- Milli bir görev üstlendiniz. Bu nasıl bir sorumluluk yüklüyor size?
Bazı sloganları söylemek yerine, uygulamak lazım. Milli takım, bizim milli takımımız. Bize ait olan bir işi temsil ediyorum, bu ülke de bana bu sorumluluğu verdi. Buranın sahibi değilim, ben de milli takım taraftarıyım. Türkiye'ye ait bir bireyim. Burada yapılan şey şu; futbol sevilen bir oyun ve diğer alanlardaki ötekileştirme, kavga anlayışının önüne geçebiliyor. Dünyada da böyle. Sanat ve spor bir ülkenin birleştirici unsurları olmalı, hep buna inandım. Ama maalesef bunun ekonomisi, çekişmeleri, başka davranışlar yüzünden kavga nedeni olabiliyor.
- Milli takımın halkın gözünde yeniden sempati kazanmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Halk şu anda takımı sempatik buluyor, kendi çocuğu, kardeşi gibi görüyor. Bunu yapabilmek için oyun kadar karakter ve davranışların da güçlü olması lazım. Sivri, itici, kendini beğenen, makam sahibi olarak şöhret budalası tipleri istemiyor Türk halkı. Bunların hepsi geçici. Hayatımızın gelip geçici değerlerine sahip çıkarsak, biz olmayız. Bizim asıl değerimiz, içimizdeki, özümüzdeki değerlerdir. Sonradan ilavelerle yaşanmaz.
- Artık futbol sadece futbol değil sanki...
Futbol bir oyundu, amatörce bir oyundu. Ne malzemesi, ne parası vardı. Futbolcuya serseri, işi gücü olmayan adam diye bakılıyordu. Şimdi öyle değil. Şimdi değer görüyor, makbul. İyi bir sporcu; yetenekli, karakterli, parası var, yakışıklı diye anılıyor. Buna uygun davranmak önemli. Ekonomi ve zaman değişti, buna göre yaşamak lazım.
- Kolay mı buna uygun yaşamak?
Bir oyuncu artık bir fabrika gibi. Muhasebecisi, danışmanı, bireysel performans antrenörü, pazarlama uzmanı var. Futbolun sosyolojik, ekonomik ve tarihi tarafı var. Tüm bu saydığım değeri bilmesi gerekir bu işin içindeki adamın. Bunları bilmeden yaşayamazsınız. Düşünün, bir çocuk var; ailesinin evi barkı yok, harçlık kadarına çalışmaya razı, futbol oynadı ve kısa zamanda para kazanmaya başladı. Haddinden fazla para kazandı. 15 yaşındaki bu çocuk bin liralık işe razıyken, 1 milyon lira kazandı. Verdik bu parayı ona, ne yapacak? Yakını para isteyecek, ailesi "Ev al" diyecek, öteki "Borç ver" diyecek...
- Kolay mı buna uygun yaşamak?
100 milyon kazandı, ne yapacak? Ticari hayatta bu kadar parası olan adam batıyor. Biz bu çocuklara hem maddi hem de manevi olarak çok büyük değerler veriyoruz, sonra diyoruz ki, "Bunları yöneteceksin!" Bir de, en olmadık konularda bile fikrini soruyoruz. Bizim yanlışımız bu. O çocukta her şeyi görmek istiyoruz. Çünkü o çocuk rol model oluyor. Başarı geldi ya... Piyasada yokken çıktı, her şeyi bilir diyoruz. Olur mu? O da ona aldanıp, şöhretin, paranın havasına girdiğinde pat diye düşüyor.
- Siz yaşı genç olan oyunculara nasıl tavsiyelerde bulunuyorsunuz?
Annemiz babamız, "Futbol oynayacağız" dediğimizde bize ayakkabı almazdı. Şimdi malzeme de var, imkan da var. Avantajlı, ama bunu nasıl kullanacağını bilmek önemli. Bizim gibi adamların yaptığı, değerlerle bu işi yönetebilmeyi sağlamak. Sadece ben değil, antrenörlerin tümü...
- Siz yaşı genç olan oyunculara nasıl tavsiyelerde bulunuyorsunuz?
Ronaldo'nun 24 çalışanı var. Bakın bu iş artık şirket gibi, medya, iletişim, ekonomi, kişisel gelişim her alanı kapsıyor. Oyuncunun işi çok zor. "Aaaa bu çok şımardı" deniyor. Şımarmadı, çocuk bir şey bilmiyor aslında. Bilen de ortamı kendine göre kullanıyor. Bizim işimizde tıp okuyup doktor olmuyorsun, hukuk okuyup avukat olmuyorsun, sokaktan çıkıp futbolcu oluyorsun, tehlike bu! Bu yavaş yavaş değişiyor neyse ki. Benim dönemimde futbolculuk diye bir meslek yoktu. Ama ben serseri veya ahlaksız değildim. Bunu oynadığım oyuna kattım.
- Bu sektör size nasıl bir hayat felsefesi kazandırdı?
Bakın bu sektörde 50 seneyi geçtim, kazanılan paradan çok değerler önemli. O zamanlar paraya önem veriyordum, "Ev almam lazım, geçinmem lazım" diyordum. Sonra kazanmaya başlıyorsun, anlıyorsun ki değerler daha önemli. Çünkü kazandım ama çok da para kaybettim, haksızlıklar oldu, yanlışlıklar oldu. Ama şu anda değerim daha fazla para yapıyor. Yıllardır kazandığım parayla bu değeri satın alamazdım! Zengin bir adam gelip, benim bu değerimi satın alamaz. Bazen haksız yere görevden alındım, bazen hak ettiğimden fazla ilgi, sevgi, para verildi. Tüm bunları hayatıma geçirirken hatalarım ve doğrularım oldu.
- Bu sektör size nasıl bir hayat felsefesi kazandırdı?
Tüm bunları hayatıma geçirirken hatalarım ve doğrularım oldu. Her hata bana bir güç kazandırdı. Hep kazanarak büyümedim, bazen kaybederek büyüdüm. O gün öyle değerlendiremiyordum süreci, kızıyordum. Ama şimdi iyi ki öyle olmuş diyorum. Sürekli iyi gitseydim eksiklerimi görmeyecektim, şimdiki kadar güçlü olmayacaktım. Eskiden kızdığım insanlara tepki koyarak davranırdım, şimdi başka türlü davranıyorum. Durup dururken sabırlı olmaz insan, tecrübeyle olur. Uçları yaşadığınız bir iş bu. Biri severken, öteki yerin dibine sokuyor. Futbolun çok büyük zenginliği var ama bir o kadar da karmaşası var.
- Futbolcunun bilmesi gereken ne?
Futbolcu, sahaya çıkarken yönetildiğini bilecek. Saatlerce çalışmak zorunda, evinden, ailesinden ayrı kampta kalmak zorunda, tüm bunlara göğüs germeyi bilmek gerekiyor. Hem hayatımı yaşayacağım, hem eğleneceğimle olmuyor. Kazandığın parayı ticarete yönlendirmek de doğru değil, senin işin o değil, senin işin futbolculuk. Önceliğin futbol. Ev de önemli, oyuncunun huzuru olmadığında o yansıyor. Ne kadar güçlü olursan ol, ne kadar başarılı olursan ol yalnızsın. Tüm kalabalıkların içinde yalnız olduğunu bileceksin ve yalnız kaldığın zaman da kalabalıkta olmanın dengesini kuracaksın. Kendini yönetme sanatı çok önemli. Her sorun çözülebilecek sorundur yeter ki kendini değiştir.
-Peki değişim dediniz. Milli takımın bu hale gelmesi için siz kendinizde neyi değiştirdiniz?
Ben yine aynıyım. Ben işimi iyi yapmak istiyorum, emek veriyorum, bilgim, cesaretim var. Ekip havası içindeyiz. Bunları yapıp saha sonuçları alıyorum. Benim zaten iyilerim vardı da sonuçları aldım. Başarısız olsam da tatmin oldum, yapmam gerekeni yaptım zaten. Biz de hep sonuca bakılıyor, yanlış.
- Kıyafetlerinizle ilgili bazı eleştiriler aldığınız oldu zamanında. Çok şıksınız şu an... Birine danışıyor musunuz?
Yoo... Hep aynıyım. Oyuncuyken en iyi giyinen de seçiliyordum. Saçlarımız uzundu, favoriler vardı, İspanyol paçalar... Moda benim için içine doğduğu gibi yapmaktır. Kabul gören bir şey olması doğrudur. Benim de kabul görmeyen hiçbir şeyim yoktur. Bana kıyafetle ilgili eleştiri yapanlar, başarılı olamayacağımı söyleyenler başarılı olunca, belki buradan vururuz dediler. - Saha kenarındaki adamın bir karizması olmalı mı? - Karizma şöyle; şekil olarak çok çirkin görünüyorsan işini de iyi yapıyorsan, sempatik de bulabilirler. Niyet meselesidir. Kaldı ki ben de yakışıklıyımdır (gülüyor).