Spor yazarları, Fenerbahçe'nin Başakşehir'e 2-1 mağlup olarak şampiyonluk şansını mucizelere bıraktığı mücadeleyi köşelerinde değerlendirdiler.
Tek sakat Markovic iken, kulübede oyunu değiştirebilecek tek bir adamın, Fernandao'nun oturuyor oluşu, kadro mühendisliği hatasının ispatı gibi. Sezon başı gönderilen Sow'la Kuyt kulübede olsalar, sezonun öyküsü farklı olabilirdi...
Ve dün gece Fenerbahçe havlu attı... Beraberlikte bile çok ciddi sıkıntılar çekecekken, maçı kaybettiler. Sorumsuzca oynadılar, mücadele etmediler ve 25 milyon Fenerbahçeli'ye büyük bir hüsran yaşattılar... Bu tablo kimin eseri ilerleyen haftalarda bunu tartışacağız... Ama milyonlarca para verilip alınan oyuncuların dün geceki haline baktığımızda "Bu paralar nereye harcanıyor" demekten kendimizi alamadık.
Vitor Pereira'nın F.Bahçe'yi taşıyamayacağını, Portekizli'nin imza attığı gün söyleyen AEK'lı Laros'tan dostum Dimitri, maç sonu aradı, "Demedim mi?" Şampiyonluk, 3-13 Nisan tarihleri arasındaki 10 günde kaybedilen 7 puanla gitmedi. Şampiyonluk, F.Bahçe genlerinde olmayan defansı hücuma tercih eden anlayışta ısrar ve F.Bahçe’yi bir türlü öğrenemeyen hoca yokluğundan gitti. Şampiyonluk, deplasmanda 16 maçta 16 puan kaybettiren dış saha fobisinden, Van Persie-Fernandao seçimindeki tercihlerden, Josef de Souza’ya gösterilen tahammülden, Volkan Şen ve Ozan’ı unutmaktan, özür dileyen Caner’i yok saymaktan kaybedildi.
Demirel’den aldığı milli takım kalesini başarıyla koruyan ve Avrupa şampiyonasına katılma şansı yakalayan Babacan, maçtaki Volkan’ların en streslisi. Ama O bu stresin altından kalkabiliyor. Basit hatası yok. Fernandao ve Van Persie’nin kafa vuruşlarındaki uzanışı, yine Van Persie ile karşı karşıya kaldığı pozisyondaki refleksi maçın skorunu belirledi. Kurtardığı penaltı ile de milli takım kalesindeki yerini perçinledi. Yediği golde hatası yok. Dileğimiz Avrupa Şampiyonası’nda da bu başarısını tekrarlaması..
Fenerbahçe belli ki maçı önceki gece oynamış. Beşiktaş'ın Galatasaray maçını kayıpsız geçmesiyle tüm enerjisini harcamış gibiydiler. Sahada kazanmak adına tempo üretmek isteyen veya oyunu geniş alana yayıp, yan toplarla tehlike yaratmanın peşine düşecek bir takım beklerken, Başakşehir'in tüm tuzaklarını tereddütsüz kabul eden acemiler mangası gördük. Sakin olması gereken, aklını kullanması beklenen veya farklılık yaratacak tüm isimler bir gece önceki maçın yorgunluğunda, sahada vazgeçmiş gibiydiler.
Fenerbahçe'nin şampiyonluk ortalaması zaten 3 senede bir. Yani bu yıl şampiyonluğun kaçması dünyanın sonu değil. Ama bu kadar büyük paralar harcayıp bu kadar büyük beklenti yarattıktan sonra son yıllardaki en acı verici sezonlardan biri oldu. Pereira'nın yanlışları oyuncuların beklentilerin uzağında kalması bu sonuçta etkili oldu...
Bundan önceki son iki sezona baktığımızda hakem kadrosu içerisinde performans ve güven açısından Fırat Aydınus en öndeki isimdi. Ancak geldiği noktada bu özelliklerini kaybetmiş. Sahada mimikleri, tavır ve davranışlarıya sorumluluğu üstlenmeyip yardımcılarının üzerine yıkmaya çalışan eyyamcı bir hakem görüntüsü çiziyor.
İkinci yarı son yılların en unutulmaz anlarına sahne oldu belki de. Milli Takım’a çağrılmamasına benim de tepki gösterdiğim Volkan Demirel yediği hatalı golle Başakşehir’e sundu oyunun kontrolünü. Şaşıran Fenerbahçe tüm hatlarıyla risk alınca ikinci golle sarsıldı. Van Persie’nin kaçırdığı penaltı, başta Fernandao olmak üzere Fenerbahçeli oyuncuların müthiş şutları Volkan Babacan duvarına takıldı. Eski Fenerbahçeli kaleci kariyerinin en iyi maçını, unutulmaz kurtarışlarla süsledi.
Fenerbahçe'nin bana göre şampiyonluk yarışına bitime iki hafta kala havlu atmasının en önemli nedeni, ligin ilk yarısının ortasında, o güne kadar çok başarılı bir performans gösteren Fernandao'nun yerine medya ve yönetim baskısı ile Vitor Pereira'nın fizik gücünü tamamen yitirmiş Robin van Persie'yi görev vermesidir.
Pereira’yı bu maç üzerinden eleştirmek mantıklı olmaz. Aynı kadro sahadaydı. Aynı oyunu oynamak istiyordu. Fakat bu oyunu sindirmiş bir rakibe karşı 3 haftalık bir oyunu maç içinde modifiye etmek kolay değil. Aslında hiçbir şartta bu oyunu modifiye etmek kolay değil. Alper’i çıkarıp Fernandao’yu oyuna aldığınız anda, yüksek oynamak için şansınız artıyor. Ama dönenleri toplamak zorlaşıyor. Geri koşmak zorunda kalıyorsunuz. Ve Nani ve Volkan’ı geri koşturmak çok zor iş. Pereira şampiyon olsaydı da ayrılması gerektiğini düşünüyordum. Ama bu maç için onu suçlamam.
Bir kez daha Aziz Yıldırım'a ezeli rakiplerinden birinin şampiyonluğunu izlemek, ligi yine ikinci bitirmek nasip oldu. Tarihinin en pahalı takımını kuran Aziz Yıldırım yine sükutu hayale uğramaktan kurtulamadı. Bunca yıldır yaşananlardan sonra çok net bir durum tespiti var, Fenerbahçe ne kadar iyi oyuncular transfer etse, ne kadar yüksek paralar harcasa da teknik direktörünü doğru seçmeyince hayal kırıklığı yaşıyor. Ve bu hayal kırıklığı da alışkanlık haline geliyor.
Aziz Yıldırım, "Türkiye'de teknik adam yok" demişti ya. Abdullah Avcı'ya baksın. Elindeki kısıtlı imkanlarla sihir yaratan adama. Ardından da sütlü kahvesini yudumlayan Pereira'ya baksın. Bir varmış bir yokmuş! Dün geceye iyi baksın bakalım, kim varmış, kim yokmuş!
Benim anlayamadığım eğer şampiyon olacaksan çok da önemli futbolculara sahip olduğunu sanıyorsan böylesine kısır, verimden uzak, penaltıyı bile atamayacak kadar özgüvenden yoksun olursan maçı kazanma şansını Allah’ın lütfuna bırakırsın. Allah o kadar büyük ki, kazanmayı arzu edene yardımcı olur. Elini kolunu sallayarak nasılsa kazanırım havasıyla sahaya çıkarsan, Allah da sana yardım etmez. Bu Fenerbahçe’nin inanılmaz kötü futbolu şampiyonluğa da son tango olarak Beşiktaş’a alkış tutmaktan geçer.