayında kaybettiğimiz Fisher, yıllar geçtikçe daha da kilo verip, bakışlarının masumluğunu da kaybetmişti ne yazık ki.
Mike Tyson alışılan yakışıklılık görüntüsünden çok daha farklı bir şekilde yakışıklıydı. Dişleri arasındaki boşlukla ve yumuşak ses tonuyla milyonlarca kişiyi etkiledi. Profesyonel boks dünyasını yıllarca yöneten Tyson, 1990'lı yılların başında düşüşe geçti ve 1992'de tecavüzden hapis cezasına çarptırıldı. Şimdilerde yüzünün yarısını kaplayan kabile dövmesi gibi alevli bir dövmeyle ürkütücü görünüyor.
Muhteşem gözleri ve kusursuz dişleriyle birçok kişiyi kendine hayran bırakan Mel Gibson, son 10 yılda hızlı bir düşüşe geçti. Bir zamanlar muhteşem görünen o saçlarından şimdilerde eser yok.