"Aslında bunu en baştan anlatmak lazım. Normal, çok da güzel bir maç oldu. Kora kor bir mücadele vardı. Bizim hakemlik anlamında, teknik anlamında oyunu, oyun yönetimini etkileyecek kötü yönetim sergilediğimiz bir ortam oluşmadı. Tribünlerden yana da çok büyük sıkıntılar oluşmadı. Ama şimdi hep düşünüyorum. Ekstra bir durum 90+6’da bir gol oldu. Sadece 1-0’ken 1-1 bitti. Sonuçta paylaşılan bir puan oldu. Oyunculardan herhangi bir protesto yoktu. Çünkü yedikleri gol öncesi tartışmalı pozisyon da olmadı son dakika. Normaldi."
"Maçtan sonra düdüğü çaldıktan sonra oyuncular teşekküre ve tebrik etmeye geldi. Ki bu da görünüyor zaten ekranlarda. O arada Emre Belözoğlu’nun elini, kollarını gördüm. O arada rakip teknik direktör İlhan Palut onu tuttu. Tam biz ne oluyor, ne bitiyor, neler deniyor diye oraya odaklandığımızda eylemi yapan şahıs sol tarafımdan yumruğu vurdu. Ondan sonrasını hatırlıyor muyum, hatırlamıyorum. Çünkü yerde darbe yiyordum. Zaten polis de temsilciler de bunu beklemiyordu. Beklenmeyen bir durum, çünkü oluşabilecek hiçbir hadise yoktu. Sadece bu durumu provoke eden teknik direktördü. Başka hiç kimse değildi."
"Evet bu alenen gözüken bir şey. Maç içerisinde desin ki ‘Bana bu hatayı yaptın, ben senin yüzünden gol yedim.’ Yok. Ankaragücü Spor Kulübü ya da taraftarlarının da bir şeyi yok. Normal bir aksiyonu var. Ya bunu öncesinde planladı. Çünkü biliyorsunuz 2018 yılında benimle ilgili şahsi bir görüşü vardı. Bu şahsi görüşün devam ettiğini düşünüyorum ben de şu an. Darbe yediğinde ben ona gülmüşüm. ‘Güldüğümü ispatlasın, tamam’ dedim ben. Benim için problem değil. Ben bunu hiçbir zaman şahsileştirmedim. Onun görüşüydü."
"Şu güne geldiğimizde beni üzen konu şu; bana o eylemi yapan kişi, yumruk atan kişi benden ve ailemden yazılı olarak özür dilemesine rağmen kendisi özür dilemedi. Emre Belözoğlu özür dilemedi. Varsa ispatlayın, yaptı deyin, ‘mesaj attım’ desin... Ama şu ana kadar, farkındaysanız 2 gün öncesinde verdiği röportajda da herhangi bir şey yok. Üzgün olduğunu söylüyor ama neye üzgün? Şiddeti yapanın şu durumda olduğuna mı üzgün? Yoksa bu duruma kendisi getirdiği için mi üzgün? Yoksa ben darbe yediğim için mi üzgün?"
"Vicdanen affettin mi Faruk Koca’yı?"
"Hayır affetmedim, affetmeyeceğim. Bunu özellikle bir çok yerde söyledim bunu yapan kendisi bir yumruk attı, yıkıldım ve yere düştüm. Ama asıl yerdeyken vurulanlar benim hayatım boyunca unutamayacağım bir durum olacak. O yüzden vicdanen asla affetmeyeceğim. Hiçbir şekilde affetmeyeceğim, yapanları da bunu tahrik edenleri de asla affetmeyeceğim. Bunu özellikle söylüyorum tahrik edeni de edenleri de affetmeyeceğim."
"Bunu kimse kesinlikle ama kesinlikle bir camiaya mal ettiğimi düşünmesin. Bir kişinin veya birkaç kişinin yaptığı bir şeyi asla koca bir camiaya mal etmem. Bu konuda herkesin gönlü rahat olsun. Hakem arkadaşlarımın da bundan sonra gideceği müsabakalarda sahada gördüklerini çalacaklarından hiç şüphem yok. Kulağıma bazı şeyler geliyor bu konuyla ilgili. O olacak bu olacak şeklinde."
‘Hakemler Ankaragücü’nü cezalandıracak’ iddiaları için ne dersin?
"Hayır asla böyle bir şey yok. Benim hakem arkadaşım gidecek gördüğünü çalacak bu kadar. Kimsenin bu konuda gözü arkada kalmasın. Herkes bundan sonra işine ve futboluna odaklansın. Ama şahsi olarak eylemi gerçekleştiren ve buna çanak tutanları asla affetmeyeceğim."
"O eylemler gerçekleştikten sonra ben orada bir duruş sergiledim. Mesajım şuydu; biliyorsunuz ki 2024-2026 (Avrupa Şampiyonası-Dünya Kupası) belki de kariyerimize başladığımızda en büyük hedeflerimizden biridir. Ve buna en büyük adaylardan biriyken, ben şu kararı verdim orada: Bu şiddet devam ettiği sürece ben yokum. Akabinde hastaneye gitme, hastane süreçlerinden sonra gelişen olaylarda sayın Cumhurbaşkanımızın çok büyük desteği ile sayın bakanlarımızın çok büyük destekleri ile birlikte çok hızlı bir reaksiyon alındı. Bu süreç içerisinde arayan, soran, döndüğüm dönemediğim herkesten çok olumlu tepkiler aldım. Zaten herkes bu şiddete karşı. Ve süreç artık çok hızlı bir şekilde sürdüğü ve devletin kontrolünde olduğu için şu anda sadece düşünme aşamasındayım."
"O görüntüleri izledin mi?"
"Hayır hiç izlemedim. İzlemeyi de düşünmüyorum. Birinci sınıfa giden oğlum var. Bütün okul bu konuyu konuşuyor. Öğretmenlere de çok teşekkür ediyorum çünkü okulda bu konuyu konuşmayı yasaklamışlar. Onlar yasakladığı için bizim evde de konuşmak yasak."
"Oğlun hiç sormadı mı?"
"Ne oldu dedi, çarpışma oldu sadece dedim."
"Riyad'da Süper Kupa finali var. Yönet deseler bugün yönetebilir misin?"
"Hayır yönetemem. Psikolojik olarak hazır değilim. Çünkü o maçlar özel maçlar. Her maça gerekli özenin gerekli hassasiyetin gösterilerek en şeffaf şekilde psikolojik olarak kendini hazırlayarak gitmen gerekiyor. Emek harcayarak gitmen gerekiyor. Ondan dolayı hazır değilim."
"Oradaki tavırları mı başkanı tahrik etti diyorsunuz? Yoksa önceden planlanmış bir şey var mı diye düşünüyorsunuz?"
"Şimdi baktığımız zaman 2018’de böyle bir beyanı var. Var mı röportajlarında, var. Şimdi bakıyorum benden özür dilemiyor. Ne düşünürsünüz? Beni bırakın ailemden özür dilemiyor. Benim 95 yaşındaki anneannem İzmir’den kalktı geldi ağlaya ağlaya. Benim 10 günlük çocuğum var. Anlatabildim mi demek istediğimi? Bakın bu eylemi yapan kişi, yumruğu atan kişi benden ve ailemden özür dilemesine rağmen kendisi özür dilemedi. Buradan yola çıkarak söyleyeyim; siz ne düşünürsünüz? Soruyorum şimdi aleni bir şekilde; rakip teknik direktör İlhan Palut onu tutmasaydı ne olacaktı?
"Sözlerini duyabildiniz mi?"
"Hiç duyamadım. Ellerini, kollarını görüyorsunuz ama sözleri ne olduğunu duymuyorsunuz. Temsilcilerden de bir şey gelmedi. Burada hastanede, okulda, trafikte, sosyal bir ortamda biz şiddete tepki göstermeye çalışırken kendisinin özür dilemeyişi hâlâ kafamda soru işareti."
"Bunun olmaması lazımdı. Ailemin bu duruma düşürülmemesi lazımdı. Sonuç itibariyle bir aileyiz biz. Benim en çok üzüldüğüm onlar oldu. Şu anda zaten onların vereceği karar benim için daha önemli. Onların söylemleri ile bir şekilde yoluma devam edeceğim."
"Eşim şu anda güçlü duruyor. Ama o bir anne. Bana hissettirmiyor ama yalnız kaldığında çok şeyler düşünüyor. Şu anda hala olayın şokunda. Çocuklara karşı da pozitif olması gerekiyor ve dışarıya karşı çok güçlü bir duruş sergiliyor. Soyunma odasına gider gitmez de eşimle, anne ve babamla konuşup iyi olduğumu bilsinler istedim. Sonrasında da kimseyle konuşmadım. Ailem hastaneye gelmek istedi ama özellikle ben gelmelerini istemedim."
"Biz hakemler çok yalnızız. Ama bu saatten sonra bu durumdan sonra yalnız olmayacağımızı, olunmayacağını düşünüyorum. Çünkü bu durumun artık olumlu olacağını düşünüyorum. Yalnızlık; bireysellikten ötedir aslında. Biz bireysel gibi gideriz. Herkes dost gibi, arkadaş gibi, destekçiniz gibi görünür ama maalesef bir karardan sonra sanki dünya değişir. Değiştiği zaman zaten insanların yüzünü görürsünüz. Burada önemli olan verdiğimiz-vermediğimiz, yendi-yenmedi, oldu-olmadı, rengi, osu-busu değildir. Biz bütün hakem arkadaşlarla birlikte o zamana kadar aslında ailesel olarak birçok şeyden ödün vererek geldik. Biz tanınmıyoruz, bilinmiyoruz. En büyük yalnızlığımız da bu. Biz sadece formayı giyip, sahaya çıkıp evet bu sarı kart, bu penaltıydı, doğruydu, yanlıştı değiliz.
Biz bir babayız, abiyiz, kardeşiz, evladız. Aslında bunun bilinmesi gerekiyor. Bu sürece kadar bu insanların nasıl geldiğini, nerelerde okuduğunu, nasıl hedeflerle geldiğini, neden geldiğini, ne yaptığını kimse bilmiyor."
"Kulüplerin başarısızlıklarını hakemlere yüklediğini düşünüyor musun?"
"Ben bunu başarısızlık olarak görmüyorum. Başarısızlık farklı bir şey. Başarılı olmak farklı bir şey ama sadece hakemlik bir problem var demek çok farklı bir şey. Burada oturup tartışıldığında neyin ne olduğu konularının, aslında hakemliğin ne olduğunun, ne eğitimler alındığının, eğitim alındıktan sonra yapılan açıklamaların ne yönde yapıldığını anlamak gerekir. Paydaşlar olarak ne olduğunu oturup konuşacağız, sonra hep beraber çözeceğiz."