Spor yazarları, A Milli Futbol Takımımız'ın Hırvatistan ile 1-1 berabere kaldığı mücadeleyi köşesinde değerlendirdiler.
Arda, Milli Takım’ın en etkili ve yetenekli oyuncusu olmasının ötesinde lider ve örnek bir futbolcudur. Arda artık sadece bir futbolcu değildir. Bence son yıllardaki başarısı, duruşu, karakteri ve mesajları ile bir futbolcudan da ötedir. Fakat biz onu Milli Takıma almayarak kendi ayağımıza sıkıyoruz.
On bir genç adamımız artı olağanüstü şansımız, bir de gayretli üst direk vardı Hırvatlar’ın karşısında. Topu genelde onlara bıraktık ve kazandıklarımızla Emre’nin sprintlerine bel bağladık. Savunmaya çarpıp ağlara giden golümüz de yine Emre’nin imkânsız bir kalabalığa girip aldığı şanslı faulle geldi zaten. Şans bize 1 puan kazandırır, ama bir eleme grubu kazandırmaz. Daha fazlasını istiyorsak kişisel meseleleri bir yana bırakıp en iyi takımımızla çıkmamız gerek Ukrayna ve İzlanda’nın önüne.
Bu kadro, Fatih Hoca’nın radikal değişimi ile dışarıda kalan bazı ustalarla örülürse, açıkçası çok daha iyi işler yapılabilir. Açıkcası Hoca’nın bu cesaretini de kutluyorum. Her Babayiğit’in cesaret edeceği bir değişim değil bu. Fatih Hoca için “idam sehpasını” kuranlar, ipini çekmek için bir başka maçı bekleyecekler. Umarım milli takım hep kazanır ve bu şansı bulamazlar. Unutulmasın, bu milli takım Fatih Terim’in değil, bu ülkenin takımı.
Ben teknik direktörümüz Fatih Terim'in milli takımda yaşanan bu krizi yılların verdiği tecrübeyle çözeceğini, daha doğrusu mutlaka çözmesi gerektiğini düşünüyorum. Dışarıda kalan oyuncularımızın da çok kısa bir süre içinde takıma katılacağını düşünüyorum ki mutlaka katılmalılar da. En zor deplasmanlardan biri olan Hırvatistan karşısında alınan puan bizi turnuvanın sonuna kadar diri tutacaktır. Hırvatistan karşılaşması sonrasında gördüğüm kadarıyla bu şekilde düşünüyorum ama bu kadroyla değil. Muhakkak dışarıda kalan oyuncularımızın takıma dönmesi lazım.
Hırvatlar’ın 4 topu direkten döndü, biz eğrisi doğrusuna geldi bir gol attık ve maç istediğimiz gibi bitti. Asıl önemlisi dün gece Milli Takım’daki papaz takımının sonu oldu; artık herkes eşit.Türk Milli Takımı'nda para için prim için mücadelenin sonu oldu.Burası kulüp takımı değil. Kendisini protesto eden milli takım seyircisini alkışlayanların sonu oldu.
Artık bundan sonra o hareketi Türk Milli Takımı seyircisine kimse yapamayacak. Sahanın içinde bütün futbolcular eşit oldular. Horoz ve ağabey işi bitti.
Oyun olarak yeterli olmadığımızı görmemiz lazım. Ama sahadaki oyuncuların birçoğunun yeni yeni oynamasına rağmen elemelerin ilk maçından grubun favorisi karşısında puanla alması moral açısından diğer maçlara pozitif etki edecektir. Bu maçtan kendimize alacağımız birçok ders de olmalıdır. Diğer maçların da berabere bitmesi bizim içinde artı bir avantaj oldu.
Eleme gruplarına girişte çoktandır böyle başlangıçları özlemiştik. Yeniden umuda döndük. Yaşadığımız sıkıntılı durumun atlatılması adına çok şanslı olduğumuzu söyleyebilirim. Hayır... Kadro dışı kalanlar, onların yerini alanlar... Eğri-doğru kararları tartışmak istemiyorum. Egolarıyla oradan beslenmek isteyenler mi? Kimsenin keyfine kahya değilim!
Arada bu kadar güç farkı olsa da, Zagreb’den puanla dönmemiz büyük başarı ve moral verici. Ekim’e kadar saha dışındaki sorunlarımızı çözersek, birlik-beraberlik içinde 2018’e yürüyebiliriz.
İkinci yarıda sadece oynatmamaya değil, oynamaya da çalışıyor millilerimiz. Gole verilen erken cevap özgüveni artırmış. Kısa paslaşmalar ve topun olduğu yerde çoğalmak avantaj sağlıyor. Fakat çıkarken yapılan pas hatalarının riski devam etmekte. Kötü alışkanlıklarımızdan biri de bu. Yapmasak olmaz. Kendi işini zora sokmakta dünya lideriyiz. Pek matah bir özellik değil. Adrenalin tutkunuyuz.
Rusya maçının ardından "Fatih Terim'in gençleştirme operasyonunu desteklemek boynumuzun borcu" diye yazmıştım. Çünkü bu genç oyuncuların sabredildiği ve zaman tanıldığı taktirde başarılı olacağına inancım tamdı. Dün akşam grubumuzdaki en zorlu rakiple deplasmanda oynadığımız maçta gördük ki bu çocuklarda hayat var. Hırvatlar'dan alınan bir puan son derece önemli ve değerli. Hele ki böyle genç bir takımla bunu başarıyorsak tabiki gelecek adına hepimiz ümitleniyoruz.
Volkan Babacan bu uğurlu ‘pembe panter’ formasını aman hiç sırtından çıkarmasın ve Topal gibi her takıma lazım cengaverimiz sakatlanmasın. Şener de bugüne kadar ki en iyi performansını ortaya koydu. Ve önümüzdeki Ukrayna ve İzlanda maçlarında Arda ve Caner bu Milli Takım’a dönecektir, kimse merak etmesin.
Maçın hakemi Szymon Marciniak, Hırvatistan lehine çaldığı penaltı düdüğünde haklıydı. İsmail Köybaşı bir savunma oyuncusunun yapmaması gerekeni yaptı ve ceza sahası dışına doğru top süren Modric’i dikkatsizce düşürdü. Anlamadığım konu ise hakemin sarı kart göstermemek için gösterdiği çaba idi. 55. dakikada Strinic, Şener’i kolundan çekerek düşürdü. Hakem sadece faul verdi. Aynı oyuncu 83.dakikada bu kez dirseğiyle Şener’in yüzüne haksız bir müdahalede bulundu. İki pozisyonda da tartışmasız sarı kart olmalıydı. Hakem bu sarı kartları gösterse Strinic 90 dakikayı tamamlayamadan, oyundan kırmızı kartla atılacaktı.
Tabii ki Arda başta önemli isimler yoktu. Terim'in kararından bağımsız Oğuzhan sakattı. Böyle bir ortamda bundan daha fazlasını üretebilmek pek de mümkün değildi. Böyle bir deplasmandan alınan 1 puan güzel. Ama her maçta özellikle de evimizde böyle oynayamayız. İç sahada beraberliğe aynı sempatiyle bakamayız. Futbolumuzda barış çubuğunun yakılması gerekiyor. Milliler her zaman en güçlü haliyle sahada olmalı. O zaman alınan puanın anlamı olur.