KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ AURELİO!

Real Betis'e transfer olmak için yırtınan Mehmet Aurelio'ya ise Fenerbahçeli taraftarların bedduaları mı tuttu ne!

SPORX AI BAKIŞI
calendar 02 Haziran 2009 13:28
Haber: Sporx.com Yazarlar
KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ AURELİO!
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


2008-2009 sezonu Avrupa'da da sona erdi.
Yurtdışında ülkemizi temsil eden dört oyuncumuzun takımları ise küme düştü!
Tuncay Şanlı, Mehmet Aurelio, Çağdaş Atan ve Ersen Martin.
Avrupa'da boy göstermeleri ve başarılı işler yapmaları tabii ki bizleri gururlanıdırıyor; ama şu gördüğümüz tabloya gerçekten çok üzüldüm.
3 farklı ligde top koşturan yetenekli oyuncularımız üst seviye mücadelenin olduğu bu arenalara veda ettiler.
İçlerinde bir tek Tuncay'ın sivrildiğini varsayarsak, diğerleri için çok olumlu şeyler söyleyemeyeceğiz.
Formasını giydikleri ekipte var ile yok arasında bir performans sergilediler.
Sonuca çok da şaşırmamak lazım.

Real Betis'e transfer olmak için yırtınan Mehmet Aurelio'ya ise Fenerbahçeli taraftarların bedduaları mı tuttu ne!
Adamın gidişi sorun, sakatlığı sorun, takımının küme düşmesi sorun!
Bakalım Aurelio'ya İspanya'dan transfer teklifi gelecek mi'
Kendi çapında büyük takımlara transfer için merdiven olarak kullandığı Betis'in merdivenleri kırıldı.
Bayram Tutumlu ile el ele dolaşırlar artık kulüpleri.
İspanya'da Avrupa arenasından uzak kalacak.
Reklam olma şansını berbat etti.
32 yaşında sakat bir futbolcuyu ise Türkiye dışında bir takım da almaz!

Aurelio'nun menajeriyle birlikte Fenerbahçe'deki vizyonunu yerlere düşürdü.
Kendi düşen ağlamayacak o zaman!
Ne olursa olsun sarı lacivertli camianın gözbebeği olan milli futbolcu, Avrupa'yı ancak Türk Milli Takımımız ile görecek.
Aslında Aurelio Hanya'yı da gördü Konya'yı da; iş işten geçti.
Menajeri için zor bir transfer dönemi olacak.
Türkiye'de kapı kapı dolaşır artık Medine dilencileri gibi.
Ne diyelim, eden bulur!

EZELİ REZALET
Belki de yıllar sonra iki takımı da şampiyonluk yarışından uzakta gördük.
Muhakkak bir tanesi zirve bayrağına yakın bir konumda bulunurdu.
Bu kez tam tersi oldu.
Önce Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçe'nin havlu atması camiayı allak bullak ederken, Devler Ligi'nden sonra UEFA'da çeyrek finalin kapısından dönen Galatasaray'ın moralsizliği iki takımın da tadını kaçırmaya yetti.
Ligi unutan ezeli rakipler, Avrupa arenasına çıkan yolun Süper Lig'den geçtiğini son haftalarda hatırladı.

UEFA Kupası'na katılma şansını son haftada garantilediler. Fenerbahçe'nin kupa finalini saymıyorum; o başlı başına fiyasko zaten.
Farklı yollar denediler.
Biri teknik direktörde kabahati buldu, Skibbe'yi apar topar kapı dışarı etti.
Öbürü ise 'Dede' ile istikrar dedi ama değişen bir şey olmadı.

Dipteki takımlara puan vererek, adeta onlara bayram havası yaşattılar; sonra da 34. hafta üstünde yer alan Sivasspor ve Trabzonspor'u mağlup ederek UEFA'ya 'merhaba' dediler.
Komik değil mi'
En kötü durumda bile, istedikleri rakiplerini yenebiliyorlar.
İstedikleri zaman!!!

İki ezeli rakibin şifresi budur zaten: 'İstedikleri zaman'
Ne zaman kazanmamız lazım diyorlar, çıkıyorlar galip geliyorlar.
Ne zaman rakibi küçümsüyorlar, küme düşen takımlara bile yeniliyorlar.
Sorun teknik direktör değil de, futbolcunun ta kendisi değil midir!
Profesyonellik gereği her maçı birbirine yakın performansta oynamaları gerekmez mi'
Sürekli paşa efendileri motive etmek mi gerekiyor'
İşleri belli, yapacakları vazife belli!
İnönü Stadı'nda Fenerbahçe ve Galatasaray'ın oynadığı futbolu göze alacak olursak, sizce Aragones ve Korkmaz'ın takıma motive anlamında ne kadar etkisi vardır'
Tabii ki 'sıfır'
Revizyona gerek duyuluyorsa, hocalara belki; ama futbolculara sert bir şekilde uygulamak gerekiyor.

DERE GEÇERKEN DE AT DEĞİŞTİRİLİRMİŞ
Beşiktaş için şampiyonluk 'HİKAYESİ' yazmaya gerek yok.
Daha fazla isteyen takım aldı başını gitti.
Sonuna kadar hakettiler, Beşiktaş camiasını kutuluyorum.
Yönetimi ve teknik direktörü ise gösterdikleri çabadan dolayı tebrik ediyorum.

Genelde çok kullandığımız bir atasözü vardır, "Dere geçerken at değiştirlmez"
Ama bu kez tam tersi oldu.
Yıldırım Demirören'in erken neşteri, Beşiktaş'a Mustafa Denizli ile can getirdi.
Sezon başında terlik kavgası, UEFA'da yaşanan erken veda, Ertuğrul Sağlam ile iplerin kopmasının ardından kimse böyle bir başarı beklemiyordu.
Ezeli rakipleri Fenerbahçe ve Galatasaray'ın siyah beyazlıların ekmeğine yağ sürmesi de Beşiktaş'ın şans melekleri oldu.
Denizli'nin takımda yarattığı hava, futbolcuları kenetlemesi, ivmesi düşen bir takımı yeniden zirveye taşıması; onun bu işi ne kadar iyi bildiğinin göstergesi!

Nereden nereye'
Bugün, Beşiktaş 100. yılın ardından ilk şampiyonluğunu aldı, doğrudan Şampiyonlar Ligi'ne katıldı, iyi miktarda parayı da kasasına koydu.
Demirören bunu iyi kullanırsa, Beşiktaş'ın marka değeri yükselir; fakat sezon başında Schindenfeld tarzı gereksiz futbolcuları kulübeye doldurursa Devler Ligi'nde 'Allah yarattı' demezler, keserler hesabı!
Tümü
 Reklam