2006 Final serisinde 3 tane pamuk ipliği yani kader anı yaşandı. 3. maç Heat için adeta bir “tamam mı devam mı?” maçıydı. İlk 2 maçı zorlanmadan kazanan Mavs seride 2-0 öndeydi. Son anına kadar heyecanlı geçmiş 3. maçta Heat 2 sayıyla öndeydi. 3 saniye kala Dirk faul atışlarını atarsa maç uzatmaya gidecekti. Faul yüzdesi inanılmaz olan Dirk atışlardan ilkini atıp 2.sini kaçırdı ve Mavs 3-0 öne geçebileceği hatta devamında belki de supurecegi final serisinde büyük bir avantajı yitirmişti. Bu ilk pamuk ipligiydi. Seride alınan ilk galibiyetin moraliyle Heat 4. maçta Mavs’i ezerek 2-2’ye getirmişti durumu. 5. maç yine pamuk ipliğinden ibaretti. Uzatmanın bitimine 1.9 saniye kala hakemlerin şapkadan tavşan çıkararak çaldıkları faul sayesinde Heat maçı 101-100 kazanarak moral avantajı leyhine çevirmişti. Maç sonunda Cuban ve Dirk kendilerini kaybetmişlerdi adeta. isyankârı oynuyorlardı. Sinirden köpürüyorlardı. 6. maçın son çeyreğinde Mavs oyuncuları maçı bir türlü koparamamislardi ve Wade önderliğinde Heat yine öne geçmeyi başarmıştı son dakikalarda. Pamuk ipliği yine Mavs’in aleyhine koptu, Haywood’un eli ayağına dolaştı, kritik top kayıpları derken son saniyede Jason Terry’nin bomboş üçlüğü potayı yalayıp girmeyince Heat maçı 95-92 kazanmıştı. Stan Van Gundy’i sezon ortasında kapı dışarı edip hocalığa geri dönen Pat Riley yapmıştı yapacağını. Wall Street filmindeki Gordon Gekko’yu andıran saçları ve jilet takım elbisesiyle Pay Riley, Miami’ye tarihindeki ilk şampiyonluğu kazandırmıştı.
UĞURSUZ 2006 FİNALİ
O final iki takıma da yaramadı. Sonraki yıllar Miami için kabus gibi geçti. Şampiyon kadronun çoğunun “tamam biz misyonumuzu tamamladık” diyip takımdan ayrılmalarıyla Miami ertesi sezon play-offlara bile kalamamıştı. Wade müthiş bir oyuncuydu ama vaktinden önce şampiyonluk yaşamış olmanın ağırlığı altında ezilmişti. Sakatlıklar ve huzursuzluklarla 4 sene geçti. Miami hiç yoktu o 4 senede. Play-offlara kalmış olmalarına rağmen Miami’yle Celtics, Cavs hatta Orlando arasında birkaç boy fark vardı. 2006’da Miami’nin şampiyon olması Oklahoma’nın bu sene şampiyon olması gibi bir hadiseydi. NBA’de böyle yazılı olmayan bir şablon var. “Deneyim yenilen kazıkların, alınan derslerin bileşkesidir” bu ligde. Wade haricindeki oyuncuların çok fazla deneyimleri olmasına rağmen o sene Mavs’in şampiyon olması gerekiyordu. Cuban takımı aldığından beri hep üstüne koymuşlardı. Lakers, Spurs derken sıra Mavs’e gelmişti. Ama sinirleri kaldıramadı o seriyi. Kendi elleriyle şampiyonluğu Miami’ye vermişlerdi. Mavs yılmayıp ertesi sezonu muhteşem geçirmesine, 67 galibiyetle kapatmasına rağmen ilk turda Warriors’a boyun eğmişti. Sezonun MVP’si Dirk ödülünü Warriors’a elendikten sonra almanın fiyaskosunu yaşadı. Sonraki yıllarda Lakers hanedanlığı ortalığı kasıp kavurunca Mavs için yüzük fırsatı kaybolmak üzereydi.
MAVS ÇOK FARKLI
Mavs için bu sezonun ekstra bir tarafı yoktu aslında. Kadroları çok iyiydi, 2006’dan bile daha iyiydi. Onlar harakiri yapmaya o kadar yatkın bir takım ki, play-offlarda ilk turu geçip geçmeyecekleri bile belli değildi. Blazers serisindeki 4. maçta deplasmanda son çeyrek 20 küsür sayı farktan maçı verdiklerinde “işte bildiğimiz tipik play-off Mavs’i” deyivermiştik. Mavs’in play-off performansındaki dönüm noktası kanımca o serinin 6. maçıdır. O maçtan sonra Mavs çok daha farklı bir kimlikte oynamaya başladı ve o savunma direnci ve oyun iştahıyla Lakers süpürüldü, tecrübesiz Thunder “seri uzun geçebilir” beklentilerin aksine 5. maçta geçildi.
Dirk için ayrı bir parantez açalım. 2000'li yılların başlarından beri Dirk, üzerindeki süperstar imajından dolayı hep bir stres içindeydi. Ondan beklentiler her sene daha da arttı. 2006 ve 2007 seneleri Dirk’ün rakamsal anlamda en tepede olduğu seneler olmasına rağmen Heat’e kaybedilen final ve sonraki sene Warriors’a kaybedilen seride en çok eleştirilen oyuncu olmasıyla kariyerinde düşüş başladı. Artık Avrupa’dan gelen sıradan şutörler gibi anılmaya başlanmıştı. Dirk şu an 33 yaşında ve bundan 4-5 sene öncesindeki sinirli, kendi kendini yiyen, maç içinde moralman çökebilen Dirk değil çünkü artık başarısızlık umurunda değil. Elbette kazanmayı hele şampiyonluk kazanmayı çok istiyor. Ama artık feleğin sillesini fazlasıyla yemiş olduğu için Dirk’in psikolojisi 4-5 sene öncesinden çok farklı. “İnsanlari mutlu etmek için değil, beklentileri karşılamak için değil, basketbolu sevdiğim için oynuyorum” şeklinde bir yapısı var ve kendisiyle çok daha barışık bir modda oynuyor Dirk. O iç barışıklığı sayesinde pozitif düşünce hakim oldu performansına. Eğer kendinizle barışık değilseniz, sürekli “sıtkım sıyrıldı artık” modunda oynarsanız pamuk iplikleri her tarafınıza dolanır. Gerek Lakers, gerekse Thunder serilerinde bir çok pamuk ipliği anı yaşandı. Özellikle Thunder serisinin 2-2 olması işten bile değildi. Thunder’in tecrübesiz elleri 4. maçın son 4.5 dakikasında 15 sayılık farkla öndeyken titremeye başlamıştı. Durantler Westbrooklar Hardenlar titrerlerken onlar durdu Dirk konuştu. Eski Dirk bunu yapamazdı. Tecrübe böyle birşey işte.
Thunder serisinden önce bu sütunlarda Mavs’in şampiyonluk kazanmak için son şansı, o yüzden de onlar finale çıkacaklar diye yazmıştım. Evet gerçekten de öyleydi ve hala öyle ama Thunder serisindeki Dirk’u görünce Dirk’un vücut dilinin “aman bu son şansımız yoksa cehennemde yanacağız millet giyotine vuracak kafamizi” modundan çok uzaklarda olduğunu farkettim. Yani Miami şampiyon olursa Dirk’un kendine işkence edeceğini sanmıyorum. Dirk’un bu psikolojisi de takıma oldukça etki etmiş durumda. bir taraftan yarınlar yokmuş gibi oynuyor olmalarına rağmen, diğer taraftan şampiyon olamazlarsa kamuoyunun tepkisi falan zerre umurlarında değilmiş gibiler. Bunu Mark Cuban’in hareketlerinde de görüyoruz. Adam hala fanatik gibi izliyor maçları ama maç sonrası röportajlarında inanılmaz sakin ve medya mensuplarının soruları umurunda değilmiş gibi. Eskiden milyonlarca dolar ceza ödeyip hakemleri eleştiren Mark Cuban artık görüntü olarak uslanmis durumda. Ama hizaya geldiği için değil, adam artık sallamiyor. Biz bu onların son seneleri desek de onlar için Mavs şampiyon olursa süper, olamazlarsa Dünya’nin sonu değil. Su ana kadarki başarılarının sırrı da bu psikolojide yatıyor. Adamlar rahatlar.
MİAMİ KAZANMAK ZORUNDA
Oysa Miami için aynı şeyi söyleyemeyiz. Miami mutlak surette kazanmak zorunda. Hem de sadece bu seneyi değil, üçleme hatta mümkünse dörtleme yapmak ZORUNDALAR. Onlar öyle bir takım yarattılar ki, şampiyonluk parolasıyla değil hanedanlık parolasıyla yola çıktılar. Mavs şampiyon olursa muhteşem bir veda olacak takımdaki bir çok oyuncu için. Oysa Miami şampiyon olursa her sene şampiyon olmak durumundalar.
Miami, Mavs’i 4 defa yenip yüzüğe ulaşabilecek güce ve tecrübeye sahip bir takım. Bence Mavs de o güç ve tecrübeye sahip. Tecrübe olarak Mavs’den eksik bir tarafları yok. Bulls’la oynadıkları Doğu finalini, aynı Mavs-Thunder arasında oynanan Batı finali gibi tecrübenin gençliğe üstünlüğü olarak niteleyebiliriz. Bulls ve Thunder önümüzdeki yılların takımları. İkisini de eleştireceğim çok fazla noktaları yok. Rose, Noah, Durant, Westbrook diye saymamiza rağmen devir onların devri henüz değil. Tecrubesizliklerini kritik maçların sonlarında haykirmalarina rağmen gelecek onların (gerçi Oklahoma’nin yükselmesi için Westbrook’suz bir formül oluşturmaları şart). Oysa Miami’nin kadrosunda feleğin sillesini fazlasıyla yemiş 2 hatta 3 oyuncu var. Lebron 2007’de izlediğimiz Lebron gibi iştahlı oynuyor. Daha da iyi hatta. Son 3-4 sezonun deneyimlerini kendine ders edinmiş durumda. Daha önce Spurs’e supurulmus olması da belleğinde bir yerdedir. 2 sene önce Orlando’ya elendiğinde rakibini kutlamaktan aciz oyuncu değil. Wade deseniz daha önce Final MVP’ligi kazanmış, sonraki yılların hayal kırıklıklarını bünyesinde barındırmış oldukça olgun bir atlet. Bosh’un da Lebron ve Wade kadar olmasa da kalburüstü bir tecrübesi var. Özellikle de Bulls serisinde müthiş oynadı. Bibby’i es gecmeyelim tecrübe anlamında. Haslem keza, o da Wade’in silah arkadaşı bunca senedir. Her ne kadar Mavs’in yaş ortalaması Heat’in yaş ortalamasından bir hayli yüksek gözükse de, iki takımı teraziye yatirdigimizda, tecrübenin belirleyici faktör olacağını düşünmüyorum.
KADROLAR
Final serisinde kadro karşılaştırması yapmayı pek sevmem. Çünkü finale kadar çıkabilmiş iki takımdan kimin yüzüğe ulaşacağını en çok yukarıda bahsettiğim psikolojik faktörler ve pamuk ipliği anları belirler. Ayrıca zaten bu eşleşmeler kağıt üzerinde. Maçların içinde Lebron’un Nowitzki’yi yorabilecegini, Haslem’in Chalmers’in vücut vücuda çarpışacağını, yani bir oyuncuyu birden fazla oyuncunun rotasyonla tutacağını biliyoruz. Serinin X faktörü maçların son 2 dakikalardaki pamuk ipliği anları.
Kadrolara genel olarak baktığımızda Mavs’in en bariz üstünlüğü olan pozisyonlar 1 ve 5 numaralar, 6. adam ve taburenin derinliği. Jason Kidd dinazor gibi oynamanın çok uzağında, adeta gençliğine geri dönmüş gibi. 4 tane göz var adamda. Dirk’u topla bulusturmada kusursuz, Terry’e nokta asisti yapmakta kusursuz, Tyson Chandler pota altındaysa top Chandler’da, ayrıca üçlüklerde tehdit unsuru. İki defa finalde kaybetmiş tarihin gördüğü en müthiş oyun kuruculardan, gerçek bir maestro.
Tyson Chandler’i sezon başından beri yazıyorum. Mavs’in “eğlencelik 1 tur (o da belki) geçip sonra kendi kendine pimi çekecek takim” kimliğinden sıyrılıp gerçek bir şampiyonluk tehditi olmasındaki en önemli oyuncu Tyson Chandler’dır. Faul problemine girmezse pota altında terör estirecektir.
Nowitzki – Bosh eşleşmesinde beraberliğe yakın bir durum var. Bosh tüm sezon üçlünün yumuşak karnı gibi oynamasına rağmen son iki seride, hele Bulls serisinde 2 maç kasırga yarattı pota altında. Ama karşısındaki isim Nowitzki olunca 2 maçta değil tüm seri boyunca kasırga yaratması lazım.
Heat cephesindeyse 2 ve 3 numaralardaki üstünlük çok bariz.
6. adamlarda Jason Terry’nin oyuna etkisi Udonis Haslem’inkinden daha fazla. Bu demek değildir ki Haslem etkisiz. Haslem Bulls serisinde önemli işler yaptı. Terry’nin 6. adam olması zaten kağıt üzerinde. İlk 5 oyuncusundan farkı yok katkı anlamında.
Tabure derinliği olarak Mavs’i tek geçiyorum. Yalnız Mike Miller’in duygusal bir seri yaşama ihtimalini gözardı etmeyelim çünkü kızı 2 gün önce doğdu. Bulls serisinin 4. maçının son çeyreğinde çok kritik sayılara imza atmıştı. Mavs’in oldukça başarılı alan savunmasına karşı Mike Miller’in üçlükklerine ihtiyaçları olacak.
Hoca konusunda kesinlikle bir beraberlik var. Carlisle takımın başına geldiğinden beri Mavs çok ciddi bir savunma kimliğine büründü. Savunma haricinde bu yaşlı takımı miyatlari dolmak üzereyken tekrar şampiyonluğa odaklamak, farklı mağlupken maçları aldırmak çok kolay iş değil. Aynı savunma mantalitesi ve oyuncu yönetimi hadisesini Spoelstra için de söyleyebiliriz. Üç tane yıldızı yönetebilen ve bu takımı finale kadar cikartabilen bir hocanın zayıf olduğunu (hele ki Pat Riley gibi sezon ortasında hoca kovabilecek bir patronun onayını defalarca almışsa) söylememiz mümkün değil zaten.
PEKİ NE OLUR?
Tüm psikolojik faktörleri, tecrübe ve isteme unsurlarını gözden gecirdiğimizde ortaya karışık bir tablo çıkıyor aslında. İki takımın da kazanması lazım. Heat bu sene kazanamazsa önümüzdeki seneleri var gibi dursa da, kazanmaları imaj anlamında daha şart. Finaller başlamadan Pippen’ın ortaya zıplayıp “Lebron Jordan’dan daha iyi olabilir” demesi, ESPN kanalının günlerdir “Jordan mi Lebron mu?” diye propaganda yapıp ibreyi Lebron’a kaydırması, geçen yaz Lebron’un “Secim”ini canlı yayınlamasina gelen eleştirilere inat doğru ata oynadıklarını göstermek suretiyle Lebron’u şimdiden daha iyi ilan etmeye hazırlanması, Lebron önderliğinde(!) Heat’in kazanması gerektiğini gözler önüne seriyor. Öyle ki Nike firması da bu uğurda seferberlik ilan etmiş durumda. Charles Barkley geçenlerde “Lebron’u sezon başından beri ne zaman eleştirsem, ki yıllarca ovdum, Nike firmasından birileri arayıp Lebron’la ne problemim olduğunu sorup, ondan övgüyle bahsetmem gerektiğini soylediler” şeklinde bu propagandaya olan tepkisini dile getirmişti. Sonuç olarak LeBron’un imajından dolayı Heat kazanmaya daha muhtaç. Bu sefer Lebron da geçmiş 2 yılın playofflarindaki Lebalon gibi oynamıyor. Darth Vader imparatorluğu ele geçirmeye hazır.
İÇ SAHA AVANTAJI
Final serilerinin tahmini çok zordur 2-3-2 sablonundan dolayı. Hatirlayanlariniz olabilir, play-offlar başlamadan önce iç saha avantajını konu alan bir yazı yazmıştım. 1986’da 2-3-2 formatına geçildiğinden beri geride kalan 26 senenin 20’sinde şampiyonluğu iç saha avantajına sahip olan takım kazandı. Öte yandan 2006 finalinde saha avantajı Mavs’deyken şampiyon Heat olmuştu. Bu seride iç saha avantajına sahip takım Heat (sezonu 58 galibiyetle kapattılar). Mavs sezon içinde Heat’le karşılaştıkları iki maçı da kazanmasına rağmen sezonu 57 galibiyetle kapattığı için bir maç farkla bu avantaja sahip olamadı.
Mavs bugün harikulade oynamasına karşın bu avantaja sahip olamadıysa bunun nedeni normal sezonun son ayındaki kötü performansları olacak. Ne enteresandır ki sezonun son haftalarında “alt tarafı sezon maci” gözüyle bakılan maçların alt tarafı sezon maçı olmadığı ortaya çıkıyor böyle zamanlarda. Ne demiş atalar “keser döner sap döner gün gelir hesap doner”.
2 >1 = 4 -2
Heat’in önünde yüzükler kazanacakları çok seneleri var. Şahsen Mavs’in kazanmasını son seneleri olduğu için daha çok istiyorum. Ama hem iç saha avantajına sahip hem de Dirk’e karşılık LeBron ve Wade’i kadrosunda barındirarak “yıldız gücü” faktörunde daha ağır basan Heat’in, aynı 2006’da olduğu gibi seriyi 4-2 alacağını düşünüyorum.
Not: Bu yazı, final serisi başlamadan önce yazılmıştır.
UĞURSUZ 2006 FİNALİ
O final iki takıma da yaramadı. Sonraki yıllar Miami için kabus gibi geçti. Şampiyon kadronun çoğunun “tamam biz misyonumuzu tamamladık” diyip takımdan ayrılmalarıyla Miami ertesi sezon play-offlara bile kalamamıştı. Wade müthiş bir oyuncuydu ama vaktinden önce şampiyonluk yaşamış olmanın ağırlığı altında ezilmişti. Sakatlıklar ve huzursuzluklarla 4 sene geçti. Miami hiç yoktu o 4 senede. Play-offlara kalmış olmalarına rağmen Miami’yle Celtics, Cavs hatta Orlando arasında birkaç boy fark vardı. 2006’da Miami’nin şampiyon olması Oklahoma’nın bu sene şampiyon olması gibi bir hadiseydi. NBA’de böyle yazılı olmayan bir şablon var. “Deneyim yenilen kazıkların, alınan derslerin bileşkesidir” bu ligde. Wade haricindeki oyuncuların çok fazla deneyimleri olmasına rağmen o sene Mavs’in şampiyon olması gerekiyordu. Cuban takımı aldığından beri hep üstüne koymuşlardı. Lakers, Spurs derken sıra Mavs’e gelmişti. Ama sinirleri kaldıramadı o seriyi. Kendi elleriyle şampiyonluğu Miami’ye vermişlerdi. Mavs yılmayıp ertesi sezonu muhteşem geçirmesine, 67 galibiyetle kapatmasına rağmen ilk turda Warriors’a boyun eğmişti. Sezonun MVP’si Dirk ödülünü Warriors’a elendikten sonra almanın fiyaskosunu yaşadı. Sonraki yıllarda Lakers hanedanlığı ortalığı kasıp kavurunca Mavs için yüzük fırsatı kaybolmak üzereydi.
MAVS ÇOK FARKLI
Mavs için bu sezonun ekstra bir tarafı yoktu aslında. Kadroları çok iyiydi, 2006’dan bile daha iyiydi. Onlar harakiri yapmaya o kadar yatkın bir takım ki, play-offlarda ilk turu geçip geçmeyecekleri bile belli değildi. Blazers serisindeki 4. maçta deplasmanda son çeyrek 20 küsür sayı farktan maçı verdiklerinde “işte bildiğimiz tipik play-off Mavs’i” deyivermiştik. Mavs’in play-off performansındaki dönüm noktası kanımca o serinin 6. maçıdır. O maçtan sonra Mavs çok daha farklı bir kimlikte oynamaya başladı ve o savunma direnci ve oyun iştahıyla Lakers süpürüldü, tecrübesiz Thunder “seri uzun geçebilir” beklentilerin aksine 5. maçta geçildi.
Dirk için ayrı bir parantez açalım. 2000'li yılların başlarından beri Dirk, üzerindeki süperstar imajından dolayı hep bir stres içindeydi. Ondan beklentiler her sene daha da arttı. 2006 ve 2007 seneleri Dirk’ün rakamsal anlamda en tepede olduğu seneler olmasına rağmen Heat’e kaybedilen final ve sonraki sene Warriors’a kaybedilen seride en çok eleştirilen oyuncu olmasıyla kariyerinde düşüş başladı. Artık Avrupa’dan gelen sıradan şutörler gibi anılmaya başlanmıştı. Dirk şu an 33 yaşında ve bundan 4-5 sene öncesindeki sinirli, kendi kendini yiyen, maç içinde moralman çökebilen Dirk değil çünkü artık başarısızlık umurunda değil. Elbette kazanmayı hele şampiyonluk kazanmayı çok istiyor. Ama artık feleğin sillesini fazlasıyla yemiş olduğu için Dirk’in psikolojisi 4-5 sene öncesinden çok farklı. “İnsanlari mutlu etmek için değil, beklentileri karşılamak için değil, basketbolu sevdiğim için oynuyorum” şeklinde bir yapısı var ve kendisiyle çok daha barışık bir modda oynuyor Dirk. O iç barışıklığı sayesinde pozitif düşünce hakim oldu performansına. Eğer kendinizle barışık değilseniz, sürekli “sıtkım sıyrıldı artık” modunda oynarsanız pamuk iplikleri her tarafınıza dolanır. Gerek Lakers, gerekse Thunder serilerinde bir çok pamuk ipliği anı yaşandı. Özellikle Thunder serisinin 2-2 olması işten bile değildi. Thunder’in tecrübesiz elleri 4. maçın son 4.5 dakikasında 15 sayılık farkla öndeyken titremeye başlamıştı. Durantler Westbrooklar Hardenlar titrerlerken onlar durdu Dirk konuştu. Eski Dirk bunu yapamazdı. Tecrübe böyle birşey işte.
Thunder serisinden önce bu sütunlarda Mavs’in şampiyonluk kazanmak için son şansı, o yüzden de onlar finale çıkacaklar diye yazmıştım. Evet gerçekten de öyleydi ve hala öyle ama Thunder serisindeki Dirk’u görünce Dirk’un vücut dilinin “aman bu son şansımız yoksa cehennemde yanacağız millet giyotine vuracak kafamizi” modundan çok uzaklarda olduğunu farkettim. Yani Miami şampiyon olursa Dirk’un kendine işkence edeceğini sanmıyorum. Dirk’un bu psikolojisi de takıma oldukça etki etmiş durumda. bir taraftan yarınlar yokmuş gibi oynuyor olmalarına rağmen, diğer taraftan şampiyon olamazlarsa kamuoyunun tepkisi falan zerre umurlarında değilmiş gibiler. Bunu Mark Cuban’in hareketlerinde de görüyoruz. Adam hala fanatik gibi izliyor maçları ama maç sonrası röportajlarında inanılmaz sakin ve medya mensuplarının soruları umurunda değilmiş gibi. Eskiden milyonlarca dolar ceza ödeyip hakemleri eleştiren Mark Cuban artık görüntü olarak uslanmis durumda. Ama hizaya geldiği için değil, adam artık sallamiyor. Biz bu onların son seneleri desek de onlar için Mavs şampiyon olursa süper, olamazlarsa Dünya’nin sonu değil. Su ana kadarki başarılarının sırrı da bu psikolojide yatıyor. Adamlar rahatlar.
MİAMİ KAZANMAK ZORUNDA
Oysa Miami için aynı şeyi söyleyemeyiz. Miami mutlak surette kazanmak zorunda. Hem de sadece bu seneyi değil, üçleme hatta mümkünse dörtleme yapmak ZORUNDALAR. Onlar öyle bir takım yarattılar ki, şampiyonluk parolasıyla değil hanedanlık parolasıyla yola çıktılar. Mavs şampiyon olursa muhteşem bir veda olacak takımdaki bir çok oyuncu için. Oysa Miami şampiyon olursa her sene şampiyon olmak durumundalar.
Miami, Mavs’i 4 defa yenip yüzüğe ulaşabilecek güce ve tecrübeye sahip bir takım. Bence Mavs de o güç ve tecrübeye sahip. Tecrübe olarak Mavs’den eksik bir tarafları yok. Bulls’la oynadıkları Doğu finalini, aynı Mavs-Thunder arasında oynanan Batı finali gibi tecrübenin gençliğe üstünlüğü olarak niteleyebiliriz. Bulls ve Thunder önümüzdeki yılların takımları. İkisini de eleştireceğim çok fazla noktaları yok. Rose, Noah, Durant, Westbrook diye saymamiza rağmen devir onların devri henüz değil. Tecrubesizliklerini kritik maçların sonlarında haykirmalarina rağmen gelecek onların (gerçi Oklahoma’nin yükselmesi için Westbrook’suz bir formül oluşturmaları şart). Oysa Miami’nin kadrosunda feleğin sillesini fazlasıyla yemiş 2 hatta 3 oyuncu var. Lebron 2007’de izlediğimiz Lebron gibi iştahlı oynuyor. Daha da iyi hatta. Son 3-4 sezonun deneyimlerini kendine ders edinmiş durumda. Daha önce Spurs’e supurulmus olması da belleğinde bir yerdedir. 2 sene önce Orlando’ya elendiğinde rakibini kutlamaktan aciz oyuncu değil. Wade deseniz daha önce Final MVP’ligi kazanmış, sonraki yılların hayal kırıklıklarını bünyesinde barındırmış oldukça olgun bir atlet. Bosh’un da Lebron ve Wade kadar olmasa da kalburüstü bir tecrübesi var. Özellikle de Bulls serisinde müthiş oynadı. Bibby’i es gecmeyelim tecrübe anlamında. Haslem keza, o da Wade’in silah arkadaşı bunca senedir. Her ne kadar Mavs’in yaş ortalaması Heat’in yaş ortalamasından bir hayli yüksek gözükse de, iki takımı teraziye yatirdigimizda, tecrübenin belirleyici faktör olacağını düşünmüyorum.
KADROLAR
Final serisinde kadro karşılaştırması yapmayı pek sevmem. Çünkü finale kadar çıkabilmiş iki takımdan kimin yüzüğe ulaşacağını en çok yukarıda bahsettiğim psikolojik faktörler ve pamuk ipliği anları belirler. Ayrıca zaten bu eşleşmeler kağıt üzerinde. Maçların içinde Lebron’un Nowitzki’yi yorabilecegini, Haslem’in Chalmers’in vücut vücuda çarpışacağını, yani bir oyuncuyu birden fazla oyuncunun rotasyonla tutacağını biliyoruz. Serinin X faktörü maçların son 2 dakikalardaki pamuk ipliği anları.
Kadrolara genel olarak baktığımızda Mavs’in en bariz üstünlüğü olan pozisyonlar 1 ve 5 numaralar, 6. adam ve taburenin derinliği. Jason Kidd dinazor gibi oynamanın çok uzağında, adeta gençliğine geri dönmüş gibi. 4 tane göz var adamda. Dirk’u topla bulusturmada kusursuz, Terry’e nokta asisti yapmakta kusursuz, Tyson Chandler pota altındaysa top Chandler’da, ayrıca üçlüklerde tehdit unsuru. İki defa finalde kaybetmiş tarihin gördüğü en müthiş oyun kuruculardan, gerçek bir maestro.
Tyson Chandler’i sezon başından beri yazıyorum. Mavs’in “eğlencelik 1 tur (o da belki) geçip sonra kendi kendine pimi çekecek takim” kimliğinden sıyrılıp gerçek bir şampiyonluk tehditi olmasındaki en önemli oyuncu Tyson Chandler’dır. Faul problemine girmezse pota altında terör estirecektir.
Nowitzki – Bosh eşleşmesinde beraberliğe yakın bir durum var. Bosh tüm sezon üçlünün yumuşak karnı gibi oynamasına rağmen son iki seride, hele Bulls serisinde 2 maç kasırga yarattı pota altında. Ama karşısındaki isim Nowitzki olunca 2 maçta değil tüm seri boyunca kasırga yaratması lazım.
Heat cephesindeyse 2 ve 3 numaralardaki üstünlük çok bariz.
6. adamlarda Jason Terry’nin oyuna etkisi Udonis Haslem’inkinden daha fazla. Bu demek değildir ki Haslem etkisiz. Haslem Bulls serisinde önemli işler yaptı. Terry’nin 6. adam olması zaten kağıt üzerinde. İlk 5 oyuncusundan farkı yok katkı anlamında.
Tabure derinliği olarak Mavs’i tek geçiyorum. Yalnız Mike Miller’in duygusal bir seri yaşama ihtimalini gözardı etmeyelim çünkü kızı 2 gün önce doğdu. Bulls serisinin 4. maçının son çeyreğinde çok kritik sayılara imza atmıştı. Mavs’in oldukça başarılı alan savunmasına karşı Mike Miller’in üçlükklerine ihtiyaçları olacak.
Hoca konusunda kesinlikle bir beraberlik var. Carlisle takımın başına geldiğinden beri Mavs çok ciddi bir savunma kimliğine büründü. Savunma haricinde bu yaşlı takımı miyatlari dolmak üzereyken tekrar şampiyonluğa odaklamak, farklı mağlupken maçları aldırmak çok kolay iş değil. Aynı savunma mantalitesi ve oyuncu yönetimi hadisesini Spoelstra için de söyleyebiliriz. Üç tane yıldızı yönetebilen ve bu takımı finale kadar cikartabilen bir hocanın zayıf olduğunu (hele ki Pat Riley gibi sezon ortasında hoca kovabilecek bir patronun onayını defalarca almışsa) söylememiz mümkün değil zaten.
PEKİ NE OLUR?
Tüm psikolojik faktörleri, tecrübe ve isteme unsurlarını gözden gecirdiğimizde ortaya karışık bir tablo çıkıyor aslında. İki takımın da kazanması lazım. Heat bu sene kazanamazsa önümüzdeki seneleri var gibi dursa da, kazanmaları imaj anlamında daha şart. Finaller başlamadan Pippen’ın ortaya zıplayıp “Lebron Jordan’dan daha iyi olabilir” demesi, ESPN kanalının günlerdir “Jordan mi Lebron mu?” diye propaganda yapıp ibreyi Lebron’a kaydırması, geçen yaz Lebron’un “Secim”ini canlı yayınlamasina gelen eleştirilere inat doğru ata oynadıklarını göstermek suretiyle Lebron’u şimdiden daha iyi ilan etmeye hazırlanması, Lebron önderliğinde(!) Heat’in kazanması gerektiğini gözler önüne seriyor. Öyle ki Nike firması da bu uğurda seferberlik ilan etmiş durumda. Charles Barkley geçenlerde “Lebron’u sezon başından beri ne zaman eleştirsem, ki yıllarca ovdum, Nike firmasından birileri arayıp Lebron’la ne problemim olduğunu sorup, ondan övgüyle bahsetmem gerektiğini soylediler” şeklinde bu propagandaya olan tepkisini dile getirmişti. Sonuç olarak LeBron’un imajından dolayı Heat kazanmaya daha muhtaç. Bu sefer Lebron da geçmiş 2 yılın playofflarindaki Lebalon gibi oynamıyor. Darth Vader imparatorluğu ele geçirmeye hazır.
İÇ SAHA AVANTAJI
Final serilerinin tahmini çok zordur 2-3-2 sablonundan dolayı. Hatirlayanlariniz olabilir, play-offlar başlamadan önce iç saha avantajını konu alan bir yazı yazmıştım. 1986’da 2-3-2 formatına geçildiğinden beri geride kalan 26 senenin 20’sinde şampiyonluğu iç saha avantajına sahip olan takım kazandı. Öte yandan 2006 finalinde saha avantajı Mavs’deyken şampiyon Heat olmuştu. Bu seride iç saha avantajına sahip takım Heat (sezonu 58 galibiyetle kapattılar). Mavs sezon içinde Heat’le karşılaştıkları iki maçı da kazanmasına rağmen sezonu 57 galibiyetle kapattığı için bir maç farkla bu avantaja sahip olamadı.
Mavs bugün harikulade oynamasına karşın bu avantaja sahip olamadıysa bunun nedeni normal sezonun son ayındaki kötü performansları olacak. Ne enteresandır ki sezonun son haftalarında “alt tarafı sezon maci” gözüyle bakılan maçların alt tarafı sezon maçı olmadığı ortaya çıkıyor böyle zamanlarda. Ne demiş atalar “keser döner sap döner gün gelir hesap doner”.
2 >1 = 4 -2
Heat’in önünde yüzükler kazanacakları çok seneleri var. Şahsen Mavs’in kazanmasını son seneleri olduğu için daha çok istiyorum. Ama hem iç saha avantajına sahip hem de Dirk’e karşılık LeBron ve Wade’i kadrosunda barındirarak “yıldız gücü” faktörunde daha ağır basan Heat’in, aynı 2006’da olduğu gibi seriyi 4-2 alacağını düşünüyorum.
Not: Bu yazı, final serisi başlamadan önce yazılmıştır.

















