"Buraya alışma gibi bir sorunum yok. İlk defa adaptasyon sorunu yaşamadım. Türkiye dışında bunu yaşıyoruz genelde. Burası bildiğim bir yer. Kendimi çok iyi hissediyorum."
"Daha önce birlikte oynadığım arkadaşlar var. Buranın ortamını çok seviyorum. Tesislere erken gelip, geç gidiyorum. Sürekli maç olmasını ve oynamayı istiyorum."
"Küçüklüğümden beri oyunlara düşkünlüğüm var. Çağlar ile aynı evdeyken bilardo oynardık. Her masada varım diyebilirim. Uzun zamandır böyle bir arkadaşlık ortamını hissedemedim. Kendi ülkenizdeki gibi başka yerde hissedemiyorsunuz. Bu şekilde motive ediyorum kendimi."
"Çok hırslıyımdır, çabuk sinirlenirim. O yüzden her zaman her şeyimi vermeye çalışıyorum. Kaybetmeyi hiç sevmem. Sinirlenmemek için kaybetmemizi umuyorum."
"Tekrar ülkeme dönmeyi düşünüyordum. Fenerbahçe'nin bana yaklaşımı çok hoştu. Uzun bir süreç oldu ve benim için de stresli oldu. 3 haftalık bir süreç oldu ve ben uzun süren transfer süreçlerini pek sevmiyorum. Marsilya'da bazı antrenmanlara katılmıyordum çünkü buraya gelmeden önce sakatlık yaşamaktan korkuyordum."
"Daha önceki röportajlarımda Avrupa'da devam etmek istediğimi söylüyordum ama Fenerbahçe gibi bir kulüpten teklif gelince fikriniz değişiyor."
"Havaalanında da söylemiştim; 'Ben attıracağım, Edin atacak'. Başlangıcı yaptık ama bu yeterli değil. Ligi izlediğimde de görebiliyorum. Çok fazla iş yapacağımı düşünüyorum burada."
8-9 yaşımda iken Balıkesir Sındırgı’da sürekli halı sahalarda top oynadım. Sındırgıspor’da. Böyle geçen çocukluğum vardı. Sonrasında babam beni Bucaspor’a götürmüştü. Orada ilk seçmelere girdim. Altyapı değil, spor okullarında önce beni denemişlerdi. 2-3 dakika oynadıktan sonra beni çıkardılar, takım tesislerine götürdüler. Aslında ilk Bucaspor’da başladım. Sonrasında annem ve babam benimle birlikte Bucaspor’a geldi. Babam bütün ailesinin Sındırgı’da olmasından dolayı İzmir’de olmayı kabul etmiyordu. Başkanımız Seyit Mehmet Özkan da bize ev tutmuştu. Annem ve ben orada, babam ile ablam Sındırgı’da yaşıyordu. 13-14 yaşına kadar Bucaspor’da oynadım sonra Başkanımız Altınordu’yu alınca oraya geçtim. 2 yıl altyapıda oynadıktan sonra 16 yaşında A takımda oynamaya başladım. Benim için her şey çok hızlı gelişti. O zaman her gün bir oyuncu A takımla antrenmana çıkıyordu ve bir süre geçtikten sonra beni hiç A takımla antrenmana çağırmamışlardı. Takım arkadaşlarıma da söylüyordum. ‘Bir gün oraya çıkarsam bir daha aşağıya inmem’ diye. Bir gün antrenmana çıktım ondan sonra bana söylediler: ‘Cengiz bundan sonra hep A takımlasın’ O günden sonra oynamaya başladım. Hiç bırakmadım. Sonrasında Başakşehir’e gittim. Avrupa kariyerim açıldı. A milli takımda forma giydim. Güzel kariyerim oldu. 26-27 yaşında tekrar Türkiye’ye döndüm. Kendi açımdan her şeyin güzel olduğunu söyleyebilirim. Başarılı bir kariyerim var.
İlk geldiğim günden beri çok iyi hissettim. O gün taraftarımızla ilk maçı izlemeye geldiğimde stadyumdan da takımın içinde ne kadar güzel bir ortam olduğunu görüyorsunuz. Bunu ilk geldiğim günden beri hissettim ve takımın içine girince bunu çok çok daha iyi anladım. Birlik ve beraberlik olmuş durumda. Bu tabii ki maçların kazanılmasına da bağlı. Kaybettiğiniz zaman çok farklı bir ortam da oluşabiliyor. Şu an hep kazanıyoruz. Takım olarak iyi durumdayız. En önemlisi her zaman kazanmak. Bunu en iyi şekilde göstermeliyiz. Güçlü bir kadro kalitemiz var. Her şekilde en sonuna kadar götürmek zorundayız. Bu kadro kalitesi bunu hak ediyor. Tekrardan Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nde büyük kupalara karşı oynarken görmek istiyoruz. Fenerbahçe kulübü bunu hak ediyor. Buraya yakışıyor, bu oyuncu kadro kalitesine de yakışıyor. Umarım hep birlikte bunu sezon sonuna kadar hep birlikte götürürüz. İlk günden beri bunu söyledim, yürekten. Sonuna kadar gideceğimizi ve yapacağımızı da biliyorum.
Konferans Ligi’nde 5’te 5 yaptık. Sonradan geldiğim için bundan sonraki süreçte dahil olacağım. Hepsi güzel geçti. Çok farklı galibiyetler aldık. Özellikle son maçta ben de kulübedeydim. Bunu yakından gördüm. Takım olarak iyi giden bir performansımız var. 5-1 kazandık, rövanş maçımız var. Maç maç bakarak gitmemiz gerekiyor. Uzun bir maraton. Daha önce Marsilya’da oynadığım için biliyorum. Konferans Ligi’nde yarı finale kadar gitmiştik. Umarım bu takımla finale kadar gideriz. Kadro kalitemiz çok iyi. Sonunu düşünmeden maç maç gitmek daha doğru. Ligle birlikte çok sayıda maç yapacağız. Sonuna kadar götüreceğimize inanıyorum.
Burada da oynadığım her zaman Süper Lig’in zor olduğunu biliyorum. O zamanlarda iyiydi şimdi artık takımların kadro kalitesi de daha iyi olmaya başladı. Bu sene zorlu bir lig olacak ama en iyi bizim olduğumuzu düşünüyorum. Buraya gelmemde beni teşvik eden en büyük faktörlerden bir tanesi de kadro kalitesiydi. Fenerbahçe ismini söylemeye gerek yok zaten o isim olunca her şey değişiyor. Zorlu bir lig olacak. Kendi açımdan ise ben her zaman hazırım. %100’ümle hazır olamasam da en son maçtan dolayı da her şeyi görmüş oldum. Her zaman kendime çok güveniyorum. Özgüveni çok yüksek bir oyuncuyum. Rekabetten kaçmam her zaman oynamak istiyorum. Bunun için buraya geldim. Başka hiçbir şey düşünmüyorum. Sadece oynamak ve yapabileceklerimi herkese göstermek istiyorum. Kanıtlayacak bir şeyim de yok. Sadece Fenerbahçe’nin şampiyon olması için elimden gelenin en iyisini yapacağım. Çok sayıda gol katkısı yapmak istiyorum. Herkesin benden beklentisi yüksek. Kimse merak etmesin. Kendimi çok iyi biliyorum. Oynayacağım futbolu da çok iyi biliyorum.
Benden bekleneni biliyorum. 10 yaşımdan beri hep kendimden iki yaş büyüklerle oynadım. Özgüvenim yüksek ve bunu sahada en iyi yapabilen kişilerden biri olduğumu düşünüyorum. Kötü eleştirilere hiçbir zaman takılmıyorum. Bunlar beni daha çok motive ediyor. Milli takımda da keza çok olduğu zamanlarda oldu ama ben hiçbirine bozulmadım. Milli takımda oynadığım günlerden beri en çok gol atan oyuncuyum. En çok asist yapan kişiyim. Her gün üstüne koyuyorum.
Roma’ya ilk gittiğim günde birisi beni yanına çağırmıştı, ‘birisiyle seni tanıştıracağız’ diye. Totti’nin futbolu bıraktığı sezon ben Roma’ya gittim. Keşke birlikte de oynasaydık. Onu çok isterdim. İlk beni onunla tanıştırmışlardı, çok heyecanlanmıştım. İdol olarak gördüğünüz birisi karşınızda olunca özellikle Avrupa’ya gittiğinizde. Sürekli onunla konuşmak istiyordum ama ilk zamanlar (dil) bilmediğim için çok konuşamıyordum. Çok yardımcı oluyordu. İlk sene kulübün sürekli içerisindeydi. Her gün gelip, gidiyordu ama bana çok yardımcı oluyordu. Hatta maçlardan önce bana sürekli, ‘bu maçta gol atarsan sana şöyle yapacağım, şunu alacağım, bunu alacağım’ diyerek beni sürekli gaza getiriyordu. Birlikte oynamak istediğim oyunculardan bir tanesiydi. Gittiğim günden beri bana Roma’da çok yardımcı olmuştu, sonrasında da çok konuşmuştuk.
Edin Dzeko, Roma’ya gittiğimde de bana çok yardım etmişti. Menajerim Mirsad Türkcan o da Fenerbahçe efsanesi. Ondan dolayı sürekli Dzeko ile yakın bağımız vardı. Aynı dili konuştukları için Edin Dzeko sürekli bana yardım ediyordu. Roma’da iken birlikte yemeklere gidiyorduk. Şimdi tekrar aynı takımdayız. Ben buraya gelmeden önce de buraya gelmesinden dolayı çok mutluyum. Çünkü onun gibi bir oyuncuyu Türkiye’de izlemek çok farklı bir şey. Sürekli telefonda da konuştuk. ‘Ne zaman geliyorsun?’ diye. İkimizde diyorduk, ‘biraz daha sabırlı olmamız lazım’ diye. Ben de çok stresliydim. Ve en sonunda geldik. Stadyuma girmeden önce de onunla görüntülü konuşmuştuk. Artık tekrardan aynı takımdayız.
İrfan Can Kahveci çok yakın arkadaşım, Başakşehir’de birlikte oynadığımızdan beri. Tatillerde de birlikteydik sürekli. Karakterini çok seviyorum. Çok iyi insan. İçinde kötü niyeti bulunmayan, her zaman temiz kalpli düşünen birisi. Onunla tekrardan buluştuğumuz için çok mutluyum. Her gün birlikteyiz. Tesisten gitsek bile sürekli konuşuyoruz. Onunla aynı takımda olmaktan dolayı çok mutluyum. Kalbi çok temiz, çok yetenekli zaten burada daha önce de söylediğim gibi yurt dışında oynarken bana Türkiye liginde en yetenekli Türk sorulduğu zaman her zaman İrfan’ı söylerdim. Çok iyi başlangıç yaptı onun adına çok mutluyum. Umarım böyle devam eder.
Herkesin söylediği, iyi dripling yapıyorum. Hızlıyım, futbolu biliyorum. Bu kendimi şey yapmak gibi söylemeyeyim. Başta da söyledim, en büyük özelliklerimden bir tanesi özgüvenim. Bunu küçük yaştan beri büyüklerle oynamaktan dolayı bu özelliğimin geliştiğini söyleyebilirim. Pres konusunda ise takımda geçen yıldan çok yapmaya başlamıştım. Pres yaparken %100’ümü vererek yapıyorum. İnsanlar söylese de çok defans yapmıyor, nereye gideceğimi ve nerede duracağımı biliyorum. O yüzden bu konuda sıkıntı yaşadığımı düşünmüyorum. Top tutabilen bir oyuncuyum, hızlıyım. Oyun içinde sürekli varım. Sürekli oyunun içinde olmaktan keyif alıyorum.
Bana her yerde sürekli ‘Cengo’ deniliyordu. Ben Cengo’yu çok sevmesem (gülerek) de herkes böyle diyordu. Roma’da iken ‘Under’ çok söyleniyordu. Marsilya’da ‘Cenco’ deniliyordu. İngiltere’de ‘Undertaker’ şeyi çok olmuştu. Genelde herkes ‘Cengo’ diyor.