“Ülkemizi Avrupa kupalarında temsil eden takımlarımıza başarılar dileriz” tarzında reklamlar ve taraftarların büyük heyecanla verdikleri destekler, herkesten üstün gördüğümüz kadrolarımız, karşılıklı iki Türk takımının final oynadığı kupa hayalleri, başarıya aç bir şekilde sürekli en üst noktayı hedeflememiz ve bir anda büyük beklentilerin de etkisiyle bir anda yıkılan hayallerimiz... Perşembe gecesi iki Türk takımı Avrupa’ya veda etti. Üstelik artık değerini yitirdiği düşünülen, Uefa Kupası adıyla oynanırken ilgiyi arttırmayı da düşünerek yapılan değişimlerle Avrupa Ligi adını alan ama halen Şampiyonlar Ligi’nden çok daha az ilgi görmesi nedeniyle sürekli çözüm aranan Avrupa Ligi’ne, sahip olunan imkanlarda fazlasıyla erken bir veda...
Avantajı evde bıraktık!
Üzerinden zaman geçti belki ama yapacaklarımızı koca sezon konuştuğumuz Avrupa Ligi’nde yaptıklarımızı 4-5 gün konuşup kapatmak kolay olmuyor. Basında herkes bir şeyler söyledi, televizyonlarda herkes eleştirilerde bulundu. Açıkcası şu “Atletico Madrid işte” tarzında rakibi öven açıklamalara anlam veremiyorum. İki Galatasaray maçını izleyen insanlar nasıl favori olan kazandı diyebilir.
Agüero, Forlan, Simao, Reyes diye ezberledik... Bunlar dışında oyuncu bile söyleyemez durumdayız. Bir bakıyoruz kadromuzu herkesten üstün görüyoruz, rakip olduğumuz takımların kadrolarını ise adamlarda ne kadro var diye değerlendiriyoruz. İstanbul’da maç başlayacak bir bakıyorsunuz Forlan oynamıyor. Daha sonra Agüero sakatlanıp çıkıyor yerine Forlan giriyor. Reyes denen adamı Türk basını neredeyse İspanyol basını kadar haberlerde eleştiriyordu yıllardır. Şimdi Galatasaray’ın karşısında oynayınca büyük yıldız oldu. Peki soruyorum, performanstan çok isme önem verirken onların kalecileri bizde olsa bir kalecimiz bile yok demezmiydik' Onların orta saha ikilisi bizde olsa orta sahada bizi ezer geçerler demezmiydik' Elano, Arda, Keita, Dos Santos onlarda oynasa Simao, Reyes, Forlan ve Agüero’nun yanında yıldız diye saymazmıydık' Forvet yoktu, o yoktu, bu yoktu hiçbiri bahane olamaz çünkü Galatasaray’ın karşısında bizim abarttığımız o rakip hiç ama hiç yoktu.
Hakem konusu gündemde... Hakeme kızmayı seven biri değilim, hakemlerle ilgili öyle çok da yorum yapmam. Ama bu maçta yaşananlar cidden insanın konuşmama çabalarını boşa çıkarıyor. 6 İtalyan bir takıma bedelmiş gördük. Penaltı ortada zaten ama verilmedi, Caner’in kırmızı kartına lafım yok fakat maç içinde bir hakem her pozisyonda en ufak müdahelede Atletico Madrid lehine bir yönetim sergiler mi' En ufak hareketlere sarı kartlar çıkarıldı, her pozisyonda Galatasaray aleyhine kararlar verildi. Hakem hatalıdır ama unutmayalım ki hakemi maçın tek bahanesi olarak kabul etmemek gerekir.
Hakemi konuştuk, abarttığımız rakibi konuştuk, saha içinde de değerlendirelecek şeyler vardır. Örneğin maçın 90. dakikasında 10 kişi kalmış, savunmaya çekilmiş bir takım Reyes’in etrafındaki 3 kişi bakarken ceza sahasının içine attığı pasta, Forlan’a bu dakikada orada bir de çalım attıktan sonra vuruş şansını verip gol yiyorsa burda kime kızılabilirki. Ben bunları da geçtim hadi, takıldığım tek nokta var. Galatasaray bazen öyle bir havaya giriyor ki cehennemi kendisi yaşıyor. Reyes vuruyor top direkten dönüyor, stadta ses bir anda kesiliyor, oyuncular bir anda duruyor öyle bir kaos havası ortaya çıkıyor ki anlıyorsun kötü bir şeyler olacağını. Daha sonra birkaç pozisyon daha veriyorsun hava iyice soğuyor ardından rakip gol atıyor ve işte daha zamanın varsa anlıyorsun Galatasaray golü yedi, şoktan çıktı. Ardından istek tekrar geliyor ve anında golü atıyorsun. İkincisi 90’da gelince ama iş bitmiş anlıyorsun.
Takımı değil, bahaneyi hazırladı!
Herkes Daum’u eleştiriyor, yapmayın diyeceğim ama yok başka sorumlu bulamıyor ki insan. Niye sorumlu arıyoruz dersek çünkü eleyen Lille değil elenen Fenerbahçe oldu. Lille kötü takım falan değil gerçekten helal olsun gerekli olanı yaptılar ve başarıya ulaştılar.
İkinci maç öncesi basın toplantılarında Daum zaten her şeyi konuşmasıyla hazırladı. Durmadan eksiklerden bahsetti, 10 oyuncumuz var falan dedi. Fenerbahçe’nin eksikleri olduğu doğru, hepsi de önemli isimler. Fakat Cristian ve Vederson hemen toplantıdan sonra hazır hale geldiler. Şimdi Fenerbahçe’nin eksiklerine baktığınızda bir noktada bunların yerine çözümler bulabilirsiniz. Fakat kadrosu oldukça dar olan Lille olmayan çeşitliliklerini bırakın, oynayacak değil idare edecek adamlar aramaya başladı. Daha kuralar sonrası ben dahil bizim basınımız Gervinho ismi ile Lille başarısını özdeşleştirir olduk. İşte o Lille Gervinho’dan, ilk maçta golü atan Balmont’tan, Yohan Cabaye’den yoksundular.
Daum’un toplantıda söyledikleri belki de bir anlamda taktik olarak değerlendirildi. Ama bu taktik Lille’e sökmedi. Lille, gerçekten iki maçta da iyi direndi ve turu geçen taraf oldu. Obraniak ve Hazard gerçekten bu seviyede bir takıma göre çok üst düzey kanat oyuncuları. İlk maçta Fenerbahçe’nin üstün oyunundan bahsederken, Lille’in her duran topta en azından bir kafa vuruşunda bulunduğunu, tehlike yarattığını konuşmamıştık ki Lille bir duran topla hayalleri yıktı geçti.
Lille’in duran toplardaki etkinliğini Fenerbahçe anlamış olsa bu takımın oyuncusu Bilica 3 Fenerbahçelinin arasına giren rakibine faul yaparak rakibe serbest vuruş kazandırmazdı. Daum maçtan önce üzerinde duracağı şeyleri belirleyememiş herhalde ki eksik oyuncularla birlikte kendini de eksikler listesine yazıp gitmiş.
Sporting Lizbon’a dikkat
Yazının temel konusu Avrupa Ligi olunca üstüne konuşulması gereken en önemli ekip olarak Sporting Lizbon’u gösterebiliriz. Kuralar çekildiğinde Galatasaray’ın son 16 takım arasına kalması halinde karşısına gelmesini isteyeceğim takımın Sporting Lizbon olduğunu belirtmiştim. Uzun zamandır istenen sonuçları hem ligde, hem Avrupa’da pek alamayan Sporting Lizbon, kendine gelen güveniyle birlikte son zamanların en formda takımı olarak karşımıza çıkıyor.
Ligde dördüncü sırada yer alan ve lider Benfica ile arasında 20 puan fark bulunan, yaptığı transferlere rağmen istenen noktaya gelemeyen Sporting Lizbon aslında kadro açısından çok önemli bir ekip. Kadrosunda bulundurduğu Miguel Veloso, Joao Moutinho, Rui Patricio, Daniel Carriço gibi genç isimler Avrupa’nın önemli kulüplerinin gündeminde. Son dönemde takımın performansına etki eden önemli bir isim daha var ki; Yannick Djalo. 23 yaşındaki oyuncu son maçlarda takımının en formda isimlerinin başında geliyor. Bu isimlerin yanında Sporting Lizbon, Rus futbolunun bir dönem en önemli yıldız adaylarından biri olarak gösterilen fakat istenilen seviyeye ulaşamayan Marat Izmailov, 20 yaşında transfer olduğu Villarreal ile bir dünya yıldızı seviyesine ulaşması beklenen fakat takım içinde bir dönem Pellegrini ile de sorunlar yaşayan 23 yaşındaki Matias Fernandez, Karadağ’ın en yetenekli oyuncularından Simon Vukcevic gibi önemli isimleri de kadrosunda bulunduruyor. Bu gençlerin yanında yapılan Sinama-Pongolle transferi hücum hattına önemli bir güç katarken, Anderson Polga, yeni transfer edilen Pedro Mendes, Liedson gibi oyuncuların varlığı da tecrübe ihtiyacını giderir cinsten.
İşte Sporting Lizbon Pazar günü Porto’yu da 3-0’lık bir skorla geçerek, takım performansı adına cidden zirveye ulaştı. Şimdi Galatasaray karşısında izlediğimiz Atletico Madrid’in işini çok kolay görmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu Sporting Lizbon Everton’a deplasmanda 1 gol atarak yakaladığı avantajı, 3-0’lık iç saha galibiyeti ile kullanarak Atletico Madrid ile eşleşti.
Wolfsburg havaya girdi
Avrupa Ligi ile ilgili başlıklara devam ederken, Sporting Lizbon’a da değinmişken dikkat çeken bir diğer ekip Wolfsburg’a da değinmek gerekir. Armin Veh ile istenen noktaya ulaşamayan son Almanya şampiyonu Wolfsburg, takımın başına Lorenz-Günther Köstner’i getirdi. Villarreal karşısında Avrupa Ligi 2. Turunda daha ilk maçta, deplasmanda galibiyete yaklaşan Wolfsburg, ikinci maçta Villarreal’i 4-1 yenerek son 16 takım arasına kalmayı başardı. Dzeko bence karşı karşıya atılabilecek en güzel gollerden birini attı. Grafite’nin yükselen formu da Wolfsburg için ne derece önem taşıyan bir konu olduğunu da gösterdi. Şimdiki rakipleri ise Rubin Kazan. Rus liginin başlamamasından dolayı, gruplarda Hapoel Tel Aviv’in sergilediği performanstan dolayı sürprizin çıkabileceği düşünülen eşleşmeden Rubin Kazan çok rahat çıkmıştı. Fakat işleri Wolfsburg karşısında hiç de kolay olmayacak.
Anderlecht ders verdi
Athletic Bilbao, yıllarca uyguladıkları oyuncu politikası neticesinde başarılı olamayacağına inandığım bir takımken, yıllarca önemli başarılara ulaştılar. Bu sezon da iyi bir görüntü çizen Bilbao’yu, Anderlecht ezdi geçti.
İlk maçta Bilbao sahasında beraberliği zor koparırken daha çok saha dışı olaylar gündeme gelmişti. Fakat ikinci maçta Anderlecht tüm hesabı sahada kesti. Chelsea’nin transfer listesinde yer alan, bir kısım tarafından “Yeni Drogba” şeklinde gösterilen Lukaku daha maçın başında attığı gol ile takımını ateşlerken, 22 yaşındaki genç Belçikalı Jonathan Legear da attığı harika, inanılmaz gol ile 4-0’lık galibiyette önemli rol oynadı.
Anderlecht’in şimdiki rakibi Hamburg. İşleri bu sefer çok daha zor. Hamburg oldukça tartışmalı bir maçın sonunda deplasmanda aldığı 3-2’lik PSV yenilgisine rağmen, ilk maçtaki 1-0’lık galibiyetin avantajıyla turu geçmeyi başardı. Güzel bir eşleşme bizi bekliyor fakat Anderlecht’in işi çok çok zor gözüküyor.
Roma’yı Cisse yaktı
Ranieri’yi bazıları bir deha olarak görür, ligteki performansını tartışmaya gücüm yetmez takdiri hak ediyor. Ama Avrupa Ligi’nde, Galatasaray’ın iki maçta mağlup ettiği Panathinaikos, Roma’yı yıktı geçti. Ben Ranieri’nin bir deha olmayı bırakın, iyi bir antrenör bile olmadığını düşünenlerdenim. Roma’nın elenmesi büyük sürpriz değil derdim ama ligteki performanslarını düşününce Panathinaikos’un büyük iş başardığını düşünebiliriz. Yine de böyle bir maçta kenarda Jeremy Menez ve Julio Baptista otururken Alessio Cerci’nin oynaması nasıl bir mantıktır anlamıyorum. Ranieri’nin çalıştırdığı her takımda bu derece formda dönemler geçirdiğini, bunların sürekli olmadığını da bilenler vardır. Ama Roma sezon sonuna kadar böyle giderse de Ranieri’ye helal olsun derim. Djibril Cisse’nin de bir hayranı olarak iki maçta Roma’ya yaptıklarından nasıl keyif aldığımı anlatamam.
Köşe Bucak Futbol Notu
Avrupa Ligi’ni ele alan bir yazı yazmaya çalışsam da hafta sonu yaşanan bir olaya değinmeden edemedim. Aaron Ramsey, son zamanlarda Eduardo’dan sonra son derece büyük bir talihsizlik yaşayan ikinci Arsenal oyuncusu oldu. Stoke City oyuncusu Ryan Shawcross’un Ramsey’e yaptığı müdahale 19 yaşındaki oyuncunun ayağının kırılmasına sebep oldu. Gerçekten şanssız, dramatik bir andı. Hem Ramsey’in durumu, hem diğer oyuncuların hissettiklerinin yansıması oldukça üzücüydü. Ryan Shawcross da oyundan atıldıktan sonra bu durumdan dolayı oldukça üzgün gözüküyordu. Pepe’nin olayını da hatırlayınca anlamıyorum oyuncular bazen kendilerinden mi geçiyorlar bir anda. Vallahi bu kasaplar bizde olsa futbolu bıraktırırdık adama. Hakkımız da yok değil 19 yaşındaki bir oyuncunun geleceğini tek hareketle belirsizliğe sürükleyebildi Shawcross.
Avantajı evde bıraktık!
Üzerinden zaman geçti belki ama yapacaklarımızı koca sezon konuştuğumuz Avrupa Ligi’nde yaptıklarımızı 4-5 gün konuşup kapatmak kolay olmuyor. Basında herkes bir şeyler söyledi, televizyonlarda herkes eleştirilerde bulundu. Açıkcası şu “Atletico Madrid işte” tarzında rakibi öven açıklamalara anlam veremiyorum. İki Galatasaray maçını izleyen insanlar nasıl favori olan kazandı diyebilir.
Agüero, Forlan, Simao, Reyes diye ezberledik... Bunlar dışında oyuncu bile söyleyemez durumdayız. Bir bakıyoruz kadromuzu herkesten üstün görüyoruz, rakip olduğumuz takımların kadrolarını ise adamlarda ne kadro var diye değerlendiriyoruz. İstanbul’da maç başlayacak bir bakıyorsunuz Forlan oynamıyor. Daha sonra Agüero sakatlanıp çıkıyor yerine Forlan giriyor. Reyes denen adamı Türk basını neredeyse İspanyol basını kadar haberlerde eleştiriyordu yıllardır. Şimdi Galatasaray’ın karşısında oynayınca büyük yıldız oldu. Peki soruyorum, performanstan çok isme önem verirken onların kalecileri bizde olsa bir kalecimiz bile yok demezmiydik' Onların orta saha ikilisi bizde olsa orta sahada bizi ezer geçerler demezmiydik' Elano, Arda, Keita, Dos Santos onlarda oynasa Simao, Reyes, Forlan ve Agüero’nun yanında yıldız diye saymazmıydık' Forvet yoktu, o yoktu, bu yoktu hiçbiri bahane olamaz çünkü Galatasaray’ın karşısında bizim abarttığımız o rakip hiç ama hiç yoktu.
Hakem konusu gündemde... Hakeme kızmayı seven biri değilim, hakemlerle ilgili öyle çok da yorum yapmam. Ama bu maçta yaşananlar cidden insanın konuşmama çabalarını boşa çıkarıyor. 6 İtalyan bir takıma bedelmiş gördük. Penaltı ortada zaten ama verilmedi, Caner’in kırmızı kartına lafım yok fakat maç içinde bir hakem her pozisyonda en ufak müdahelede Atletico Madrid lehine bir yönetim sergiler mi' En ufak hareketlere sarı kartlar çıkarıldı, her pozisyonda Galatasaray aleyhine kararlar verildi. Hakem hatalıdır ama unutmayalım ki hakemi maçın tek bahanesi olarak kabul etmemek gerekir.
Hakemi konuştuk, abarttığımız rakibi konuştuk, saha içinde de değerlendirelecek şeyler vardır. Örneğin maçın 90. dakikasında 10 kişi kalmış, savunmaya çekilmiş bir takım Reyes’in etrafındaki 3 kişi bakarken ceza sahasının içine attığı pasta, Forlan’a bu dakikada orada bir de çalım attıktan sonra vuruş şansını verip gol yiyorsa burda kime kızılabilirki. Ben bunları da geçtim hadi, takıldığım tek nokta var. Galatasaray bazen öyle bir havaya giriyor ki cehennemi kendisi yaşıyor. Reyes vuruyor top direkten dönüyor, stadta ses bir anda kesiliyor, oyuncular bir anda duruyor öyle bir kaos havası ortaya çıkıyor ki anlıyorsun kötü bir şeyler olacağını. Daha sonra birkaç pozisyon daha veriyorsun hava iyice soğuyor ardından rakip gol atıyor ve işte daha zamanın varsa anlıyorsun Galatasaray golü yedi, şoktan çıktı. Ardından istek tekrar geliyor ve anında golü atıyorsun. İkincisi 90’da gelince ama iş bitmiş anlıyorsun.
Takımı değil, bahaneyi hazırladı!
Herkes Daum’u eleştiriyor, yapmayın diyeceğim ama yok başka sorumlu bulamıyor ki insan. Niye sorumlu arıyoruz dersek çünkü eleyen Lille değil elenen Fenerbahçe oldu. Lille kötü takım falan değil gerçekten helal olsun gerekli olanı yaptılar ve başarıya ulaştılar.
İkinci maç öncesi basın toplantılarında Daum zaten her şeyi konuşmasıyla hazırladı. Durmadan eksiklerden bahsetti, 10 oyuncumuz var falan dedi. Fenerbahçe’nin eksikleri olduğu doğru, hepsi de önemli isimler. Fakat Cristian ve Vederson hemen toplantıdan sonra hazır hale geldiler. Şimdi Fenerbahçe’nin eksiklerine baktığınızda bir noktada bunların yerine çözümler bulabilirsiniz. Fakat kadrosu oldukça dar olan Lille olmayan çeşitliliklerini bırakın, oynayacak değil idare edecek adamlar aramaya başladı. Daha kuralar sonrası ben dahil bizim basınımız Gervinho ismi ile Lille başarısını özdeşleştirir olduk. İşte o Lille Gervinho’dan, ilk maçta golü atan Balmont’tan, Yohan Cabaye’den yoksundular.
Daum’un toplantıda söyledikleri belki de bir anlamda taktik olarak değerlendirildi. Ama bu taktik Lille’e sökmedi. Lille, gerçekten iki maçta da iyi direndi ve turu geçen taraf oldu. Obraniak ve Hazard gerçekten bu seviyede bir takıma göre çok üst düzey kanat oyuncuları. İlk maçta Fenerbahçe’nin üstün oyunundan bahsederken, Lille’in her duran topta en azından bir kafa vuruşunda bulunduğunu, tehlike yarattığını konuşmamıştık ki Lille bir duran topla hayalleri yıktı geçti.
Lille’in duran toplardaki etkinliğini Fenerbahçe anlamış olsa bu takımın oyuncusu Bilica 3 Fenerbahçelinin arasına giren rakibine faul yaparak rakibe serbest vuruş kazandırmazdı. Daum maçtan önce üzerinde duracağı şeyleri belirleyememiş herhalde ki eksik oyuncularla birlikte kendini de eksikler listesine yazıp gitmiş.
Sporting Lizbon’a dikkat
Yazının temel konusu Avrupa Ligi olunca üstüne konuşulması gereken en önemli ekip olarak Sporting Lizbon’u gösterebiliriz. Kuralar çekildiğinde Galatasaray’ın son 16 takım arasına kalması halinde karşısına gelmesini isteyeceğim takımın Sporting Lizbon olduğunu belirtmiştim. Uzun zamandır istenen sonuçları hem ligde, hem Avrupa’da pek alamayan Sporting Lizbon, kendine gelen güveniyle birlikte son zamanların en formda takımı olarak karşımıza çıkıyor.
Ligde dördüncü sırada yer alan ve lider Benfica ile arasında 20 puan fark bulunan, yaptığı transferlere rağmen istenen noktaya gelemeyen Sporting Lizbon aslında kadro açısından çok önemli bir ekip. Kadrosunda bulundurduğu Miguel Veloso, Joao Moutinho, Rui Patricio, Daniel Carriço gibi genç isimler Avrupa’nın önemli kulüplerinin gündeminde. Son dönemde takımın performansına etki eden önemli bir isim daha var ki; Yannick Djalo. 23 yaşındaki oyuncu son maçlarda takımının en formda isimlerinin başında geliyor. Bu isimlerin yanında Sporting Lizbon, Rus futbolunun bir dönem en önemli yıldız adaylarından biri olarak gösterilen fakat istenilen seviyeye ulaşamayan Marat Izmailov, 20 yaşında transfer olduğu Villarreal ile bir dünya yıldızı seviyesine ulaşması beklenen fakat takım içinde bir dönem Pellegrini ile de sorunlar yaşayan 23 yaşındaki Matias Fernandez, Karadağ’ın en yetenekli oyuncularından Simon Vukcevic gibi önemli isimleri de kadrosunda bulunduruyor. Bu gençlerin yanında yapılan Sinama-Pongolle transferi hücum hattına önemli bir güç katarken, Anderson Polga, yeni transfer edilen Pedro Mendes, Liedson gibi oyuncuların varlığı da tecrübe ihtiyacını giderir cinsten.
İşte Sporting Lizbon Pazar günü Porto’yu da 3-0’lık bir skorla geçerek, takım performansı adına cidden zirveye ulaştı. Şimdi Galatasaray karşısında izlediğimiz Atletico Madrid’in işini çok kolay görmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu Sporting Lizbon Everton’a deplasmanda 1 gol atarak yakaladığı avantajı, 3-0’lık iç saha galibiyeti ile kullanarak Atletico Madrid ile eşleşti.
Wolfsburg havaya girdi
Avrupa Ligi ile ilgili başlıklara devam ederken, Sporting Lizbon’a da değinmişken dikkat çeken bir diğer ekip Wolfsburg’a da değinmek gerekir. Armin Veh ile istenen noktaya ulaşamayan son Almanya şampiyonu Wolfsburg, takımın başına Lorenz-Günther Köstner’i getirdi. Villarreal karşısında Avrupa Ligi 2. Turunda daha ilk maçta, deplasmanda galibiyete yaklaşan Wolfsburg, ikinci maçta Villarreal’i 4-1 yenerek son 16 takım arasına kalmayı başardı. Dzeko bence karşı karşıya atılabilecek en güzel gollerden birini attı. Grafite’nin yükselen formu da Wolfsburg için ne derece önem taşıyan bir konu olduğunu da gösterdi. Şimdiki rakipleri ise Rubin Kazan. Rus liginin başlamamasından dolayı, gruplarda Hapoel Tel Aviv’in sergilediği performanstan dolayı sürprizin çıkabileceği düşünülen eşleşmeden Rubin Kazan çok rahat çıkmıştı. Fakat işleri Wolfsburg karşısında hiç de kolay olmayacak.
Anderlecht ders verdi
Athletic Bilbao, yıllarca uyguladıkları oyuncu politikası neticesinde başarılı olamayacağına inandığım bir takımken, yıllarca önemli başarılara ulaştılar. Bu sezon da iyi bir görüntü çizen Bilbao’yu, Anderlecht ezdi geçti.
İlk maçta Bilbao sahasında beraberliği zor koparırken daha çok saha dışı olaylar gündeme gelmişti. Fakat ikinci maçta Anderlecht tüm hesabı sahada kesti. Chelsea’nin transfer listesinde yer alan, bir kısım tarafından “Yeni Drogba” şeklinde gösterilen Lukaku daha maçın başında attığı gol ile takımını ateşlerken, 22 yaşındaki genç Belçikalı Jonathan Legear da attığı harika, inanılmaz gol ile 4-0’lık galibiyette önemli rol oynadı.
Anderlecht’in şimdiki rakibi Hamburg. İşleri bu sefer çok daha zor. Hamburg oldukça tartışmalı bir maçın sonunda deplasmanda aldığı 3-2’lik PSV yenilgisine rağmen, ilk maçtaki 1-0’lık galibiyetin avantajıyla turu geçmeyi başardı. Güzel bir eşleşme bizi bekliyor fakat Anderlecht’in işi çok çok zor gözüküyor.
Roma’yı Cisse yaktı
Ranieri’yi bazıları bir deha olarak görür, ligteki performansını tartışmaya gücüm yetmez takdiri hak ediyor. Ama Avrupa Ligi’nde, Galatasaray’ın iki maçta mağlup ettiği Panathinaikos, Roma’yı yıktı geçti. Ben Ranieri’nin bir deha olmayı bırakın, iyi bir antrenör bile olmadığını düşünenlerdenim. Roma’nın elenmesi büyük sürpriz değil derdim ama ligteki performanslarını düşününce Panathinaikos’un büyük iş başardığını düşünebiliriz. Yine de böyle bir maçta kenarda Jeremy Menez ve Julio Baptista otururken Alessio Cerci’nin oynaması nasıl bir mantıktır anlamıyorum. Ranieri’nin çalıştırdığı her takımda bu derece formda dönemler geçirdiğini, bunların sürekli olmadığını da bilenler vardır. Ama Roma sezon sonuna kadar böyle giderse de Ranieri’ye helal olsun derim. Djibril Cisse’nin de bir hayranı olarak iki maçta Roma’ya yaptıklarından nasıl keyif aldığımı anlatamam.
Köşe Bucak Futbol Notu
Avrupa Ligi’ni ele alan bir yazı yazmaya çalışsam da hafta sonu yaşanan bir olaya değinmeden edemedim. Aaron Ramsey, son zamanlarda Eduardo’dan sonra son derece büyük bir talihsizlik yaşayan ikinci Arsenal oyuncusu oldu. Stoke City oyuncusu Ryan Shawcross’un Ramsey’e yaptığı müdahale 19 yaşındaki oyuncunun ayağının kırılmasına sebep oldu. Gerçekten şanssız, dramatik bir andı. Hem Ramsey’in durumu, hem diğer oyuncuların hissettiklerinin yansıması oldukça üzücüydü. Ryan Shawcross da oyundan atıldıktan sonra bu durumdan dolayı oldukça üzgün gözüküyordu. Pepe’nin olayını da hatırlayınca anlamıyorum oyuncular bazen kendilerinden mi geçiyorlar bir anda. Vallahi bu kasaplar bizde olsa futbolu bıraktırırdık adama. Hakkımız da yok değil 19 yaşındaki bir oyuncunun geleceğini tek hareketle belirsizliğe sürükleyebildi Shawcross.





















