Fenerbahçe'nin başarılı orta saha oyuncusu Mert Hakan Yandaş, Milliyet'ten Senad Ok'a açıklamalarda bulundu. Sarı-lacivertli ekibin teknik direktörü Jorge Jesus'u yere göğe sığdıramayan Mert Hakan, Galatasaray derbisi hakkında da çok konuşulacak bir itirafta bulundu.
Zor bir çocukluk geçiren, para kazanmak için halı sahalarda futbol oynayan, yanlış ameliyat sebebiyle kariyeri adeta bitme noktasına gelen Mert Hakan pes etmemesi ve biraz da şansı sayesinde buralarda olduğunu ifade ediyor. Altyapıdaki sorunlardan üst yapıya kadar düşüncelerini bizimle paylaşan deneyimli orta saha, derbi maçta yerde kaldığı ve pozisyonu abarttığı eleştirileri aldığı faul pozisyonu için de öz eleştirisini yapıyor..
"Çok zor ve mücadele gerektiren bir hayatım oldu. 9 yaşımda babamı kaybettim. Futbola olan sevgim küçük yaşlarda başlamıştı. Babam eski bir futbolcu. Genlerden bulaşan bir yetenek vardı ve babam da futbolcu olmamı çok isterdi. Onu kaybettikten sonra aklımı başka şeylere vermem için ailem beni Bursapor’un köklü futbol okullarından Bursaspor Profesyonel Futbolcular Dayanışma Derneği’ne yazdırdı. Orada 6-7 yıllık bir serüvenim oldu. Ondan sonra yol ayrımına gelip bir kademe atlamak gerekiyordu. Oyak Renault Spor Kulübü’ne transferim gerçekleşti. 3.ligde yer alan profesyonel bir kulüptü. Biz ise altyapısına transfer olduk. Orada bir senelik sürecim oldu. O sezonun sonunda 18 yaşıma gelmiştim. Profesyonel oldunuz ya da olmadınız. Ondan sonra ya hayatınızı amatör kümede tırmalayarak geçirecektiniz ya da o şansı size vereceklerdi."
"17 yaşlarımda sürekli halı sahaya giderdim. Orada oynarken para kazanırdım aynı zamanda. Beni büyük turnuvalara davet ederlerdi, ufak paralar kazanırdık. O zaman imkanlarımız iyi olmadığı için seve seve giderdik. Oyak Renault A Takımı, tam o dönemde yaz kampına başlayacaktı. Bizim A takımda oynayan abilerimiz de ‘Rakip Bul’ diye bir turnuvada bizimle maç yapmak istediler. Bizim takım yaşlıydı, en genç oyuncuları bendim. Orada a takımdaki profesyonel oyuncularla oynadık. Bizi farklı yendiler ancak ben dikkat çekince iki gün sonra a takım seçmelerine çağırıldım. Altyapıda oynuyoruz ama hocanın görmesi için seçmelere davet edildik. A takım oyuncuları düz koşu yaparken beni gördüler. Halı sahadan da tanıştığımız için kaptanlar benimle konuştu.
"Daha sonra onların baskısıyla beni a takım kampına davet ettiler. Beni halı sahada çok beğenmişlerdi. O dönemin kaptanı ve sportif direktörümüz Murat abi beni çok destekledi. İlk kampımızı da Topuk Yaylası’nda yaptık. Orada ilk maçta yan hakemdim. O gün oynamayacaktım ve beni yan hakem yaptılar. Urfaspor ile oynamıştık, sürekli onlar hücumdaydı ve santrforları da Serhat Akın’dı. Kaldırdığım bayraklara sürekli isyan ediyordu. Hiç unutmuyorum. Gencim, üzerimde baskı da vardı. Bir süre sonra bayrak kaldırmamaya başladım."
"İkinci maçı bütün yönetim kurulu izlemeye gelmişti. Son yirmi dakika 2-0 gerideyken oyuna girmiştim. İki tane gol attırdım ve ondan sonra benim profesyonel olma sürecim başladı. Oyak Renault’ta profesyonel oldum. Beş yıllık sözleşmem vardı ancak kulüp kapandı. Oradan transfer yapmak da zordu. Çok iyi, düzenli bir kulüptü ve elindeki oyuncuları kolay kolay göndermeyen bir yapısı vardı. Kulübün kapanma kararı benim için bir şans oldu. Altınordu o sezon bizim grubumuzda şampiyon oldu ve ikinci lige yükseldi. O dönemin sonunda sakatlık yaşamıştım ama beni sakat sakat kadrolarına katmak istediler. Transfer oldum ve orada ilk dört beş ayımı sakat bir şekilde geçirdim."
"Bir sürü insan beni doğma büyüme Sivaslı olarak biliyor. Aslında iki sene alt liglerde gol krallığı yaşadım. Milli takımda hiçbir yaş grubuna çağırılmadım. 21 gol atan bir orta saha vardı. Sadece alt liglerde Antalya’da toplama kampı gibi bir şey olmuştu, orada alt ligler karmasına çağırılmıştım. 15’er dakika oynayıp dönüyorduk. İnanılmaz bir değersizlik var alt yaş gruplarına ve alt yapıya. Ülkenin eksisi olduğunu düşündüğüm tek konu bu. Hiç kimse dönüp aşağıya bakmıyor. Bu sürecin benim için iyi gitmesi kariyer planlamamı iyi çizmemden dolayı oldu. Gittiğim her kulübe serbest kalma maddesi yazdırdım. O maddeyi yazdırmadığınız sürece kulüplerden kurtulmanız çok zor. Büyük rakamlar istiyorlar, büyük rakamlar istediklerinde de Süper Lig takımları o parayı size harcamak yerine daha hazır oyuncuları tercih ediyorlar. Seninle uğraşmak yerine olmuş birini tercihliyorlar. Ülkede hem hocalara hem yönetime sabır çok az. Benim şansım kariyerim planlamamı iyi çizmekti."
"Altınordu’da hocamız beni çok değerlendirmedi. Ben de genç bir oyuncu olarak oynamaya devam etmek zorundaydım. Kiralık olarak ayrılmak istedim ve Tire 1922’ye gittim. İlk senem çok iyi geçti, beni çok sahiplendiler. O sezon 14 gol atmıştım ve sezon sonunda Altınordu’ya geri döndüm. Beni kadroda tutmak istiyorlardı ancak çok oynayamayacağımı düşünüyorlardı."
"Ben, hocama gidip kulübede oturarak gelişemeyeceğimi, geçen sezonki gibi oynayarak gelişmek istediğimi söyledim. Tekrar Tire 1922’ye gitmek istedim ancak bu sefer kulübümüz karşı çıktı. Bir üst ligde devam etmemi istediler. Daha sonra beni bonservisimle Tire 1922’ye sattılar. Orada ikinci sezonum da çok iyi geçti ve gol kralı oldum. Daha sonra Menemenspor’a transfer oldum. Bu süreçte adım üst liglerdeki takımlarla geçiyor ancak transferim gerçekleşmiyordu."
"Menemenspor’da da 16 gol atarak iyi bir sezon geçirdim. Bu sefer Süper Lig takımları benimle daha çok ilgilenmeye başladı. Beni çok izleyen takım vardı ancak transferim gerçeklemeyince stres yapmıştım. Sivasspor’da Samet Aybaba’nın kaleci antrenörü Yılmaz Hoca vardı. Aynı zamanda Eti Mesgutspor’un sportif direktörlüğünü yapıyordu. Eti Mesgut da bizim grubumuzdaydı ve Yılmaz Hoca maçlarımızı izliyordu. O dönem gözüne takılmışım ve beni Samet Hoca’ya anlatmış. Samet Hoca da genç oyuncu, risk almayalım bonservis ödeyeceğiz demiş. Yılmaz Hoca kesinlikle alalım, göreceksin çok başarılı olacak deyince Samet Hoca da onay verdi ve Sivasspor’a transfer oldum. Ondan sonraki sezon herkesin gözü önünde gelişti."
"Sivasspor’la üç sezonluk sözleşmem vardı. İkinci sezonda bu sakatlığı yaşayınca doğal olarak gözden düşmüştüm. Kiralık olarak gönderilmem düşünüldü ancak asbaşkan engel oldu. Sezon başında Rıza Hoca geldi ve benim hayatımda bir dönüm noktası oldu. Psikolojim bozuktu, Sivasspor’dan ayrılmak istiyordum. Transfer teklifleri vardı ve ben yeni bir başlangıç yapmak istiyordum."
"Sezon sonunda hiç dinlenmeden hazır bir şekilde kampa katıldım. Bu sürede benim ayrılma isteğim ve transfer görüşmeleri devam ediyordu. O dönemde Denizlispor’la görüşülüyordu. Başkanımız vermedi ama ben gitmeyi kafaya koymuştum. Kampa sadece 9 kişiyle başladık. Bize düşme adayı olarak bakıyorlardı. Rıza Hoca’yla enerjimiz tuttu. Çok otoriter bir hoca. Dışarıdan gelen her şeye kulağını kapatabilen güçlü bir isim. Zaten orada son beş senede yaptıkları da inanılmaz şeyler. Onunla bir konuşmamız oldu. Sen olduğun sürece sen oynayacaksın dedi. Bana çok sahip çıktı ve kamp da benim için çok iyi gitmeye başladı. Hazırlık maçlarında çok gol attım. Ajax maçında da atmıştım. Sonrasında kalmaya karar verdim ve Rıza Hoca’yla çok iyi bir sezon geçirdik. Sakatlıktan döndükten sonraki sezon sözleşmemdeki son sezondu ve transferde bir şans oldu benim için. Çünkü sözleşme devam ederken yüksek bonservis bedeli istenebiliyor. Sözleşmem bittiğinde de böyle bir transfer nasip oldu bana. Sakatlığımın bana kattığı tek şey asla pes etmemek oldu. Bir daha başarabileceğime inandım."
"İlk sezonumda ikinci ligden gelip 26 maç oynadım, benim için güzel bir sayıydı. İkinci sezon talihsiz bir diz sakatlığı yaşadım. 3 haftalık bir süreç için operasyona giriyorsunuz ancak tamamen doktor hatasından dolayı süreç 6-7 ay sürüyor. Benim için her şey en başa dönmüştü. Sahalara geri dönmek için mücadele ediyordum ancak başa dönüyordum. Bir ara hiç bitmeyecek sandım. İnanılmaz bir süreçti. Yeter ki iyileşeyim diye dua ediyordum. Psikolojik olarak geriye gitmiştim. Ameliyata girerken koşuyordum ama sezon içinde bana sıkıntı olmasın diye tercih ettiğim bir operasyondan dönüşüm 6-8 ay sürdü. Herhalde 20-25 tane doktora gittim. İyileşemeyeceğim bari hayatıma devam edeyim moduna girmiştim."
"Çoğu futbolcunun hayatı kolay değil. Bir yerlere geldikten sonra insanların size bakış açısı değişebiliyor. Sizi tanımıyorlar ve sert bir dille eleştirebiliyorlar. Bunlar işin doğasında var ama insanların da sizin ne yaşadığınızı bilmesi önemli. Gerçekten rahat bir hayat süren insanın futbolcu olması çok zor. İnanılmaz zor şeyler yaşıyorsunuz buralara gelmek için. Pes etmeyenler başarıyor. Ya da şanslı olanlar. Bizim ülkemizde şans daha önde geliyor. Sistemle alakalı bir durum. Alt liglerde inanılmaz bir kural var. 23 yaşına kadar gençsin."
"Yetiştirme bedeli ödenmek zorunda, 23 yaşından sonra kontenjana giriyorsun. 23 yaşında bir anda yaşlı oluyorsun. İnanılmaz bir ikilem var buradan bunu da söylemek istiyorum."
"Menemenspor’dayken Fenerbahçe’ye transfer olma hayalim vardı ama olabileceği aklımdan geçmiyordu. Çok zordu oralardan transfer yapmak. İsmail Yüksek bunu başardı inanılmaz bir olay. Büyük bir başarı öyküsü."
"Sosyal hayatımda çok fazla dışarı çıkmak gibi bir düşüncem yok daha çok zevk aldığım şeyleri yapmayı seviyorum. Basketbol maçlarına gitmeye, alt yaş gruplarında oynayan kardeşlerimizi izlemeye çalışıyorum. Biraz da benim hayatıma katacak şeyleri yapıp her ortamı solumaya çalışıyorum. Bulunduğumuz kulübe de aidiyet hissetmeye çalışıyorum. Kardeşlerimiz buraya geliyor, onlara daha ulaşılabilir olduğumuzu hissettirmeye çalışıyorum. Bu dönemlerde sakatlık yaşadığım için daha çok vaktim oldu."
"Ben Ronaldo’cuyum. Çok üzüldüm çünkü elindeki şansı aldılar. Bu kadar büyük bir oyuncuya yapılanları kabul edemedim. Ronaldo’nun bu olanları olgunlukla karşılaması beni şaşırttı. Messi de tabi ki çok büyük bir oyuncu. Dünyaya gelmiş dört dörtlük tek oyuncunun Ronaldo olduğunu düşünüyorum. Hiçbir eksiği olduğunu düşünmüyorum. Özelliklerini ve saha dışındaki insani olayları birleştirebilen tek sporcunun o olduğu fikrindeyim. Ayrıca Real Madrid’ciyim. Orada oynadı. Artık Manchester United’ı sevmiyorum. Madrid’te oynadığı için biraz daha sıcağım ona. İnsanüstü şeyler başardı. Bunların yüzde ellisini çalışarak yaptığı için ona büyük saygı duyuyorum. Messi, tamamen Allah vergisi bir yetenek. Ronaldo hem yetenek hem çalışma ürünü ve bunu bu kadar süre boyunca sürdürmek çok büyük bir şey. Ronaldo’nun şansının elinden alınmasına üzüldüm. Son 30-40 yılda Portekiz’in iki tane kupası var ve ikisi de Ronaldo’yla. Kulübünde yaşadığı şeylerden kaçıp milli takıma geliyor ve aynı şeyi orada da yaşıyor."