Yazının ilk bölümünde (Şike - Aramızdaki Hainler) Federasyon'a empati yapmıştık. Şimdi sahnedeki ya da sahadaki, diğer oyunculara bakalım. Sırada Yargı ve Yasama var.
Adalet sistemine meydan okuyan dava
Hatırlarsanız, şike davası hakkında yazdığım ilk yazı (Şike ve Adalet), kısır bir şekilde devam eden "evet suçlu - hayır masum" tartışmalarından bıkmış olmamın bir sonucu olarak, hukuğun temel ilkelerine odaklanmıştı. Hukukun yüzyıllar önce Beccaria tarafından en basit şekliyle ilan edilen temel ilkeleri ve bizdeki sistemin bundan ne kadar sapmış olduğuna.
Bu yazıdan bazı cümleler, daha sonra, milletvekillerinin Şike yasasındaki değişiklikle ilgili teklif metninde aynen yer aldı. Hani şu görülmemiş bir elbirliğiyle hazırladıkları! Tabii benim değil Beccaria'nın cümleleriydi bunlar.
Şimdi bir de farklı bir açıdan bakalım: Aslında ne kadar eleştirsek de şike soruşturmasının adalet sistemimize çok hayırlı olduğunu, olacağını düşünüyorum. Neden mi? Açıklayayım.
Bu ülkede adalet sistemi (yargısı ve yasalarıyla) hiç bir zaman bugünkü kadar şiddetle ve cesaretle eleştirilmemişti. Tutukluluk süreleri ve kararlarındaki çifte standartlar (ya da farklı yorumlamalar diyelim), mağdur olmayan insanları bile çileden çıkarmış durumda. Hatta bizzat hukukun içindekiler bile şikayetçi.
Aklı başında kimsenin “oh olsun” diyecek durumu yok. Çünkü herkes yanlış zamanda yanlış yerde olduğu bir gün kendilerinin veya sevdiklerinin başına da benzer şeylerin gelebileceğini hissediyor.
Adaletin yerine geleceğine, yargı kararlarının doğru olduğuna, yasaların adil olduğuna hepimiz inanmak isteriz. Ancak biz sıradan vatandaşlar, adı vahşi cinayetlere karışmış ve ortadan kaybolacağı kesin insanların tahliye edildiği bir yerde, (tamamen terörle savaşmak için konulmuş) uzun tutukluluk sürelerinin, şikeden yargılananlar, protesto hakkını kullanan çocuklar, yazılmamış kitapların yazarları için sonuna kadar kullanıldığını gördüğümüzde şüpheye düşüyoruz.
Aslında adalet sistemindeki arızalar yeni değil. Bunu Sami Selçuk gibi büyük bir hukukçudan tutun, İlber Ortaylı gibi hukukun tarihsel gelişimi yutmuş büyük bir tarihçiye kadar her türlü uzman yıllardır dile getirip duruyor.
Bugün farklı olan şey, bilgi çağının bir sonucu olarak bu eksikliklerin ayyuka çıkmış olması. İnsanlar dolaylı olarak duyduklarının ve içten içe hissettiklerinin kanıtlarını artık açık açık görüyor önlerinde. Bütün tabularımız yıkılıyor. Mahkemeleri tweetler ile takip edebiliyoruz.
Bu sistemi, daha doğrusu yasaları iyileştirmek için birileri birşeyler yapmaya çalışıyor arasıra. Ancak tek yapabildikleri kusurları yamamak. Oysa hiçbir yama tutmuyor. Çünkü sorun kişilerde (yargıçlarda, savcılarda veya avukatlarda) değil. Çünkü sorun tek bir suçla ilgili değil. Onlarda olsaydı çözüm daha kolaydı.
Asıl sorun bu yasaların arkasındaki zihniyetin olduğu gibi yerinde durmasında. Oysa Türkiye'de birçok şey (olması gerekenden yavaş da olsa) çağa ayak uydurmak için değişiyor.
Yasaların da buna ayak uydurması değişmesi, güvenlik ve özgürlük arasında anlamlı bir denge kurması gerekiyor. Üstelik hukuk, teknoloji gibi yenilikleri adapte etmeyi gerektirmiyor. Sadece Batının çoktan yerleştirdiği insan odaklı temel prensiplere dönmemiz yetecek.
İşte tüm bunların alevlendiği bir noktada, adalet sistemi mağdurların en zorlusuna çarptı. Bu ülkede din ve vatan sevgisiyle kapışabilecek kadar güçlü olan taraftar sevgisine.
Buna bir de (futbolun adalet sistemi olan) hakemlere yıllardır yapılan acımasız eleştiri deneyimini ekleyin. Üzerine bir de tutukladığınız insana gözü kapalı inanan, adeta tapan insanları koyun.
İşte karşınızda güvenlerini kaybetmemeniz, adalet duygusunu zedelememeniz, hata yapmamanız gereken bir kitle. Çünkü bu kitle, direnci kolay kırılan bir kitle değil.
İşte bu yüzden, şike soruşturması ne kadar haklı veya haksız olursa olsun, onyıllardır her türlü protestoyu, itirazı sünger gibi emmeyi başaran bu sisteminin değişmesi için güçlü bir fırsat yaratıyor.
İşte bu yüzden hayırlı. Bu dava görünüşe göre daha uzunca bir süre devam edecek. Ve bu süreçte Türk adalet sistemi de kökünden sorgulanacak.
Light Şike Yasası
Bir de yasa değişikliği olayı var. Şike yasanın hafifletilmesi. Hani şu Cumhurbaşkanı'nın içine sinmeyen ama milletvekillerinin anlaşılmaz bir gayretle geçirdikleri.
Anlaşılmaz diyorum, çünkü bu gayreti ülkeye faydalı başka amaçlar için gösterseler bugün kahramanımız olurlardı.
Daha da üzücü olan şey ise, bunu üç büyükler dışında bir takım için yapmayacak oluşları. Yani milletvekillerinin bu çabasının arkasında iyi niyet aramak saflık olur.
Öte yandan, ilk yazımda da yazmıştım, yasanın (tehdit, şantaj, şiddet vb içermeyen hallerde) öngördüğü hapis cezaları çok ağırdı. Spordan men cezaları ise çok hafifti. Oysa İtalya'da bunun tam tersini görmüştük.
Zaten FIFA Başkanı Blatter da son açıklamasıyla, kendi ülkesinde kanunen ne ceza alırsa alsın, şikeye karıştığı kanıtlanan kişilerin futboldan ömür boyu men edileceğini ilan etti.
Bir yandan bu konuyla ilgili hapis cezalarının hafifletilmesini (şiddet, tehdit içeren suçlar hariç) doğru buluyorum. Öte yandan, Cumhurbaşkanı'nın veto sebebini de (yani düzenlemenin hakkaniyeti sağlamak yerine kişiye özel yapıldığı hissi uyanması) haklı buluyorum.
Ancak içimi acıtan tarafı, milletvekillerinin başka benzer davalarda, adalet duygusunun bir türlü içimize oturmadığı diğer olaylarda aynı vicdanı ve aynı işbirliğini göstermeyi beceremiyor oluşu!
3. Perde UEFA…
Adalet sistemine meydan okuyan dava
Hatırlarsanız, şike davası hakkında yazdığım ilk yazı (Şike ve Adalet), kısır bir şekilde devam eden "evet suçlu - hayır masum" tartışmalarından bıkmış olmamın bir sonucu olarak, hukuğun temel ilkelerine odaklanmıştı. Hukukun yüzyıllar önce Beccaria tarafından en basit şekliyle ilan edilen temel ilkeleri ve bizdeki sistemin bundan ne kadar sapmış olduğuna.
Bu yazıdan bazı cümleler, daha sonra, milletvekillerinin Şike yasasındaki değişiklikle ilgili teklif metninde aynen yer aldı. Hani şu görülmemiş bir elbirliğiyle hazırladıkları! Tabii benim değil Beccaria'nın cümleleriydi bunlar.
Şimdi bir de farklı bir açıdan bakalım: Aslında ne kadar eleştirsek de şike soruşturmasının adalet sistemimize çok hayırlı olduğunu, olacağını düşünüyorum. Neden mi? Açıklayayım.
Bu ülkede adalet sistemi (yargısı ve yasalarıyla) hiç bir zaman bugünkü kadar şiddetle ve cesaretle eleştirilmemişti. Tutukluluk süreleri ve kararlarındaki çifte standartlar (ya da farklı yorumlamalar diyelim), mağdur olmayan insanları bile çileden çıkarmış durumda. Hatta bizzat hukukun içindekiler bile şikayetçi.
Aklı başında kimsenin “oh olsun” diyecek durumu yok. Çünkü herkes yanlış zamanda yanlış yerde olduğu bir gün kendilerinin veya sevdiklerinin başına da benzer şeylerin gelebileceğini hissediyor.
Adaletin yerine geleceğine, yargı kararlarının doğru olduğuna, yasaların adil olduğuna hepimiz inanmak isteriz. Ancak biz sıradan vatandaşlar, adı vahşi cinayetlere karışmış ve ortadan kaybolacağı kesin insanların tahliye edildiği bir yerde, (tamamen terörle savaşmak için konulmuş) uzun tutukluluk sürelerinin, şikeden yargılananlar, protesto hakkını kullanan çocuklar, yazılmamış kitapların yazarları için sonuna kadar kullanıldığını gördüğümüzde şüpheye düşüyoruz.
Aslında adalet sistemindeki arızalar yeni değil. Bunu Sami Selçuk gibi büyük bir hukukçudan tutun, İlber Ortaylı gibi hukukun tarihsel gelişimi yutmuş büyük bir tarihçiye kadar her türlü uzman yıllardır dile getirip duruyor.
Bugün farklı olan şey, bilgi çağının bir sonucu olarak bu eksikliklerin ayyuka çıkmış olması. İnsanlar dolaylı olarak duyduklarının ve içten içe hissettiklerinin kanıtlarını artık açık açık görüyor önlerinde. Bütün tabularımız yıkılıyor. Mahkemeleri tweetler ile takip edebiliyoruz.
Bu sistemi, daha doğrusu yasaları iyileştirmek için birileri birşeyler yapmaya çalışıyor arasıra. Ancak tek yapabildikleri kusurları yamamak. Oysa hiçbir yama tutmuyor. Çünkü sorun kişilerde (yargıçlarda, savcılarda veya avukatlarda) değil. Çünkü sorun tek bir suçla ilgili değil. Onlarda olsaydı çözüm daha kolaydı.
Asıl sorun bu yasaların arkasındaki zihniyetin olduğu gibi yerinde durmasında. Oysa Türkiye'de birçok şey (olması gerekenden yavaş da olsa) çağa ayak uydurmak için değişiyor.
Yasaların da buna ayak uydurması değişmesi, güvenlik ve özgürlük arasında anlamlı bir denge kurması gerekiyor. Üstelik hukuk, teknoloji gibi yenilikleri adapte etmeyi gerektirmiyor. Sadece Batının çoktan yerleştirdiği insan odaklı temel prensiplere dönmemiz yetecek.
İşte tüm bunların alevlendiği bir noktada, adalet sistemi mağdurların en zorlusuna çarptı. Bu ülkede din ve vatan sevgisiyle kapışabilecek kadar güçlü olan taraftar sevgisine.
Buna bir de (futbolun adalet sistemi olan) hakemlere yıllardır yapılan acımasız eleştiri deneyimini ekleyin. Üzerine bir de tutukladığınız insana gözü kapalı inanan, adeta tapan insanları koyun.
İşte karşınızda güvenlerini kaybetmemeniz, adalet duygusunu zedelememeniz, hata yapmamanız gereken bir kitle. Çünkü bu kitle, direnci kolay kırılan bir kitle değil.
İşte bu yüzden, şike soruşturması ne kadar haklı veya haksız olursa olsun, onyıllardır her türlü protestoyu, itirazı sünger gibi emmeyi başaran bu sisteminin değişmesi için güçlü bir fırsat yaratıyor.
İşte bu yüzden hayırlı. Bu dava görünüşe göre daha uzunca bir süre devam edecek. Ve bu süreçte Türk adalet sistemi de kökünden sorgulanacak.
Light Şike Yasası
Bir de yasa değişikliği olayı var. Şike yasanın hafifletilmesi. Hani şu Cumhurbaşkanı'nın içine sinmeyen ama milletvekillerinin anlaşılmaz bir gayretle geçirdikleri.
Anlaşılmaz diyorum, çünkü bu gayreti ülkeye faydalı başka amaçlar için gösterseler bugün kahramanımız olurlardı.
Daha da üzücü olan şey ise, bunu üç büyükler dışında bir takım için yapmayacak oluşları. Yani milletvekillerinin bu çabasının arkasında iyi niyet aramak saflık olur.
Öte yandan, ilk yazımda da yazmıştım, yasanın (tehdit, şantaj, şiddet vb içermeyen hallerde) öngördüğü hapis cezaları çok ağırdı. Spordan men cezaları ise çok hafifti. Oysa İtalya'da bunun tam tersini görmüştük.
Zaten FIFA Başkanı Blatter da son açıklamasıyla, kendi ülkesinde kanunen ne ceza alırsa alsın, şikeye karıştığı kanıtlanan kişilerin futboldan ömür boyu men edileceğini ilan etti.
Bir yandan bu konuyla ilgili hapis cezalarının hafifletilmesini (şiddet, tehdit içeren suçlar hariç) doğru buluyorum. Öte yandan, Cumhurbaşkanı'nın veto sebebini de (yani düzenlemenin hakkaniyeti sağlamak yerine kişiye özel yapıldığı hissi uyanması) haklı buluyorum.
Ancak içimi acıtan tarafı, milletvekillerinin başka benzer davalarda, adalet duygusunun bir türlü içimize oturmadığı diğer olaylarda aynı vicdanı ve aynı işbirliğini göstermeyi beceremiyor oluşu!
3. Perde UEFA…

















