Şikayetim var

Biz farkında değiliz ama oynadığı her takımın kahramanıydı.

SPORX AI BAKIŞI
calendar 26 Temmuz 2010 12:23
Haber: Sporx.com Yazarlar
Şikayetim var
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


Yine bir yaz dönemi ve bu döneme heyecan katan Dünya Kupası’nın ardından klasik transfer kısır döngüleri. Transfer konusunda basın, yöneticiler, taraftarlar sürekli eleştiriliyor. İşte benim de özellikle Dünya Kupası’nın yayınlanması konusunda birtakım eleştirilerim olacaktır.

Dünya Kupası ile ilgili eleştiriler demişken bazı okuyucular ‘’Bir de sen eksiktin’’ diyor olabilirler. Basında maçları yorumlayan ve onu eleştiren kişiler arasında bire bir tartışmalar yaşandı. Ben öyle değilim, kimsenin bilgisini kişisel olarak sınayacak biri değilim herhalde. Ama benim derdim müşterisi olduğum satıcının bana verdiği hizmet.

Eleştirilerimin ekseninde kanal vardır. TRT, Dünya Kupası yayıncılığı konusunda Türkiye’de en deneyimli televizyon kanalıdır. Fakat artık dünyada ülke futbolları birbirine bu derece yaklaşmışken, bizim de yayıncılık alanında değişmemizin gerektiği düşüncesindeyim. Ömer Üründül kişisel olarak tanımadığım bir isim ve eleştirmek bana düşmez. Fakat TRT’nin bir yorumcusu olarak bakarak TRT’yi seçiminden dolayı eleştirebilirim. Eleştirimin dayanağı olacak çok fazla diyalog vardır fakat benim beğenime kalanları, başkalarını rahatsız etmeyen noktaları sorunmuş gibi ortaya koyamam.

Objektif olarak bakarsak bir Uruguay maçından beni rahatsız eden bir olay geliyor aklıma. Uruguay’ın gruptaki ikinci karşılaşması yani Güney Afrika mücadelesinde yorumcuya Edison Cavani’yi nasıl buldunuz sorusu geliyor. Fena bir oyuncuya benzemiyor tarzında yuvarlak bir cevap veriliyor. Ya bunu duyduğumda aklıma zamanında Fenerbahçe yöneticisi Selim Soydan’ın transfer konusunda yaptığı ‘’Geçenlerde İspanya’ya gidip Figo’yu izledim. Beğendim, iyi bir oyuncu’’ demesi geldi aklıma. Tabii ki o zamanki Figo’yu kıyas alarak ne Cavani’yi bu derece yüceltebiliriz, ne de Ömer Üründül’ün yorumunu bu derece talihsiz kılabiliriz. Ama aklıma direkt olarak bu diyalog gelmişti.

Ben ne mi istiyorum peki' Edison Cavani denilen adam bu sezonun flaş takımlarından Palermo’da ligde tam 34 karşılaşmada forma giydi. Bu adam 4 sezondur neredeyse İtalya’da oynuyor. Sezon ortasında Inter forvet eksikliğini gidermek adına kendisini transfer etmeye çalışmıştı. Bugün de Napoli’ye baştan kiralık olmak üzere anlaşma tamamlandığında 20 milyon avroyu bulan bir bedelle transfer oldu. Şimdi Cavani hakkında ben bir şey bilmiyor olabilirim, yorumcu da her bildiğini orada durmadan anlatmak zorunda değil, fakat bu konuyla ilgili bir soru gelmişken ben bilmiyorsam sen de bu yayıncılık hizmetini bana sağlıyorsan daha bir detaylı değinebilirsin bu konuya. Sen de benim dediklerimi diyeceksen bana yorumculuk anlamında ne sağlıyorsun. Daha çok sayıda nokta var belki de eleştirilebilecek. Mesela Brezilya-Hollanda maçı öncesi kameralar durmadan Ooijer’i gösterirken maçta durmadan Mathijssen’in adının söylenmesini de uzuun zaman anlayamamıştım ki sonradan dakikalar geçtikten sonra fark ettiler oynamadığını. Yine aynı maçta Bastos’un yerine oyuna giren Gilberto’nun tam adının yazılmasıyla Gilberto Melo’nun, Felipe Melo ile karıştırılması ve bu doğrultuda yorumlar yapılması... Daha çok vardır fakat bunların bazıları hata, bazıları çok sorun olmayan, bazıları kişisel yorumlardır, birçok da somut nokta vardır. Ayrıca yorumculuktan beklediğim orta sahayı güçlendirmeli demek değil. Herkesin izlerken gördüğünü bana tekrar etmek değil orada yorumlayanın işi. Mesela orta sahayı mı güçlendirmeli diyorsun kenardaki oyuncular ışığında buna uygun şunu çıkarıp, şunu yaparsa ve kenarda şöyle bir oyuncu var derse o bölgede etkili olacaktır derse anlarım. Fakat ben alıcı, müşteri olarak verilen hizmetten memnun kalmamamdan ötürü şikayetimi bir anlamda köşemden aktarmaya çalışıyorum.

Dünya Kupası’ndan şikayet edenler...

Bu konuya da değinmeden geçemeyeceğim. Özellikle Dünya Kupası adına program yapılan spor kanallarımızda bazı yorumcular ısrarla çok da iyi bir kupa değildi diyor. O takımı güçsüz, bu takımı kötü, maçları zevksiz buluyorlar. Allah aşkına bir Dünya Kupası’ndan kim ne bekliyor acaba'

1970, 1982, 1986 hep bu kupalardan bahsediliyor ki o zamanları videolar dışında tamamen izlemediğim için, ben  en iyisini 2010 olarak görüyorum. Hiç şampiyon olmamış bir takım gidip şampiyon oluyor, bir maçın 120. dakikasında gol olacak bir top el ile çıkarılıyor, topu çıkaran oyuncu göz yaşlarıyla kenardayken kaçırılan penaltı sonrası takımı rakibini penaltı vuruşlarıyla eliyor, özlenen Afrika takımı akıllara kazınıyor, kimilerine göre adeta zayıf takımların kaynadığı kupada Fransa, İtalya gibi takımlar ilk turda eleniyor, kimsenin bilmediği Kuzey Kore ilk karşılaşmada Brezilya’ya kafa tutuyor, Almanlar tarihte ilk defa kendi yapılarından farklı bir takımla gönüllerde taht kuruyor... Daha sayılabilecek neler neler var ve tüm bunlara rağmen zevksiz bir kupa... Bunu nasıl söyleyebiliyorlar bilmiyorum.

Bana göre canlı izlediğim en iyi Dünya Kupası’yken, sonradan takip ettiğim, izlediğim, okuduğum Dünya Kupalarına göre de çok çok iyi bir turnuva izlediğimizi düşünüyorum. Ya ben futboldan anlamıyorum ya da ekranda futboldan anlıyor diye çıkarılan kişiler tarafından kandırılıyoruz. Sokakta da artık turnuva hakkında sorsan çok zevksiz maçlar oynanıyor denmeye başlanmıştı. Turnuvanın bitmesiyle ben büyük bir heyecanımı yitirdim, insanlar hala zevksiz, çok iyi bir Dünya Kupası değildi diyorlar.

Bir söz de transfere...

Eleştirilerimi sürdürürken konu transfer olursa yaz yaz bitmez ama ben gündemde olan, gelen ve gelmesi konuşulan transferlerle ilgili bir şeyler yazmak istiyorum. En önemli örnek Lorik Cana transferi. Mehmet Topal’ın Valencia gibi bir takıma üstelik bonservisi ile satılmış olmasına Türk futbolu adına sevinemeyenler, Lorik Cana gibi bana göre Avrupa’nın en önemli adamlarından birinin gelmesini para bakımından yanlış transfer olarak yorumluyorlar. İzin verin artık oyuncularımız Avrupa’da oynasınlar. O yüzden helal olsun Galatasaray diyorum. Bir teşekkürüm daha var Galatasaray’a. O da Lorik Cana gibi bir efsaneyi getirmesidir. Gerçekten efsanedir biz farkında değiliz ama oynadığı her takımın kahramanıydı. Cana hakkında bir şeyler söylemek isteyenler, lütfen İngiliz sitelerindeki yorumları, hatta Sunderland’in resmi sitesindeki yorumları bir okusun.

Geçen gece tanık olduğum bir sohbette de Diego Forlan tartışılıyordu. Üst düzey takımlarda oynayamayacağı falan konuşuluyordu. Türkiye’ye bile çok fazla layık görülmüyordu. Kim bu Forlan derseniz hani bu Dünya Kupası’nın yıldızı olandan bahsediyorum. Kulüplere kızmayalım lütfen çünkü artık ne yapsalar beğenilemez hale geldi. Transfer demişken Gaziantespor’a İsmael Sosa transferinden dolayı en büyük tebrikleri yollamak gerektiği düşüncesindeyim. Aynı şekilde Eskişehirspor’u eğer kendini artık futbol oynamaya biraz daha verirse yaptığı Pele transferinden, Kayserispor’u ise çok önemli kazancı Jonathan Santana transferlerinden dolayı kutluyorum.

Son olarak gözden kaçırdığım fakat bu haberi birçok futbolseverin görmesini sağlamasından ötürü teşekkür ettiğim Aceto Balsamico’dan bir haberle yazıyı sonlandırıyorum. Birilerine yuh derken, birilerine teşekkür ediyorum; http://acetobalsamico.blogspot.com/2010/06/real-madridli-thierry-henry.html
Tümü
 Reklam