"Şike olduğundan hiç şüphe ettiniz mi?"
"Annemin ismi Fatma, babamın Mehmet. Onların isimlerinden şüphe etmediğim gibi Fenerbahçe'nin şampiyonluğunda leke yok. Ben sahadaydım. Yaşananları bizden daha iyi bilecek kimse yoktu. Süreç çok kötü ilerledi. Türkiye zor günler yaşadı. Sıkıntılı bir süreçti. Annemin oğlu Emre olarak ne kadar eminsem Fenerbahçe bir o kadar tertemizdir."
Umutsuzluğa kapıldığınız bir an var mı?
"Fenerbahçe ceza aldı, Şampiyonlar Ligi'ne gidemeyecek, küme düşecek dediler. Büyük bir yıkım vardı. Bizi kulübe çağırdılar. Çeşme'den 1-2 arkadaşımla dönüyoruz. Arkadan, daha önce 3. günde "Şikeciler" diye bağırdılar. Ben de çok sakin bir insan değilim. Böyle tartışmalar yaşadık. Koskoca bir camianın hak etmediği, sonrasında hakkın yerini bulduğu bir süreç oldu. Hiç kolay değildi ayakta durabilmek. Takımın gücü de azalmıştı. Son ana kadar Kocaman ile oynadık."
Fenerbahçe baskıyla mücadele edebiliyor mu?
"Fenerbahçe'de içeriyi iyi biliyorum. Genlerini, gücünü çok iyi biliyorum. Bir kitap daha okumama gerek yok bunla ilgili. Ne yazık ki sabırsızlık problemi var. Hemen başarıyı elde etme isteği var. 2015'te ilk ayrılma sürecim vardı. 2015'te önemli oyuncuların gönderilmesi hataydı. Bir kulübün bir hafızası olmalıdır. Teknik adam ve sportif direktör üzerinden gideceksiniz. Bir kulüp başkanı çıkıp her şeyi ben yöneteceğim diyorsa öyle yönetilmeli. Sıkıntılı sürecin fitili, ateşi yakıldı. İkincilik Fenerbahçe için başarı değildir"
Neden Başakşehir'e gittiniz?
"Göksel Gümüşdağ oradaydı. Fenerbahçe'de 34 yaşındaydım. Çok da iyi bir sezon geçirmiştim. 20 gole direkt katkı vermiştim. Belki de hayırlısı böyleydi. Ben çok üzülmüştüm. Beklemiyordum açıkçası. Yaşandı. Sonrasında futbolu bırakma kararı aldım ben aslında. Sonra bir gün, yattım, kalktım. Bir daha uyudum. 3 gün böyle devam etti. Sonra tam kapıdan çıkarken nereye gidiyorsun dedi eşim. Ben galiba bırakamayacağım futbolu dedim. Daha sonra Göksel Gümüşdağ ile konuştum. Burada 1 sene oynarsın dedi. 4 sene oynadım. Sonra tekrar geri döndüm Fenerbahçe'ye. Ezber bozarsın demişti, öyle oldu."
En değersiz hissettiğin an?
"Değersiz olduğumu hiç hissetmedim. Terraneo'nun televizyonda bir şeyler söyledi. Televizyonda İtalyanca ağır ifadeler kullandı, tercüman yumuşatarak konuştu. Gönderildiğimi söylediği bir konuşma yaptı. Aziz Yıldırım, 'Bir tek sen kalacaksın. Arkadaşların gidecek' demişti. Ben de 'Keşke mektupla göndermeseydiniz' dedim. Ben gönderildiğimi televizyondan öğrendim. Şu an gülüyorum ama acı bir durumda."
"Rize maçında ne düşündü tek başına?"
"Annemle konuşuyorduk. Ben annemi çok üzdüm. Onu aradım. Seni üzdüğüm şeyler olduysa bu bana yüktür dedim. Oraya çıkıp da annemi aramak istedim. Yaşadığımız süreç hepimizi yordu. Bizi sevenleri de yordu. Annemin de saha içindeki profilimden dolayı üzüldüğünü biliyordum. Annemi aramıştım. Annem, benden sakin olmamı istiyordu. Kötü çocuk olmak derdim değildi. Annemin ağladığını görünce ben de ağladım. Aklıma gelince burnumun direği sızladı. Benden bir şey istediğinde, yapmadığımı görünce anneme karşı bakar ve üzülürüm."
Fenerbahçe'deki teknik direktörlük süreci, Sivas maçı sonrası açıklamalarının hatırlatılması:
"O sene bana hocalık görevi verildi. Bunun bir dönüşü olmayacağını dile getirdim. O da teyit etti. Bir daha sportif direktörlük koltuğuna dönüş yoktu. Sportif direktör olmak gibi bir niyetim yoktu. Erol Hoca da biliyor. Paraya tamah edecek insanlar değildik. Fenerbahçe'nin başarısı için çalıştık. Tutmayan, olmayan şeyler oldu. Yanlışım olmadı ama hata oldu. Şampiyonluk fırsatı elimize gelecek demiştim. Bu fırsatın geleceğini söylediğimde bana inandıklarını sanmıyorum. Fenerbahçe'nin genlerine uygun bir oyun oluşmuştu. Erol Hoca da elinden geldiğince her şeyi yapmaya çalıştı. Erol Hoca'nın görevine son veriyoruz, onun yerine geliyorum. İnsanlar çok gaddarlar! Kalbinizden geçirmediğiniz şeyleri geçirmiş gibi konuştukları oldu. Zor bir süreçti. Şampiyonluk fırsatı geldi, oyuncular da istedi ama değerlendiremedik."