Spor yazarları, Milli Takımımız'ın Ukrayna ile 2-2 berabere kaldığı mücadeleyi köşelerinde değerlendirdiler.
Her top Emre Mor üstünden oynanamaz. Bir maçı Emre tek başına herkesi çalımlayarak kazanamaz. Sahada Caner ile Hakan varken Emre’nin bir de korner atmaya gitmesi manasız. Hücumlarda muhakkak daha fazla opsiyonumuz olmalı.
Bu seviyede 2-0’dan 2-2’ye dönmek önemli. Son 20 dakikadaki baskı umut verici ancak her maç farklı bir kadro, farklı bir sistem ve arayış içindeyiz. Son Avrupa Şampiyonası elemelerinde de İlk 5 maç kötü gidip sonradan atağa kalkmamızın nedeni önce arayış ardından da sistemin ve kadronun oturmasıydı. Fatih Terim kafasında bazı şeyleri henüz oturtmuş değil, bazı oyuncular ve pozisyonlar konusunda kararsız.
Ukrayna önünde çift santrforla, Emre Mor ve Hakan Çalhanoğlu’na ters kanatlarda görev vererek “diş gösterip” oyuna başlamak yanlış. Orta alanın tüm yükü Mehmet Topal’la Ozan Tufan’ın sırtına binmiş, bu da yanlış!.. Savunmanın kenarları da tutuk başlıyor maça... Şener ve Caner tutuk, dağınık oynuyorlar.. Peki neden böyle? Ukraynalılar, orta alanı çok çabuk geçip sağlam pres yaparak, topu kaparak (biraz da bizim isabetsiz paslarımızı sahiplenerek) çabukluklarıyla, kararlılıklarıyla maçın sahibi oluyorlar. Hayır, bu oyun bize hiç yakışmıyor. Ne sahadaki çocuklara, ne tribündeki Konyalılara, ne de memleketin tüm vatandaşlarına.
Emre Mor gibi önemli bir isme sahibiz. Yalnız hakeme itiraz huyundan vazgeçmesi gerekiyor. Benim günümüz futboluyla ilgili sık sık gündeme getirdiğim bir konu var. Futbolda saha içi düzeni çok önemli. Bizim ise bu konuda senelerdir gideremediğimiz sıkıntılarımız var. Bu tip sıkıntılar da herkesi olumsuz etkileyebiliyor. Dün geceki canlı örnek hep stoper sıkıntısı çekiyoruz dedik. Dün Leverkusen'in direkt oyuncusu Ömer ve Galatasaray'ın deneyimli stoperi Hakan bir aradaydı. Ama ilk yarıda takım halinde olumsuz futbol sonrasında bu ikilinin hataları gündeme geldi.
Son 30 dakika futbolcularımızın mücadelesi inanılmazdı. Gol için her şeyi denedik. Takım gibi oynamaya başladık. Pres yaptık, rakibe dişimizi gösterdik. Haklı bir penaltıyla skoru eşitlerken, son bölümlerde sanırım herkes bu maçı kazanabileceğimize inanmıştır. Ancak fırsatlar gelse de 3. golü bulamadık. İzlanda maçına en az 1 puanla gitmek çok önemliydi... Geriden gelip puan almak takıma da moral oldu...
Emre Mor, Hakan Çalhanoğlu, direkler, bireysel çabalar falan derken durum 2-2 oldu. Sevindi tribünler haliyle. Ama bazı gerçekler de ortadaydı. Başlangıçtaki oyun planı gerçekten kötüydü. Ukrayna’nın ne oynadığını sanki ilk kez o zaman anlamış gibiydiler. İşi çözdükten sonra da biraz geç kalınmış gibiydi. Son çıkıştan kurtarıldı maç. Biraz da şansla...
Maçın senaryosunu düşündüğümüzde beraberliğe sevinmek durumunda kaldık. İzlanda deplasmanında, rakibin sallantılı form durumunu düşündüğümüzde galibiyet bekleyeceğiz. Ama en önemlisi o maça en doğru şekilde çıkmalıyız. İkidir geriden geliyoruz. Ancak bu her zaman olabilir mi? Artık çöpe atılacak 45 dakikamız yok..
Milli Takımı öne götürecek iki oyuncu var.. Biri Emre, diğeri Volkan.. Eğer Emre tek oynayacaksa Terim oyunu bu genç yıldızın üzerine kurmalıdır. Çünkü Emre dikine süratlenip çalımlar attığında Ukrayna sallandı. Ama Hakan lider gibi oynamalı... Oyunu kurmalı, yönetmeli.. Çünkü Milli Takım Ukrayna önünde böyle bir oyun liderinin eksikliğini fazlasıyla hissetti. Mücadele, tutku, coşku güzeldi...
Hakan Çalhanoğlu daha geçen hafta Alman liginin en iyi oyuncusu seçildi... Kendisini ısrarla kenarda başlatarak etkisini adeta “sıfıra“ indirmiyor muyuz? Forvet arkası oynayan Hakan ile çizgide oynayan Hakan aynı mı? Buna rağmen her maça niye kenarda başlar Hakan Çalhanoğlu...
Emre’yi tutmak ne mümkün. Ceza sahası içerisinde yapılan bir müdahale var ki, hakemin penaltı çalmamasının tek sebebi, rakibin faulü kontrollü yapması. Göstere göstere yapmaması. Aslında ikisi de penaltı. Ama bizim penaltımız verilemedi. Ozan’ın golüyle maça döndük. Futbol direktörümüzün orta sahadaki sıkıntıyı görmesiyle ikinci yarı başında iki de değişikliğimiz var. Oyunu rakibin kontrolünden almamız şart. Top kullanma kabiliyetimiz onlardan fazla. Ancak pas trafiklerini kesemediğimiz ve oynamalarına müsaade ettiğimiz için bu kabiliyetimizi kullanamıyoruz.
Hakan’ın kenar oyuncusu olmaması ve duran toptan iş yapar beklentisi, oyun hızımızı ve baskı dozunu düşüren etken olarak bize olumsuz yansıyor. Orta sahadaki Mehmet-Ozan ikilisi, mücadele açısından tamam ama oyunu tutma ve rakip alanda kalma işinde yalnız kalınca sorunun büyümesi kaçınılmaz oluyor. Hakan Balta ve uzun zaman sonra dönen Ömer’in birbirinden kopuk hali bireysel hataya dönüyor ve en ölümcül noktada sonlanıp kalemizde gol olarak sonuçlanıyor. Maç boyunca yaptığımız en iyi iş, bir gol ve net pozisyon bulduğumuz duran toplardaki etkinliğimizdi. Emre’nin devreye girmesi etkili olmamızı sağladı. Tabi bu anlarda Volkan’ın müthiş kurtarışları bizi oyunda tuttu.
Alman hakem Manuel Grafe, 33 ve 34. dakikada Emre Mor’un ceza sahasında yerde kaldığı her iki pozisyonda penaltı vermedi ve hata yaptı. İkinci yarıda Cenk’e çaldığı penaltı ise çok ucuzdu. Oyunu devam ettirmeliydi. Alman hakem Manuel Grafe, maç boyunca kartuygulamalarında ve faultespitlerinde standardı yakalayamadı. Oyuncumuz Caner’e çok müsamahalı davrandı. Klasik Alman ekolüne ve otoritesine sahip Grafe’nin bu tavrı bizim avantajımıza oldu. Maçın 87. dakikasında daha önce sarı kartı olan Ordets bir serbest vuruş öncesi oyuncumuzu iterek düşürdü. Topun olmadığı alanda yapılan bu hareket kesinlikle sarı kart olmalıyken, anlaşılmayacak şekilde hakem kartını bir başka oyuncuya gösterdi ve Ordets oyundan atılmadı.
Bu genç çocuklar her geçen maç üzerine koyarak bizleri mutlu edeceklerini gösterdiler. Kazanabilseydik büyük avantaj elde edecektik ama oyuncuların ortaya koydukları mücadele bence 3 puandan çok daha değerli. İzlanda deplasmanında dikkatli olmalıyız. Nasıl bir takım olduğunu biliyoruz. Ama 2. yarıdaki futbolla orada da başarılı olabiliriz. Bize düşen de bu milli takımı sonuna kadar desteklemek. Aferin çocuklar..
Bizim açımızdan önemli bir not, maçın en görünen karakteri olan kalecimiz Volkan Babacan’ın performansıydı. Bu, takım olarak düzenimiz, ritmimiz, teorimiz, uygulamalarımız hakkında çok şey anlatıyordu kuşkusuz. Neticede Fatih Terim, değişik zamanlarda değişik örneklerini hepimize yaşattığı belirsizlik, atışma, tartışma, gerilim ortamında bir şey denedi ama olmadı! Artık hepimiz ‘önümüzdeki yeni tartışmalara ve gergin günlere bakacağız’!...
Koca ilk yarının özeti, genç oyuncumuz Emre Mor’un çalımlarıydı. Konya’da 2-3 kez heyecan üretti. Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim’in ‘Rakibimizi iyi çalıştık!’ dediği Ukrayna’yı hiç etüt edememişiz meğer. Yaldır yaldır geldi rakip oyuncular; teslim olduk. Ne hücumda ne savunmada bir ribaunt alabildik. 2 golle şoke olduk, Ozan Tufan ikinci yarıya umut taşıdı.
Sahanın en iyilerinden Caner ve Emre'nin bu kadar agresif oluşunu anlamak mümkün değil. Genç Emre'nin hakemle bu kadar oynaması ve itiraz etmesi yarınlar için yükselişine 'dur' diyecek olgular olabilir. Futbolda yenemiyorsa, yenilmemek de bir başarıdır. Ancak doğru isimlerle çıkarılan kadro, futbolcuların başarılı olduğu mevkide verilmesi yarınlar için bize umut olacaktır. Bunun da en güzel örneğini son yarım saatte gördük.
Fatih Hoca’ya alıp almadıkları konusunda hiçbir eleştiri yapmam. Ama eldeki malzemenin bu kadar anlamsız ve kötü kullanılışına da hayret ettim doğrusu. Bence bu maçın ikinci devredeki kadrosu bundan böyle en kolay rakip gibi görünen Kosova ile bile oynasak, iki uç adamı felaketinden kaçınmamızın adeta senedi olmalıdır.