- Milli takımla kâbus gibi bir dört gün geçirdik... İstifa çare olur mu?
"Ben Fatih Terim’in milli takım sürecini rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e benzetiyorum. Rahmetli Demirel rakamlarda yanılabilirim ama sanıyorum 6 defa gitti, 7 defa geldi. Fatih Terim de milli takımdan 3 defa gitti, 4. defa geldi. İşler kötü gitti mi “Kurtar bizi” diye Fatih Terim’i arıyoruz. Allah’ı var geliyor, takımı bir çizgiye getiriyor, sonraki turnuvalarda ve maçlarda kötü gittik mi bu defa “Terim istifa” diye başlıyoruz. Yani ne Terim’le, ne Terim’siz.."
- Bu defa eleştiriler çığ gibi ve çok sert ... Bu baskı istifa getirir mi?
"Sanmıyorum... Terim’in sözleşmesi var, istifa etmez. Federasyon zaten kendisini destekliyor, federasyon da istifa etmez. Eleştirilere gelince, Avrupa Şampiyonası’ndan başlayıp, Dünya Kupası elemeleriyle devam eden çok kötü bir gidiş var. Bu ortamda milletin alkışlayacak hali yok. Elbette eleştiri olacak. Ama bunlar, kişisel duyarlılıklara dokunmayan, medeni ölçüler içinde olmalı... Bakıyorum bu eleştirilerin bir bölümünde kişisel hesaplaşmalar da var. Doğru olmayan bu..."
- Milli takımlar dediniz, alttaki milli takımları da mı işaret ediyorsunuz...
Aynen öyle... Bilal bu U takımları kaç yaşından başlıyor, bilmiyorum. Ama U15’i, U17’yi, U19’u, U21’i kimler çalıştırıyor, kariyerleri nedir, akademik ve yarışmacı özellikleri taşıyorlar mı bilmiyorum. Son yıllarda bu takımlardan yetişip tek bir oyuncu A milli takıma girmez mi? Demek ki buralara dünyalar harcansa bile, amacına uygun harcanmıyor. Hocalar ve sistem başarılı değil... Değiştirin o zaman... Hak edeni, bileni, yetiştireni getirin. Büyük ihtimalle kulüplerimizde olan hatıra dayalı, torpilli hocalar dönemi, belki de milli takımlarda da devam ediyor. Hoca seçimlerinde çok ciddi kariyer, bilimsellik, yetiştiricilik aranmalı... Her tanıdığını kolundan tutup milli takımlara getirirsen, bu iş olmaz.
- Sadece bu mu?
Hayır sadece bu değil... Gelmiş geçmiş her federasyona her defasında söyledim... Sakarya’da, Kocaeli’nde, Bursa’da, İnegöl’de... İzmir’de, Adana’da, Trabzon, Samsun’da, ülkenin “futbol tarlalarında” mutlaka futbol akademileri açmak lazım... Bu ülkenin, bu federasyonun bunu yapacak kaynağı var. Ama o okulları da açıp başına hatır gönüle dayalı adamlar getirirseniz, tek futbolcu yetiştiremezsiniz. Tıpkı şimdi olduğu gibi...
- Bundan sonrası için ne bekliyorsunuz?
Her şeyden önce şunu bekliyorum önce Fatih Hoca’dan, sonra Futbol Federasyonu’ndan... Göreve geldiğiniz günden beri futbolcu yetiştirmek, futbolu geliştirmek konusunda ne yaptınız? Niye A Milli Takımı’nda oynatacak oyuncu bulamıyoruz, niye yetiştiremiyoruz. Ayrıca yeri gelmişken söylemeliyim; sınırsız yabancı transferini son derece tehlikeli buluyorum. Baştan iyi niyetle yola çıkılmış olabilir ama bir işe yaradığını, olumlu bir yansıması olduğunu görmedim. Özellikle Anadolu kulüplerimizde yetenekleri son derece sınırlı yabancı oyuncu oynatacağımıza bir alttan gelen yerli oyuncuları oynatmak çok daha yararlı olmaz mı? Sınırsız yabancı transferiyle ortada dolaşan ehliyetsiz manajerlere de bir “futbol cenneti” yarattık.
- Arda işi kangrene döndü, ne olacak?
Milli Takım’ın Avrupa Şampiyonası’nda Hırvatistan ve İspanya maçlarında kaptanımız Arda protesto edilirken, hiç kuşkusuz kötü oyunun ve sonucun tek sorumlusu değildi. Maçı Arda değil, takım kaybetti. Bütün takımla birlikte Arda da kötü oynadı.
Şimdi öyle bir hava yaratıyoruz ki, Arda gelecek, kötü oyun ve kötü sonuçlar bitecek. Böyle bir algı, Arda’nın omuzlarına da, hangi yeteneğe sahip olursa olsun, taşıyamayacağı kadar ağır bir yük yükler. En ufak bir kötü sonuçta “Arda oynadı da ne oldu?” tartışması başlar.
- Bu işin tatlıya bağlanacağına inanıyor musunuz?
Kriz bu kadar büyümeden işi çözmek çok daha kolaydı. Şimdi ortada iki cephe var... Terimciler ve Ardacılar... Terim büyük hoca, tamam ama Türkiye daha büyük... Arda büyük oyuncu tamam ama Türkiye daha büyük... Bakmayın son dönemdeki yumuşak açıklamalarına... Birbirlerine son derece kırgınlar ve kızgınlar. Ama Türkiye’nin menfaatleri Fatih Terim ile Arda’yı buluşturmalı...
- Sadece Arda mı? Selçuk İnan, Burak Yılmaz ne olacak?
Milli takımın koşanı, bozanı var ama oyun kuranı yok... Bugünün koşullarında o oyuncu Selçuk İnan... Bu olaylarda affedilmez ağırlıkta bir faturası mı var ki o da çizik yedi. Burak Yılmaz’ı , diğerlerini de düşünürsek, “barış”a giden yolda ilk adımı atmalıyız. Tabi Terim şimdi bu oyuncuları kadroya alsa, bu defa da “Gördünüz mü, takım kötü gitti, üstünü çizdiklerine muhtaç kaldı” denecek. “Her şey Türkiye için” diyebilirsek ve her adımı buna göre atabilirsek, bu polemikleri, bu tartışmaları en az ve en hasarsız düzeye indirebiliriz.
- Oynadığımız futboldan, aldığımız kötü sonuçlardan daha fazla, Fatih Terim’in aldığı para konuşuluyor. Ne diyorsunuz?
Burada bir eleştiri olacaksa, bunun muhatabı Fatih Terim değil... Terim, bu kontratı, bu parayı Futbol Federasyonu’na silah çekip zorla almadı. Eğer “Bu paralar olur mu?” denecekse , bunun muhatabı Fatih Terim’den önce, Futbol Federasyonu olmalı...
- Milli takım da dahil, kulüplerimiz dört günde bir maç oynamakta zorlanıyor mu acaba? Sonuçlara ve açıklamalara bakılırsa sanki böyle bir durum var gibi?
Bilal, milli takımın şu son dört gününe bakalım. Perşembe akşamı Konya’da Ukrayna ile oynadı. Maç gece 12.00’de bitti. Ertesi gün, Avrupa’nın en ucu İzlanda’ya 7 saatlik uçak yolculuğu yaptı, sadece cumartesi günü tam gün dinlendi, pazar günü İzlanda maçına çıktı. Artık futbolun sıkıştırılmış takviminde üç günde bir, dört günde bir maç oynamaya alışacaksın.