İlk maçların ardından Dünya Kupası...

İlk maçların ardından Dünya Kupası futbolseverlere pek de iyi bir görüntü sunmadı.

SPORX AI BAKIŞI
calendar 17 Haziran 2010 13:20
Haber: Sporx.com Yazarlar
İlk maçların ardından Dünya Kupası...
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


İlk maçların ardından Dünya Kupası futbolseverlere pek de iyi bir görüntü sunmadı. Her gün konuşulan onlarca problem var. Özellikle şu vuvuzela konusu gerçekten tam anlamıyla bir facia. Benim derdim bunun kullanılıp, kullanılmamasıyken; mantığım da bir ülke, bir taraftar bu sesten nasıl hoşlanabilir, nasıl bunu çalmaktan zevk alabilir düşüncesini yargılıyor. Bir müzik aletinin ses konusunda hiç mi  estetiği olmaz. Tamam tarihi bir yönü var ve buna büyük saygı var ama yine de neden böyle bir çalgı. Geçmişte kullanılmış olması bize bugünkü işkenceyi yaşatmak zorunda mı'



Vuvuzela dertlerden sadece biriyken daha dediğim gibi onlarca problem var. Bir kere futbol açısından istenilen düzeye, heyecana ulaşılmış değil. Ama şu andaki görüntü  ilerleyen maçlarda bunun düzelebileceği havasını yaratıyor. Çok konuşulan konulardan biri de şüphesiz resmi top ‘'Jabulani''. Turnuvanın başlamasıyla gelen hatalı goller de direkt top hakkındaki düşüncelerin gerçekten haklı mı olduğu izlenimini yarattı. Tartışılan konular bitmek bilmiyor fakat örneğin tribünlerde ellerinde cam şişelerle seyircilerin ekranlara yansıması, sahanın içine giren seyirciler farklı, tuhaf bir Dünya Kupası izlenimini yaratıyor.

Tüm sorunlar bir yana esas sorun ortamın genel havasından kaynaklı. Sonuçta Dünya Kupası futbol üzerine bir etkinlik olsa da, aynı zamanda önemli bir eğlence organizasyonu. Fakat insanların sokağa çıkmaya korktuğu bir ülkede ne kadar bir şenlik havası yaratılabilir ki' Oraya giden televizyon muhabirlerini, yorumcuları dinlerken sanki spor değil de savaş muhabirleriymiş havasını seziyoruz. Onlara bir eleştiri değil bu kesinlikle oradaki ortamın bir sonucu. İşte tüm bu zorluklar eşliğinde bir Dünya Kupası izliyoruz ve saha içindeki heyecanı en azından yaşayalım derken bunu da bulamıyoruz.

Saha dışındaki olaylar her gün konuşuluyor, tartışılıyor. Farklı bir Dünya Kupası olduğu çok açık. Ama ben şimdi saha içine, takımların durumuna odaklanalım ve bunlar üzerinden bir yazı hazırlayım derdindeyim. Bu yüzden geçen süre uzun olsa da ilk maçların ardından bir yazı yazmayı tercih ettim. Şimdi genel hatlarıyla Dünya Kupası'nda futbolun getirdiklerine değinelim.

Milli takım antrenörü olabilmek

Böyle bir başlık atarken efsane olmuş isimlerin aslında antrenör bile olmadığını düşündüğümü  zannetmeyin. Tek amacım milli takımlar açısından benim antrenörlük kavramım. Bence milli takım antrenörü demek bir ülkenin vatandaşı olan en iyi 23 oyuncuyu bulup, kadroya çağırıp, onların sorunlu veya sorunsuz olmalarını bir yana koyarak kısa süreli turnuvalarda bir arada en iyi şekilde oynamalarını sağlamaktır. Çünkü bir ülkeyi temsilen o ülkenin takımının başındaki insanların kaprislerini ortaya koymalarını fazlasıyla yanlış buluyorum.

Beni bu tanıma iten olayların başında Carlos Alberto Parreira'nın Güney Afrika'sı geliyor. Güney Afrika son olarak Uruguay'a kaybederek bir üst tura çıkma şansını çok ama çok zora soktu. Peki, Parreira'nın bundaki payı nedir' Öncelikle Benni McCarthy konusunda, bu isimden geçmişin hesabını almak yerine kendi evindeki turnuvada bu oyuncudan faydalanmak çok daha mantıklı olabilirdi. Eee tabii ki oyuncuyu kadroya çağırmamak antrenör tercihi fakat Güney Afrika gibi kadrosu çok da kaliteli olmayan takımlar açısından tercihlerin iyi yapılması gerektiğini düşünüyorum. Parreira'ya tek eleştirim bu yönde olamaz çünkü Masilela konusundaki tutumunu anlayabilmiş değilim. Bu ismi pek tercih etmeyeceği izlenimini yaratıyordu ki Thwala'nın sakatlanması Konfederasyon Kupası'nın yıldızına forma şansı doğurdu. Aynı durum geride oldukları maçta dahi Uruguay karşısında Bernard Parker'ın oyuna dahil edilmemesinde de geçerli. Oyuna alınmaması diyorum da aslında bu kadroda ilk 11'in değişmezi olması gerekir.



Antrenörlerden devam edersek herkes tarafından eleştirilen Raymond Domenech'i es geçmek olmaz. Gerçekten ne kadar anlamsız şey varsa yapıyor. Hazırlık döneminde eleştirilerden kaçmak adına takımı 3 forvet sistemiyle oynatacağını, defansif anlayıştan vazgeçtiğini belirtmişti. Şimdi ilk maçta gördüğümüz Ribery-Anelka-Govou üçlüsü oluyorsa bu pek de istenen anlama gelmiyor. Malouda ile yaşadığı sorunlar onun büyük ölçüde forma şansını engelliyor. Fakat iyi olanı oynatmak yazımın başında da belirttiğim gibi antrenörün görevidir. Bizim basınımıza dahi yıldız olarak yansıyan Govou'nun Lyon'da oynayıp, oynayamayacağı bile şüpheli. Yaşadığı sakatlıklar olmasa bugün Avrupa'nın en önemli oyuncularının başında gelebilirdi fakat şu an Fransa gibi bir takımda ilk 11 oynayabilecek düzeyde hiç ama hiç değil. Son olarak da Henry konusuna gelirsek, böyle bir ismin Barcelona'da yedek kalması yaşadığı sakatlıklar, Barcelona'nın genel yapısının, kadrodaki oyuncu kaliteleriyle açıklanabilir fakat Fransa Milli Takımı için Henry'nin oynamaması hiçbir şekilde açıklanamaz.

Son olarak bugüne kadar hep olumlu bakmaya çalışsam da artık başaramadığım bir isme, Carlos Queiroz'a diyecek laf bulamıyor insan. Detaylı olarak ona da değineceğim. Dunga konusunda ise tamamen bir yazı hazırlamıştım o yüzden onunla ilgili bir konuya girersek tekrar aynı yazıyı yazmış olurum. Sadece katı okul müdürü konumundaki Dunga, dünyanın en zevkli takımlarından birini bizden çalmış durumda. Maradona'ya yönelik de çok eleştiri var fakat ben de bir Arjantinli gibi bakarak o bir efsane olur diyorum sadece.

Dünya Kupası'nın en antipatik takımı: Portekiz
“Daha ilk maçlar oynandı, hele dur bakalım. Nasıl vurdun damgayı hemen” diyebilirsiniz, ama sıradan, sıkıcı bir maç oynayan Portekizliler bunu sağlamak için maç sonrası performansları ile ellerinden geleni yaptılar.

Öncelikle Carlos Queiroz'un hakem eleştirilerindeki en büyük payı Drogba'nın kolundaki bir takıya takması Portekiz'in nelerle uğraştığının bir göstergesi. “Drogba, oyuncuları yaralayabilirdi, her oyuncuya eşit davranılmalı”, vb. dedi. Galiba Drogba'nın elinde bir bıçak vardı bizim göremediğimiz. Oyun içinse Queiroz sahada futbol oynamaya, galip gelmeye çalışan tek bir takım vardı dedi kendi takımını kast ederek ve Fildişi'nin oyunu bozmaya yönelik sert oynadığını belirtti. Bilmiyorum ama benim izlediğim Portekiz-Fildişi Sahili maçında oynayan yoktu ancak sonlarda çok iyi bir Afrika takımı vardı ki maça biraz heyecan kattılar.



Queiroz'un bu milli takıma kattığı  pek bir şey olmadığı zaten ortada. Nani konusunda basın tek nedenin sakatlık olmadığını düşünüyor. Deco oynatıldığı bölgeden yakınıyor. Sezonun formda isimlerinden Simao yedek başlıyor. Ruben Amorim diye görüp görebileceğiniz en sıradan isimlerden biri kadroya çağrılıp forma şansı bulurken Portekiz'de bana göre son 1-2 yılın en etkili isimlerinin başında gelen Miguel Veloso öylece oturuyor. Hazırlık maçlarının en iyi ismi Hugo Almeida ilk maç itibariyle forma şansı bulamıyor. Bir maçta bu kadar çok şey olunca antipatik bir durum ortaya çıkıyor.

Takımın oyuncuları da bu durumu yaratmaya müsait diyeceğim, fakat oyunculara haksızlık olacak aslında, tek isimden bahsediyorum Cristiano Ronaldo. Kendisi maçtan sonra hakemlerin onu koruması gerektiğini söylemiş. Taktığı performans artırıcı damaklıklarıyla, yanında duran adama dahi bir hareketle pas verme çabalarıyla, her gün ürettiği kaprisleriyle dikkat edilmesi gereken bir isim olduğu kesin. İşte böyle bir adama bu denli büyük bir yeteneğin verilmiş olması dünya futbolu açısından şanssızlık değil de ne!

Gruplarda ilk maçların ardından son durumlar
Grup grup bakmak gerekirse A Grubu'nda en beğendiğim takımlar iki maçını izlediğimiz Uruguay ve ilk maçında Güney Afrika ile berabere kalan Meksika. Şimdi bu gruptan Fransa çıkamaz da diyebilirsiniz, çıkıp şampiyon olurlar da... Ama şu an için Meksika ve Uruguay futbol açısından gerçekten iyi bir görüntü ortaya koydular.

B Grubu'yla devam edersek herkesin ortak noktada buluştuğu gibi berbat bir Yunanistan izledik. Çoğu zaman sıkıcı futbol oynarlardı, fakat yine de sonuç anlamında bu kadar çaresiz kalmazlardı. Çoğu kişinin beğenmediği Arjantin'i ise ben fazlasıyla beğendim. Grup lideri olacaklarına inanıyorum. İkincilik için ise Nijerya iyi bir kadroya sahip olmasına rağmen, tipik Afrika takımlarında olduğu gibi düzen içinde oynayamama sorununu aşabilecek mi bu çok önemli. Güney Kore ise önemli bir galibiyet aldı. Çalışkanlıkları, enerjileri ve ilk maçta aldıkları galibiyetin morali onları üst turlara taşıyabilir.

Your browser may not support display of this image.

Kaleci hatalarının sonuçları  belirlediği İngiltere'nin grubunda konu Ada ekibi olunca biraz durmak gerekiyor. Green'in yaptığı hatayla İngiltere'nin maçı kaybettiği düşüncesi var. Fakat ben burada biraz şüpheliyim. Acaba Green mi İngiltere'yi yaktı, İngiltere mi Green'i' Çünkü Dünya Kupası öncesinde de kötü bir performans sergileyen İngiltere'nin henüz maçın başında öne geçmesine rağmen açılış maçında sonuca gidememesi ne kadar kabul edilebilir. Ama Jabulani dendi, ama Green dendi ve İngiltere es geçildi. Kadro bakımından kusursuz oldukları söylenebilir. Kaleci sorunu deniyor ki Joe Hart ve David James'in geçirdikleri çok iyi bir sezonu düşününce buna da katılamıyorum. Amerika aldığı beraberliğin de etkisiyle grupta ikinci olabilmek adına en önemli favori. Belki lider de olabilirler tabii. Cezayir-Slovenya karşılaşmasında ise cidden bir kaleci hatası sonuca etki etti. Çünkü bütün maçı rakibine göre daha iyi oynayan Cezayir çok basit bir golle maçı kaybetti. Fakat kalecilere hiçbir zaman kızamayan biri olarak kaleciden öte suçlanması gereken isim sorumsuzluğuyla kesinlikle Ghezzal'dır.

Sıradan devam edersek D Grubu ilk maçlar itibariyle en zevkli karşılaşmalara sahne olan gruptu. Avustralya'yı  4-0 yenen Almanya'nın havası şu an için ortalığı  kasıp kavuruyor. Turnuva öncesinde şans verilmeyen Almanya bir anda şampiyonmuş gibi değerlendirilmeye başlandı. Gerçekten çok iyi bir futbol oynadılar, özellikle basında çokca yer bulan Mesut'un performansı da dikkat çekiciydi fakat karşılarında kötü  bir Avustralya olduğunu da hatırlatmak gerekir. Sürekli olarak 2006'daki Avustralya'dan bahsediliyor. Fakat o takımda önemli rollere sahip Kewell, Bresciano, Joshua Kennedy, John Aloisi, Mark Viduka gibi isimlerin bazıları kadroda yoktu, bazıları da ilk maçta oynama şansı bulamadılar. Ki bu isimler takımın hücum gücü açısından belirleyici isimler. Üstüne üstlük maç içinde Tim Cahill'in de atıldığını düşündüğümüzde Almanya'nın çok kolay bir rakip karşısında mücadele ettiğini söyleyebiliriz. Grubun diğer maçında da genelde Afrika takımlarında görülen takım olamama sorununu bir Afrika takımı karşısında Sırbistan'da izledik. Gana'nın gençler şampiyonasında başarının kaynağı olan bir ekip olma ruhuna sahip olduğunu gördük. Sırbistan'da ise kadro kalitesinin sahaya yansıtılamadığı çok açık. Savunmaları maç boyunca Lukovic-Vidic ikilisiyle çok zorlandı. Burada sol bek olarak daha iyi bir performans ortaya koyabilen Lukovic yerine Almanya'da sezonun en dikkat çeken isimlerinden Subotic tercih edilemezmiydi sorusu da geliyor akıllara. Bunları Lukovic'in kırmızı kart görmesinden dolayı değil de o ana kadar bile Vidic ile olan uyumsuzluğundan ötürü söylüyorum.

E Grubu'nda ilk maçlar itibariyle Hollanda istediği sonucu almayı başardı. Yine iyi oynuyorlar, yine ilk turda dikkat çeken ekiplerin başındalar fakat sonraki aşamalardan kimse emin değil. Danimarka'nın hücum gücünün zayıflığından bahsediliyor, aslında belki de uzun zamandır oldukça etkili kanat oyuncuları ile tanınıyorlar şimdi ellerinde bu kanat oyuncularına çok uygun bir de forvetleri var fakat isimlerin ilerleyen yaşları  mı hücumda etkisiz kalmalarına neden oluyor bilemiyorum. Ben yine de aslında etkili bir hücum takımı olduklarını  düşünüyorum ve bunu da önümüzdeki maçlarda göstereceklerine inanıyorum. Grubun diğer karşılaşmasında da yine Kamerun oynadı  fakat çalışkan, enerjilerini sahaya yansıtan Japonlar maçı 1-0 kazanmayı başardı. Burada da Kamerun'un artık Eto'o konusunu netleştirmesi gerekiyor. Eto'o konusunda bu maça kadar oldukça olumsuz düşünüyordum. Beğendiğim bir isim olmasına rağmen milli takım açısından genelde sorun yaratıyor izlenimini veriyordu. Bu maç gösterdi ki aslında Eto'o Dünya Kupasına son derece motive olmuş artık ya takım ona göre oynamak için bir şeyler yapmalı ya da onsuz bir düzen oluşturulmalı. Elde böyle bir oyuncu varken ilk seçenek bana göre kesinlikle çok daha mantıklı duruyor. Drogba'nın Fildişi'ndeki ağırlığı Eto'o açısından da Kamerun'da sağlanmalı.

Favorim dersem doğru olmaz herhalde ama içimde bir his yine İtalya şampiyon olacak diyor. Bunun için yeterli olmadıklarının farkındayım fakat his işte içimden böyle geçiyor. İtalya'nın yer aldığı F Grubu'nun favorisi İtalyanlar ilk maçta Paraguay ile berabere kaldılar. Bu sonuç kötü  olarak nitelendirilemeyeceği gibi aslında ilk maç açısından çok da iyi bir sonuç. Paraguay buraya gelirken çok iyi durumdaydı  ve bu gruptan çıkmaları İtalya'dan daha garanti gibi gözüküyor. İtalyanlar böyle bir rakip karşısında aslında beni tatmin etmeyi başardılar. Ben onların şampiyon olabileceği hissini taşıyanlardanım. Grubun diğer iki ekibi arasındaki maçta Yeni Zelanda hakkında okuduklarımdan ötürü bir sürpriz beklentim vardı. Ve Yeni Zelanda çok iyi bir performans ortaya koyamasa da Slovakya'dan puan almayı başardı.



Brezilya'ya olan ilgimi Dunga tamamen yok etmişken bu takımın maçından tekrar zevk alabileceğimi zannetmezdim. Fakat rakipleri Kuzey Kore sayesinde çok iyi bir maça tanık olduğumuzu düşünüyorum. Kapasite açısından yetersiz gibi dursa da Kuzey Kore çok diri, mücadeleye yatkın bir görüntü çizdi. Brezilya karşısında olmadı fakat diğer takımlara karşı sonuç anlamında da bir sürpriz şansları olduğunu söyleyebiliriz. Portekiz-Fildişi maçından biraz bahsettim zaten. Pek bir şey yoktu maçta. Sonlarda Fildişi Sahilleri maça önemli bir hareketlilik getirdi. Galatasaraylı Keita kısa süre oynamasına rağmen önemli bir etki yarattı.

Son grup ise birçoklarına göre turnuvanın en büyük sürprizine sahne oldu. İsviçre, turnuvanın en büyük favorisi İspanya'yı olabilecek en uygun, en iyi şekilde mağlup etmeyi başardı. İspanya'nın maçta etkin olması İsviçre'nin kötü oynadığı anlamına gelmez ki İspanya kazansa da, kaybetse de maça hakim olmayı başarabilen bir taraf. İşte İsviçre, İspanya'nın kurallarıyla oynadığı maçı kazanarak önemli bir iş başardı. Honduras'ın durumu oldukça kötü  fakat Suazo'nun dönüşü onlara bir hareketlilik getirebilir. Şili ise ilk maçların en zevk veren takımlarından biri olmayı  başardı. Teknik kapasitesi yüksek Valdivia-Fernandez-Alexis Sanchez gibi hücum oyuncularıyla bizlere iyi bir futbol izletmeyi başardılar.

İlk maçların dikkat çekenleri

İlk maçlardan biraz fazla konu çıkardık ama topa değindik, vuvuzelalara değindik, takımlara değindik, antrenörlere değindik, yazı içinde oyunculara da değindik ama bazı isimlere özel olarak bakmak gerekiyor.

Diego Forlan, Mesut Özil, Maicon, Ji Sung Park gibi dikkat çeken isimlerden farklı bazı oyunculara bakmak gerekirse ilk maçların ardından en başarılı isim Nijerya kalecisi Vincent Enyeama'ydı. Harika bir performans ortaya koyan Enyeama, Arjantin karşısında farkın açılmasını önleyen isimdi. Onun dışında genel olarak basına yansıyan Siphiwe Tshabalala ismi var ki zaten bu isim Konfederasyon Kupası ile birçok takımın listesine girmeyi başarmıştı. Dikkat çeken isimlerden bahsederken Hollanda maçında oyuna büyük bir hareketlilik getiren Eljero Elia'yı da söylememek olmaz. Elia oyuna girdikten sonra büyük bir heyecan kattı ve sol kanatta önemli işler yapmayı başardı. Yukarıda bahsettiğim Şili'nin önemli üçlüsü de dikkatleri çekmeyi başardı. Gana takımında Asamoah Gyan ismi ön plana çıksa da orta sahanın ortasındaki Anthony Annan ve Prince Tagoe futbollarıyla dikkat çekmeyi başaran ve Gyan'a göre çok daha etkili olan isimlerdi.



Meksika takımıyla Giovanni Dos Santos dikkatleri çekmeyi başardı. Aslında Galatasaray'da sergilediği performansın benzerini sergiledi. Haydi canım nerde diyenler olacaktır fakat ben zaten üstüne basarak Dos Santos'un Galatasaray'ın yaptığı en iyi hamle olduğunu belirtiyordum. Çünkü çok çalışkan ve sürekli bir şeyler yapma çabasında. Şimdi bize uzaktan iyi geliyor fakat buraya gelip aynı performansı sergilese bal yapmayan arı tabirini hemen yapıştıracağız.
Tümü
 Reklam