Sultanlar Ligi ve CEV Şampiyonlar Ligi'nde yoluna doludizgin devam eden VakıfBank'ın Rus yıldızı Marina Markova, ülkesinde çarpıcı açıklamalarda bulundu. İşte o sözler...
"Ortam. Olimpiyat finalinden sonraki gündü, bu yüzden takım tam kadro değildi. Ama gelen oyuncular birbirlerini gördüklerine o kadar sevindiler, birbirlerini sıcak bir şekilde karşıladılar, antrenörlere sanki aile üyeleriymiş gibi sarıldılar. Bu beni biraz şaşırttı, çünkü buna alışkın değildim. Geçen sezon sonuçta üç takım değiştirdim. Sonra kulübün kendi manifestosu, oyuncular için bir dizi kural ve öneriler içeren rehberi olduğunu öğrendim. Örneğin, oyunculardan kulüp personellerine ve birbirlerine daha sık gülümsemeleri rica ediliyor. Salonda ve soyunma odasında pek çok motivasyonel söz var."
"Bu ilerlemeyi sağlamak için antrenmanlara erken gelip sonra ekstra çalışıyordum, sevmediğim proteinleri bile içiyordum. Yapılan o çalışmayı bildiğim için kendime şaşırmadım. Ama tabii ki genel olarak böyle bir sezon beklemiyordum. Muhtemelen kimse beklemiyordu. Türkiye şampiyonu olduk ve Şampiyonlar Ligi'nde Final Four'a çıktık. Sezon başlamadan önce hedefimiz sadece finallere kalmaktı."
"Muhtemelen kimse geçen yıl böyle bir sezon beklemiyordu. Türkiye şampiyonu olduk ve Şampiyonlar Ligi'nde Final Four'a çıktık. Sezon başında hedefimiz sadece finallere kalmaktı. O dönemde elit bir smaçörümüz yoktu. Ben profesyonel seviyeye ancak geçen yıl başladım. Pasör çaprazı olarak hataları nedeniyle çok eleştirilen Kanadalı Kiera Van Ryk vardı. Ancak sezon boyunca çok büyük bir gelişim gösterdi ve sezonun sonuna doğru onu Antropova, Egonu, Boskovic gibi en iyi 5 pasör çaprazıyla karşılaştırmaya başladılar. Ayrıca Çinli orta oyuncumuz Yuan Xinyue vardı, o da daha önce sadece Çin'de oynamış olduğu için başlangıçta Avrupa voleyboluna uyum sağlamakta zorlandı. Sezon başında pek kimse bizden başarı beklemiyordu, ama hem bireysel olarak hem de takım olarak geliştik. Ve sezon sonunda Türkiye şampiyonu olduk.
"İtalyan Ligi'nde çok fazla zaman geçirmedim – sadece iki ay. Üstelik bu süre içinde sakatlandım ve iki hafta maç kaçırdım. Çoğunlukla Challenge Cup'ta ve İtalya Ligi'nin play-off maçlarında oynadım. Orada da tabii ki en güçlü takımlar ve en iyi oyuncular var. İtalya Liginin genel seviyesini değerlendirme şansım olmadı. Genel olarak bana göre Türkiye daha fiziksel güce dayalı, İtalya ise daha teknik."
"Brezilyalı Gabi'yi her zaman sevmişimdir. O, çok uzun boylu olmasa da mükemmel bir tekniğe sahip, servis karşılamada sahanın yarısını kapatabilen ve hücumda liderlik yapabilen olağanüstü bir oyuncu. Ayrıca savunmada da harika oynuyor. Vakıfbank'ta oynamıştı ve kızlar her zaman onun hakkında iyi şeyler söylüyor, sadece oyunculuk yeteneklerini değil, kişiliğini de vurguluyorlar. O sadece sahada lider değildi, diğerlerinin gelişmesine de yardımcı oldu. Gençliğimde Lyubov Sokolova
"Konuşmalarımda artık "inşallah" ve "maşallah" gibi Arapça ifadeler geçmeye başladı. Bazı alışkanlıkları ben benimsemek istemem. Özellikle de araba sürme tarzını. Burada pek çok kişi sinyal vermiyor. Ben hız yapmıyorum, çok dikkatli sürmeye çalışıyorum."
"Özel hayatımla ilgili bir planım yok. Nasıl olursa öyle olur. Takım arkadaşlarımın çoğu zaten evli veya nişanlı; bu durum onlara hiç engel olmuyor. Tek sıkıntı, milli takımda oynayanlar için düğün veya uzun bir tatil için zaman bulmak her zaman çok zor oluyor. Sevgilimin Rus olması şart değil. En önemlisi iyi bir insan olması. Benim için az önce konuştuğumuz o aynı özellikler önemli."
"Bazen canım fena halde döner çekiyor; bu Türk usulü bir şavurma gibi. Takımımızda bir gelenek var: İç saha maçlarından sonra soyunma odasına lahmacun söyleniyor. Etli ve sebzeli bir çeşit Türk pizzası diyebiliriz. Maçtan hemen sonra sıcacık ve acılı bir lahmacun yemek, yanına da ayran veya kola içmek harika oluyor."
"Bir spor psikoloğuyla sık sık görüşüyorum ve her maçın sıradan bir olay olduğu sonucuna vardık. Bunlar, önemli bir günde yaşanan normal oyun durumları sadece. Sadece kendime güvenmem, kendi oyunumu sergilemem ve maç öncesinde koçun belirlediği taktiği uygulamam gerekiyor. Yılda birkaç kez tüm takım olarak psikologla görüşüyoruz. Ama ben kendi başıma da çalışıyorum. Bu bana yardımcı oluyor."
"O sadece güçlü bir koç değil, aynı zamanda bir psikolog. Oyuncuların zihinsel durumu üzerinde büyük bir çaba sarf ediyor. Hatırlıyorum, geçen sezon bizi bir aslan sürüsüne benzetmişti. Bilindiği gibi, dişi aslanlar birlikte avlanırlar. Ve bu av sırasında yaşın ya da unvanların hiçbir önemi yoktur. Zaferi elde etmek için her birimizin katkısı çok önemli. Ayrıca her voleybolcu rolünü çok iyi biliyor, bu yüzden takımda genellikle kaosa yol açan iç çekişmeler yaşanmıyor. Oyuncuların ne zaman yüklenmesi gerektiğini, ne zaman dinlenmeleri gerektiğini de çok iyi hissediyor; böylece sezon sonuna doğru en yüksek form seviyesine ulaşabiliyoruz. Antrenman sürecinin kendine özgü özellikleri de var. Örneğin, günde sadece bir antrenmanımız var, ama bu antrenman uzun sürüyor. Antrenmanımızda hem fitness, hem voleybol, hem de rakip analizi yer alabiliyor. Sanırım koç ve kulüp yıllar içinde bu noktaya geldi. İstanbul'da sürekli trafik sıkışıklığı var ve günde iki kez salona gitmek çok fazla zaman harcamak anlamına geliyor. Bu da dinlenme ve toparlanma için daha az zaman kalması demek."
"Çocukluğum boyunca bana yetenekli ve gelecek vaat eden biri olduğum söylendi. "Gelecek vaat eden" kelimesini sayısız kez duydum. Ama görünen o ki çok geç geliştim. Mesela, Tijana Boškovi'in 8 Mart'ta doğum günüydü, 29 yaşına bastı. Aramızda dört yaş fark var. Ama o yıllardır en üst seviyede oynuyor! Ben 15 yaşındayken onun Rio Olimpiyatları'nda nasıl oynadığını izlemiştim. Ya da Arina Fedorovtseva. O, 17 yaşında Olimpiyatlara gitti. Ben geç açıldım ve profesyonel voleybola ancak 22 yaşında başladım."
"Antrenmanda bir kaza oldu. Takım arkadaşımla birlikte topu kurtarmaya çalışırken, ikimiz birden pancake hareketi yaptık. O da tırnağıyla derimi kesti. İlk başta sadece bir çizik olduğunu sandım. Ama elimi açtığımda derimin ayrıldığını ve kemiğin göründüğünü fark ettim. Uzun süre şaşırdık çünkü tırnakları uzun değildi. Muhtemelen güç, hız ve temas açısı bir araya geldi. Sonuç olarak bıçakla kesilmiş gibi oldum. Sadece şanssızlıktı. Dikiş attılar, her şey iyileşti ama yara izi kaldı. Bu yüzden voleybolcuların iyi bir maniküre sahip olması önemli. Ben de eskiden, tırnaklarım oldukça kısa olsa bile blok yaparken kendimi çiziyordum."
"Biz, Fenerbahçe ve Eczacıbaşı. Bu derbiler en ateşli olanlar. Bu bahar çok maç oynadık. Şu anda Türkiye Kupası finalinde Eczacıbaşı'nı yendik ve 30 Mart'ta Türkiye Ligi yarı final serimiz yine onlarla başlayacak. Çok zorlu bir takım. Çok uzun boylu, iradeli ve en zor durumlardan bile çıkmayı biliyorlar. Onlarla oynanan maçlarda sayı almak çok zor. Diğer eşleşmede ise Fenerbahçe ve Zeren karşı karşıya."