Çok değil, daha 3 sene öncesiydi. Tarihin en kötü başkanlarından Nuri Albayrak'ın ve Ziya Doğan'ın ellerine bırakılmıştı Trabzonspor. Bugün birçoğunun hangi takımda oynadığını bile bilmediğimiz Ayman, Hasan Üçüncü, Hüseyin Çimşir, Musa Büyük ve Adnan Güngör Trabzonspor'un orta sahası, Tolga Seyhan, Erdinç Yavuz, Celaleddin Koçak, Ferhat Çökmüş savunması, Ergin Keleş, Ömer Rıza, Cem Demir de forvetleriydi... Türkiye'nin birçok stadında "Trabzon kümeye" tezahüratı yapılan o takım, Ersun Yanal'ın gelmesiyle şampiyonun tam 30 puan gerisinde ancak 6. olabilmişti!
Sonrasında Sadri Şener ile Ersun Yanal'ın birleşmesi Trabzonspor'un kaderini değiştirdi. Bir transfer döneminde 20'den fazla transfer yapıldı. İlk kez "şampiyoluk hedefi" askıya alındı. Ersun Yanal istifa ederken ilk senesinde 3. olan o takım Broos ile eski günleri hatırlatsa da, Şenol Güneş ile 1.5 sezonda Nirvana'ya ulaştı. Önce 5 Mayıs 1996'nın rövanşını bir başka 5 Mayıs'ta Türkiye Kupası finali ile alan yeni takım, sonrasında 16 Mayıs 2011 tarihinde ligin seyrini değiştirdi.
Sadece 370 gün sonra 82 puanla kulüp rekorunu egale eden o kadro, oyun kurucusu Selçuk'u, 10 numarası Jaja'yı, lideri Egemen'i, kaptanları Yattara ve Umut'u kaybettikten 4 ay sonra Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tura çıkan 3. Türk takımı olmak için hayati bir maça çıktı dün gece. Yukarıda anlatılandan da zorlu bir yoldan geçen bu takım, isimlerin anlattığından daha büyük bir değişim yaşadığı dönemde etkili bir futbol oynamayadı. Yine hücumda organize olmakta sıkıntı çekti. Yine tek kozu Burak Yılmaz'dı. Evet, yeni transferlerin önemli kısmı bekleneni yine veremedi. Ve evet, geçen sezonki o etkili futbolun 10'da 1'ini bile yoktu 10 kişi kalan rakibe karşı.
Çünkü Trabzonspor bir kez daha değişiyor. Futbolcuların bile birbirini yeni tanıdığı Trabzonspor'da, Şenol Güneş arka planda bambaşka işler deniyor. G.Kore'de yaptığı gibi saha içinde sürekli pozisyon ve sistem değiştiren bir takım yaratmaya çalışıyor. Kimi zaman Celustka ile, çogu zaman ise Zokora ile savunmayı üçlüyor. Beklerini öne çıkarıyor, Colman'ı aracı olarak kullanıp üçlü setler kuruyor. Savunmada başka, hücumda başka dizilişler oluşturarak takımının oyununu zenginleştirmeyi amaçlıyor. Sonu toplu hücum ve toplu savunmaya çıkan bu oynanması zor oyunda futbolcular daha kendi rollerine ısınamamışken aşırı yoğun fikstür ve sakatlıklar da ayrıca bel büküyor. Trabzonspor özellikle hücumda zamana ihtiyacım var diye bas bas bağırıyor.
Ama o Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi'ndeki 4. maçında 5. puanını alarak bir yandan Türkiye'nin son 4 sezonda Şampiyonlar Ligi'nde en fazla puan toplayan takımı olurken, diğer yandan üst tur hesapları yapıyor. "Sıkıcı" tabir edilen bu yeni takım, 3 maçta iki puanla başladığı ligte de bol yıldızlı takımlarla dip dibe rekortmen (!) Fenerbahçe'nin sadece 5 puan arkasında yer alıyor. Çünkü Trabzonspor'da bir şey asla değişmiyor; mücadele ve birlik beraberlik. Güneş'in öğretmenliğindeki futbolcular, bitti denilen yerde birlik beraberlikleri ile ayağa kalkarken, karakterleri ve özverileri ile tribünde omuz omuza takıma destek olmak yerine parça parça zarar vermeyi yeğleyen taraftarlarına da ders veriyor.
Sonrasında Sadri Şener ile Ersun Yanal'ın birleşmesi Trabzonspor'un kaderini değiştirdi. Bir transfer döneminde 20'den fazla transfer yapıldı. İlk kez "şampiyoluk hedefi" askıya alındı. Ersun Yanal istifa ederken ilk senesinde 3. olan o takım Broos ile eski günleri hatırlatsa da, Şenol Güneş ile 1.5 sezonda Nirvana'ya ulaştı. Önce 5 Mayıs 1996'nın rövanşını bir başka 5 Mayıs'ta Türkiye Kupası finali ile alan yeni takım, sonrasında 16 Mayıs 2011 tarihinde ligin seyrini değiştirdi.
Sadece 370 gün sonra 82 puanla kulüp rekorunu egale eden o kadro, oyun kurucusu Selçuk'u, 10 numarası Jaja'yı, lideri Egemen'i, kaptanları Yattara ve Umut'u kaybettikten 4 ay sonra Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tura çıkan 3. Türk takımı olmak için hayati bir maça çıktı dün gece. Yukarıda anlatılandan da zorlu bir yoldan geçen bu takım, isimlerin anlattığından daha büyük bir değişim yaşadığı dönemde etkili bir futbol oynamayadı. Yine hücumda organize olmakta sıkıntı çekti. Yine tek kozu Burak Yılmaz'dı. Evet, yeni transferlerin önemli kısmı bekleneni yine veremedi. Ve evet, geçen sezonki o etkili futbolun 10'da 1'ini bile yoktu 10 kişi kalan rakibe karşı.
Çünkü Trabzonspor bir kez daha değişiyor. Futbolcuların bile birbirini yeni tanıdığı Trabzonspor'da, Şenol Güneş arka planda bambaşka işler deniyor. G.Kore'de yaptığı gibi saha içinde sürekli pozisyon ve sistem değiştiren bir takım yaratmaya çalışıyor. Kimi zaman Celustka ile, çogu zaman ise Zokora ile savunmayı üçlüyor. Beklerini öne çıkarıyor, Colman'ı aracı olarak kullanıp üçlü setler kuruyor. Savunmada başka, hücumda başka dizilişler oluşturarak takımının oyununu zenginleştirmeyi amaçlıyor. Sonu toplu hücum ve toplu savunmaya çıkan bu oynanması zor oyunda futbolcular daha kendi rollerine ısınamamışken aşırı yoğun fikstür ve sakatlıklar da ayrıca bel büküyor. Trabzonspor özellikle hücumda zamana ihtiyacım var diye bas bas bağırıyor.
Ama o Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi'ndeki 4. maçında 5. puanını alarak bir yandan Türkiye'nin son 4 sezonda Şampiyonlar Ligi'nde en fazla puan toplayan takımı olurken, diğer yandan üst tur hesapları yapıyor. "Sıkıcı" tabir edilen bu yeni takım, 3 maçta iki puanla başladığı ligte de bol yıldızlı takımlarla dip dibe rekortmen (!) Fenerbahçe'nin sadece 5 puan arkasında yer alıyor. Çünkü Trabzonspor'da bir şey asla değişmiyor; mücadele ve birlik beraberlik. Güneş'in öğretmenliğindeki futbolcular, bitti denilen yerde birlik beraberlikleri ile ayağa kalkarken, karakterleri ve özverileri ile tribünde omuz omuza takıma destek olmak yerine parça parça zarar vermeyi yeğleyen taraftarlarına da ders veriyor.















Trabzonspor


