LeBron, Hidayet ve futbolun üç büyükleri...

Kobe Bryant geçen yaz Hakeem Olajuwan ile çalışıp pivot hareketleri öğrendi ondan...

SPORX AI BAKIŞI
calendar 16 Nisan 2010 20:05
Haber: Sporx.com Yazarlar
LeBron, Hidayet ve futbolun üç büyükleri...
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


NBA Playoffları başlamak üzere. Buna dair bolca konuşuruz inşallah; ama bugün biraz daha hem güncel bir mesele hem de sporcularımızda ve takımlarımızda sıklıkla görülen bir “hastalığa” dair birkaç kelam etmek istiyorum.

NBA’de normal sezonun En Değerli Oyuncu Ödülü’nü (MVP) çok çok çok büyük bir ihtimalle Lebron James alacak. Amerikan medyasında herkes ittifakla Lebron’u işaret ediyor ödül için. Basketbolla ara sıra ilgilenen ortalama bir Türk vatandaşı için ise “Lebron” kelimesinin zihinlerde tedai ettirdiği son tablo, kendisinin bizim Hidayet Türkoğlu’yla yaşadığı çekişmeli Doğu Finali serisine tekabül ediyor. Şimdi burada duralım ve gözümüzün önüne bir tablo getirelim:

Geçen sene Orlando, Cleveland’ı 4-2 ile safdışı bırakıp NBA Finali’ne çıktığında hepimiz Hidayet’in ne kadar büyük bir iş yaptığından bahsediyor ve Lebron’un takımını elemeleriyle gurur duyuyorduk. Hidayet nitekim bir önceki sene de En Çok Gelişme Gösteren Oyuncu Ödülü’nü almıştı. Neyse, Orlando finalde Lakers’a da kök söktürdü ama aynı skorla bu sefer boynu bükük ayrıldı. Sonra Hidayet, daha fazla para kazanmak için yüklü bir kontrata imza atmaya ve bu kontratı kendisine sunacak takımı bulmaya karar verdi. O günlerde “HidaYETMEZ” isimli bir yazı yazmıştım bu köşede.

Hidayet’in kendisini daha da geliştirerek All-Star olması ve daha güzel başarılara imza atması için tam yol ilerlemesi gerektiğinden bahsetmiştim. Bu sene Hidayet için maalesef hiç de iyi geçmedi. Bir kere istatistikleri çok düştü. Takıma katkısı azaldı, sene ortasında medya ile sorunları oldu ve en sonunda hastalık sebebiyle oynamadığı bir maçın ertesinde birkaç Toronto taraftarı tarafından barda eğlenirken görülünce bu olay Amerikan ve Kanada medyasına resmen bomba gibi düştü ve Hidayet’le alakalı onlarca yazı yaınlandı. Reklamın iyisi kötüsü olmaz dense de Hidayet “bad reputation” denen kötü bir şöhrete sahip oldu bir anda. Basketbol hayatında uzun yıllar sonra ilk kez yedek kaldı ve takımı yavaş yavaş playoff dışında kalırken, Hidayet de bazı kesimlerce “persona non grata” (istenmeyen adam) ilan edildi. Neticede Toronto bu sene son anda playoff vizesini de kaçırarak tatile erken çıktı. Şimdi buraya bir mim koyalım ve bir başka tabloyu canlandıralım hayalimizde.

Lebron, dramatik playoff vedasından sonra yazın bir film çekti, kafasını dağıttı  önce ve sonra salona kapanarak yeniden antrenmanlarına başladı  bu sene daha güçlü dönmek için. Takımın menajeri Danny Ferry çok güzel takaslara imza atarak takımı Lebron’un isteği doğrultusunda güçlendirdi. Shaq geldi, sene ortasında Jamison bedavaya takas edildi ve birkaç iyi görev adamı daha alındı  takıma. Yine sene ortasında Shaq sakatlandı, bir ara Mo-Will sakatlık geçirdi; ama Lebron takımını hedefinden şaşırtmadan NBA’in zirvesine taşıdı yeniden. Hem de kariyerinin en iyi asist ortalaması ve sayı yüzdeleriyle. Lebron’un son iki senede oynamadığı maçlarda Cleveland’ın 1 galibiyet 16 mağlubiyeti var eğer yanlış hatırlamıyorsam. Verimlilik (efficiency) değerleri, takıma katkı, her türlü istatistik vs. noktasında Lebron NBA’in lideri. Yakından takip ettiğim birçok basketbol sitesine ve bazı meşhur yazarlara göre Lebron, Kobe’yi bu sene tartışmasız bir biçimde geçerek En İyi Oyuncu ünvanını sağlamlaştırdı. Zaten Lakers’ı bu sene içeride ve dışarıda yendiler. Neyse, mesele bu değil. Şimdi Cleveland bu sene şampiyonluğun en büyük adayı olarak görülüyor. Başaracaklar mı bilemiyorum; göreceğiz.



Geçen sene ortalama basketbol seyircisinin son bıraktığı noktada hemen hemen aynı  noktalarda bulunan iki oyuncunun dramatik bir şekilde ters yönde birbirlerinden farklı istikametteki yolculuklarını gözümüzde canlandırmaya çalıştık. Lebron neden daha iyiye doğru yelken açarken, Hidayet daha kötüye doğru gitti' Bu mesele, aslında burada tartışılsa da bitmeyecek türden bir başağrısı. Türk sporunun pek çok alanında en büyük hastalığımız olan “istikrar”, “kurumsallaşma” ve “kendini geliştirme” gibi problemleri barındıran bir dert...  Durumu daha anlaşılır kılmak için futboldan vereceğim örneklerimi. Fenerbahçe Zico ile Şampiyonlar Ligi’nde iki sene evvel çeyrek final oynarken, o zamana kadar elediği veya elendiği takımların çoğu bu sene yine Şampiyonlar Ligi’ndeydi. Mesela şu ikinci tur eşleşmesine bakar mısınız' CSKA Moskova-Sevilla. Fenerbahçe, iki sene evvel birini gruplarda eledi (CSKA o sene grupta sadece 1 puan toplayabilmişti), bir diğerini ikinci turda. Fakat unutmayalım ki son 10 senede Sevilla UEFA Kupası’nı iki kez, CSKA da bir kez kazandı. Bir sonraki turda CSKA Moskova-İnter eşleşmesi vardı. Hani şu Fenerbahçe’nin Kadıköy’de yendiği İnter. O İnter, ikinci turda Chelsea’yi elemişti. Hani o sene final maçı da dahil sadece Fenerbahçe’ye Kadıköy’de yenilen Chelsea... Bir başka maç Porto-Arsenal arasındaydı. Hani Galatasaray’ın UEFA Finali’nde karşılaştığı takım. Arsenal o günden bu yana Şampiyonlar Ligi Finali oynadı, defalarca yarı final, çeyrek final oynadı, bir sürü yerel kupa kazandı. Çeyrek Final’de Lyon-Bordoeaux eşleşmesi vardı mesela. Hani Galatasaray'ın geçen sene UEFA Kupası’nda elediği takım olan Bordeaux. 

Örnekler artırılabilir. Burada horoz dövüşü yapmıyoruz, o yüzden kim daha başarılı noktasına takılmamak lazım. Sporcularımızın ve takımlarımızın en büyük iki probleminin istikrar ve kendini geliştirememe olduğu aşikar. Mesela Arda bu sene kendi oyununa ne kattı' Geçen sene zayıf olan son vuruşlarını mı düzeltti' Daha çok gol atıp daha fazla asist mi yaptı bu sene' Gökhan Gönül, Zico döneminde oynadığından daha iyi mi oynuyor' Bakın Jason Kidd denen 37 yaşındaki benim de çok sevdiğim basketbolcu bu sene, üçlüklerini geliştirdi. Girin nba.com’a ve istatistiklere bir göz atın. Jason Kidd hiç hayatında bu kadar yüksek yüzdeyle bu kadar çok üçlük atmış mıdır' 176 üçlükle en çok üçlük atan üçüncü oyuncu oldu bu sene Kidd. Lebron iki senedi savunmasını inanılmaz geliştirdi. Orta mesafe şutu da her sene daha düzeliyor. Üçlük yüzdesi nihayet daha iyi bir seviyeye geldi. Kobe Bryant geçen yaz Hakeem Olajuwan ile çalışıp pivot hareketleri öğrendi ondan. Keza Jordan’ı Jordan yapan her sene Jordan olduğunu bir kez daha ispatlamak için salonlara kapanıp saatlerce çalışmasıydı. Bir de bir ara Arda ile Messi’yi kıyaslar olmuştuk. Şimdi buna cesaret edebiliyor muyuz ismimiz Hıncal Uluç değilse(!)

Bir oyuncuyu veya takımı  yuhalayacaksak, bence kendi özel hayatından ötürü değil, kendini geliştiremeyip yeteneklerine saygısızlık ettiği için yuhalamalıyız. Tuncay Şanlı’nın Fenerbahçe’deki ilk yılları ile oradan ayrılırkenki gelişimi mesela takdir edilecek düzeyde. Zaten o yüzden İngiltere’ye gidebildi. Hamit Altıntop bile her sene oynadığı  futbolun üstüne koyuyor. İnanmayanlar Manchester maçında, İngiliz takımının savunmasını ipe dizişine bir göz atsın video paylaşım sitelerinden. Öte yandan bizim savunma oyuncularımız hala bir Popescu veya Lucas Neill gibi savunmadan düzgün top çıkaramıyorlar.

Türk futboluna ve futbolseverine çok şey borçlu olan (Türk futbolunun onlara borçlu olduğu demiyorum) iki kişi vardır benim gözümde: Rıdvan ve Sergen. Her ikisi de farklı sebeplerle kendilerini geliştir(e)mediler ve dünya yıldızı olabilecekken yerel düzeyde kaldılar. Bugün Avrupa’da ikisini de pek tanıyan çıkmaz. Hasan Şaş da keza Dünya Kupası’ndan sonra yerinde sayarken aynı  hataya kurban gitti. Umarım Arda, muhtemel kötü akıbeti bir şekilde elinin tersiyle itip hak ettiği noktaya gelir. Hidayet’in de durumu aynı. Bakın HidaYETMEZ isimli yazının son paragrafında neler demişim bundan yaklaşık bir sene evvel: “Önümüzdeki beş yılda hiçbir gelişme kat edemeyen veya istediği başarılara “nail olamayan” bir Toronto takımında takas malzemesi olarak kullanılabilir Hidayet.” Hedefini All-Star olmak olarak açıklayan Hidayet’in bu sene hiç de öyle bir gayesinin olmadığını gördük. Bir iki çok ufak sakatlık yaşasa da bunlar işin bırakın bahanesi olmayı, b’si bile olamaz.

Demem o ki, milletçe hayatın her alanında kendini gleiştirme noktasında bir adım atmadan hiçbir şey başarmamız mümkün değil. Günlük başarılar, bir senelik ödüller artık bizi kesmemeli. Olimpiyatlar’ın sloganı en azından bu noktada bize düstur olmalı: Citius, Altius, Fortius. Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü…
Tümü
 Reklam