Finale Madrid

Şampiyonlar Ligi 2. Tur rövanş karşılaşmalarının 4 maçlık ilk ayağı sona erdi ve futbol dünyası büyük bir konu daha kazanmış oldu.

SPORX AI BAKIŞI
calendar 12 Mart 2010 00:00
Haber: Sporx.com Yazarlar
Finale Madrid
Klavye okları ile sonraki ya da önceki habere geçebilirsiniz.
Sporx’i buradan Google’da işaretle, en özel haberlere ilk sen ulaş!
Yorum Yap Yorum Yap
Google News


Şampiyonlar Ligi 2. Tur rövanş karşılaşmalarının 4 maçlık ilk ayağı sona erdi ve futbol dünyası büyük bir konu daha kazanmış oldu. Sezon başında rekor transferlerle büyük bir yatırım yapan Real Madrid, kendi sahası Santiago Barnebeu’daki final için yolun daha başında havlu attı.

Madrid’te erken son

Lyon önceden olduğu gibi yine Real Madrid’i sahasında yenmeyi başarmıştı. Deplasmanda da bugüne kadar gelen alışkanlık bozulmadı ve Lyon beraberliği almayı başardı. Maç içinde olanlar, kaçan pozisyonlar veya atılan, atılamayan goller... Hiçbirinin önemi yok. Çünkü sezon başında rekor paralar harcayan bir takımın, kendi sahasındaki bir Şampiyonlar Ligi Finali’ne yaklaşamaması bu kadar basit sebeplerle açıklanabilecek bir olay değil.

1-0 sona eren ilk maçın rövanşında herkesin mutlak favorisi Real Madrid’di. Hatta Ramos 3-0, Casillas 2-0 yeneriz gibi tahminlerde bulunmaşlardı. Rakip Lyon ise Michel Bastos’un oynayamayacak olmasının şokunu yaşıyordu. Real Madrid’te Benzema’nın, Xabi Alonso’nun yokluğundan şikayet edecek var mıdır bilmiyorum. Hatta bence taraftar Guti’nin oynayacak olmasından dolayı Xabi Alonso’nun yokluğundan mutlu dahi olmuşlardır.

Maça bakıldığında Real Madrid’in kaçan golleri dikkat çekiyor, zor gollerin adamı Higuain’in yine kolay pozisyonlardaki beceriksizliği ortaya çıkıyor. Ne olursa olsun diyorum çünkü üstelik karşındaki Lyon da hiç iyi bir durumda değil. Sevilla maçı herkesi havaya sokmuştu. Evet, Real Madrid harika bir futbol oynamıştı fakat unutulmamalı ki savunma konusunda Sevilla pek de ciddiye alınabilecek bir takım değil. Ne kadar iyi oynasa da Real Madrid’te hep söylemişimdir oynayan takım değil, takımın hücumdaki yıldızları. Takım oyunu adına hiçbir şey yok fakat top bir şekilde ileri taşınırsa dünyanın en önemli hücum silahları bir aradayken önemli işler yapmaları gayet normal.

Şimdi kimse anlatmasın Real Madrid şanssızdı, Real Madrid hak etti, Real Madrid alışma sürecini yaşıyor bu sene falan filan diye. 253.000.000 avroya adam takım uyumunu, alışma sürecini de alır. Nasıl mı ona uygun adamları transfer ederek olabilirdi mesela. Örneğim 35.000.000 avroya Xabi Alonso gibi başka kaç tane oyuncu alınabilirdi, aynı fiyata yedek kalan bir Karim Benzema’dan başkası alınamazmıydı' Çakma sol bek Arbeloa yerine bir sol bek mesela alınamazmıydı' Veya gidenlere bakalım Arjen Robben Real Madrid’in yükselemediği noktaya Bayern Münih’i taşıdı, Sneijder’in neler yaptığı ortada Inter ile, Negredo’nun Sevilla’daki performansı ortada ki o da 2. Tur karşılaşmalarında takımının deplasmandaki golünü atan isimdi, Heinze, Nistelrooy, Huntelaar, Saviola ve nicesi...

Adamlar elendi konuşursun diyorsunuzdur belki de. Zaten onlar elenmeden finale kadar gitselerdi paranın karşılığını verselerdi onlar haklıydı, ben ve benim gibi düşünenler haksızdı. Ama şimdi başından beri eleştirdiğim bu politikayı iyice yerin dibine sokma şansına sahibim. Bundan sonra İspanya Ligi şampiyonu da olsa sahasındaki bir Şampiyonlar Ligi Finali’nde olmayan Real Madrid başarısızdır. Daha geçtiğimiz günlerde tanıtılan Şampiyonlar Ligi Final’inin topu ‘’Finale Madrid’’ ile başka ayaklar, onların sahasında oynanacak.

Kızıl Şovalyeler geliyor

10 Mart Çarşamba günü oynanan Manchester United-Milan maçı turu kimin geçtiğinden, maçı kimin kazandığından daha önemli olaylara olanak sağladı. Milan tarafından bakarsak tura inanan birini göremedik zaten. Leonardo dersek o da zaten ilk antrenörlük deneyiminde iş kolay gelmiş olacak ki durmadan atıp tutuyor. Önce kovulursam kovulayım dedi benim için sorun değil dedi o zaman zaten anlaşıldı onun tutumu. Sonra da akşam tura inandığını belirtti, hatta skor vererek biz yeneriz bunları dedi. Olabilir, belki de bir antrenörün yapması gerekendir ama takıma bu düşüncelerini hiç aşılamamış herhalde sahada Milan’ın turu geçmesini muhtemel görüp de mücadele eden tek bir futbolcusu yoktu.

Manchester United cephesinde ise bir kere takımın David Beckham ile buluşması gerçekten oldukça önemliydi. Oyuna girerken dedim Beckham, keşke tekrar Manchester United’a dönecek olsa diye. Onun dışında bu maçta da dikkat çeken bir Rooney gerçeği var. Ligde de artan formu aynı şekilde devam ediyor.

Manchester United tarafında dikkat çeken bir nokta da taraftarların kulüp sahiplerine yönelik tepkisiydi. Taraftarlar, 1878 yılında Newton Heath adıyla kurulan kulüplerinin o zamanki renklerini içeren yeşil-sarı atkılarla şu anki kulüp sahiplerini protesto ettiler. Hep bir ağızdan ‘’We want Glazer out’’ tezahüratları ile Glazer ailesininin istenilmediği söylenirken, daha sonra da ekranlara bile yansıyan açılan “Hate Glazer, Love United” pankartlarıyla aileye nefretlerini, kulüplerine olan sevgilerini dile getirmeye çalıştılar.

Uzun zamandır gündemde olan, bu hafta içinde iyice tavan yapan ve artık plandan öte girişime dönüşen bir ‘’Kızıl Şovalyeler’’ (Red Knights) harekatı var. 2005 yılında 1.2 milyon dolara kulüplerini satın alan Glazer ailesinden kulübü satın almak isteyen Mancherster United taraftarlarının oluşturduğu bir grup Kızıl Şovalyeler. Eski futbol federasyonu başkanlarından Keith Harris’in öncülük ettiği bu grubu Mancester United taraftarı 60 zengin isim oluşturuyor ve bugün kulüplerini almak için 2.3 milyar doları gözden çıkarmış durumdalar. Bu paranın içinde toplam borç 756 milyon dolar da yer alıyor.

Arshavin ve Arsenal

Fabregas’ın olmaması Arsenal için ne kadar büyük bir eksikmiş gibi gözükse de Arshavin’in sağlıklı bir şekilde takımda olduğu maçlar Londra ekibi için çok farklı bir görüntü çiziyor. Arshavin ve ikinci yarıda oyuna giren Eboue, Arsenal’i Porto karşısında rahat bir galibiyete taşıdılar. Porto’nun da performansında büyük bir düşüş olduğu yıllardır ambargo koydukları Portekiz Ligi’ndeki durumlarından belli. İlk maçta anlaşılamaz bir golle Arsenal’i yenmeyi başarmışlardı fakat iyi oynadıklarını söyleyemeyiz. Özellikle ocak ayından beri oldukça kötü bir performans sergiliyorlar. Transfer edilen Ruben Micael’i ilk kez Leixoes maçında 90 dakika izleme şansı bulmuştum. Nacional’den transfer edilen bu ismin her hangi bir artısını görememe rağmen takımın vazgeçilmezlerinden biri haline geldi. Cristian Rodriguez, Mariano Gonzalez, Fernando Belluschi gibi isimlerin önünde ilk 11 başlıyor. Duran topları, uzaktan şutları etkili diyeceğim herhalde çünkü her duran topta o var, oyun içinde de uzaktan şutlar çekmeye çalışıyor ama yok onlarda da bir katkı sağlamış değil.

Atın Berbatov’a artık

Bir konu var ki her Berbatov’u izlediğimde fazlasıyla karşıma çıkıyor. Manchester United maçlarında artık bazen Berbatov’a takılıp kalıyorum. Berbatov, yetenekleri açısından nadir bulunabilecek cinsten bir forvet. Top tekniği açısından birçok orta saha oyuncusundan çok daha iyi olduğunu söyleyebiliriz, müthiş bir oyun zekası var. Ama bir de bazı hareketleri var ki oldukça antipatik. Donuk suratlı bu adamın ne ara antipatik yönünü bulduğumu sorarsanız hemen söyleyeyim. Top başkasındayken durmadan ellerini havaya kaldırıp top istiyor bu gayet normal. Topun ona ulaşmadığı her pozisyonda bir isyan havasında. Maçın genelinde onu izlemeye kalkarsanız bunu çok iyi anlarsınız. Sürekli bir isyan halinde topu isterken de, top ona ulaşmadığında da. Topu iyi kullanıyor tabii toptan mahrum kalmak istemiyor ama böyle hareketler Berbatov gibi bir isimde dikkatimi çektiğinden beri, beni de maç izlemekten çok kendisine yine tepki gösteriyor, yine hareket yapıyor, yine isyan ediyor diye topun oynandığı alanı izlemekten mahrum bırakıyor.

Jo’dan aldım malzemeyi

Bu köşede sürekli oyuncuların kart istemelerinin ağır şekilde değerlendirilmesine tepki gösteriyorum. Şimdi  8 Mart Pazartesi günü oynanan Eskişehirspor - Galatasaray maçında Jo’nun kart isteme pozisyonu tam bana gündem oldu.

Televizyon programlarını izliyorum ve genelde geçen bir tartışma var. Bazı eski futbolcular yorumculuk yaparken konuşulan bazı konularda “futbolun içinden gelmeyenler bilemezler, anlayamazlar” ifadelerini kullanıyorlar. Futbolcuyken futbol ile ilgilenmeyen ama futbol yorumculuğu yapan bazı saygı duyduğum spor yorumcuları Galatasaray’ın maçından sonra Jo’nun sarı kart istediği pozisyonu da göze alarak kırmızı kart görmesi gerekirdi diyorlar. Evet, kitapçıkta bunun bir sarı kart olarak cezalandırılması ön görülüyorsa bunun gerekliliğini anlatmak doğru olan belki de. Ama şimdi soruyorum bir faul ile kendini bir anda yerde bulan bir oyuncunun bir anda hakeme şaşırıp, daha yerde otururken sarı kart istediğini eli ile belirtmesi o pozisyonun da etkisiyle ne kadar suçmuş, oyuncu hatasıymış gibi gösterilebilir. Bunu eski futbolcular oyuncu psikolojisi ile açıklayamıyorlar mı' Sadece bulunduğu yerden eliyle bir işaret yaptı. Gidip hakemi falan iteklemedi ki bunlarda olmuştur bizim ligimizde.

Bu konuya takmış durumdayım. Şimdi maçta da bu pozisyon yaşanınca ortalığı bir heyecan kapladı. Ama benim mantığım bu sarı kart istemenin kimi, nasıl rahatsız edici bir hareket olduğunu anlayamadı. Sarı kart isteme bir ceza gerektiriyor ki buna da katılmıyorum ama madem böyle sarı kartın da bir değerlendirilmesi, hakem takdiri vardır. Jo’nun diğer hareketlerinden dolayı kırmızı kart görmesi gerekirdi denilsin ama bir pozisyonu önleyen el ve bir gole neden olan el ile bu tip durumların aynı kefeye koyulması ne kadar geçerli ben anlamıyorum. Hakemin birçok yanlış takdirinin yanında eğer gerçekten bir yorumlama ile Jo’ya sarı kartı göstermemiş ise bu hareket oldukça yerinde olmuştur.
Tümü
 Reklam