Geçtiğimiz günlerde sevgili kalemdaşım ve arkadaşım Alper Kaya “Türk futbolunun ırkçılıkla dansı” adlı çok güzel bir yazı yazdı. Yazısında, ırkçılığın 'aslında' ne olduğu girişi ile Türk futbolunda vuku bulmuş olayları derlemiş ve ülkemizde futbol tandanslı ırkçılık olduğuna kanaat getirmişti. Ancak sevgili Alper'in de dediği gibi kazın ayağı öyle değildi…
Irkçılık, 18. yüzyılın sonlarında Alman bilim adamı Johann Friedrich Blumenbach'in kafatası ölçümleri yapması ve bunların neticesinde insan ırklarını 5 ayrı gruba ayırması ile başladı diyebiliriz.
Irkçılık, adından da anlaşılacağı gibi bir ırka mensup insanların, mensup oldukları ırkın kendilerine doğal bir güç ile bahşettiği özelliklerinin yanı sıra üstün entelektüel ve ahlaki özellikler veyahut geliştirebilir yetenekleri bulunmasına vurgu yaparak, başka ırk veya ırklardan kendisini üstün görmesidir. Söz konusu yazıda vurgu yapılan cinsiyet, siyasi görüş vb. kaynaklı davranışlar ise daha ziyade ayrımcılıktan kaynaklanır.
Türk futbolunda, ırkçılık olarak örnekleri verilebilecek olaylar münferit ve güncel olaylara tepki olarak ortaya çıkmaktan başka bir şey değildir. Şehit haberlerinin ardından, Güneydoğu Anadolu takımlarına gösterilen tepki (doğru veya yanlış kanısına kapılmadan) temelinin ırkçılık olduğuna dayandıramayacak kadar yüzeysel bir tavırdır. Bu örnekler verilirken, aynı takım taraftarlarının İstiklal Marşı'nı yuhalıyor olmalarının da dikkate alınmasını beklerdim.
Anlaşılamayan nokta şu, Ermeni ya da Yahudi futbolculara gösterilen tepki salt milliyetçi bir tepkidir. Eğer ırkçılık olduğu bize kabul ettirilmek isteniyorsa, Chicago Üniversitesi'nde sadece siyah renkte oldukları için kız elbiseleri giydirilip okulda dolaştırılan erkek öğrenciler gibi örnekler verilmesi lazım.
Dikkat edilmesi gereken husus, tribünlerde verilen tepkinin tarih boyunca savaş içerisinde olduğumuz ya da ülkemizde terör olayları ile adı anılan milletler olduğudur. Bu da tepki ya da davranışların milliyetçilik ile açıklanması gerektiğinin altını çizen bir başka olgudur.
Pini Balili kendi takımında oynarken bir saldırıya maruz kalmayıp transfer olunca tepki alıyorsa bu gayet açıktır ki hırsın milliyetçi duygularla devreye girmesinden başka bir şey değildir. Eğer öyle olmasaydı Haim Revivo Fenerbahçe taraftarlarının, Galatarasay'a gitmeden önce adını haykırarak söylediği oyuncular arasına giremezdi.
Biz fazlaca muasır medeniyet seviyesine bizden önce erişmiş toplumlara hayranlık besliyor, futbolumuzun da onlar gibi olmasını, tribünlerimizin de onlardan eksik kalır yanı olmasın istiyoruz. Yani bizde de ırkçılık olsun istiyoruz!
Afrika'da Apartheid, Germenler'de Holocaust ya da Sosyal Darwinizm gibi bilimsel gerçekler var iken, bir taraftar topluluğunun ya da okuduğu kitap sayısı 3'ü geçmeyecek yöneticinin milliyetçi söylemlerinden yola çıkarak topyekun futbol camiasını ırkçı ilan etmek haksızlık olacaktır.
Türk futbolunda ırkçılık yoktur. Türk toplum ve tarihinde de ırkçılık yoktur. Milliyetçilikten kaynaklı ayrımcı davranışlar, münferit olarak ise vardır.
Milliyetçilik ile ırkçılığı birbirine karıştırıp, sırf İngiltere, İspanya gibi ülkelerle bu alanda da “bakın biz aynıyız” mesajı vermeye çalışmak büyük haksızlık olacaktır.
Daha İngiliz, Fransız ve materyalist felsefecilerin bile net anlamını açıklayamadığı, sadece dönemin konvansiyonel (geleneksel) olaylarından kaynaklı bir tanımına alışkın olduğu ırkçılık, bizde olmaz.
Irkçılık, 18. yüzyılın sonlarında Alman bilim adamı Johann Friedrich Blumenbach'in kafatası ölçümleri yapması ve bunların neticesinde insan ırklarını 5 ayrı gruba ayırması ile başladı diyebiliriz.
Irkçılık, adından da anlaşılacağı gibi bir ırka mensup insanların, mensup oldukları ırkın kendilerine doğal bir güç ile bahşettiği özelliklerinin yanı sıra üstün entelektüel ve ahlaki özellikler veyahut geliştirebilir yetenekleri bulunmasına vurgu yaparak, başka ırk veya ırklardan kendisini üstün görmesidir. Söz konusu yazıda vurgu yapılan cinsiyet, siyasi görüş vb. kaynaklı davranışlar ise daha ziyade ayrımcılıktan kaynaklanır.
Türk futbolunda, ırkçılık olarak örnekleri verilebilecek olaylar münferit ve güncel olaylara tepki olarak ortaya çıkmaktan başka bir şey değildir. Şehit haberlerinin ardından, Güneydoğu Anadolu takımlarına gösterilen tepki (doğru veya yanlış kanısına kapılmadan) temelinin ırkçılık olduğuna dayandıramayacak kadar yüzeysel bir tavırdır. Bu örnekler verilirken, aynı takım taraftarlarının İstiklal Marşı'nı yuhalıyor olmalarının da dikkate alınmasını beklerdim.
Anlaşılamayan nokta şu, Ermeni ya da Yahudi futbolculara gösterilen tepki salt milliyetçi bir tepkidir. Eğer ırkçılık olduğu bize kabul ettirilmek isteniyorsa, Chicago Üniversitesi'nde sadece siyah renkte oldukları için kız elbiseleri giydirilip okulda dolaştırılan erkek öğrenciler gibi örnekler verilmesi lazım.
Dikkat edilmesi gereken husus, tribünlerde verilen tepkinin tarih boyunca savaş içerisinde olduğumuz ya da ülkemizde terör olayları ile adı anılan milletler olduğudur. Bu da tepki ya da davranışların milliyetçilik ile açıklanması gerektiğinin altını çizen bir başka olgudur.
Pini Balili kendi takımında oynarken bir saldırıya maruz kalmayıp transfer olunca tepki alıyorsa bu gayet açıktır ki hırsın milliyetçi duygularla devreye girmesinden başka bir şey değildir. Eğer öyle olmasaydı Haim Revivo Fenerbahçe taraftarlarının, Galatarasay'a gitmeden önce adını haykırarak söylediği oyuncular arasına giremezdi.
Biz fazlaca muasır medeniyet seviyesine bizden önce erişmiş toplumlara hayranlık besliyor, futbolumuzun da onlar gibi olmasını, tribünlerimizin de onlardan eksik kalır yanı olmasın istiyoruz. Yani bizde de ırkçılık olsun istiyoruz!
Afrika'da Apartheid, Germenler'de Holocaust ya da Sosyal Darwinizm gibi bilimsel gerçekler var iken, bir taraftar topluluğunun ya da okuduğu kitap sayısı 3'ü geçmeyecek yöneticinin milliyetçi söylemlerinden yola çıkarak topyekun futbol camiasını ırkçı ilan etmek haksızlık olacaktır.
Türk futbolunda ırkçılık yoktur. Türk toplum ve tarihinde de ırkçılık yoktur. Milliyetçilikten kaynaklı ayrımcı davranışlar, münferit olarak ise vardır.
Milliyetçilik ile ırkçılığı birbirine karıştırıp, sırf İngiltere, İspanya gibi ülkelerle bu alanda da “bakın biz aynıyız” mesajı vermeye çalışmak büyük haksızlık olacaktır.
Daha İngiliz, Fransız ve materyalist felsefecilerin bile net anlamını açıklayamadığı, sadece dönemin konvansiyonel (geleneksel) olaylarından kaynaklı bir tanımına alışkın olduğu ırkçılık, bizde olmaz.





















