Turnuva öncesi beklentim "Bu takım yarı finale çıksın başka bir şey istemem" şeklindeydi ancak gelinen noktada beklentilerim artıyor.
Bir takım düşünün... 10 tane oyuncusuna neredeyse eşit süre veriyor ve hepsinden de aşağı yukarı aynı katkıyı alıyor. Böyle bir takımın, turnuva sonuna dek diri kalmasından daha doğal ne olabilir?
Yine bir takım düşünün... Performansı düşeceğine daha da yükseliyor. Basketbol dünyasında yeri olmayan Fildişi Sahili ile turnuvanın en önemli ekiplerinden Slovenya'ya neredeyse aynı tarifeyi uyguluyor.
Bir takım düşünün... Dünyanın korktuğu ABD karşısında "Bunları ancak Türkiye yener" dedirtecek kadar "ileri gidiyor".
Böyle bir takım ile bayramı 4 güne çıkartmayalım da ne yapalım?
Belki biraz uğur denemesi gibi olacak ama Fransa ve Slovenya için söylediklerimin bir benzerini de Sırplar için söylüyorum... Sırbistan, daha önce oynadığımız hiç bir takıma benzemiyor.
Bu sefer karşımızda 12 tane oyuncu dışında Ivkovic gibi bir kurt hoca var. Sadece o mu?... Maçın kafa kafaya gitmesi durumunda, Akropolis Turnuvası sonrası verdiği cezalarla bardağı taşıran ve bence güvenilirliği iyiden iyiye zayıflamış FIBA hakemlerinin çalması muhtemel ters düdükleri de unutmamalı...
Ayrıca Sırbistan'ı izleyenler bilir. İşler ters gittiğinde, rakibi kızdıracak, tahrik edecek hareketleri severler. Bunlara karşı da hazırlıklı olmamız lazım.
Saha içindeki 5 Sırp oyuncudan ziyade, basketbol dışı bu faktörler beni düşündürüyor yoksa saçma sapan bir üçlükle buraya gelmiş bir takımın, rakiplerini eze eze son dörde kalmış, basketbolun tüm doğrularını sahaya yansıtan ve adeta bir "Dream Team" gibi girenin çıkanı aratmadığı Türkiye karşısında favori olması imkan dahilinde olamaz.
Türkiye gibi, senesi senesini tutmayan ancak son turnuvalarda yükseliş trendine girmiş (Bunun ana nedenini bir sonraki yazımda Tanjevic'e teşekkür ederken belirteceğim...) bir takımın, geçmişte aldığı yenilgileri gösteren istatistikler kimseyi aldatmasın...
Tüm dünya bizi hayranlıkla izliyor. Hemen herkesin beklentisi bir Türkiye-ABD finali... Bunu istemelerinin iki nedeni var. Birincisi, ABD ile başa çıkabilecek yegane ülkenin Türkiye olması ve o muhteşem atmosferi finalde görme arzusu... Bugüne dek izlediğimiz ABD'nin, biraz dişli bir ekip karşısında ne kadar saçmaladığını, bir iki oyuncu dışında, düşük basketbol zekalarını, atletik yönleriyle gizlemeye çalıştıklarını gördük. Karşımızda, etten kemikten 12 oyuncu olacak ve 12 Dev Adam, etten kemikten yapılmış her takımı alt edebileceğini bu turnuvada gösterdi.
Evet onlarda ekol var. Bizde ise, onun bir alt seviyesi olan "Yetenekli jenerasyonlar" mevcut. Hido, Ömer Onan, Kerem Tunçeri gibi birbirlerine yakın jenerasyonların oyuncuları ile Semih, Ömer Aşık, Ersan, Oğuz gibi 86-87'lilerin muhteşem kaynaşması, bize unutulmaz anlar yaşatıyor ve inanın bu turnuvanın iki gün sonra biteceğini düşünmek bile bu işin içindeki biri olarak beni kahrediyor...
Bir takım düşünün... 10 tane oyuncusuna neredeyse eşit süre veriyor ve hepsinden de aşağı yukarı aynı katkıyı alıyor. Böyle bir takımın, turnuva sonuna dek diri kalmasından daha doğal ne olabilir?
Yine bir takım düşünün... Performansı düşeceğine daha da yükseliyor. Basketbol dünyasında yeri olmayan Fildişi Sahili ile turnuvanın en önemli ekiplerinden Slovenya'ya neredeyse aynı tarifeyi uyguluyor.
Bir takım düşünün... Dünyanın korktuğu ABD karşısında "Bunları ancak Türkiye yener" dedirtecek kadar "ileri gidiyor".
Böyle bir takım ile bayramı 4 güne çıkartmayalım da ne yapalım?
Belki biraz uğur denemesi gibi olacak ama Fransa ve Slovenya için söylediklerimin bir benzerini de Sırplar için söylüyorum... Sırbistan, daha önce oynadığımız hiç bir takıma benzemiyor.
Bu sefer karşımızda 12 tane oyuncu dışında Ivkovic gibi bir kurt hoca var. Sadece o mu?... Maçın kafa kafaya gitmesi durumunda, Akropolis Turnuvası sonrası verdiği cezalarla bardağı taşıran ve bence güvenilirliği iyiden iyiye zayıflamış FIBA hakemlerinin çalması muhtemel ters düdükleri de unutmamalı...
Ayrıca Sırbistan'ı izleyenler bilir. İşler ters gittiğinde, rakibi kızdıracak, tahrik edecek hareketleri severler. Bunlara karşı da hazırlıklı olmamız lazım.
Saha içindeki 5 Sırp oyuncudan ziyade, basketbol dışı bu faktörler beni düşündürüyor yoksa saçma sapan bir üçlükle buraya gelmiş bir takımın, rakiplerini eze eze son dörde kalmış, basketbolun tüm doğrularını sahaya yansıtan ve adeta bir "Dream Team" gibi girenin çıkanı aratmadığı Türkiye karşısında favori olması imkan dahilinde olamaz.
Türkiye gibi, senesi senesini tutmayan ancak son turnuvalarda yükseliş trendine girmiş (Bunun ana nedenini bir sonraki yazımda Tanjevic'e teşekkür ederken belirteceğim...) bir takımın, geçmişte aldığı yenilgileri gösteren istatistikler kimseyi aldatmasın...
Tüm dünya bizi hayranlıkla izliyor. Hemen herkesin beklentisi bir Türkiye-ABD finali... Bunu istemelerinin iki nedeni var. Birincisi, ABD ile başa çıkabilecek yegane ülkenin Türkiye olması ve o muhteşem atmosferi finalde görme arzusu... Bugüne dek izlediğimiz ABD'nin, biraz dişli bir ekip karşısında ne kadar saçmaladığını, bir iki oyuncu dışında, düşük basketbol zekalarını, atletik yönleriyle gizlemeye çalıştıklarını gördük. Karşımızda, etten kemikten 12 oyuncu olacak ve 12 Dev Adam, etten kemikten yapılmış her takımı alt edebileceğini bu turnuvada gösterdi.
Evet onlarda ekol var. Bizde ise, onun bir alt seviyesi olan "Yetenekli jenerasyonlar" mevcut. Hido, Ömer Onan, Kerem Tunçeri gibi birbirlerine yakın jenerasyonların oyuncuları ile Semih, Ömer Aşık, Ersan, Oğuz gibi 86-87'lilerin muhteşem kaynaşması, bize unutulmaz anlar yaşatıyor ve inanın bu turnuvanın iki gün sonra biteceğini düşünmek bile bu işin içindeki biri olarak beni kahrediyor...

















