Genelde yazılarımda geçtiğimiz hafta sonunun dünya futbol gündeminde dikkatimi çeken bazı olayları değerlendiriyorum. Ancak bu hafta konuları genelde İtalya'dan seçmeye çalıştım. Tabii ki en önemli konu Roma'nın kendi sahasında 1-0 öne geçmesine rağmen kaybettiği Sampdoria maçı... Pazzini attığı iki golle Roma'nın elinden liderliği aldı ve tekrar Inter'e verdi.
Roma, aslında şampiyon olacak bir takım izlenimini sonuçlar bakımından veriyordu. Roma-Inter karşılaşmasını saymazsak Roma'yı uzun zaman sonra 90 dakika izleme şansını Atalanta maçıyla yakalamıştım. Maçın özellikle ikinci yarısını izlerken bu takım mı şampiyon olacak dedim. Çünkü 2-0 yenik durumdayken Tribocchi ile 53. dakikada farkı bire indiren Atalanta biraz şanslı olsaydı bırakın beraberliği, galibiyeti bile alırdı.
Roma'nın geçtiğimiz hafta oynadığı Lazio karşılaşmasında da ortaya koyulan performans üst düzeyde değildi. Roma'nın tek farkla kazandığı maçta Lazio üstelik Floccari ile bir penaltı vuruşundan da faydalanamadı. Penaltı noktası kazılmadan atılmış bir penaltı ama şanssızlık işte kaçıyor. Hafta arasında oynanan Udinese maçını da izleme şansını elde etmiştim orada da Roma hiç maça gelmemiş gibiydi. Sonuçta Udinese 1-0 kazandı fakat Roma'nın ilk maçtan yakaladığı avantaj finale çıkmalarını sağladı.
Şimdi bazı yakınlarım da diyecektir bıkmadın Ranieri'yi ve Roma'yı eleştirmekten diye. Gerçekten bu sezon itibariyle bu takıma da, antrenörüne de saygım sonsuz. Hem Roma takım olarak, hem Ranieri antrenör olarak bu sezon için birçok övgüyü hak ediyor. Benim sadece değindiğim son haftalardaki kötü performansları... Önceki yazılarımdan birinde şampiyonluk için Inter'in istediği zaman harekete geçebileceğini yazmıştım. Son üç hafta kalmış olsa da Inter şampiyonluğu isterse alacakmış izlenimini halen yaratmakta. Inter saltanatı bitsin istiyorum, aslında eleştirdiğim Roma'nın şampiyon olmasını daha çok isterim. Ama iki takım da gerçekten çekici gelmiyorken bir yanım da Juventus'a yanar. Şampiyon olmamaya çalışan zirve takımları arasında dahi kendine yer bulamayan Juventus'a...

Biraz da Pazzini'ye değinmeden olmaz ki zaten yazımın temel taşlarından biri o. Maçtan sonra antrenörü Del Neri onun için ‘'Gol atmak DNA'sında var'' dedi. Yalan da değil hani. Çünkü Pazzini, adını ilk olarak duyurmaya başladığı Atalanta'da dahi önemli bir golcü olacağı izlenimini vermekteydi. Daha sonra Fiorentina'da da önemli işler yaptı. İyi bir golcü fakat gol makinesi değil. Buldu mu affetmez diyebileceğiniz bir isim değil ama bir takım için ideal bir forvet oyuncusu. Onun Sampdoria'ya gitmesine neden olan olay belki de Gilardino'nun Fiorentina'ya dönüşüydü. İşte Pazzini oyun yapısı olarak da bence Gilardino ile büyük benzerlikler taşıyor. Fizik üstünlüğünün yanında savunmayı da çok yoruyor. İtalyan forvetlerinde böyle bir özellik hakim zaten. Fizik olarak üstün olanları bunun yanında oldukça da hareketliler.
Sampdoria ise Cassano ve Pazzini gibi iki isimle forvet hattında önemli bir uyum yakaladı. Geçtiğimiz sezonun devre arasında transfer olduğu Sampdoria'da 19 maçta 11 gol atmış olan Pazzini, bu sezon ise 15 golle İtalya'da gol krallığında ilk beş içinde yer alıyor.
Gerçek bir efsane...

Francesco Totti gerçek bir efsane... Öyle bir futbolcu ki başına gelmeyen şanssızlık kalmadı. Şimdi ilk defa bu sakatlığından sonra Totti'yi güçsüz görüyorum. İşte bu durumdan dolayı yazmak istedim ama bunun nedeni Totti'nin durumunu eleştirmek değil gerçekten fazlasıyla övgülerimi sunma isteğimdir.
Del Piero ve Totti konusunda bir kıyaslama yapılsa hangi dönemlerinde olursa olsun Totti derdim. Bugün performans açısından daha etkili bir Del Piero izliyoruz. Totti hafta sonu golünü attı fakat gücünden çok şey kaybettiği belli oluyor. 33 yaşına gelmiş, bugüne kadar yaşamadığı sakatlık kalmamış bir oyuncu kendini artık ne kadar toparlayabilir bilemiyorum.
Totti ve Del Piero belki de kıyaslanmaması gereken iki isim, ikisi de takımları açısından birer efsane. Fakat Totti'nin bugün etkisiz kalıyor olması kafaları karıştırmamalı, bana göre kesinlikle Totti çok farklı bir isim, ayrı bir oyuncu. Totti'ye değinmek istemememin en önemli nedenlerinden biri de bu eklem sorunları, kırık, çıkık gibi olayları çok sık yaşamış olmam. Yaşadığım zorlukları görünce Totti'ye imrenmemem, onu takdir etmemem elde değil.
2006 yılında Roma'nın müthiş on maçlık bir galibiyet serisi yakaladığı dönemde Totti'nin Empoli maçında ayağı kırılmıştı. Spalletti o maçın ardından kırığın çok ciddi olduğunu ve bağların da parçalandığını belirtmişti. İşte Şubat ayının sonunda sakatlanan Totti Dünya Kupası öncesinde doktorların oynayamazsın demelerine rağmen çıkıp oynamak istemiş ve bunu başararak İtalya ile Dünya Kupası şampiyonluğu da yaşamıştı. 2007-2008 sezonunun ikinci yarısında dizinden sakatlanan Totti tekrar ameliyat olmuş ve o sezonu kapattığı gibi bir sonraki sezonun da açılışını kaçırmıştı. Sahalara dönmesinin ardından 2008 yılının sonunda tekrar sakatlanan Totti iki ay sahalardan uzak kalmıştı. Totti bu sezon da önemli bir sakatlık geçirdi ve yine yılmadı Roma'nın şampiyonluk yarışında sahalara döndü. Arada daha yazmadığım birçok sakatlık var.
Totti ilk defa bana bu kadar güçsüz görünüyor. Fakat galiba artık bu durumu kabul edilebilir görmek gerekir. Çünkü yaşı ilerliyor, geçirmediği sakatlık kalmadı ve hala sahaya çıkıyor, takımına büyük katkı sağlıyor olması onun ne derece büyük bir efsane olduğunun göstergesi.
Büyü de gel
Bu yazıda biraz İtalya'ya ağırlık vermeye çalışacağımı belirtmiştim ve şimdi o doğrultuda da devam edeyim. Milan basına yansıyan haberlere göre Mario Yepes'i kadrosuna kattı. 34 yaşındaki Yepes ve benzeri yaşı ilerlemiş oyuncuların peşinden koşarken Milan elindekileri gözden kaçırıyor.
Milan'ın elinden kaçırdıklarına en büyük örnek Borriello. Nasıl yani diyeceksiniz ama birazdan değineceğim oyuncu ile Borriello arasında benzer bir durum var. Marco Borriello, Milan alt yapısından yetişmiş bir isim olmasına rağmen yıllarca başka takımlara kiralandı ve en sonunda 2007 yazında Genoa kulübüne satıldı. O sezon Borriello, Genoa formasıyla 19 gol kaydederek milli takıma kadar yükselince Milan onu sattığı ücretin dört katına bir sonraki yaz kadrosuna kattı. Yani Borriello, bir sene Genoa'da forma giydi ve tekrar Milan'a transfer oldu hem de önemli bir bonservis ücretiyle.

Artık esas bahsetmek istediğim isme gelmem gerekirse, bu isim sezonun İtalya'da en dikkat çeken oyuncularından Alessandro Matri... 25 yaşındaki oyuncu da Milan alt yapısından yetişme. O da yıllarca alt liglerde kiralık olarak forma giydikten sonra 2007 yazında Cagliari'ye transfer oldu. Transfer olduğu günden itibaren takımın değişmez isimlerinden biri haline gelen Matri, bu sezonki performansıyla en üst düzeye ulaştı. Matri gol krallığında attığı 13 golle yedinci sırada yer alıyor. Ayrıca 7 de asist yapan genç oyuncu istatistiklerden öte bir futbol oynuyor. İzleme şansı bulduğum maçlarında hep bir tehlike havası salıyor. Çok çabalıyor ve fazlasıyla fırsatçı bir isim. Hiç beklenmedik anda sahneye çıkabiliyor ve açık alanda da etkili olabildiğini söylemek lazım. Gerçekten orta düzeyde takımlarda yer alan oyuncular arasında en iyilerinden biri olduğunu söyleyebilirim.
Matri'nin adı bugün itibariyle Juventus ile anılıyor. Juventus'un, 25 yaşındaki oyuncuyu kadrosuna katmak istediği konuşuluyor. Milan'ın da bir hamle yapması beklenebilir ki zamanında Borriello konusunda bu durum yaşanmıştı. Keşke Milan dışarıda yaşlı oyuncuları aramak yerine, bu oyuncular alt yapılardayken onlara biraz daha fazla önem verebilse.
Son haftaların yıldızları
İtalya'da son haftalarda fazlasıyla dikkat çeken iki isim bulunuyor. Son haftalarda dediğime bakmayın aslında sezonun ikinci yarısından itibaren önemli bir form grafiği yakalamış durumdalar.
İlk isim Catania'nın devre arasındaki transferi Maxi Lopez. Herkes onu tanıyor ve bir şeyler yapabileceği tahmin ediliyordu. Çünkü 2005'in Ocak ayında Barcelona'ya 6.5 milyon avro ücretle transfer olmuş bir isimden bahsediyoruz. Aslında o dönemde Barcelona forması ile yeteneklerini fazlasıyla gösterdiğini düşünüyorum fakat gol atmak adına sorunlar yaşamıştı. Bir forvet olması da bu durumu kabul edilemez hale getiriyor. Daha sonra kiralık olarak Mallorca macerası yaşadı ve sonunda Rusya'ya FK Moskova'ya transfer oldu. Orada iyi bir performans sergileyen Maxi Lopez yine sonrasında Gremio'ya kiralandı. Son durak ise şu an itibariyle Catania oldu. Lopez ligde oynadığı 14 maçta 9 gol atarak dikkatleri tekrar üzerine çekmeyi başardı. Özellikle son Livorno maçında attığı golle sezonun en iyileri arasına girecektir.

İkinci isim Maxi Lopez'e göre performansıyla beni son dönemde çok daha fazla etkilemiş bir oyuncu. Atalanta'nın Şilili oyuncusu Jaime Valdes... 29 yaşındaki oyuncuyu izledikçe bizim takımlarımızın ‘'10 numara'' arayışı geliyor aklıma. Gerçekten bizim aradığımız kriterlerin hepsini taşıyor Valdes. Son haftalarda takımını tek kelimeyle taşıyor. Bizim ‘'10 numara'' kriterlerimizi taşıyor dedim ama Atalanta'da sola daha yakın oynuyor hatta sol kanatta oynuyor desek yeridir. Topla çok süratli, adam geçme konusunda çok yetenekli ve son dönemlerde arkadaşlarına gollük paslar atıyor. Bunu Roma maçında fazlasıyla göstermişti ki Inter maçında da bize izlettirdi. Bari'de, Lecce'de forma giyen büyük takım anlamında Fiorentina'da tutunamayan Valdes için yaş geçti mi artık bilinmez ama son dönemlerde izlemekten en çok zevk aldığım isim olarak gösterebilirim.
Burada amacım İtalya'da son haftaların dikkat çeken isimlerini yazmaktı fakat Rusya'dan bir isme de bu başlık altında değinmek istiyorum. Vladimir Dyadyun, Spartak Nalchik formasıyla yeni başlayan ligde dikkatleri üzerine çekmeyi şimdiden başardı. Yedi maç sonunda ligde lider durumda bulunan Nalchik'in 1988 doğumlu forveti Dyadyun ilk yedi maç sonunda dört gol atmayı başardı. Genç oyuncunun bonservisi Rubin Kazan'ın elinde. Spartak Nalchik'e kiralanan Dyadyun'un performansı Kazan ekibini pişmanlığa sürüklemiş olabilir. Çünkü Alejandro Dominguez'in takımdan ayrılmasının ardından Bukharov'a destek olacak ikinci isim konusunda çözüm arayan Qurban Berdyev, öncesinde pek şans tanımadığı Hasan Kabze'yi değerlendirmeye başlamıştı. Aslında bizim açımızdan durumun böyle olması çok iyiydi ve bir de Fatih Tekke kadroya katıldı. Şu an için pek ihtiyaç varmış gibi durmuyor ama genç oyuncu bu isimlerin arkasında önemli bir opsiyon olabilirdi.
En çalıştırılası takım
Bir konudan başka bir konuya atlıyorum ama böyle ufak ufak başlıklarla bir karma yapma çabasındayım. Belçika Milli Takımı'ndan bahsetmek istiyorum. Takım kadrosu o kadar kaliteli ki bence her antrenörün çalıştırmak isteyeceği takımlardan biri.
Bizim için Belçika, her aşamada kolay bir rakip. Hatta bize rakip olmadıklarını düşünüyoruz fakat onlar Dünya Kupası Elemeleri'nde bize ders verirlerken şimdi Avrupa Şampiyonası öncesi yine aynı gruba düştük. Kafalarımızda daha kuranın çekildiğigün biz yine Belçika'yı geçmeyi başardık. Aslında o Belçika oyuncu kalitesi bakımından çok üst düzeylere çıkmış durumda. İyi bir takım organizasyonu sağlandığı takdirde geçmişteki başarılı dönemlerine geri dönmeleri muhtemel.
Belçika Milli Takımı'nı bildiğimiz üzere Dick Advocaat çalıştırmaya başlamıştı. Fakat Advocaat yeni geldiği takımı Rusya'nın başına geçmek adına bıraktı. İnsan istiyor ki böyle bir milli takımın başına Arsene Wenger gibi bir isim geçmiş olsa.
İsim isim saymaya gerek yok ama yine Belçika kadrosuna bireysel anlamda önemli oyuncular açısından bakarsak oldukça zengin bir ekip. Vincent Kompany, Thomas Vermaelen, Moussa Dembele, Eden Hazard gibi isimler bugün Avrupa'nın en önemli genç oyuncuları arasında gösterilmekte. Bu isimlerin yanında Wesley Sonck, Daniel Van Buyten gibi tecrübeli isimler de bulunmakta. Bunların dışında Steven Defour, Kevin Mirallas, Axel Witsel, Romen Lukaku, Igor De Camargo, Jan Vertonghen gibi isimlerde büyük takımların dikkatini çekmeyi başaran isimler ve hepsinin önemli yıldızlar olması bekleniyor.
Belçika Milli Takımı iyi bir antrenör ile gerekli düzeni kurduğunda önemli işler yapabilecek bir ekip. Kesinlikle bu kadar genç ve yetenekli oyuncunun bir arada oynatılması güçtür ama bu sağlandığı takdirde büyük bir iş başarılmış olacaktır.
Roma, aslında şampiyon olacak bir takım izlenimini sonuçlar bakımından veriyordu. Roma-Inter karşılaşmasını saymazsak Roma'yı uzun zaman sonra 90 dakika izleme şansını Atalanta maçıyla yakalamıştım. Maçın özellikle ikinci yarısını izlerken bu takım mı şampiyon olacak dedim. Çünkü 2-0 yenik durumdayken Tribocchi ile 53. dakikada farkı bire indiren Atalanta biraz şanslı olsaydı bırakın beraberliği, galibiyeti bile alırdı.
Roma'nın geçtiğimiz hafta oynadığı Lazio karşılaşmasında da ortaya koyulan performans üst düzeyde değildi. Roma'nın tek farkla kazandığı maçta Lazio üstelik Floccari ile bir penaltı vuruşundan da faydalanamadı. Penaltı noktası kazılmadan atılmış bir penaltı ama şanssızlık işte kaçıyor. Hafta arasında oynanan Udinese maçını da izleme şansını elde etmiştim orada da Roma hiç maça gelmemiş gibiydi. Sonuçta Udinese 1-0 kazandı fakat Roma'nın ilk maçtan yakaladığı avantaj finale çıkmalarını sağladı.
Şimdi bazı yakınlarım da diyecektir bıkmadın Ranieri'yi ve Roma'yı eleştirmekten diye. Gerçekten bu sezon itibariyle bu takıma da, antrenörüne de saygım sonsuz. Hem Roma takım olarak, hem Ranieri antrenör olarak bu sezon için birçok övgüyü hak ediyor. Benim sadece değindiğim son haftalardaki kötü performansları... Önceki yazılarımdan birinde şampiyonluk için Inter'in istediği zaman harekete geçebileceğini yazmıştım. Son üç hafta kalmış olsa da Inter şampiyonluğu isterse alacakmış izlenimini halen yaratmakta. Inter saltanatı bitsin istiyorum, aslında eleştirdiğim Roma'nın şampiyon olmasını daha çok isterim. Ama iki takım da gerçekten çekici gelmiyorken bir yanım da Juventus'a yanar. Şampiyon olmamaya çalışan zirve takımları arasında dahi kendine yer bulamayan Juventus'a...

Biraz da Pazzini'ye değinmeden olmaz ki zaten yazımın temel taşlarından biri o. Maçtan sonra antrenörü Del Neri onun için ‘'Gol atmak DNA'sında var'' dedi. Yalan da değil hani. Çünkü Pazzini, adını ilk olarak duyurmaya başladığı Atalanta'da dahi önemli bir golcü olacağı izlenimini vermekteydi. Daha sonra Fiorentina'da da önemli işler yaptı. İyi bir golcü fakat gol makinesi değil. Buldu mu affetmez diyebileceğiniz bir isim değil ama bir takım için ideal bir forvet oyuncusu. Onun Sampdoria'ya gitmesine neden olan olay belki de Gilardino'nun Fiorentina'ya dönüşüydü. İşte Pazzini oyun yapısı olarak da bence Gilardino ile büyük benzerlikler taşıyor. Fizik üstünlüğünün yanında savunmayı da çok yoruyor. İtalyan forvetlerinde böyle bir özellik hakim zaten. Fizik olarak üstün olanları bunun yanında oldukça da hareketliler.
Sampdoria ise Cassano ve Pazzini gibi iki isimle forvet hattında önemli bir uyum yakaladı. Geçtiğimiz sezonun devre arasında transfer olduğu Sampdoria'da 19 maçta 11 gol atmış olan Pazzini, bu sezon ise 15 golle İtalya'da gol krallığında ilk beş içinde yer alıyor.
Gerçek bir efsane...

Francesco Totti gerçek bir efsane... Öyle bir futbolcu ki başına gelmeyen şanssızlık kalmadı. Şimdi ilk defa bu sakatlığından sonra Totti'yi güçsüz görüyorum. İşte bu durumdan dolayı yazmak istedim ama bunun nedeni Totti'nin durumunu eleştirmek değil gerçekten fazlasıyla övgülerimi sunma isteğimdir.
Del Piero ve Totti konusunda bir kıyaslama yapılsa hangi dönemlerinde olursa olsun Totti derdim. Bugün performans açısından daha etkili bir Del Piero izliyoruz. Totti hafta sonu golünü attı fakat gücünden çok şey kaybettiği belli oluyor. 33 yaşına gelmiş, bugüne kadar yaşamadığı sakatlık kalmamış bir oyuncu kendini artık ne kadar toparlayabilir bilemiyorum.
Totti ve Del Piero belki de kıyaslanmaması gereken iki isim, ikisi de takımları açısından birer efsane. Fakat Totti'nin bugün etkisiz kalıyor olması kafaları karıştırmamalı, bana göre kesinlikle Totti çok farklı bir isim, ayrı bir oyuncu. Totti'ye değinmek istemememin en önemli nedenlerinden biri de bu eklem sorunları, kırık, çıkık gibi olayları çok sık yaşamış olmam. Yaşadığım zorlukları görünce Totti'ye imrenmemem, onu takdir etmemem elde değil.
2006 yılında Roma'nın müthiş on maçlık bir galibiyet serisi yakaladığı dönemde Totti'nin Empoli maçında ayağı kırılmıştı. Spalletti o maçın ardından kırığın çok ciddi olduğunu ve bağların da parçalandığını belirtmişti. İşte Şubat ayının sonunda sakatlanan Totti Dünya Kupası öncesinde doktorların oynayamazsın demelerine rağmen çıkıp oynamak istemiş ve bunu başararak İtalya ile Dünya Kupası şampiyonluğu da yaşamıştı. 2007-2008 sezonunun ikinci yarısında dizinden sakatlanan Totti tekrar ameliyat olmuş ve o sezonu kapattığı gibi bir sonraki sezonun da açılışını kaçırmıştı. Sahalara dönmesinin ardından 2008 yılının sonunda tekrar sakatlanan Totti iki ay sahalardan uzak kalmıştı. Totti bu sezon da önemli bir sakatlık geçirdi ve yine yılmadı Roma'nın şampiyonluk yarışında sahalara döndü. Arada daha yazmadığım birçok sakatlık var.
Totti ilk defa bana bu kadar güçsüz görünüyor. Fakat galiba artık bu durumu kabul edilebilir görmek gerekir. Çünkü yaşı ilerliyor, geçirmediği sakatlık kalmadı ve hala sahaya çıkıyor, takımına büyük katkı sağlıyor olması onun ne derece büyük bir efsane olduğunun göstergesi.
Büyü de gel
Bu yazıda biraz İtalya'ya ağırlık vermeye çalışacağımı belirtmiştim ve şimdi o doğrultuda da devam edeyim. Milan basına yansıyan haberlere göre Mario Yepes'i kadrosuna kattı. 34 yaşındaki Yepes ve benzeri yaşı ilerlemiş oyuncuların peşinden koşarken Milan elindekileri gözden kaçırıyor.
Milan'ın elinden kaçırdıklarına en büyük örnek Borriello. Nasıl yani diyeceksiniz ama birazdan değineceğim oyuncu ile Borriello arasında benzer bir durum var. Marco Borriello, Milan alt yapısından yetişmiş bir isim olmasına rağmen yıllarca başka takımlara kiralandı ve en sonunda 2007 yazında Genoa kulübüne satıldı. O sezon Borriello, Genoa formasıyla 19 gol kaydederek milli takıma kadar yükselince Milan onu sattığı ücretin dört katına bir sonraki yaz kadrosuna kattı. Yani Borriello, bir sene Genoa'da forma giydi ve tekrar Milan'a transfer oldu hem de önemli bir bonservis ücretiyle.

Artık esas bahsetmek istediğim isme gelmem gerekirse, bu isim sezonun İtalya'da en dikkat çeken oyuncularından Alessandro Matri... 25 yaşındaki oyuncu da Milan alt yapısından yetişme. O da yıllarca alt liglerde kiralık olarak forma giydikten sonra 2007 yazında Cagliari'ye transfer oldu. Transfer olduğu günden itibaren takımın değişmez isimlerinden biri haline gelen Matri, bu sezonki performansıyla en üst düzeye ulaştı. Matri gol krallığında attığı 13 golle yedinci sırada yer alıyor. Ayrıca 7 de asist yapan genç oyuncu istatistiklerden öte bir futbol oynuyor. İzleme şansı bulduğum maçlarında hep bir tehlike havası salıyor. Çok çabalıyor ve fazlasıyla fırsatçı bir isim. Hiç beklenmedik anda sahneye çıkabiliyor ve açık alanda da etkili olabildiğini söylemek lazım. Gerçekten orta düzeyde takımlarda yer alan oyuncular arasında en iyilerinden biri olduğunu söyleyebilirim.
Matri'nin adı bugün itibariyle Juventus ile anılıyor. Juventus'un, 25 yaşındaki oyuncuyu kadrosuna katmak istediği konuşuluyor. Milan'ın da bir hamle yapması beklenebilir ki zamanında Borriello konusunda bu durum yaşanmıştı. Keşke Milan dışarıda yaşlı oyuncuları aramak yerine, bu oyuncular alt yapılardayken onlara biraz daha fazla önem verebilse.
Son haftaların yıldızları
İtalya'da son haftalarda fazlasıyla dikkat çeken iki isim bulunuyor. Son haftalarda dediğime bakmayın aslında sezonun ikinci yarısından itibaren önemli bir form grafiği yakalamış durumdalar.
İlk isim Catania'nın devre arasındaki transferi Maxi Lopez. Herkes onu tanıyor ve bir şeyler yapabileceği tahmin ediliyordu. Çünkü 2005'in Ocak ayında Barcelona'ya 6.5 milyon avro ücretle transfer olmuş bir isimden bahsediyoruz. Aslında o dönemde Barcelona forması ile yeteneklerini fazlasıyla gösterdiğini düşünüyorum fakat gol atmak adına sorunlar yaşamıştı. Bir forvet olması da bu durumu kabul edilemez hale getiriyor. Daha sonra kiralık olarak Mallorca macerası yaşadı ve sonunda Rusya'ya FK Moskova'ya transfer oldu. Orada iyi bir performans sergileyen Maxi Lopez yine sonrasında Gremio'ya kiralandı. Son durak ise şu an itibariyle Catania oldu. Lopez ligde oynadığı 14 maçta 9 gol atarak dikkatleri tekrar üzerine çekmeyi başardı. Özellikle son Livorno maçında attığı golle sezonun en iyileri arasına girecektir.

İkinci isim Maxi Lopez'e göre performansıyla beni son dönemde çok daha fazla etkilemiş bir oyuncu. Atalanta'nın Şilili oyuncusu Jaime Valdes... 29 yaşındaki oyuncuyu izledikçe bizim takımlarımızın ‘'10 numara'' arayışı geliyor aklıma. Gerçekten bizim aradığımız kriterlerin hepsini taşıyor Valdes. Son haftalarda takımını tek kelimeyle taşıyor. Bizim ‘'10 numara'' kriterlerimizi taşıyor dedim ama Atalanta'da sola daha yakın oynuyor hatta sol kanatta oynuyor desek yeridir. Topla çok süratli, adam geçme konusunda çok yetenekli ve son dönemlerde arkadaşlarına gollük paslar atıyor. Bunu Roma maçında fazlasıyla göstermişti ki Inter maçında da bize izlettirdi. Bari'de, Lecce'de forma giyen büyük takım anlamında Fiorentina'da tutunamayan Valdes için yaş geçti mi artık bilinmez ama son dönemlerde izlemekten en çok zevk aldığım isim olarak gösterebilirim.
Burada amacım İtalya'da son haftaların dikkat çeken isimlerini yazmaktı fakat Rusya'dan bir isme de bu başlık altında değinmek istiyorum. Vladimir Dyadyun, Spartak Nalchik formasıyla yeni başlayan ligde dikkatleri üzerine çekmeyi şimdiden başardı. Yedi maç sonunda ligde lider durumda bulunan Nalchik'in 1988 doğumlu forveti Dyadyun ilk yedi maç sonunda dört gol atmayı başardı. Genç oyuncunun bonservisi Rubin Kazan'ın elinde. Spartak Nalchik'e kiralanan Dyadyun'un performansı Kazan ekibini pişmanlığa sürüklemiş olabilir. Çünkü Alejandro Dominguez'in takımdan ayrılmasının ardından Bukharov'a destek olacak ikinci isim konusunda çözüm arayan Qurban Berdyev, öncesinde pek şans tanımadığı Hasan Kabze'yi değerlendirmeye başlamıştı. Aslında bizim açımızdan durumun böyle olması çok iyiydi ve bir de Fatih Tekke kadroya katıldı. Şu an için pek ihtiyaç varmış gibi durmuyor ama genç oyuncu bu isimlerin arkasında önemli bir opsiyon olabilirdi.
En çalıştırılası takım
Bir konudan başka bir konuya atlıyorum ama böyle ufak ufak başlıklarla bir karma yapma çabasındayım. Belçika Milli Takımı'ndan bahsetmek istiyorum. Takım kadrosu o kadar kaliteli ki bence her antrenörün çalıştırmak isteyeceği takımlardan biri.
Bizim için Belçika, her aşamada kolay bir rakip. Hatta bize rakip olmadıklarını düşünüyoruz fakat onlar Dünya Kupası Elemeleri'nde bize ders verirlerken şimdi Avrupa Şampiyonası öncesi yine aynı gruba düştük. Kafalarımızda daha kuranın çekildiğigün biz yine Belçika'yı geçmeyi başardık. Aslında o Belçika oyuncu kalitesi bakımından çok üst düzeylere çıkmış durumda. İyi bir takım organizasyonu sağlandığı takdirde geçmişteki başarılı dönemlerine geri dönmeleri muhtemel.
Belçika Milli Takımı'nı bildiğimiz üzere Dick Advocaat çalıştırmaya başlamıştı. Fakat Advocaat yeni geldiği takımı Rusya'nın başına geçmek adına bıraktı. İnsan istiyor ki böyle bir milli takımın başına Arsene Wenger gibi bir isim geçmiş olsa.
İsim isim saymaya gerek yok ama yine Belçika kadrosuna bireysel anlamda önemli oyuncular açısından bakarsak oldukça zengin bir ekip. Vincent Kompany, Thomas Vermaelen, Moussa Dembele, Eden Hazard gibi isimler bugün Avrupa'nın en önemli genç oyuncuları arasında gösterilmekte. Bu isimlerin yanında Wesley Sonck, Daniel Van Buyten gibi tecrübeli isimler de bulunmakta. Bunların dışında Steven Defour, Kevin Mirallas, Axel Witsel, Romen Lukaku, Igor De Camargo, Jan Vertonghen gibi isimlerde büyük takımların dikkatini çekmeyi başaran isimler ve hepsinin önemli yıldızlar olması bekleniyor.
Belçika Milli Takımı iyi bir antrenör ile gerekli düzeni kurduğunda önemli işler yapabilecek bir ekip. Kesinlikle bu kadar genç ve yetenekli oyuncunun bir arada oynatılması güçtür ama bu sağlandığı takdirde büyük bir iş başarılmış olacaktır.





















